İçeriğe geç

Secde

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————

(Resmi Mushaf: 32 / İniş Sırası: 75)—-

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Elif-Lâm-Mîm

Elif, Lam, Mim.

 

2-Tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l’âlemîn(e)

-Bu kitap, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir, hiç şüphe yok bunda
-Kendisinde şüphe olmayan bu Kitabın indirilişi alemlerin Rabbi tarafındandır.
-Kitap’ın indirilişidir bu. Kuşku, çelişme yok bunda. Alemlerin Rabbi’ndendir bu.

 

İçinde hiçbir çelişki olmayan bu Kitap alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

 

3-Em yekûlûne-fterâh(u)(c) bel huve-lhakku min rabbike litunżira kavmen mâ etâhum min neżîrin min kablike le’allehum yehtedûn(e)

-Yoksa, bunu o mu uyduruyor diyorlar? Hayır, o, gerçektir Rabbinden, senden önce, kendilerine bir korkutucu gelmemiş olan topluluğu, doğru yolu bulsunlar diye korkutman için indirilmiştir.
-Yoksa onlar: ‘Bunu uydurdu’ mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar.
-Yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar. Hayır, haktır o; senin Rabbindendir; senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman içindir. Umulur ki, doğruya ve güzele kılavuzlanırlar.

 

Onu uydurdu mu diyorlar. Hayır, O gerçektir. Rabbindendir. Senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu uyarman için inmiştir. Umulur ki hidayete erişirler.

 

4-(A)llâhu-lleżî aleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arş(i)(s) mâ lekum min dûnihi min veliyyin velâ şefî’(in)(c) efelâ teteżekkerûn(e)

-Öyle bir Allah’tır ki gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasında ne varsa hepsini altı günde yaratmıştır da sonra arşa hakim olmuştur; ondan başka ne bir dost ve yardımcı var size, ne bir şefaatçi; hala mı düşünüp öğüt almazsınız?
-Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
-Allah’tır ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arş üzerinde egemenlik kurmuştur. O’nun dışındakilerden size ne bir dost vardır ne de bir şeffatçı. Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?

 

Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratmıştır. Sonra evreni hükmü, idaresi altına almıştır. Ondan başka size ne bir dost vardır nede kurtarıcı. Halamı düşünüp ibret almayacaksınız.

 

5-Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te’uddûn(e)

-Gökten yeredek her işi tedbir eden odur, sonra o işe memur olan melek, sizin sayışınıza göre miktarı bin yıl tutan bir günde, onun tapısına yükselip çıkar.
-Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir.
-İş ve oluşu gökten yere doğru çekip çevirir; sonra o O’na yükselip çıkar: Bir günde ki, süresi, sizin saymakta olduğunuz günlerden bin yıla denktir.

 

Sizin dünyanızda da Gökten yere kadar (dünya göğünden) ne varsa bütün doğa işlerini O yönetir (Doğanın tekrar düzelmasi gökten yere doğru olur). Sonra sizin binyıl dediğiniz bir günde bütün doğa (bin senede bir düzeltilir) Ona yükselir ve Onun tarafından bütün işler tekrar düzenlenir.

 

6-Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-rrahîm(u)

-İşte budur gizliyi de bilen, açıktakini de bilen üstün ve hüküm ve hikmet sahibi mabut.
-İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve güçlü olan, esirgeyen O’dur.
-İşte budur Allah! Gaybı da, görüneni de bilen O’dur. Aziz’dir O, Rahim’dir.

 

Bu arada (sizin görebildiğiniz veya göremediğiniz) gizli kalmış işleri de (düzeltir) bilir. O büyüktür. O koruyucudur.

 

7-Elleżî ahsene kulle şey-in alekah(u)(s) vebedee alka-l-insâni min tîn(in)

-Öylesine mabut ki her şeyin yaratılışını güzel ve tam yerinde yapmıştır da insanı da balçıktan yaratmaya koyulmuştur.
-Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır.
-Yarattığı herşeyi güzel yaratmıştır. Ve insanın yaratılışına çamurdan başlamıştır.

