Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim;
Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler;
Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;
——————————————-
(Resmi Mushaf: 61 / İniş Sırası: 109)—–
Bu surede ilim çalışmasında sebatla, birbirinizden yardım alarak çalışın. Öyle yaparsanız devamlı yeni bilgiler elde edeceksiniz diyor.
Bismillahirrahmanirrahim
1-Sebbeha li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(s) ve huve-l’azîzu-lhakîm(u)
-Tenzih eder Allah’ı, ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve odur üstün, hüküm ve hikmet sahibi.
-Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tespih etmiştir. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Göklerde ve yerde ne varsa, her şey onun verdiği vazifeyi tam yapmıştır. O Azizdir O Hakimdir.
2-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn(e)
-Ey inananlar, ne diye yapmayacağınız şeyi söylersiniz?
-Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?
-Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?
Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niye boşuna yaparız diyorsunuz.
3-Kebura makten ‘inda(A)llâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn(e)
-Allah katında en nefret edilen şey, yapmayacağınız şeyi söylemenizdir.
-Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).
-Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir günahtır.
Allah katıda yapmayacağınız şeyleri yaparız demek büyük günahtır.
4-İnna(A)llâhe yuhibbu-lleżîne yukâtilûne fî sebîlihi saffen ke-ennehum bunyânun mersûs(un)
-Şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, yanyana, kurşunla kenetlenip kurulmuş bir duvar gibi saf kurarak savaşanları sever.
-Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.
-Allah kendi yolunda, duvarları birbirine perçinlenmiş bir bina gibi, saf bağlayarak çarpışanları sever.
Allah, ilim yolunda kenetlenmiş, duvar gibi olup gayretle azimle çalışanları sever.
5-Ve-iż kâle mûsâ likavmihi yâ kavmi lime tu/żûnenî ve kad ta’lemûne ennî rasûlu(A)llâhi ileykum(s) felemmâ zâġû ezâġa(A)llâhu kulûbehum(c) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e)
-Ve an o zamanı ki hani Musa, kavmine, ey kavmim demişti, ne diye beni incitirsiniz ve gerçekten de bilirsiniz ki ben, şüphe yok ki Allah’ın gönderdiği peygamberim size; derken onlar, eğrilince Allah da gönüllerini gerçekten batıla meylettirdi ve Allah, buyruktan çıkan topluluğu doğru yola sevketmez.
-Hani Musa, kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?’ İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.
-Hani, Musa, toplumuna şöyle demişti: “Ey toplumum! Benim size gönderilen Allah elçisi olduğumu bilip durduğunuz halde, beni neden incitiyorsunuz?” Onlar bozulup sapınca Allah da onların kalplerini eğriltti. Çünkü Allah, fasıklaşmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Hani Musa kavmine, benim Allah’ın Resulü olduğumu bildiğiniz halde, niçin beni üzüyorsunuz (yaparız dedikten sonra niçin yapmıyorsunuz) demişti. Onlar yoldan sapınca Allah’ta onların kalplerini saptırdı. Çünkü Allah sapık bir topluluğu doğru yola iletmez.
6-Ve-iż kâle ‘îsâ-bnu meryeme yâ benî isrâ-île innî rasûlu(A)llâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti ve mubeşşiran birasûlin ye/tî min ba’dî-smuhu ahmed(u)(s) felemmâ câehum bilbeyyinâti kâlû hâżâ sihrun mubîn(un)
-Ve an o zaman ki hani Meryem oğlu İsa, ey İsrailoğulları demişti, şüphe yok ki ben, size, elimdeki Tevrat’ı gerçekleyen ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah elçisiyim; fakat o, onlara, apaçık delillerle gelince bu dediler, apaçık bir büyü.
-Hani Meryem oğlu İsa da: ‘Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim’ demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: ‘Bu, açıkça bir büyüdür’ dediler.
-Meryem oğlu İsa’nın da şöyle dediğini hatırla: “Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim.” Fakat İsa’nın müjdelediği elçi onlara apaçık delilleri getirdiğinde: “Bu, katıksız bir büyüdür.” dediler.
Meryem oğlu İsa’da, ey İsrail oğulları, ben size gönderilmiş olan Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulamam ve benden sonra gelecek olan Ahmet (Paráklêtos) ismindeki Resulü sizlere müjdelemem için gönderildim. O (Ahmet) işte şimdi açık delillerle geldiği halde o sapıklar hala (Ahmet’e inanacağız dedikleri halde şimdi gelince) bu bir büyüdür dediler.
7-Vemen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi-lkeżibe ve huve yud’â ilâ-l-islâm(i)(c) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)
-Ve Müslümanlığa çağrıldığı halde yalan yere Allah’a iftira edenden daha zalim kimdir ki? Ve Allah, zalim topluluğu doğru yola sevketmez.
-İslam’a çağrıldığı halde, Allah’a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.
-İslam’a çağrılıp durduğu halde, yalanlar düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Allah, zulme bulaşmış kişiler topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.
Barışa, teslimiyete çağırdığı halde, Allaha karşı iftira (teslis) atanlardan daha zalim kim olabilir. Allah zalimleri hidayete erdirmez.
