Nur suresi———-
Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim;
Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler;
Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;
——————————————-
(Bu surede bir topluluğun nasıl ahlaklı, mutlu ve emniyetli bir şekilde yaşayabileceğini anlatıyor)
(Resmi Sırası: 24 / İniş Sırası: 102)————
Bismillahirrahmanirrahim
1-Sûratun enzelnâhâ veferadnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin le’allekum teżekkerûn(e)
-Bir suredir ki onu indirdik ve hükümlerini farzettik ve anıp ibret alın diye onda nice apaçık deliller de gösterdik.
-Bir suredir ki onu indirdik ve hükümlerini farzettik ve anıp ibret alın diye onda nice apaçık deliller de gösterdik.
-Bir suredir, indirdik onu; farz kıldık onu… Ve içinde açık-seçik ayetler indirdik ki, düşünüp ders alabilesiniz.
Bu sure, içinde yaşanmış örnekler olan, düşünüp ders almanız, aydınlanmanız için indirilen, tatbiki farz olan bir suredir.
Zina—————-
2-Ezzâniyetu ve-zzânî feclidû kulle vâhidin minhumâ mi-ete celde(tin)(s) velâ te/ḣużkum bihimâ ra/fetun fî dîni(A)llâhi in kuntum tu/minûne bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣir(i)(s) velyeşhed ‘ażâbehumâ tâ-ifetun mine-lmu/minîn(e)
-Zina eden kadınla zina eden erkeğin herbirine yüzer sopa vurun ve Allah dinindeki bu hüküm hususunda onları esirgemeniz tutmasın ve azaplarını da inananların bir bölüğü görsün
-Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü’minlerden bir grup da şahit olsun.
-Zina eden kadınla zina eden erkek… Yüz vuruş vurun herbirinin ciltlerine… Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.
(İman edenler arasında) Zina eden erkekle, zina eden kadına (her ikisine de) yüzer (değnek- kamçı) (celde) vurun. Allaha ve ahiret gününe inanıyorsanız, acıma duygusu hissetmeyin. Müminlerden bir gurup şahit olsun.
(Sadece imanlı olan insanlar için kural)
3-Ezzânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen ve-zzâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(un)(c) vehurrime żâlike ‘alâ-lmu/minîn(e)
-Zina eden erkek, ancak zina eden kadını, yahut şirk koşan kadını nikahlayabilir ve zina eden kadın da ancak zina eden erkekle, yahut şirk koşanla nikahlanabilir ve bu, inananlara haram edilmiştir.
-Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.
-Zina eden erkeği zina eden bir kadın veya putperest bir kadından başkası nikahlamaz. Zina eden kadına gelince, onu da zina eden bir erkek veya putperest bir erkekten başkası nikahlamaz. Müminlere bu, haram kılınmıştır.
Zina eden bir erkek, ancak zina eden veya şirk koşan bir kadınla evlenebilir. Zina eden bir kadın, ancak zina eden bir erkekle veya şirk koşan bir erkekle evlenebilir. Müminlere haramdır.
(Zina etmeyi bir meslek, kazanç haline getirenler, (Sex worker)
4-Velleżîne yermûne-lmuhsanâti śümme lem ye/tû bi-erbe’ati şuhedâe feclidûhum śemânîne celdeten velâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(en)(c) veulâ-ike humu-lfâsikûn(e)
-Hür namuslu kadınlara iftira edip de sonra dört tanık getiremeyenlere de seksen sopa vurun ve tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin ve onlardır buyruktan çıkanların ta kendileri.
-Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır.
-İffetli kadınlara iftira atıp da dört tanık getirmeyenlere gelince, onlara hemen seksen vuruş vurun. Ve onların tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin. Onlar, fıska batmışların ta kendileridir.
Namuslu, hür bir kadına, zina iftirası yapan, dört tanık gösteremezse, iftira atana seksen değnek (celde) vurun. O iftiracıların tanıklığını hiçbir yerde, ebediyen kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar.
(Zina yaparak para kazanıyor diye iftira atanın dürt şahit getirmesi lazım)
5-İllâ-lleżîne tâbû min ba’di żâlike veaslehû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
-Ancak bundan sonra tövbe ederler ve düzgün bir hale gelirlerse artık şüphe yok ki Allah, suçları örter rahimdir.
-Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Bu suçtan sonra tövbe edip iyi hal sergileyenler müstesna. Şu bir gerçek ki, Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
(Celde den sonra) o iftiracı tövbe edip hallerini düzeltirse şahitliğini kabul edebilirsiniz. Çünkü Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder.
6-Velleżîne yermûne ezvâcehum velem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum feşehâdetu ehadihim erbe’u şehâdâtin bi(A)llâhi(ﻻ) innehu lemine-ssâdikîn(e)
-Eşlerinin zina ettiğini söyleyenlere gelince: Kendilerinden başka tanık yoksa, gerçekten de doğru söyleyenlerden olduklarına dair herbirinin, dört kere tanıklık etmesi gerektir.
-Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir.
-Kendi eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka tanıkları olmayanların herbirinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doğru sözlülerden olduğu hususunda Allah’a yeminden ibaret dört kez tanıklık ikrarıdır.
Kendi eşleri için zina yaptı diyenlerin, kendinden başka tanıkları yoksa, her ikisinin de ben doğru söylüyorum diye dört tanık yerine, Allah adına dört kez yemin etmesi lazımdır.
7-Velḣâmisetu enne la’neta(A)llâhi ‘aleyhi in kâne mine-lkâżibîn(e)
-Beşincide, yalancılardansam Allah’ın laneti yalancıya diye tanıklık eder.
-Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir.
-Beşincide, eğer yalancılardansa, Allah’ın laneti üzerine olsun diye söz söyler.
Beşincisinde, yalan söylüyorsam, Allah’ın laneti üzerime olsun diye yemin etsin.
8-Veyedrau ‘anhâ-l’ażâbe en teşhede erbe’a şehâdâtin bi(A)llâhi(ﻻ) innehu lemine-lkâżibîn(e)
-Kadının, Allah adına dört kere tanıklık edip kocasının, gerçekten de yalancılardan olduğunu söylemesi, cezayı, kendisinden giderir.
-Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır.
-İtham edilen eşin, itham eden kocanın kesinlikle yalancılardan olduğuna ilişkin, Allah adına dört kez yemin şeklindeki tanıklığı, ondan cezayı düşürür.
Kadında dört şahit yerine, dört kez kocam yalan söylüyor diye Allah adına yemin ederse, cezası düşer.
9-Velḣâmisete enne ġadaba(A)llâhi ‘aleyhâ in kâne mine-ssâdikîn(e)
-Beşincide, kocam doğru söyleyenlerdense gerçekten de Allah’ın gazabı bana der.
-Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah’ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır.
-Bu durumda kadının beşinci sözü, suçlayan erkek suçlayan erkek doğru sözlülerdense, “Allah’ın gazabının kendisi üzerine olması”nı söylemekten ibarettir.
Beşincisinde, kocam doğru söylüyorsa Allah’ın laneti üzerime olsun diye Allah adına yemin eder ve dava kapanır.