 

O yarattığı her şeyi çok güzel yaratmıştır. İnsanı da yaratmaya çamurdan başlamıştır.

 

8-Śumme ce’ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehîn(in)

-Sonra onun soyunu, duru bir sudan, aşağılık bir su katresinden yaratmıştır.
-Sonra onun soyunu bir özden (sülale’den), basbayağı bir sudan yapmıştır.
-Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.

 

Sonra (çamurdan olan) insanın devamını, insanın kendi özel bir suyundan (sperminden) devam ettirdi.

 

9-Śumme sevvâhu venefea fîhi min rûhih(i)(s) vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(c) kalîlen mâ teşkurûn(e)

-Sonra da onu tamamlamıştır, ona kabiliyet vermiştir ve ona ruhundan üfürmüştür ve size kulak, gözler ve gönüller halketmiştir; ne de az şükredersiniz.
-Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu’ ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
-Sonra ona bir biçim verdi ve ona kendi ruhundan üfledi. İşitme gücü verdi, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükredersiniz!

 

Önce (ana karnında) insana biçim verdi. Sonra kendi ruhundan üfledi. Ona işitme kabiliyeti, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

 

10-Ve kâlû e-iżâ dalâlnâ fî-l-ardi e-innâ lefî alkin cedîd(in)(c) bel hum bilikâ-i rabbihim kâfirûn(e)

-Ve dediler ki: Yeryüzüne karışıp kaybolduktan sonra mı yeniden yaratılacağız? Hayır, onlar, Rablerine kavuşacaklarını inkar etmedeler.
-Dediler ki: ‘Biz yer (toprağın için) de yok olup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?’ Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
-Şöyle dediler: “Toprakta kaybolup gittiğimiz zaman mı, o zaman mı yeni bir yaratılış içinde olacağız!” Gerçek şu ki, onlar herşeyden önce, Rablerinin huzuruna varmayı inkar ediyorlar.

 

Yeryüzüne karışıp yok olduktan sonramı tekrar yeni bir şekilde dirileceğiz diyorlar. O diyenler Rablerine döneceklerini inkâr edenlerdir.

 

11-Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce’ûn(e)

-De ki: Size memur olan ölüm meleği öldürecek sizi, sonra da dönüp Rabbinizin tapısına varacaksınız.
-De ki: ‘Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.’
-Söyle onlara: “Size vekil edilen ölüm meleği canınızı alır, sonra doğrudan doğruya Rabbinize döndürülürsünüz.”

 

Söyle onlara, vazifeli olan ölüm meleği sizin canınızı alacak. (sadece vücudunuz toprağa karışıp yok olacak) Kıyametten sonra da tekrar rabbinize döneceksiniz.

 

12-Velev terâ iżi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim ‘inde rabbihim rabbenâ ebsarnâ vesemi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(e)

-Rableri katında başlarını eğerek Rabbimiz, gördük ve duyduk, artık bizi tekrar dünyaya döndür de iyi işlerde bulunalım, gerçekten de adamakıllı inandık dedikleri zaman bir görsen mücrimleri.
-Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: ‘Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız’ (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen.
-Günahkarları, Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş olarak şöyle derken bir görsen: “Rabbimiz; gördük, duyduk, geri gönder bizi ki barışa yönelik iyi bir iş yapalım. Artık kesin olarak inanıyoruz.”

 

O günahkarların nasıl yalvardıklarını bir görsen, başları öne eğilmiş, şimdi şahit olduk, iman ettik, bizi tekrar geri gönder, Salih ameller işleyelim diye.

 

13-Velev şi/nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecma’în(e)

-Ve dileseydik herkesi doğru yola sevk ederdik ve fakat benden şu söz çıkmıştır, mukadderdir bu: Elbette cehennemi, bütün insanlarla, cinlerle dolduracağım.
-Eğer dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: ‘Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (inkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım.’
-Biz dileseydik, her benliğe hidayetini elbette verirdik. Fakat benden şu yolda söz hak olmuştur: “Yemin olsun, cehennemi tamamıyla cinlerden ve insanlardan dolduracağım.”

