Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim;
Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler;
Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;
——————————————-
(Aldanma-aldatma) (Resmi Mushaf: 64 / İniş Sırası: 108)—-
Bu surede Allah’ın nizamından, evrensel kurallardan ve insanları aldatan kadın ve erkeklerden bahsediyor.
Bismillahirrahmanirrahim
1-Yusebbihu li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) lehu-lmulku ve lehu-lhamd(u)(s) ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
-Tenzih eder Allah’ı, ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde, onundur saltanat ve tedbir ve onadır hamd ve onun, her şeye gücü yeter.
-Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd (övgü) O’nundur. O, her şeye güç yetirendir.
-Göklerdekiler ve yerdekiler Allah’ı tespih ediyor. O’nundur mülk ve yönetim; O’nun içindir tüm övgüler. Herşeye gücü yetendir O.
Göklerdekiler ve yerdekiler onun verdiği vazifeyi tam yaparlar. Mülk ve yönetim onundur. Onadır bütün övgüler. Onun her şeye gücü yeter.
2-Huve-lleżî ḣalekakum feminkum kâfirun ve minkum mu/min(un)(c) va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)
-O, öyle bir mabuttur ki sizi yaratmıştır da sizden kafir olan da vardır, inanan da ve Allah, ne yapıyorsanız görür.
-Sizi yaratan O’dur; buna rağmen sizden kiminiz kafirdir, kiminiz mü’min, Allah yaptıklarınızı görendir.
-O’dur sizi yaratan. Sizin bir kısmınız küfre sapmıştır, bir kısmınız iman etmiştir. Ve Allah, işleyip ürettiklerinizi çok iyi görmektedir.
Sizleri (göklerdekileri ve yerdekileri) yaratan Odur. Bir kısmınız (göklerdekiler ve yerdekiler) kâfir olmuştur bir kısmınız iman etmiştir. Allah ne yapıyorsanız hepsini bilir.
3-Ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakki ve savverakum fe-ahsene suverakum(s) ve-ileyhi-lmasîr(u)
-Yaratmıştır gökleri ve yeryüzünü gerçek olarak ve size suret vermiştir ve suretinizi de en güzel bir tarzda meydana getirmiştir ve sonunda da dönülüp gidilecek yer, onun tapısıdır.
-Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi güzel yaptı. Dönüş O’nadır.
-Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O’nadır dönüş.
Gökleri ve yeri amaca uygun bir nizam içinde yarattı. Yine amaca uygun olarak sizlere biçim (akıl, idrak, nefis, kabiliyet) verdi ve çok güzel yaptı. (Bu sayede) sonunda dönüşünüz tekrar onadır.
4-Ya’lemu mâ fî-ssemâvâti vel-ardi veya’lemu mâ tusirrûne vemâ tu’linûn(e)(c) va(A)llâhu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
-Bilir ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve bilir neyi gizlerseniz ve neyi açığa vurursanız ve Allah, gönüllerde olanı da bilir.
-Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
-Göklerde ne var, yerde ne var, bilir. Ve bilir sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Göklerde ve yerde, gizli, açık ne varsa bilir. (Gökte de olsanız, yerde de olsanız) gizlinizi açığınızı bilir. Gönüllerinizden neler geçiyor onları da bilir.
5-Elem ye/tikum nebeu-lleżîne keferû min kablu feżâkû ve bâle emrihim ve lehum ‘ażâbun elîm(un)
-Daha önce kafir olanların haberi gelmedi mi size? Yaptıkları işin vebalini tattılar ve onlara elemli bir azap var.
-Bundan önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? İşte onlar, işlerinin vebalini taddılar. Onlara acı bir azab vardır.
-Sizden önce küfre sapanların haberleri gelmedi mi size? Onlar yapıp ettiklerinin vebalini tattılar. Ve onlar için korkunç bir azap vardır.
(Amaca uygunluğu, dönüşü bozmak isteyenlerin) haberi sizlere gelmedi mi. Bozmaya çalışmanın neticesini gördüler. Ahirette onları acı azap bekliyor.
6-Żâlike bi-ennehu kânet te/tîhim rusuluhum bilbeyyinâti fekâlû ebeşerun yehdûnenâ fekeferû ve tevellev(c) vestaġna(A)llâh(u)(c) va(A)llâhu ġaniyyun hamîd(un)
-Bu da, peygamberlerinin, apaçık delillerle onlara geldikleri halde onların, bir insan mı bize doğru yolu gösterecek deyip de kafir olmalarından ve yüz çevirmelerindendir ve Allah da onlardan müstağni olduğunu göstermiştir ve Allah, müstağnidir ve hamde layık, odur.
-Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde ‘bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?’ demeleri ve bu yüzden inkâr edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani’dir, Hamid’dir.
-Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: “Bir insan mı bize kılavuluk edecek?!” deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.
