İçeriğe geç

Talak

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————————————————

(boşanma) (Resmi Mushaf: 65 / İniş Sırası: 99)——

Bu surede boşanmadan bahsediyor. Allahın kurallarına göre boşanmayan memleketlerin maddi ve manevi çok sıkıntılar çekeceğinden bahsediyor. 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu iżâ tallektumu-nnisâe fetallikûhunne li’iddetihinne ve ahsû-l’idde(te)(s) vettekû(A)llâhe rabbekum lâ turicûhunne min buyûtihinne velâ yarucne illâ en ye/tîne bifâhişetin mubeyyine(tin)(c) vetilke hudûdu(A)llâh(i)(c) vemen yete’adde hudûda(A)llâhi fekad zaleme nefseh(u)(c) lâ tedrî le’alla(A)llâhe yuhdiśu ba’de żâlike emrâ(n)

-Ey Peygamber, kadınları boşayacağınız zaman temiz oldukları vakit boşayın ve müddetlerini sayın ve çekinin Rabbiniz Allah’tan; çıkarmayın onları evlerinden ve onlar da çıkmasınlar, ancak apaçık bir çirkin harekette bulunurlarsa o başka ve işte bunlardır Allah’ın sınırları ve kim Allah’ın sınırlarını aşarsa gerçekten de kendisine zulmeder; bilmezsin, belki de Allah, bundan sonra bir iş çıkarıverir.

-Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık ‘çirkin bir hayasızlık’ göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
-Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah’ın sınırlarını çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş / oluş ortaya çıkarır.

 

Ey Nebi, kadınları boşadığınız zaman, müddetlerini (iddet) bekleyip boşayın. Rabbiniz Allahtan korkun. Ayrı evleri yoksa evlerinden çıkarmayın. Onlarda çıkmasınlar. Hayasızlık yapmaları halinde başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse, kendine zulmetmiş olur. Bakarsın her şey değişir, tekrar beraber olursunuz.

 

2-Fe-iżâ belaġne ecelehunne fe-emsikûhunne bima’rûfin ev fârikûhunne bima’rûfin ve eşhidû żevey ‘adlin minkum ve akîmû-şşehâdete li(A)llâh(i)(s) żâlikum yû’azu bihi men kâne yu/minu bi(A)llâhi velyevmi-l-âir(i)(c) vemen yetteki(A)llâhe yec’al lehu meracâ(n)

-Müddetlerini tamamlayınca da onları güzellikle alın, yahut da güzellikle ayrılın onlardan ve sizden iki tane adalet sahibi tanığı bulundurun da tanıklık etsinler ve tanıklığı da Allah için doğru yapın; işte Allah’a ve ahiret gününe inanana böylece öğüt verilmededir; ve kim, çekinirse Allah’tan, ona sıkıntıdan bir kurtuluş vesilesi yaratır.
-Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
-Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah’a ve ahiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.

 

Müddetlerini doldurduktan sonra, onları boşayabilirsiniz veya tekrar evlenebilirsiniz. Her iki halde, içinizden adalet sahibi iki şahit tutun. Her şey kurallara uygun olsun. Allaha ve ahiret gününe inananlara öğütlerim budur. Allahtan korkana Allah kolaylık gösterir.

 

3-Ve yerzukhu min hayśu lâ yahtesib(u)(c) vemen yetevekkel ‘ala(A)llâhi fehuve hasbuh(u)(c) inna(A)llâhe bâliġu emrih(i)(c) kad ce’ala(A)llâhu likulli şey-in kadrâ(n)

-Ve onu, hesaplamadığı yerden rızıklandırır ve kim Allah’a dayanırsa o, yeter ona; şüphe yok ki Allah, yapacağı işi yerine getirir, gerçekten de Allah, her şeye bir ölçü, bir miktar tayin etmiştir.
-Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.
-Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah’a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz Allah emrini yerine getirecektir. Allah herşey için bir ölçü / bir kader belirlemiştir.

 

Hiç ummadığı bir yerden sizleri rızıklandırır. Allaha güvenen bilsin ki Allah vaadini yerine getirir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.