 

Dileseydik (ama dilemedik serbest bıraktık) herkesi doğru yola sevk ederdik ama bizden bir söz çıktı, cehennemi kâfir olan insanlarla ve cinlerle dolduracağım diye.

 

14-Feżûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ innâ nesînâkum(s) veżûkû ‘ażâbe-luldi bimâ kuntum ta’melûn(e)

-Tadın azabı, şu güne ulaşacağınızı unuttuğunuzdan dolayı, şüphe etmeyin ki biz de unuttuk sizi ve tadın ebedi olarak azabı yaptıklarınıza karşılık.

-Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.
-“Bugününüzü unutmuş olmanın karşılığını tadın. Kuşkusuz, biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık sonsuzluk azabını tadın.”

 

Bugünü unutup yaptığınız kötülüklerin cezasını çekin şimdi. Bizde sizi unuttuk. Yanlışlıklarınızın cezasını ebedi olarak çekin bakalım.

 

15-İnnemâ yu/minu bi-âyâtinâ-lleżîne iżâ żukkirû bihâ arrû succeden vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûn(e)

-Âyetlerimize, ancak kendilerine anılıp öğüt verildiği zaman yerlere kapanıp secde edenler ve Rablerine hamd ederek onu tenzih edenler ve hiç ululanmaya kalkışmayanlar, inanırlar.
-Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.
-Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki, onlarla kendilerine öğüt verildiğinde, secdelere kapanırlar ve hiç böbürlenmeyerek Rablerine hamd ile tespih ederler.

 

Ayetlerimizdeki öğütler hatırlatıldığı vakit hemen secdeye kapananlar (bütün hücreleri ile hissedip kabul edenler) Rablerine şükrederek yaratılış vazifesine sarılırlar, büyüklük taslamazlar, işte bunlar gerçek iman eden kimselerdir.

 

16-Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci’i yed’ûne rabbehum avfen vetame’an vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)

-Yanları, yatak nedir, görmez, korkarak, umarak Rablerini çağırırlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar.
-Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
-Yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümitle Rablerine dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da dağıtırlar.

 

Ve onlar az uyurlar, gece kalkar korku ve ümitle rablerine yalvarırlar, kendilerine verdiğimiz rızıkların bir kısmını yoksullara verirler.

 

17-Felâ ta’lemu nefsun mâ ufiye lehum min kurrati a’yunin cezâen bimâ kânû ya’melûn(e)

-Hiç kimsecik bilmez onlar için gözleri aydınlatacak ne gizli şeyler var; yaptıklarına karşılık.
-Artık hiç bir nefis, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez.
-Hiç kimse, yaptıklarına karşılık onlar için hangi göz aydınlığının saklandığını bilmez.

 

İşte onların bu dünyada yaptıklarına karşılık katımızda neler olduğunu hiçbir kimse bilemez, hayal dahi edemez.

 

18-Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâ(an)(c) lâ yestevûn(e)

-İnanan kişi, inançtan çıkan kişiye benzer mi hiç? Eşit olmaz bunlar
-Öyleyse, iman eden kimse, fasık olan gibi olur mu? Bunlar eşit olmazlar.
-Hiç bir mümin, bir fasık gibi olur mu? Hayır, eşit olmazlar.

 

Hiçbir fasık (Allah’ın yoluna zıt giden) ile bir mümin (Allah’ın yolunda giden) ile eşit olamaz.

 

19-Emmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti felehum cennâtu-lme/vâ nuzulen bimâ kânû ya’melûn(e)

-İnananlara ve iyi işlerde bulunanlaradır Me’va cennetleri, yaptıklarına karşılık konuk olmak için.
-İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar için, yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır.
-İnanıp barışa ve hayra yönelik işler yapanlara gelince, onlar için, yaptıklarına karşılık olarak barınacakları cennet konakları vardır.