Onlara açık uyarılarla, bilgilerle Resuller gelmişti. Kendi bilgileri onlara daha cazip geldi. O da bizim gibi bir beşer, bizden iyimi bilecek dediler ve bildiklerini okudular. Sonunda, Allah’ın hak olarak (uygun olarak / sebep-sonuç) yaptığını hiç kimsenin bozamayacağı ortaya çıktı. Allah Gani’dir, Hamid’dir.
7-Ze’ame-lleżîne keferû en len yub’aśû(c) kul belâ ve rabbî letub’aśunne śümme letunebbeunne bimâ ‘amiltum(c) ve żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)
-Kafir olanlar, sanırlar ki öldükten sonra dirilmeyecekler kesin olarak; de ki: Evet ve Rabbime andolsun ki elbette dirileceksiniz, sonra da ne yaptıysanız size haber verilecek ve bu, Allah’a pek kolaydır.
-İnkâr edenler kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: ‘Hayır, Rabbime andolsun, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah’a göre oldukça kolaydır.’
-Küfre sapanlar asla diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: “Rabbime yemin ederim ki, sandığınız gibi değil. Andolsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; yine andolsun ki, yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır.”
İnkâr edenler tekrar dirilmeyeceklerini sanıyorlar. De ki, yemin ederim dirileceksiniz. Yine yemin ederim ki, yaptığınız iyi kötü her şeyi siz göreceksiniz. Allaha göre bu çok kolaydır.
8-Feâminû bi(A)llâhi ve rasûlihi ve-nnûri-lleżî enzelnâ(c) va(A)llâhu bimâ ta’melûne ḣabîr(un)
-Artık inanın Allah’a ve Peygamberine ve indirdiğimiz nura ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır.
-‘Şu halde Allah’a, O’nun Resûlü’ne ve indirdiğimiz nur (Kur’an)a iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdârdır.’
-Artık Allah’a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
Onun için artık Allaha ve Resulüne inanın. Kitaptaki bilgilere (uyarılara) uyun. Her yaptığınızdan Allah’ın haberi olur.
9-Yevme yecme’ukum liyevmi-lcem’(i)(s) żâlike yevmu-tteġâbun(i)(k) vemen yu/min bi(A)llâhi ve ya’mel sâlihan yukeffir ‘anhu seyyi-âtihi ve yudḣilhu cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ ebedâ(en)(c) żâlike-lfevzu-l’azîm(u)
-O gün, sizi toplantı günü için bir araya getirecektir ve bugün, aldananın, aldatanın, kar ve ziyan edenin meydana çıkacağı gündür ve kim inanırsa Allah’a ve iyi işlerde bulunursa onun kötülüklerini örter ve kıyılarından ırmaklar akan cennetlere, ebedi kalmak üzere sokar onu; bu, pek büyük bir kurtuluş, kutluluk ve murada eriştir.
-Sizi toplanma günü için bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah’a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş (fevz)’ budur.
-“Toplanma günü” için sizi biraraya getirdiği gün, karşılıklı aldatış ve aldanışların ortaya çıktığı gündür. Kim Allah’a iman eder, barışa ve hayra yönelik iş yaparsa, Allah onun çirkinliklerini örter ve kendisini altından nehirler akan bahçelere, içlerinde sürekli kalmak üzere yerleştirir. İşte büyük başarı budur.
Bir araya toplandığınız O günde, Kim kimi aldatmış, kim aldatılmış ortaya çıkar. Kim inandıktan (sonra) salih amel işlemiş ise, Allah onun yaptığı yanlışlıkları kapatır. Onları, sonsuz kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu büyük mutluluktur.
10-Velleżîne keferû ve keżżebû bi-âyâtinâ ulâ-ike ashâbu-nnâri ḣâlidîne fîhâ(s) vebi/se-lmasîr(u)
-Ve kafir olan ve delillerimizi yalanlayanlarsa cehennemliklerdir, ebedi kalırlar orada ve orası, dönüp varılacak ne kötü yerdir.
-İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar içinde sürekli kalıcılar olmak üzere, ateşin halkıdırlar. Ne kötü bir dönüş yeridir O.
-Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar, içinde sürekli kalacakları ateşin dostlarıdır. Ne kötü dönüş yeridir orası!
Hakkı (uygunluğu) inkâr edenler ve uyarılarımızı dinlemeyenler (uygunluğu bozmak isteyenler), içinde devamlı kalacakları bir pişmanlık ateşinde olacaklar. Ne kötü bir sıkıntıdır.
11-Mâ esâbe min musîbetin illâ bi-iżni(A)llâh(i)(k) vemen yu/min bi(A)llâhi yehdi kalbeh(u)(c) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
-Hiçbir felaket, Allah’ın izni olmadıkça gelip çatmaz ve kim inanırsa Allah’a, o da, onun gönlüne doğru yolu ilham eder ve Allah, her şeyi bilir.
-Allah’ın izni olmadıkça hiç bir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah her şeyi bilendir.
-Allah’ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah’a inanırsa Allah O’nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah herşeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Kim Hakka (alemin kural, kanun ve nizamına) uyarsa ona musibet gelmez. Allah’ta onun hata yapmamasına yardım eder. Çünkü Allah her şeyi bilendir.