10-Velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu veenna(A)llâhe tevvâbun hakîm(un)
-Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı ve şüphesiz bir surette Allah, tövbeleri kabul etmeseydi, hüküm ve hikmet sahibi bulunmasaydı ne yapardınız?
-Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
-Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı neylerdiniz! Ve hiç kuşku yok Allah Tevvab’dır, Hakim’dir.
Allah’ın size lütfu ve rahmeti (bu kuralları) olmasaydı ne yapardınız. Evet, Allah tövbeleri kabul edendir. Hakimdir.
11-İnne-lleżîne câû bil-ifki ‘usbetun minkum(c) lâ tahsebûhu şerran lekum(s) bel huve ḣayrun lekum(c) likulli-mri-in minhum mâ-ktesebe mine-l-iśm(i)(c) velleżî tevellâ kibrahu minhum lehu ‘ażâbun ‘azîm(un)
-O uydurma haberi size getiren sizden bir taifedir; onu şer sanmayın kendinize, hatta o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandığı günah, kendisine aittir, içlerinden, suçun en büyüğünü yüklenene gelince: Onundur en büyük azap.
-Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır.
-O ifki / yalan haberi getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için şer sanmayın. Aksine o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye o günahtan kazandığı vardır. Onların, günahın büyüğünü yönetenine de büyük bir azap vardır.
Dedikodu……………
Dedikoduyu yayanlar daima içinizden birileridir. Her dedikoduyu şer sanmayın. Sizin için hayır olabilir. Dedikoduyu yayan herkes, aynı günahı alır. Dedikoduyu ilk başlatana daha büyük azap vardır.
12-Levlâ iż semi’tumûhu zanne-lmu/minûne velmu/minâtu bi-enfusihim ḣayran ve kâlû hâżâ ifkun mubîn(un)
-Bunu duydukları zaman inanan erkeklerle kadınlar, kendilerine nasıl hüsnü zanda bulunuyorlarsa öylece hüsnü zanda bulunsalardı da bu, apaçık bir iftira deselerdi.
-Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: ‘Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür’ demeleri gerekmez miydi?
-Onu işittiğinizde, erkek ve kadın müminlerin birbirleri için iyi zanda bulunup, “bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Dedikoduyu işiten mümin erkek veya kadın (yayma yerine) bu bir yalandır, inanmayın demeleri daha iyi olmaz mıydı?
13-Levlâ câû ‘aleyhi bi-erbe’ati şuhedâ(e)(c) fe-iż lem ye/tû bi-şşuhedâ-i feulâ-ike ‘inda(A)llâhi humu-lkâżibûn(e)
-Bu işe ait dört tanık getirselerdi ya. Tanık getiremeyince de onlar, Allah katında yalancıların ta kendileridir.
-Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.
-Ona dört tanık getirselerdi ya! Madem ki, tanıkları getiremediler, o halde Allah katında tümü yalancıdır.
Dedikodu yapanlar dört tanık getirselerdi. Ama getiremediler. Şimdi onların hepsi Allah katında yalancıdır.
14-Velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu fî-ddunyâ vel-âḣirati lemessekum fî mâ efadtum fîhi ‘ażâbun ‘azîm(un)
-Dünyada ve ahirette Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı daldığınız o dedikodu yüzünden mutlaka pek büyük bir azaba uğrardınız.
-Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azab dokunurdu.
-Eğer dünya ve âhirette Allah’ın lütfu üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız o yaygarada size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
Allah’ın size bu dünyada ve ahirette lütfu ve rahmeti olmasaydı, yaptığınız dedikodu yüzünden mutlaka büyük bir azaba uğrardınız.
15-İż telakkavnehu bi-elsinetikum vetekûlûne bi-efvâhikum mâ leyse lekum bihi ‘ilmun vetahsebûnehu heyyinen vehuve ‘inda(A)llâhi ‘azîm(un)
-O zaman siz, onu ağızdan ağıza naklediyor ve hiçbir bilginiz olmayan o şeyi ağızlarınızla söyleyip duruyordunuz ve sanıyordunuz ki o, kolay bir şey, halbuki o, Allah katında pek büyük birşeydi.
-O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir suç)tür.
-O zaman siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysa ki Allah katında o, çok büyük bir günahtı.
Dedikoduyu dillerinize doladınız. Kulaktan kulağa naklediyorsunuz. Kati bir bilginiz olmadığı şeyi söylüyorsunuz. Dilin kemiği yok diye size zorda gelmiyor. Ama bilin ki, dedikodu Allah katında çok büyük günahtır.
16-Velevlâ iż semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bihâżâ subhâneke hâżâ buhtânun ‘azîm(un)
-Duyduğunuz vakit, buna dair bir söz söylemek, bize düşmez; haşa, bu, pek büyük bir iftira deseydiniz.
-Onu işittiğiniz zaman: ‘Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah’ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?
-Onu duyduğunuzda, “bu konuda söz söylememiz bize yakışmaz; haşa, bu büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?
Dedikoduyu duyduğunuzda, yayma yerine, bizim bunun hakkında bilgimiz yok, bu konuda laf söylemek bize yakışmaz demeniz lazım değil miydi?
17-Ya’izukumu(A)llâhu en te’ûdû limiślihi ebeden in kuntum mu/minîn(e)
-Eğer inanmışsanız Allah size öğüt vermededir bir daha ebediyen buna benzer birşeye dönmemeniz hakkında.
-Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.
-Eğer iman sahipleri iseniz, Allah sizi böyle birşeye bir daha asla dönmemeniz hususunda uyarıyor.
Allaha inanıyorsanız, Allah size, bir daha böyle çirkin dedikodular yapmayın diye öğüt vermektedir.
18-Veyubeyyinu(A)llâhu lekumu-l-âyât(i)(c) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
-Ve Allah, size delillerini apaçık bildirmededir ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir
-Allah size ayetleri açıklıyor; Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah size ayetleri iyice açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Allah size böyle nurlu farz kurallarını açıklıyor. Allah Alimdir, Hakimdir.
Kültür bozulması—–
19-İnne-lleżîne yuhibbûne en teşî’a-lfâhişetu fî-lleżîne âmenû lehum ‘ażâbun elîmun fî-ddunyâ vel-âḣira(ti)(c) va(A)llâhu ya’lemu veentum lâ ta’lemûn(e)
-İnananlar arasında kötü şeylerin yayılmasını sevenleredir dünyada ve ahirette elemli azap ve Allah, her şeyi bilir, sizse bilmezsiniz.
-Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Allah bilir, siz bilmiyorsunuz.
-İman edenler içinde edepsizliğin yayılmasını arzu edenler var ya, onlar için dünyada da ahirette de korkunç bir azap öngörülmüştür. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
İman edenler arasında (kültürlerinin bozulması için) edepsizliği yayanlara (basın, yayın) bu dünyada ve ahirette acı bir azap var (Bunu siz fark etmeden yavaş yavaş bozulursunuz) Ama Allah biliyor, siz bilmezsiniz.
20-Velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu veenna(A)llâhe raûfun rahîm(un)
-Allah’ın, size lütfü ve merhameti olmasaydı ve şüphesiz bir surette Allah, esirgeyici ve rahim bulunmasaydı ne yapardınız?
-Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)?
-Ya Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı! Allah Rauf’tur, Rahim’dir.
Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ne olurdu. Allah Rauf’tur, Rahimdir.
21-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tettebi’û ḣutuvâti-şşeytân(i)(c) vemen yettebi’ ḣutuvâti-şşeytâni fe-innehu ye/muru bilfahşâ-i velmunker(i)(c) velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden velâkinna(A)llâhe yuzekkî men yeşâ/(u)(k) va(A)llâhu semî’un ‘alîm(un)
-Ey inananlar, Şeytan’ın izini izlemeyin ve kim, Şeytan’ın izini izlerse bilsin ki hiç şüphe yok o, çirkin ve kötü şeyleri buyurur ve Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı içinizden hiçbiriniz, ebediyen temiz bir hale gelemezdi, fakat Allah dilediğini temizler ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
-Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.
-Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kişi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini arıtıp temizliyor. Allah herşeyi işitiyor, herşeyi biliyor.
Ey iman edenler, şeytanın sizin kültürünüzü değiştirmesine müsaade etmeyin. Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasa bozulunca bir daha düzelemezsiniz Allah işitendir, bilendir.
22-Velâ ye/teli ulû-lfadli minkum ve-sse’ati en yu/tû ulî-lkurbâ velmesâkîne velmuhâcirîne fî sebîli(A)llâh(i)(s) velya’fû velyasfehû(k) elâ tuhibbûne en yaġfira(A)llâhu lekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
-Üstün ve geçimi geniş olanlarınız, akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından göçenlere vermekten çekinmesinler ve iyilik etmeyi terketmesinler ve bağışlasınlar ve suçtan geçsinler. Allah’ın, sizi yarlıgamasını sevmez, istemez misiniz? Ve Allah suçları örter, rahimdir.
-Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir
-Sizin lütuf ve imkan sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Maddi imkânı müsait olanlar, (şeytana uymuş olanlardan) akrabaya, yoksullara, Allah’ın yolundan hicret edenlere (yoldan çıkanlara) yardım etmekten çekinmesinler. Hatalarını affedin, Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafurdur, Rahimdir.
İftira…….
23-İnne-lleżîne yermûne-lmuhsanâti-lġâfilâti-lmu/minâti lu’inû fî-ddunyâ vel-âḣirati velehum ‘ażâbun ‘azîm(un)
-Hiçbir şeyden haberi olmayan hür, namuslu, inanmış kadınlara iftira edenlere, dünyada da lanet edilmiştir, ahirette de ve onlaradır pek büyük azap.
-Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.
-O birşeyden habersiz iffetli mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanete çarptırılmışlardır. Büyük bir azap vardır onlar için.
Namuslu kadınlar hakkında yalan söyleyenler, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlara büyük azap vardır.
24-Yevme teşhedu ‘aleyhim elsinetuhum veeydîhim veerculuhum bimâ kânû ya’melûn(e)
-O günde ki kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeylere dair kendilerinin aleyhinde tanıklık eder.
-O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır.
-Gün gelecek onların kendi dilleri, kendi elleri, kendi ayakları, yapıp ettikleri işler hakkında kendi aleyhlerine tanıklık edecektir.
Gün gelecek (iftira atanların) kendi elleri, dilleri, ayakları yaptıkları her kötülüğe tanıklık edecektir.
(Gün gelecek yalan makinesi çıkınca hiçbir izin, sözün kaybolmadığı ortaya çıkacaktır)
25-Yevme-iżin yuveffîhimu(A)llâhu dînehumu-lhakka veya’lemûne enna(A)llâhe huve-lhakku-lmubîn(u)
-O gün Allah, onların gerçek cezalarını tam olarak verir ve bilirler ki Allah, şüphesiz olarak apaçık gerçek mabuttur.
-O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah’ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.
-O gün Allah, onlara hak ettikleri cezayı tam verecek ve Allah’ın apaçık Hak olduğunu bilecekler.
O gün onlar, hak ettikleri muameleyi görecekler. Allah’ın adaletinin şaşmaz olduğunu anlayacaklar.
26-Elḣabîśâtu lilḣabîśîne velḣabîśûne lilḣabîśât(i)(s) ve-ttayyibâtu littayyibîne ve-ttayyibûne littayyibât(i)(c) ulâ-ike muberraûne mimmâ yekûlûn(e)(s) lehum maġfiratun verizkun kerîm(un)
-Pis kadınlar, pis erkeklerindir ve pis erkekler, pis kadınların ve temiz kadınlar, temiz erkeklerindir ve temiz erkekler, temiz kadınların; onlar, öbürlerinin söyledikleri sözlerden uzaktır, onlarındır yarlıganma ve güzelim bir rızık.
-Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.
-Murdar karılar murdar erkeklere, murdar erkekler de murdar karılara… Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara… Bunlar, ötekilerin söylediklerinden arınmışlardır. Bunlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
İyi kadınlar, iyi erkeklerindir. İyi erkekler de iyi kadınlarındır. Kötü kadınlar kötü erkeklerindir. Kötü erkeler de kötü kadınlarındır. İyiler bağışlanmış, kötülerin dedikodularından arınmıştır. Onlara güzel rızıklar vardır.
Sosyal Kültür………….
27-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tedḣulû buyûten ġayra buyûtikum hattâ teste/nisû vetusellimû ‘alâ ehlihâ(c) żâlikum ḣayrun lekum le’allekum teżekkerûn(e)
-Ey inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, sahipleriyle tanışmadan ve onlara selam vermeden girmeyin, düşünüp öğüt almanız için daha hayırlıdır bu size.
-Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
-Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahipleriyle kaynaşıp izin almadan, bir de ev sakinlerine selam vermeden girmeyin. Düşünüp taşınmanızı sağlamada bu sizin için daha hayırlıdır.
Ey iman edenler, Başkalarının evine izinsiz girmeyin. Bir eve ev sahibinden müsaadeli gireceğiniz zaman, içerdekilere selam vermeden girmeyin. Düşünürseniz bunun daha hayırlı olduğunu anlarsınız.
28-Fe-in lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedḣulûhâ hattâ yu/żene lekum(s) ve-in kîle lekumu-rci’û ferci’û(s) huve ezkâ lekum(c) va(A)llâhu bimâ ta’melûne ‘alîm(un)
-Orada kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikçe girmeyin ve eğer, geri dönün denirse size dönün artık, bu, sizin için daha temiz bir harekettir ve Allah, ne yaparsanız hepsini bilir.
-Eğer orada kimseyi bulamazsanız, izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer ‘Dönün’ denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir.
-Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size “geri dönün” denirse, dönün; bu sizin için daha iyi ve temizdir. Allah, yaptıklarınızı çok iyi biliyor.
Evde kimse yoksa, izin alıncaya kadar girmeyin. Geri dönün denirse geri dönün. Allah yaptıklarınızı çok iyi biliyor.
29-Leyse ‘aleykum cunâhun en tedḣulû buyûten ġayra meskûnetin fîhâ metâ’un lekum(c) va(A)llâhu ya’lemu mâ tubdûne vemâ tektumûn(e)
-Orada bir menfaatiniz varsa içinde kimse oturmayan eve girmenizde bir suç yok size ve Allah, açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.
-İçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı da bilir.