 

4-Vellâ-î ye-isne mine-lmehîdi min nisâ-ikum ini-rtebtum fe’iddetuhunne śelâśetu eşhurin vellâ-î lem yehidn(e)(c) ve ulâtu-l-ahmâli eceluhunne en yeda’ne hamlehun(ne)(c) vemen yetteki(A)llâhe yec’al lehu min emrihi yusrâ(n)

-Kadınlarınızdan adetten kesilmişlerin, kesilip kesilmedikleri hakkında şüpheye düşerseniz müddetleri, üç aydır ve adet görmeyenlerin de böyle ve gebe olanların müddeti, çocuklarını doğuruncaya dek ve kim çekinirse Allah’tan, onun işine bir kolaylık verir o.
-Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah’tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.
-Adetten kesilen karılarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç adet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’tan korkarsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder

 

Şüpheli halinde, adetten kesilmiş veya kesilmemiş kadınların müddetleri üç aydır. Hamile kadınlar için müddet doğurana kadardır. Kim Allahtan korkarak emirlere uyarsa onun işleri çok kolaylaşır.

 

5-Żâlike emru(A)llâhi enzelehu ileykum(c) vemen yetteki(A)llâhe yukeffir ‘anhu seyyi-âtihi ve yu’zim lehu ecrâ(n)

-Budur Allah’ın emri ki size indirmiştir onu ve kim, çekinirse Allah’tan, onun kötülüklerini örter ve mükafatını büyültür.
-Bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, Allah kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür.
-İşte bu, Allah’ın size indirmiş olduğu emridir. Kim Allah’tan korkarsa O, onun çirkinliklerini örter ve onun ödülünü büyütür.

 

Bu size Allahtan gelen bir emirdir. Emirlerini yerine getirenin, Allah günahlarını örter ve mükafatlandırır.

 

6-Eskinûhunne min hayśu sekentum min vucdikum velâ tudârrûhunne litudayyikû ‘aleyhin(ne)(c) ve-in kunne ulâti hamlin fe-enfikû ‘aleyhinne hattâ yeda’ne hamlehun(ne)(c) fe-in arda’ne lekum feâtûhunne ucûrahun(ne)(s) ve/temirû beynekum bima’rûf(in)(s) ve-in te’âsertum feseturdi’u lehu u

-Onları, gücünüz yeterse oturduğunuz yerin bir kısmında oturtun ve onları sıkıştırarak zararlandırmayın ve gebeyseler doğuruncaya dek doyurun onları ve çocuklarınızı emziriyorlarsa da artık ücretlerini verin ve karıkoca; güzelce danışıp görüşerek yapın bu işleri ve bir güçlük çıkarsa çocuğu başka bir kadın emzirir artık.
-(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara ‘darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla’ zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam’a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir.
-O kadınları, imkanlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.

 

Onları imkanlarınız dahilinde, oturdukları yerden çıkarmayın. Şartların elverdiği durumda bir kısmında kalabilirler. Onlara baskı yapmak veya zarar vermek size yasaktır. Hamilelik varsa doğuruncaya kadar onlara nafaka verin. (Maddi olarak yeterli bir anne değil ise), sizin için çocuğunuzu emziriyorsa, ücretini verin. Ücrette aranızda anlaşın. Anlaşamazsanız çocuğu babanın hesabına, başka bir süt anne emzirebilir.

 

7-Liyunfik żû se’at(in)(s) min se’atihi vemen kudira ‘aleyhi rizkuhu felyunfik mimmâ âtâhu(A)llâh(u)(c) lâ yukellifu(A)llâhu nefsen illâ mâ âtâhâ(c) seyec’alu(A)llâhu ba’de ‘usrin yusrâ(n)

-Vaktihali yerinde ve eli geniş olan, vaktinehaline göre nafaka versin ve rızkı dar olana gelince, Allah, kendisine ne verirse onun bir kısmını nafaka olarak versin; Allah, hiç kimseye, kendi verdiği miktardan daha fazla bir şey teklif etmez; Allah, güçlükten sonra bir kolaylık verecektir.

-Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiç bir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
-Geniş imkana sahip olan bu geniş imkanından harcasın. Rızkı kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah’ın kendisine verdiğinden infak etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü tutmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

 

Maddi durumu iyi olan, olmayana nafaka versin. Az olan verebildiği kadar yok olana versin. Allah bir insanı ancak verdiği kadar sorumlu kılar. Bir güçlükten sonra muhakkak bir kolaylık yaratacaktır. (Burada benim anladığım, kadınlarında boşadıkları kocasına, maddi durumu iyi değilse, nafaka vermesi ön görülüyor)

 

8-Ve ke-eyyin min karyetin ‘atet ‘an emri rabbihâ ve rusulihi fehâsebnâhâ hisâben şedîden ve ’ażżebnâhâ ‘ażâben nukrâ(n)

-Nice şehirler var ki halkı, Rablerinin ve onun peygamberlerinin emirlerine karşı gelmiştir de onları, çetin bir surette hesaba çekmişizdir ve onları helak ederek azaplandırmışızdır.
-Ülkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece biz de onları çetin bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azabla azablandırmışız.
-Nice kentler vardı ki, azgınlık edip Rabbinin ve onun resullerinin emrinden çıktılar da biz onları çok zorlu bir hesaba çektik ve onlara, görülmemiş bir azapla azap ettik.