8-Yurîdûne liyutfi-û nûra(A)llâhi bi-efvâhihim va(A)llâhu mutimmu nûrihi velev kerihe-lkâfirûn(e)
-Allah nurunu, ağızlarıyla üfleyip söndürmek isterler ve Allah’sa nurunu tamamlayacak, kuvvetlendirecektir ve isterse kafirlerin zoruna gitsin, istemesinler.
-Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.
-İstiyorlar ki ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
(Sapıklar) Zalimler, Kurandaki bilgilerle insanların yolu aydınlanmasın diye laf kalabalığı yapıyorlar. Onlar istemeseler de insanlar o bilgiler ile aydınlanacak yolunu bulacaktır.
9-Huve-lleżî ersele rasûlehu bilhudâ vedîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullihi velev kerihe-lmuşrikûn(e)
-O, bir mabuttur ki Peygamberini, müşrikleri istemese de dini, bütün dinlere üst olsun diye doğru yolla ve gerçek dinle göndermiştir.
-Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.
-Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere O görevlendirdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın.
(Küfre batanlar hoşlanmasalar da) Allah bu doğru yolu Resulü ile insanlığa göndermiştir. Bütün diğer yollardan (onların yollarından) çok üstündür.
10-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû hel edullukum ‘alâ ticâratin tuncîkum min ‘ażâbin elîm(in)
-Ey inananlar, size bir alışveriş haber vereyim mi ki elemli azaptan kurtarsın sizi.
-Ey iman edenler, sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?
-Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi:
Ey iman edenler, sizi azaptan kurtaracak olan, en karlı bir alış-verişi söyleyeyim mi.
11-Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)
-İnanırsanız Allah’a ve Peygamberine ve savaşırsanız Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla; işte bu, bilseniz, size daha da hayırlıdır.
-Allah’a ve Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
-Allah’a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır; eğer bilirseniz.
Allaha ve Resulüne inanarak, mallarınızla canlarınızla Allah’ın nurlu yolunda didinmektir (Nurlu yolunda yaşamak ve yaşatmaktır). Toplu yaşam için, bu en hayırlı yoldur bir bilseniz
12-Yaġfir lekum żunûbekum ve yudḣilkum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti ‘adn(in)(c) żâlike-lfevzu-l’azîm(u)
-Suçlarınızı örter ve sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere ve ebedi Adn cennetlerinde tertemiz evlere sokar; bu, pek büyük bir kurtuluş, kutluluk ve murada eriştir.
-O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur.
-Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz-bereketli barınaklara yerleştirir. İşte bu en büyük başarıdır.
(Sonunda bazı hatalarınız olsa da) Allah sizin günahlarınızı bağışlar. Altlarınızdan ırmaklar akan sonsuz kalacağınız cennetlere, Adn cennetindeki yerlerinize yerleştirir. İşte bu en güzel başarıdır.
13-Ve uḣrâ tuhibbûnehâ(s) nasrun mina(A)llâhi ve fethun karîb(un)(k) ve beşşiri-lmu/minîn(e)
-Ve başka bir şey daha var ki seversiniz: Yardım ve zafer Allah’tan ve pek yakın bir fetih; ve müjdele inananları.
-Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele.
-Seveceğiniz daha başka şeyler de var: Allah’tan bir yardım, çok yakın bir fetih… İman sahiplerine müjdele!
Hoşunuza gidecek başka bir müjde de Allah’ın yardımı ile ilmi çalışmalarınıza devam ederseniz (öğrenir-öğretirseniz) daima yeni fetihler (yeni anlayışlar, yeni keşifler, yeni buluşlar) elde edeceksiniz.
14-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kûnû ensâra(A)llâhi kemâ kâle ‘îsâ-bnu meryeme lilhavâriyyîne men ensârî ila(A)llâh(i)(s) kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâru(A)llâh(i)(s) fe-âmenet tâ-ifetun min benî isrâ-île ve keferat tâ-ife(tun)(s) fe-eyyednâ-lleżîne âmenû ‘alâ ‘aduvvihim fe-asbehû zâhirîn(e)
-Ey inananlar, Allah’ın yardımcıları olun, nitekim Meryem oğlu İsa da Havariyyun’a, Allah yolunda yardımcılarım kimdir demişti, Havariyyun, biziz Allah’ın yardımcıları demişlerdi; derken İsrailoğullarından bir bölük inanmıştı, bir bölük de kafir olmuştu; derken biz, inananları, düşmanlarına karşı kuvvetlendirmiştik de üst gelmişlerdi.
-Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa’nın havarilere: ‘Allah’a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?’ demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: ‘Allah’ın yardımcıları bizleriz.’ Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler.
-Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?” demişti de, havariler: “Biz, Allah’ın yardımcılarıyız.” cevabını vermişlerdi. Bunun ardından İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.
Ey iman edenler, Allah’ın dinini (ilmini) tam çalışarak İslam’a yardım edin. Meryem oğlu İsa havarilerine Allah yolunda bana yardım edecek kim diye sormuştu, Biziz ya İsa dediler. Sonraları, İsrail oğullarından bazıları iman etmişti, bazıları küfre sapmıştı (Siz öyle olmayın) Sonunda biz iman (bilgi) sahiplerini destekledik. Onlarda düşmana (cahillere) üstün geldiler
(Allah’ın ilmini çalışarak insanların kurtuluşuna yardım ederseniz Allah sizi cahillere karşı destekler ve bütün engelleri aşarsınız)