-Oturanı bulunmayan ve içinde size ait eşya olan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, sizin açıkladıklarınızı da sakladıklarınızı da bilir.
Evde yaşayan yoksa ve içinde sizin eşyalarınız varsa girebilirsiniz. Size bir vebal yoktur. Ama gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da Allah bilir.
Ahlak………
30-Kul lilmu/minîne yaġuddû min ebsârihim veyahfezû furûcehum(c) żâlike ezkâ lehum(k) inna(A)llâhe ḣabîrun bimâ yasne’ûn(e)
-İnananlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir harekettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsinden de haberdardır.
-Mü’minlere söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdârdır.
-Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını / bellerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Mümin erkeklere söyle, (Kadınlara) dikizler gibi bakmasınlar, Hislerine hâkim olsunlar, korusunlar. Bu onlar için daha hayırlıdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
31-Vekul lilmu/minâti yaġdudne min ebsârihinne veyahfazne furûcehunne velâ yubdîne zînetehunne illâ mâzahera minhâ(s) velyadribne biḣumurihinne ‘alâ cuyûbihin(ne)(s) velâ yubdîne zînetehunne illâ libu’ûletihinne ev âbâ-ihinne ev âbâ-i bu’ûletihinne ev ebnâ-ihinne ev ebnâ-i bu’ûletihinne ev iḣvânihinne ev benî iḣvânihinne ev benî eḣavâtihinne ev nisâ-ihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi-ttâbi’îne ġayri ulî-l-irbeti mine-rricâli evi-ttifli-lleżîne lem yazherû ‘alâ ‘avrâti-nnisâ-/(i)(s) velâ yadribne bi-erculihinne liyu’leme mâ yuḣfîne min zînetihin(ne)(c) vetûbû ila(A)llâhi cemî’an eyyuhâ-lmu/minûne le’allekum tuflihûn(e)
-İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler ve örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar; kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babasından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut kendi malları olan kölelerden, yahut erkeklikten kesilmiş veya kudreti olmayan erkek hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların gizli hallerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başka erkeklere ziynetlerini göstermesinler; gizledikleri ziynetler, bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar ve tövbe edin hepiniz Allah’a ey inananlar da kurtulun, erin muradınıza.
-Mü’min kadınlara söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.’
-Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını / eteklerini korusunlar. Süslerini /zinetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini / başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
Mümin kadınlara söyle onlarda dikizler gibi bakmasınlar. Hislerine hâkim olsunlar, korusunlar. Yerel halkın normal olan açık yerlerinden (yerel modadan, yerel kültürden) daha fazlasını açmasınlar. (Ama) göğüslerini örtsünler. Toplumdaki normal olarak görünen yerlerin dışında (yerel moda dışında) kalan yerlerini, kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, akraba kadınları, evdeki hizmetçi kadınlar, evdeki cinsellik duygusu kalmamış çok yaşlı erkekler, daha mahrem yelerinden anlamayan küçük çocuklar hariç, başka kimselere göstermesinler. Kırıtarak, davetkar şekilde yürümesinler. Ey müminler Allaha topluca tövbe edin (bu kurallara uyun ki) Toplum olarak mutluluğa eresiniz.
32-Veenkihû-l-eyâmâ minkum ve-ssâlihîne min ‘ibâdikum ve-imâ-ikum(c) in yekûnû fukarâe yuġnihimu(A)llâhu min fadlih(i)(k) va(A)llâhu vâsi’un ‘alîm(un)
-Sizden bekar olanları ve kölelerinizden, cariyelerinizden temiz olanları nikahlayıp evlendirin; yoksulsalar Allah, lutfuyla zengin eder onları ve Allah’ın lütfü boldur ve o, her şeyi bilir.
-İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.
-İçinizden bekarları / dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfundan zenginleştirir. Allah Vasi’dir, Alim’dir.
Bekarları, erkek, kadın hizmetçileri, halayıkları evlendirin. Fakir diye düşünmeyin, Allah onları lütfundan zenginleştirir. Allah nimet verendir, Alimdir.
33-Velyesta’fifi-lleżîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yuġniyehumu(A)llâhu min fadlih(i)(k) velleżîne yebteġûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânukum fekâtibûhum in ‘alimtum fîhim ḣayrâ(an)(s) veâtûhum min mâli(A)llâhi-lleżî âtâkum(c) velâ tukrihû feteyâtikum ‘alâ-lbiġâ-i in eradne tehassunen litebteġû ‘arada-lhayâti-ddunyâ(c) vemen yukrihhunne fe-inna(A)llâhe min ba’di ikrâhihinne ġafûrun rahîm(un)
-Evlenmeye güçleri yetmeyenler de Allah, onları lutfuyla zengin edinceye dek ırzlarını korusunlar. Köle ve cariyelerinizden, bir müddet içinde birden veya taksitle bir mal veya para karşılığı azat olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir hayır olduğunu bilirseniz kabul edin ve onlara, Allah’ın size verdiği maldan verin. Cariyelerinizi, onlar da namuslu yaşamayı istedikleri halde, geçici dünya malı için kötülük yapmaya mecbur etmeyin. Zorla kötülüğe sevkedildikten sonra da şüphe yok ki Allah, onların suçlarını örter, rahimdir.
-Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanızmükatebe yapın. Ve Allah’ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsacariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir.
-Nikah imkanı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. Allah’ın size verdiği malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki genç kızları iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
Durumum müsait değil diye evlenmeyenler, durumu müsait olana kadar iffetlerini korusunlar. Kölelerinizden bedel verip hür olmak isteyenleri, niyetlerine göre kabul edin. Sizin kullandığınız mallardan onlara verin. Hizmetçi genç kızları zorla fuhşa zorlamayın. Zorla fuhuş yaptırılmış alanları Allah affeder. Allah çok merhametlidir.
……………………….
34-Velekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin vemeśelen mine-lleżîne ḣalev min kablikum vemev’izaten lilmuttekîn(e)
-Andolsun ki biz, size apaçık deliller, sizden önce gelip geçenlere ait örnekler ve çekinenlere öğütler indirdik.
-Andolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.
-Andolsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.
Ant olsun, biz sizlere bu kitapta her şeyi açık olarak anlatıyoruz. Sizden önce yaşayanların hatalarından ders alasınız diye bahsediyoruz. Korunmak isteyenlere nasıl korunacaklarını söylüyoruz.
35-(A)llâhu nûru-ssemâvâti vel-ard(i)(c) meśelu nûrihi kemişkâtin fîhâ misbâh(un)(s) elmisbâhu fî zucâce(tin)(s) ezzucâcetu keennehâ kevkebun durriyyun yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkiyyetin velâ ġarbiyyetin yekâdu zeytuhâ yudî-u velev lem temses-hu nâr(un)(c) nûrun ‘alâ nûr(in)(k) yehdi(A)llâhu linûrihi men yeşâ/(u)(c) veyadribu(A)llâhu-l-emśâle linnâs(i)(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
-Allah ışığıdır göklerin ve yeryüzünün. Işığının örneği, kandil konan bir yere benzer, orada bir kandil var, kandil, bir sırça içinde, sırça da parılparıl parlayan bir yıldız sanki; doğuda da olmayan, batıda da olmayan kutlu zeytin ağacından yakılmış;ateş dokunmadan da yağı, hemen ışık verecek; nur üstüne nur. Allah, doğru yolu gösterir nuruyla dilediğine ve Allah, örnekler getirir insanlara ve Allah, her şeyi bilir.
-Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah her şeyi bilendir.
-Allah, göklerin ve yerin Nur’udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerinde nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.
Allah göklerin ve yerin nurudur. (Göklerdekilerin ve yerdekilerin mutluluğu için bir ışıktır) Onun örneği, içine kandil konan bir kapa benzer. O kap, camdandır. Kandil, camın içinden inciden bir yıldız gibi gözükür. Doğuya da batıya da ait olmayan (Eksisi, artısı olmayan), benzersiz bir zeytin ağacının, yağının ışık saçtığı gibidir. Yanmasa bile ışık saçar. Bu nur üstüne nurdur. Allah dilediğini kendi nuruna kılavuzlar (dileyip üstünde çalışmalar yaparsan, bu ışık saçan mutluluğu bulursun) Allah, insanlar için böyle örnekler verir. Allah Alimdir.
36-Fî buyûtin eżina(A)llâhu en turfe’a veyużkera fîhâ-smuhu yusebbihu lehu fîhâ bilġuduvvi vel-âsâl(i)
-Bu ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir ve oralarda, sabahakşam onu tenzih edenler vardır.
-(Bu nur,) Allah’ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler.
-Kandil, Allah’ın yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah-akşam O’nu tespih eder.
O ışık, (Nur, Kandil, lamba, elektrik) her evde, okulda Allah’ın ilminin çalışılması içi kullanılır ve içerisini aydınlatır. Sabah akşam, 24 saat kullanılır. Emre amadedir.
37-Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun velâ bey’un ‘an żikri(A)llâhi ve-ikâmi-ssalâti ve-îtâ-i-zzekâti(ﻻ) yeḣâfûne yevmen tetekallebu fîhi-lkulûbu vel-ebsâr(u)
-Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkar onlar.
-(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.
-Öyle erler vardır ki, ne bir ticaret ne bir alış-veriş onları Allah’ın Zikri’nden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği / yer değiştireceği günden korkarlar.
Öyle insanlar (ilim adamları) var ki, onları ne ticaret ne alışveriş alakadar eder. Sadece Allah’ın ilmini çalışırlar, namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler (vatandaşlık görevini yerine getirir, vergilerini verirler) Gözlerinin göreceği o dehşetli günden korkarlar.
38-Liyecziyehumu(A)llâhu ahsene mâ ‘amilû veyezîdehum min fadlih(i)(k) va(A)llâhu yerzuku men yeşâu biġayri hisâb(in)
-Allah’ın onları, yaptıkları işlerin daha da güzeliyle mükafatlandırması ve haklarında, lutfunu arttırması için ve Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
-Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
-Ki Allah kendilerine, yapıp işlediklerinin en güzelini versin ve lütfundan onlara artışlar sağlasın. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.
Allah onların ilim çalışma mükafatını bu dünyada ve daha güzellerini de ahirette verecektir. Allah dilediğini, istediği kadar rızıklandırır.
39-Velleżîne keferû a’mâluhum keserâbin bikî’atin yahsebuhu-zzam-ânu mâen hattâ iżâ câehu lem yecidhu şey-en veveceda(A)llâhe ‘indehu feveffâhu hisâbeh(u)(k) va(A)llâhu serî’u-lhisâb(i)
-Kafir olanlarsa, onların yaptıkları, çöldeki seraba benzer, susamış kimse, su sanır onu, fakat oraya gidince suya ait hiçbir şey bulamaz da kendi yanında bulur Allah’ı ve o, kafirin hesabını tamamıyla görüp karşılığını öder ve Allah, pek tez hesap görür.
-İnkâr edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.
-Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir ki, susuzluktan bunalan onu su sanır. Ama ona yaklaşınca hiçbir şey bulamaz; yanında Allah’ı bulur; O da onun hesabını eksiksiz bir biçimde görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir.
O kâfir ilim adamlarının çalışmaları da çöldeki serapa benzer. (Susuzluktan ölmek üzere iken) su buldum zanneder. Yaklaşınca. Bir şey bulamaz. Sonu fiyasko olur. Yardımcı olarak yanında sadece Allah’ı bulur. Zarar görmüştür, Kafirlere Allah zararı çabuk gösterir.
40-Ev kezulumâtin fî bahrin lucciyyin yaġşâhu mevcun min fevkihi mevcun min fevkihi sehâb(un)(c) zulumâtun ba’duhâ fevka ba’din iżâ aḣrace yedehu lem yeked yerâhâ(k) vemen lem yec’ali(A)llâhu lehu nûran femâ lehu min nûr(in)
-Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.
-Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.
-Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar… Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah’ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
Veya okyanusun dibindeki karanlıklar gibidir. Üstünde dalga üstüne dalga, en üstte bulutlar vardır. Yansımalar dahi yoktur. Elini çıkarsa elini göremez. Allah’ın nur vermediğine kimse nur veremez.
41-Elem tera enna(A)llâhe yusebbihu lehu men fî-ssemâvâti vel-ardi ve-ttayru sâffât(in)(s) kullun kad ‘alime salâtehu vetesbîhah(u)(k) va(A)llâhu ‘alîmun bimâ yef’alûn(e)
-Görmez misin ki şüphesiz olarak Allah’ı tenzih eder göklerde bulunanlar da, yeryüzünde bulunanlar da ve kanatlarını çarpıp katarkatar uçan kuşlar da. Hepsi, dualarını da bilmede, onu tenzih etmeyi de ve Allah, ne yaparlarsa hepsini bilir.
-Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah onların işlediklerini bilendir.
-Görmedin mi, göklerdeki ve yerdeki şuurlular da bölük bölük olmuş kuşlar da Allah’ı tespih etmektedirler. Her biri kendine özgü duasını, kendine özgü tespihini bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilmektedir.
Göklerde ve yerde olanlar ve bölük bölük olmuş kuşlar, hepsi Allah’ın yaradılış planına göre yaşar dururlar. Her biri kendi yapacağı işi, vazifesini bilir. Allah onların bütün yaptıklarını, yapacaklarını bilir.
42-Veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ve-ila(A)llâhi-lmasîr(u)
-Ve Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbiri ve her şey, dönüp Allah tapısına varır.
-Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve dönüş yalnızca O’nadır.
-Göklerin ve yerin mülkü / yönetimi Allah’ındır. Dönüş Allah’adır.
Göklerin ve yerin mülkü, saltanatı, idaresi, devamı hep Allah’ın iradesindedir. Dönüş yalnızca onadır.
43-Elem tera enna(A)llâhe yuzcî sehâben śümme yu-ellifu beynehu śümme yec’aluhu rukâmen feterâ-lvedka yaḣrucu min ḣilâlihi veyunezzilu mine-ssemâ-i min cibâlin fîhâ min beradin feyusîbu bihi men yeşâu veyasrifuhu ‘an men yeşâ/(u)(s) yekâdu senâ berkihi yeżhebu bil-ebsâr(i)
-Görmez misin ki Allah, bulutları sürmede, sonra onları birbirine katıp birleştirmede, sonra yığın haline getirmededir. Görürsün ki bulutlardan yağmur yağmadadır ve gökte dağ gibi yığılmış bulutlarda dolu var, bunları yağdırmadadır da dilediğine afetler vermededir, dilediğine de isabet ettirmemede. Şimşeğinin parıltısıysa neredeyse gözleri alacak.
-Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indirir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.
-Görmedin mi, Allah, bulutları sürüyor, sonra onları kaynaştırıp içiçe sokuyor, sonra onları birbiri üstüne yığıyor. Nihayet onların arasından yağmurun çıktığını görüyorsun. Gökten, ondaki dağlardan bir dolu indiriyor da onunla dilediğini çarpıyor, dilediğinden de onu yan geçiriyor. Onun şimşeğinin parıltısı, neredeyse gözleri alıp götürecek.
Görüyorsun bulutlar peş peşe gidiyor. Sonra birleşiyor kalınlaşıyor. Sonra üst üste yığılıyor. Sonra bazıları yağmur olup yağıyor. Sonra dağ gibi bulutlardan, dilediğine çarpan dolu indiriyor. Bazen gözleri kamaştıran şimşekler çakıyor.
44-Yukallibu(A)llâhu-lleyle ve-nnehâr(a)(c) inne fî żâlike le’ibraten li-ulî-l-ebsâr(i)
-Ve Allah, geceyle gündüzü, uzatıp kısaltmada, getirip götürmededir. Şüphe yok bunda, can gözü açık olanlara ibret var.
-Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Gerçekten bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır.
-Allah, gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Gözleri olanlar için bunda elbette bir ibret vardır.
Geceden sonra gündüzü, gündüzden sonra geceyi döndürüp duruyor. Bakan, araştıran ilim adamları için bunlarda büyük ibretler vardır.
45-Va(A)llâhu ḣaleka kulle dâbbetin min mâ-/(in)(s) feminhum men yemşî ‘alâ batnihi veminhum men yemşî ‘alâ ricleyni veminhum men yemşî ‘alâ erba’(in)(c) yaḣluku(A)llâhu mâ yeşâ/(u)(c) inna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
-Ve Allah, her hayvanı sudan yaratmıştır onlardan, karnı üstünde sürünen var, onlardan, iki ayakla yürüyen var ve onlardan, dört ayakla yürüyen var. Allah, dilediğini yaratır; şüphe yok ki Allah’ın, her şeye gücü yeter.
-Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.
-Allah, tüm canlıları sudan yarattı. Onlardan kimileri karnı üzerinde yürür, kimileri iki ayak üstünde yürür, kimileri de dört ayak üstünde… Allah dilediğini yaratıyor, Allah herşeye kadirdir.
Allah bütün canlıları sudan yarattı. Kimi karnı üstünde, kimi iki ayak üstünde, kimi dört ayak üstünde yürür. Allah ne dilerse, nasıl isterse öyle yaratır. Her şeyi yapmaya kadirdir.
46-Lekad enzelnâ âyâtin mubeyyinât(in)(c) va(A)llâhu yehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustakîm(in)
-Andolsun ki biz, her şeyi açıklayan deliller indirdik; ve Allah, dilediğini doğru yola sevk eder.
-Andolsun biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir.
-Andolsun biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. Allah dilediğini dosdoğru yola iletiyor.
Ant olsun, bütün bu olayların nedenini, nasılını araştıranlar için sebepleri bulacağınız bilgiler indirdik. Allah dilediğine dilediği ilmi iletir.
47-Veyekûlûne âmennâ bi(A)llâhi vebi-rrasûli veeta’nâ śümme yetevellâ ferîkun minhum min ba’di żâlik(e)(c) vemâ ulâ-ike bilmu/minîn(e)
-Ve derler ki: İnandık Allah’a ve Peygambere ve itaat ettik, sonra da onların bir kısmı bu sözün ardından yüz çevirir ve onlar inanmış kişiler değildir.
-Onlar derler ki: ‘Allah’a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik’ sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler.
-Allah’a ve o resule inandık, boyun eğdik” diyorlar, sonra da içlerinden bir zümre bunun hemen ardından yüz çeviriyor. Bunlar, inanmış insanlar değiller.
Allaha ve Resulünün dediklerine inandık derler. Sonra bir kısmı (bunların tabii olaylar, tabiat kanunu olduğunu söyleyip küçümserler) gerçek olarak Allaha inanmış değillerdir.
48-Ve-iżâ du’û ila(A)llâhi verasûlihi liyahkume beynehum iżâ ferîkun minhum mu’ridûn(e)
-Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman içlerinden bir kısmı, derhal yüzlerini döndürür.
-Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.
-Allah’a ve aralarında hüküm versin diye elçiye çağırıldıklarında, içlerinden bir grup hemen yüz çevirip gidiyor.
Aralarındaki çekişmeleri çözmek için, gelin Kurandaki bilgilere bakalım (o ilme vakıf olana soralım dendiğinde) bir gurup hemen arkalarını dönüp giderler.
49-Ve-in yekun lehumu-lhakku ye/tû ileyhi muż’inîn(e)
-Fakat hak kendilerindeyse ona koşakoşa gelirler.
-Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.
-Eğer gerçek, kendi lehlerine olursa boyun bükerek ona gelirler.
Eğer cevap kendi istedikleri gibi ise hemen koşa koşa gelirler.
50-Efî kulûbihim meradun emi-rtâbû em yeḣâfûne en yehîfa(A)llâhu ‘aleyhim verasûluhu bel ulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
-Gönüllerinde hastalık mı var, yoksa şüphe mi ediyorlar, yoksa Allah’ın ve Peygamberinin, onlara bir haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, onlardır zalimlerin ta kendileri.
-Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah’ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir.
-Kapllerinde maraz mı var bunların, yoksa kuşkuya mı düştüler, yoksa Allah’ın resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, hayır! Bunlar zalimlerin ta kendileri…
Kalplerinde hastalık var bunların. Kuşku, şüphe var. Allah’ın ve Resulünün haksızlık yapacağından korkuyorlar. İşte bunlar zalimlerin ta kendileridir.
51-İnnemâ kâne kavle-lmu/minîne iżâ du’û ila(A)llâhi verasûlihi liyahkume beynehum en yekûlû semi’nâ veeta’nâ(c) veulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
-Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman inananların sözü, ancak duyduk ve itaat ettik sözüdür, böyle der onlar ve onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri.
-Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır.
-Allah’a ve aralarında hüküm vermek üzere O’nun resulüne çağırıldıklarında, müminlerin sözleri sadece şunu söylemeleridir: “İşittik, itaat ettik.” İşte bunlardır kurtuluşa erenler.
İnananlar, çözümü resulde (ilim adamında) aradıklarında, hemen duyduk, itaat ettik derler. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir.
52-Vemen yuti’i(A)llâhe verasûlehu veyaḣşa(A)llâhe veyettekihi feulâ-ike humu-lfâ-izûn(e)
-Ve kim Allah’a ve Peygamberine itaat eder, Allah’tan korkar ve ondan çekinirse o çeşit kişilerdir muratlarına erenlerin, kurtulup nusret bulanların ta kendileri.
-Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır.
-Allah’a ve O’nun resulüne itaat eden, Allah’a saygı duyan ve O’ndan korkan kişiler, zafere ulaşanların ta kendileridir.
Allaha ve Resulüne (Kurandaki bilgilere) itaat edenler, saygı duyanlar, Allahtan korkanlar, kurtuluşa erenlerdir.
53-Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim le-in emertehum leyaḣrucun(ne)(s) kul lâ tuksimû(s) tâ’atun ma’rûfe(tun)(c) inna(A)llâhe ḣabîrun bimâ ta’melûn(e)
-Emredersen onlara, savaşa çıkacaklarına dair olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette Allah’a de ki: Yemin etmeyin, bu, zaten adet olan, gerekli bulunan bir itaatten ibaret; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.
-Yeminlerinin olanca gücüyle Allah’a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: ‘And içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.’
-Yeminlerinin olanca gücüyle Allah’a ant içtiler ki, sen onlara emredersen mutlaka savaşa çıkacaklar. De ki: “Ant içmeyin. Örfe uygun bir itaat yeterli. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.”
Seninle savaşa çıkacaklarına (ilmi çalışmalar yapacaklarına) yemin ederler. Onlara de ki, yemin etmeyin. Bu zaten siz imanlıların yapmakla yükümlü olduğunuz vazifenizdir, sadece itaat edin kâfi. Allah herkesin yapmakta olduklarından haberlidir.
54-Kul atî’û(A)llâhe veatî’û-rrasûl(e)(s) fe-in tevellev fe-innemâ ‘aleyhi mâ hummile ve’aleykum mâ hummiltum(s) ve-in tutî’ûhu tehtedû(c) vemâ ‘alâ-rrasûli illâ-lbelâġu-lmubîn(e)
-De ki: İtaat edin Allah’a ve itaat edin Peygambere. Gene de yüz çevirirlerse ona düşen, ancak kendisine yüklenen vazifedir ve size düşen de, size yüklenen ve eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz ve Peygambere, apaçık tebliğden başka bir şey düşmez.
-De ki: ‘Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık onun (peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.’
-De ki: “Allah’a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz / yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”
Allaha ve Resulüne itaat edin. İtaat etmezlerse, sorumluluk onlarındır. Senin sorumluluğun tebliğdir. İtaat ederseniz doğru yolu bulmuş olursunuz. Resule düşen bunları açıkça söylemektir.
55-Ve’ada(A)llâhu-lleżîne âmenû minkum ve’amilû-ssâlihâti leyestaḣlifennehum fî-l-ardi kemâ-staḣlefe-lleżîne min kablihim veleyumekkinenne lehum dînehumu-lleżî-rtedâ lehum veleyubeddilennehum min ba’di ḣavfihim emnâ(en)(c) ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey-â(en)(c) vemen kefera ba’de żâlike feulâ-ike humu-lfâsikûn(e)
-Allah, sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara, razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini, bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil eylemeyi vaadetmiştir; bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi eş tutmasınlar bana; ve bundan sonra kim kafir olursa o çeşit adamlardır, buyruktan çıkanların ta kendileri.
-Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.
-Allah; sizin, iman edip barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka hükümran kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk / ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük ederlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.
Allah, iman edip salih amel işleyenlere, daha öncekilere hakimiyet verdiği gibi, sizlere de hakimiyet verecek. Dinlerinizi sizin güç kaynağınız yapacak. Korkularınızı giderecek. Yalnızca, Allaha ibadet edeceksiniz, ortak koşmayacaksınız. Nankörlük ederseniz yoldan sapmış olursunuz.
56-Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî’û-rrasûle le’allekum turhamûn(e)
-Ve namaz kılın, zekat verin ve Peygambere itaat edin de acınmışlardan olun.
-Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.
-Namazı kılın, zekatı verin, resule itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz.
Namazınızı kılın, zekâtı verin, resule itaat edin. Allah’ın rahmetine erersiniz.
57-Lâ tahsebenne-lleżîne keferû mu’cizîne fî-l-ard(i)(c) veme/vâhumu-nnâru velebi/se-lmasîr(u)
-Kafir olanlar, hiç ummasınlar ki yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacaklar ve yurtları ateştir onların ve dönüp varılacak ne de kötü yerdir orası.
-İnkârcıların, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o.
-Sakın o küfre sapanların, yeryüzünde aciz bırakıcı güçler olduklarını zannetme. Varacakları yer ateştir onların. Ne kötü dönüş yeridir o, ne kötü!
Kafirlerin Allah’ı aciz bırakacaklarını sanmayın. Onların gideceği yer ateştir. Ne kötü gidilecek yerdir orası.
58-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû liyeste/żinkumu-lleżîne meleket eymânukum velleżîne lem yebluġû-lhulume minkum śelâśe merrât(in)(c) min kabli salâti-lfecri vehîne teda’ûne śiyâbekum mine-zzahîrati vemin ba’di salâti-l’işâ-/(i)(c) śelâśu ‘avrâtin lekum(c) leyse ‘aleykum velâ ‘aleyhim cunâhun ba’dehun(ne)(c) tavvâfûne ‘aleykum ba’dukum ‘alâ ba’d(in)(c) keżâlike yubeyyinu(A)llâhu lekumu-l-âyât(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
-Ey inananlar, malınız olan köle ve cariyelerle sizden olup henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklar, yanınıza gelirlerken üç vakitte, izin alsınlar sizden: Sabah namazından önce, öğle sıcağında elbisenizi soyduğunuz zaman ve yatsı namazından sonra; bu üç vakit, halvet vaktidir size. Bu vakitlerden başka zamanlarda yanınıza izinsiz girerlerse ne size suç var, ne onlara ve birbirinizi de dolaşabilirsiniz. Allah, delillerini böyle apaçık bildirmede size ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir
-Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah namazından önce, öğlen vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, yatsı namazından sonra… Çıplak olabileceğiniz üç vakittir bunlar. Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Ey iman edenler, sizin yanınızda çalışanlar ve küçük çocuklar, yanınıza gelecekleri zaman, şu üç zamanda izin alsınlar. Sabah namazından önce, öğlen sıcağında üstünüzden fazlalıkları çıkardığınız zaman, yatsı namazından sonra. Bu zamanların dışında ne size ne onlara bir günah yoktur. Yanınızda dolaşabilir, çalışabilirler, oynayabilirler. Allah ayetlerini böyle açıklıyor. Allah Alimdir. Nedeni ve niçin ini bilir.
59-Ve-iżâ beleġa-l-atfâlu minkumu-lhulume felyeste/żinû kemâ-ste/żene-lleżîne min kablihim(c) keżâlike yubeyyinu(A)llâhu lekum âyâtih(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
-Çocuklarınız ergenlik çağına girince de evvelce nasıl izinle yanınıza geliyorlarsa gene öylece izin alsınlar. -Allah, delillerini böylece açıklamadadır size ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Sizden olan çocuklar, erginlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle izin istesinler. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Çocuklarınız erginlik çağına ulaştığında, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor. Allah herşeyi bilir, hikmeti sınırsızdır.