 

İman edip Salih amel işleyenler Me’va cennetinin (misafirhane) konaklarında ağırlanırlar.

 

20-Veemmâ-lleżîne fesekû feme/vâhumu-nnâr(u)(s) kullemâ erâdû en yarucû minhâ u’îdû fîhâ vekîle lehum żûkû ‘ażâbe-nnâri-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)

-Fakat buyruktan çıkanlara gelince: Onların yurtları ateştir; oradan çıkmak istedikleri zaman tekrar atılırlar oraya ve onlara denir ki: Tadın yalanladığınız ateşin azabını.
-Fasık olanlar içinse, artık onların da barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, geri çevrilirler ve onlara: ‘Kendisini yalanladığınız ateş azabını tadın’ denir.
-Fıska sapanların varacakları yerse ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri çevrilirler. Ve şöyle denir onlara: “Yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadıverin.”

 

Allah’ın yolunun tersine gidenler (fasıkların) yeri ateş basan sıkıntıdır. Sıkıntıdan kurtulur gibi olurlar ama yalanlayıp durdukları akıllarına gelince tekrar tekrar ateşli sıkıntıya düşerler.

 

21-Velenużîkannehum mine-l’ażâbi-l-ednâ dûne-l’ażâbi-l-ekberi le’allehum yerci’ûn(e)

-Biz, belki dönerler diye pek büyük azaptan önce de onlara yakın bir azabı tattıracağız mutlaka.
-Andolsun, biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler diye o büyük (uhrevi) azabdan önce, yakın (dünyevi) azabtan da taddıracağız.
-Belki dönerler diye, onlara o büyük azaptan ayrı olarak, o küçük azaptan da mutlaka tattıracağız.

 

Dünyada yaşarken doğru yola gelsinler diye kıyamet azabı gelmeden önce onlara yaşarken küçük azapları mutlaka tattırırız.

 

22-Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a’rada ‘anhâ(c) innâ mine-lmucrimîne muntakimûn(e)

-Kendisine Rabbinin delillerinden bir kısmı anılıp onlarla öğüt verildikten sonra da onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir ki? Şüphe yok ki biz, mücrimlerden öç alacağız.
-Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir? Gerçekten biz, suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız.
-Rabbinin ayetleri kendilerine hatırlatıldıktan sonra, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır? Biz, günahkarlardan mutlaka intikam alacağız.

 

Küçük azapları tadıp doğru yola girdikten sonra tekrar çıkan o zalimleri kötü cezalandıracağız.

 

23-Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ih(i)(s) vece’alnâhu huden libenî isrâ-îl(e)

-Ve andolsun ki Musa’ya da kitap vermiştik, ona kavuşacağında şüphen olmasın ve biz, İsrailoğullarına o kitabı, doğru yolu gösteren bir rehber yapmıştık.
-Andolsun, biz Musa’ya kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
-Andolsun ki, Musa’ya Kitap’ı vermiştik. Böyleyken sen ona kavuşacağından kuşkuda olma. Biz onu İsrailoğullarına bir kılavuz yapmıştık.

 

Ant olsun biz İsrail oğullarına kılavuz olsun diye Musa’ya kitap verdik (Tevrat). Sen kendini ondan mahrum sanma, çünkü sana verdiğimiz kitap Tevrat’ı da ihtiva eder.

 

24-Vece’alnâ minhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ lemmâ saberû(s) vekânû bi-âyâtinâ yûkinûn(e)

-Ve içlerinden, sabrettikleri takdirde onları, emrimizle doğru yola sevkedecek rehberler tayin etmiştik ve onlar, delillerimize adamakıllı inanmışlardı.
-Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.
-Sabrettikleri zaman içlerinden, bizim emrimizle doğru yola ileten önderler çıkarmıştık. Onlar bizim ayetlerimize gereğince inanıyorlardı.