12-Ve etî’û(A)llâhe ve etî’û-rrasûl(e)(c) fe-in tevelleytum fe-innemâ ‘alâ rasûlinâ-lbelâġu-lmubîn(u)
-Ve itaat edin Allah’a ve Peygambere; yüz çevirecek olursanız artık Peygamberimize düşen vazife, ancak apaçık tebliğden ibarettir.
-Allah’a itaat edin ve Resûle de itaat edin. Şayet yüz çevirecek olursanız, artık elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık bir tebliğ (gerçeği size iletmek)dir.
-Allah’a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz resulümüze düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.
Allaha itaat edin, Resule itaat edin. İtaat etmezseniz, resulün yaptığı açık ve gerçek bir uyarıdan başka şey değildir.
13-(A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(c) ve ’ala(A)llâhi felyetevekkeli-lmu/minûn(e)
-Bir Allah’tır ki yoktur ondan başka tapacak ve artık Allah’a dayansın inananlar.
-Allah; O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse mü’minler (yalnızca) Allah’a tevekkül etsinler.
-Allah… İlah yok O’ndan başka! Yalnız Allah’a güvenip dayanır iman sahipleri.
Allahtan başka ilah yoktur. İnananlar yalnız ona tevekkül etsinler.
14-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum ‘aduvven lekum fahżerûhum(c) ve-in ta’fû ve tasfehû ve taġfirû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
-Ey inananlar, şüphe yok ki eşlerinizin ve evlatlarınızın bazısı, düşmandır size, artık sakının onlardan ve bağışlar ve yüzlerine vurmaz ve suçlarını örterseniz artık bilin ki Allah, suçları örter, rahimdir.
-Ey iman edenler, gerçek şu ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizin için (birer) düşmandırlar. O halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
-Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun. Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezlikten gelirseniz, kuşkusuz Allah da affedici, merhamet edici olur.
Ey iman edenler (erkek, kadın), eşlerinizden ve evlatlarınızdan bazısı size düşmandır (Onların isteklerini kırmayarak bazı yanlışlar yaparsınız) Sakının. Dikkat edin. Düşmanlıklarını görmez, yüzlerine vurmazsanız, Allah’ta görmez ve affeder.
15-İnnemâ emvâlukum ve evlâdukum fitne(tun)(c) va(A)llâhu ‘indehu ecrun ‘azîm(un)
-Mallarınız ve evlatlarınız, bir sınamadır size ancak ve Allah katındaysa pek büyük bir mükafat var.
-Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O’nun katında olandır.
-Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.
Mallarınız ve evlatlarınız, sizin, onları kullanış ve onlara davranış derecenizi ölçmek içindir imtihandır. Allah’ın katında, onlara davranışınıza göre ödül vardır.
16-Fettekû(A)llâhe mâ-steta’tum vesme’û ve-etî’û ve enfikû ḣayran li-enfusikum(k) vemen yûka şuhha nefsihi feulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
-Artık çekinin Allah’tan gücünüz yettiği kadar ve dinleyin ve itaat edin ve mallarınızı harcayın hayır yolunda, sizin için hayırlıdır ve kimler, nefsinin hırsından, nekesliğinden korunursa artık onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri.
-Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
-O halde, gücünüz ölçüsünde Allah’tan korkun, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. Nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
O halde, mümkün olduğu kadar bu uyarımı dinleyin ve (davranışınızda) sorumluluğunuzda bilinçli olun ve verici olun. (Cimrilik etmeyin) Nefsinize hâkim olun. Nefislerine hâkim olanlar kurtuluşa erenlerdir.
17-İn tukridû(A)llâhe kardan hasenen yudâ’ifhu lekum ve yaġfir lekum(c) va(A)llâhu şekûrun halîm(un)
-Eğer Allah’a güzel bir tarzda borç verirseniz o, verdiğinizi katkat arttırır size ve suçlarınızı örter ve Allah, iyilik edenlere fazlasıyla mükafat verir, azaplandırmada da aceleci değildir.
-Eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim’dir (cezayı vermekte acele etmeyendir).
-Eğer Allah’a gönül hoşluğuyla birşey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekur’dur, şükredenlere karşılık verir; Halim’dir, yumuşak ve merhametli davranır.
Eğer Allah’ın bu uyarısına, sırf Allah böyle istiyor diye, nefsinize hâkim olursanız (cimrilik etmezseniz) Allah sizi bağışlar ve katlayarak verir. Elinizdekilere şükredin ve merhametine sığının.
18-‘Âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-lhakîm(u)
-Gizliyi de bilir, görüneni de, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, Aziz (üstün ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet sahibi)dir.
-Görünmeyen ve görünen alemleri bilendir O; Aziz’dir, Hakim’dir.
Allah içinizden geçenleri de bilir geçmeyenleri de. O Hüküm ve Hikmet sahibidir.