Çocuklar büyüyünce de önceden izin istedikleri gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. Allah Alimdir. Nedeni ve niçin ini bilir.
60-Velkavâ’idu mine-nnisâ-i-llâtî lâ yercûne nikâhan feleyse ‘aleyhinne cunâhun en yeda’ne śiyâbehunne ġayra muteberricâtin bizîne(tin)(s) veen yesta’fifne ḣayrun lehun(ne)(k) va(A)llâhu semî’un ‘alîm(un)
-Nikah ümidi kalmamış, kadınlık halinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini göstermemek şartıyla dış elbiselerini çıkarırlarsa suç yok onlara; fakat giyerlerse bu, daha da hayırlıdır onlara ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
-Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
-Artık nikah arzuları kalmamış, hayızdan ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaşmamaları şartıyla örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Yaşlı kadınlar, Yöresel modanın dışına çıkmamak şartı ile dış elbiselerini giymeden dışarı çıkabilirler. Sakınarak dikkatli davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah her şeyi duyar her şeyi bilir.
61-Leyse ‘alâ-l-a’mâ haracun velâ ‘alâ-l-a’raci haracun velâ ‘alâ-lmerîdi haracun velâ ‘alâ enfusikum en te/kulû min buyûtikum ev buyûti âbâ-ikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti iḣvânikum ev buyûti eḣavâtikum ev buyûti a’mâmikum ev buyûti ‘ammâtikum ev buyûti aḣvâlikum ev buyûti ḣâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahu ev sadîkikum(c) leyse ‘aleykum cunâhun en te/kulû cemî’an ev eştâtâ(en)(c) fe-iżâ deḣaltum buyûten fesellimû ‘alâ enfusikum tahiyyeten min ‘indi(A)llâhi mubâraketen tayyibe(ten)(c) keżâlike yubeyyinu(A)llâhu lekumu-l-âyâti le’allekum ta’kilûn(e)
-Köre vebal yok, topala vebal yok, hastaya vebal yok size de vebal yok evlerinizde, yahut babalarınızın evlerinde. Yahut analarınızın evlerinde, yahut erkek kardeşlerinizin evlerinde, yahut kız kardeşlerinizin evlerinde, yahut amcalarınızın evlerinde, yahut halalarınızın evlerinde, yahut dayılarınızın evlerinde, yahut teyzelerinizin evlerinde, yahut anahtarlarına sahib olduğunuz evlerde, yahut da dostunuzun evlerinde yemek yemenizde; toplu olarak, yahut ayrıayrı yemek yemenizde de bir vebal yok. Evlere girince, Allah tarafından kutlu ve temiz bir sağlık, esenlik vesilesi olmak üzere selam verin ev halkına. İşte Allah, aklınız ersin, düşünüp anlayın diye delillerini böyle açıklar size.
-Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
-Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerinizin evleri yahut kardeşlerinizin evleri yahut kızkardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut dayılarınızın evleri yahut teyzelerinizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur. Evlere girdiğinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileği olarak kendinize de selam verin. Allah size ayetleri işte böyle ayan-beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.
Kör, topal ve hasta gibi engellilere vebal yoktur. Sizler (iman sahibi kadın ve erkekler) babalarınızın evlerine, annelerinizin evlerine, kardeşlerinizin evlerine, amcalarınızın, halaların, dayıların, teyzelerin evlerine, dostlarınızın evlerine veya anahtarı size teslim edilmiş evlere gidebilir, yemek yer, muhabbet edebilirsiniz. Bu evlere girince eve ve içindekilere Allah’ın selamını verin. Düşünmeniz için Allah ayetlerini size böyle açıklıyor.
62-İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne âmenû bi(A)llâhi verasûlihi ve-iżâ kânû me’ahu ‘alâ emrin câmi’in lem yeżhebû hattâ yeste/żinûh(u)(c) inne-lleżîne yeste/żinûneke ulâ-ike-lleżîne yu/minûne bi(A)llâhi verasûlih(i)(c) fe-iżâ-ste/żenûke liba’di şe/nihim fe/żen limen şi/te minhum vestaġfir lehumu(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
-İnananlar, ancak Allah’a ve Peygamberine inanırlar ve onunla beraber, topluluğu icab ettiren bir işte bulunurlarsa izin almadan bırakıp gitmezler. Şüphe yok ki senden izin isteyenlerdir Allah’a ve Resulüne inananlar. Bazı işlerini görmek için izin istediler mi senden, sen de onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan yarlıganma dile; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.
-Mü’minler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah’a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
-Müminler o insanlardır ki, Allah’a ve O’nun resulüne inanırlar. Resulle beraber, ortaklaşa bir iş üzerinde bulundukları zaman, ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, onlar Allah’a ve O’nun resulüne iman edenlerdir. Bazı uğraşları için senden izin istediklerinde, onlardan dilediğine izin ver ve kendileri için af dile. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Müminler, Allaha ve resulüne inanırlar. Resul ile beraber bir iş yaptıkları vakit, ondan izinsiz o işi terk etmezler. Senden izin isteyenler, Allaha ve resulüne iman edenlerdir. İzin istediklerinde dilediğine izin ver. Onlar için Allahtan af dile. Allah affedendir. Rahimdir.
63-Lâ tec’alû du’âe-rrasûli beynekum kedu’â-i ba’dikum ba’dâ(an)(c) kad ya’lemu(A)llâhu-lleżîne yetesellelûne minkum livâżâ(en)(c) felyahżeri-lleżîne yuḣâlifûne ‘an emrihi en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum ‘ażâbun elîm(un)
-Aranızda, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın Peygamberi. İçinizden, birbirini siper ederek gizlice gidenleri, gerçekten de bilir Allah; artık onun emrine aykırı hareket edenler, bir sınanmaya uğramaktan, yahut da elemli bir azaba düşmekten sakınsınlar.
-Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.
-Aranızda peygamberi çağırmayı, sizin birbirinizi çağırmanıza eş tutmayın. Allah sizin, birbirini siper ederek sıvışıp gidenlerinizi bilir. Resulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından yahut acıklı bir azabın yakalarına yapışmasından çekinsinler.
Resul sizi çağırdığında, başkaları çağırıyor gibi davranmayın. Birbiriniz arkasına saklanarak sıvışanları Allah çok iyi bilir. Onun emrini dinlemeyenler, kendilerine azabın gelmesinden çekinsinler.
64-Elâ inne li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(s) kad ya’lemu mâ entum ‘aleyhi veyevme yurce’ûne ileyhi feyunebbi-uhum bimâ ‘amilû(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
-Bilin ki Allah’ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Neyle oyalandığınızı mutlaka bilir ve dönüp tapısına vardığınız gün, ne yaptıklarını mutlaka haber verecek ve Allah, her şeyi bilir.
-Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O’na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah her şeyi bilendir.
-Gözünüzü açın! Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah’ındır. O sizin ne hal üzere olduğunuzu bilir. Bir gün O’na döndürülecekler de O onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. Allah herşeyi iyice bilmektedir.
Göklerde ve yerde ne varsa sadece Allah’ındır. Sizin oralarda neler yaptığınızı bilir. Ona döndüğünüzde yaptıklarınız size bildirilecektir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.