 

İhtilafa düşmeyip sabrettikleri zaman, onları doğru yola tekrar sokacak önderler yolladık. O önderler ayetlerimize kesin inanıyorlardı.

 

25-İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yatelifûn(e)

-Şüphe yok ki Rabbin, kıyamet gününde, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, aralarında hükmedecek.
-Şüphesiz, senin Rabbin, ihtilafa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında ‘hükmünü verip ayıracaktır’.
-Kuşkusuz, Rabbin, evet O, ihtilaf edip durdukları hususlarda onların arasını ayıracaktır.

 

Şüphesiz rabbin onların ayrılığa düştükleri şeylerde doğruyu açıklayıp hükmünü verecektir.

 

26-Eve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(c) inne fî żâlike leâyât(in)(s) efelâ yesme’ûn(e)

-Onları doğru yola sevketmez mi onlardan önce nice ümmetleri helak etmemiz, onların yurtlarında gezip durmadalar; şüphe yok ki bunda deliller var elbet, hala mı işitmezler?
-Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hâlâ onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı?
-Evlerinde-yurtlarında dolaşıp durdukları nice nesilleri, kendilerinden önce helak etmiş olmamız onlara yol göstermedi mi? Kuşkusuz, bunda ibretler vardır. Hala işitmiyorlar mı?

 

(Şimdi onlar) Helak ettiğimiz birçok kavimlerin yurtlarında dolaşıp duruyorlar (yaşıyorlar). Oraları görüp ibret almıyorlar mı? Onlara anlatıldığı halde hala kulak asmıyorlar mı?

 

27-Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuricu bihi zer’an te/kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhum(s) efelâ yubsirûn(e)

-Görmediler mi ki biz, suyu, kurak ve çorak yerlere akıtırız da o sayede hayvanlarının ve kendilerinin yiyecekleri otları bitiririz; hala mı görmezler?
-Görmüyorlar mı; biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?
-Görmediler mi ki biz, çorak toprağa suyu salıyoruz da onunla ekinler çıkarıyoruz; hem hayvanları yiyor ondan hem kendileri. Hala görmüyorlar mı?

 

Görmüyorlar mı biz çorak toprağı sularız da oradan sizin ve hayvanlarınızın yedikleri ekinler çıkarırız. Halamı görmezler.

 

28-Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîn(e)
-Ve derler ki: Doğru söylüyorsanız ne vakit olacak bu fetih?

-Derler ki: ‘Eğer doğru söylüyor iseniz, şu fetih ne zamanmış
-Bir de soruyorlar: “Eğer doğru sözlülerseniz, bu fetih ne zaman?”

 

Birde soruyorlar, doğru söylüyorsanız bu fetih ne zaman diye. (Ne zaman Rabbiniz bizi yakalayacak diye)

 

29-Kul yevme-lfethi lâ yenfe’u-lleżîne keferû îmânuhum velâ hum yunzarûn(e)

-De ki: Fetih günü, kafir olanlar imana gelseler de faydası yok ve onlara mühlet de verilmeyecek.
-De ki: ‘Fetih günü, inkâr edenlere (o gün) inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara bir süre tanınmaz.’
-De ki: “Fetih günü, küfre sapanlara imanları yarar sağlamayacaktır. Onlara göz açtırılmaz bile.”

 

De ki, Fetih günü gelince imana gelseniz bile geçerli olmayacak. Hak ettiğiniz ceza için süre bile tanınmayacak.

 

30-Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûn(e)

-Artık yüz çevir onlardan ve bekle; şüphe yok ki onlar da beklemedeler.
-Ey Muhammed! Artık onlardan yüz çevir, onlara aldırma, onların başına gelecek olan Allah’ın azabını bekle, zaten onlar da zamanın belalarının, size gelmesini beklerler.
-Artık onlardan yüz çevir ve bekle. Zaten onlar da bekliyorlar.

 

Ya Habibim, Sen onlardan ayrıl bırak onlar beklesinler. Bizde beklemekteyiz.