 

Nice milletleri görürsün, Rabbinin ve Resulünün kanunlarından başka, kafalarına göre kanun yapmışlardır. Onlar, boşanmada ve çocuk paylaşımında ölümüne acı çekerler. (Sözde medeni ülkelerde, en fazla bütçeden masraf ve kanunlarında en çok zaman alan boşanmalardır. Çocukların sefilliği de başka problem)

 

9-Feżâkat ve bâle emrihâ ve kâne ‘âkibetu emrihâ usrâ(n)

-Derken yaptıklarının vebalini tatmışlardır da işlerinin sonu, ziyan olup gitmiştir.
-Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu bir hüsran oldu.
-Böylece onlar, yaptıklarının vebalini tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

 

Sununda yaptıklarının cezasını çekerler. Cemiyetleri hüsran içindedir.

 

10-E’adda(A)llâhu lehum ‘ażâben şedîdâ(en)(s) fettekû(A)llâhe yâ ulî-l-elbâbi-lleżîne âmenû(c) kad enzela(A)llâhu ileykum żikrâ(n)

-Allah onlara çetin bir azap da hazırlamıştır, artık çekinin Allah’tan ey aklı başında olanlar; ey iman edenler, andolsun ki Allah, size bir öğüt olan Kur’an’ı indirmiştir
-Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah’tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur’an) indirmiştir.
-Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah’tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir / bir uyarıcı / bir düşündürücü indirmiştir.

 

Yaptıklarının karşılığı olan azabı görürler. Şimdi Allahtan korkun. Aklı başında olan iman sahipleri, bu uyarılar, bu kurallar sizin için inmiştir. Artık düşünün. 

 

11-Rasûlen yetlû ‘aleykum âyâti(A)llâhi mubeyyinâtin liyurice-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(c) vemen yu/min bi(A)llâhi ve ya’mel sâlihan yudilhu cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru âlidîne fîhâ ebedâ(en)(s) kad ahsena(A)llâhu lehu rizkâ(n)

-Peygamberi de göndermiştir ki size Allah’ın apaçık ayetlerini okumadadır inananları ve iyi işlerde bulunanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için ve kim, Allah’a inanır ve iyi işlerde bulunursa onu, ebedi kalmak üzere, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere koyar, gerçekten de Allah, ona en güzel bir rızık verir.
-İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
-Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah’ın ayetlerini açık-seçik okur. Allah’a inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere / bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.

 

İnanarak salih amel işleyenleri, karanlıktan aydınlığa çıkarmak için, Resulü ile, sizlere kurallarını açıklar. Kurallara uyanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada sonsuz kalacaklardır. Bunlar için oralarda güzel rızıklar hazırlanmıştır.

 

12-(A)llâhu-lleżî aleka seb’a semâvâtin ve mine-l-ardi miślehunne yetenezzelu-l-emru beynehunne lita’lemû enna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîrun ve enna(A)llâhe kad ehâta bikulli şey-in ‘ilmâ(n)

-Bir Allah’tır ki yaratmıştır yedi göğü ve yeryüzünü de onun misli olarak yedi kat halketmiştir; bunların arasında, emri, inip durmadadır Allah’ın, şüphesiz, her şeye gücü yettiğini bilmeniz ve şüphe yok ki Allah’ın bilgisinin, gerçekten de her şeyi kavradığını, kuşattığını anlamanız için.
-Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.
-Allah O’dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir / iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah’ın herşeye kadir olduğunu ve Allah’ın bilgi bakımından herşeyi kuşattığını bilesiniz.

 

O Allah’tır ki yedi göl (evren) yarattı. Yerde de onların benzerini yarattı. Bütün idari emirler, bunların arasından geçerek bizim everene ve dünyaya iner. Allah’ın her şeye gücü yeter. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. (Dünyanın yedi kat atmosferi gibi bizim evreni saran yedi evren yarattı. Yani yedi kat evren yarattı)