Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;
—————————————
(Resmi Mushaf: 71 / İniş Sırası: 71)——
Bu surede Hz.Nuh insanları tufana karşı uyarıyor. İnsanlar ona inanmıyorlar sonunda hepsi tufandan helak oluyorlar.
Bismillahirrahmanirrahim
1-İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihi en enżir kavmeke min kabli en ye/tiyehum ‘ażâbun elîm(un)
-Şüphe yok ki biz, onlara elemli bir azap gelmeden korkut kavmini diye göndermiştik Nuh’u, kavmine.
-Şüphesiz, biz Nuh’u; ‘Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar’ diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
-Biz Nuh’u, “toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar” diye kavmine gönderdik.
Biz Nuh’u kavmine, gelecek olan afete karşı önlem almalarını söylemesi için gönderdik.
2-Kâle yâ kavmi innî lekum neżîrun mubîn(un)
-Demişti ki: Ey kavmin, ben, sizi apaçık bir korkutucuyum.
-O da dedi ki: ‘Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.’
-O dedi ki: “Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
Demişti ki, ben gelecek olan o korkunç afeti (felaketi) size açık açık söylüyorum ki hemen önlem alasınız.
3-Eni-’budû(A)llâhe vettekûhu ve etî’ûn(i)
-Gayrı kulluk edin Allah’a ve çekinin ondan ve itaat edin bana da.
-‘Allah’a kulluk edin, O’ndan korkun ve bana itaat edin.’
-“O halde Allah’a ibadet edin. O’ndan korkun. Ve bana itaat edin ki,
Şimdi Allaha ibadet edin (dediklerini kayıtsız şartsız yapın) Ondan korkun ve benim bu uyarıma kulak verin. Bana iteat edin (Dediklerimi yapın)
4-Yaġfir lekum min żunûbikum veyu-aḣḣirkum ilâ ecelin musemmâ(n)(c) inne ecela(A)llâhi iżâ câe lâ yu-aḣḣar(u)(s) lev kuntum ta’lemûn(e)
-Suçlarınızı yarlıgasın ve sizi, muayyen bir vaktedek geciktirsin. Şüphe yok ki Allah’ın takdir ettiği vakit geldi mi gecikmesine imkan yoktur eğer biliyorsanız.
-Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah’ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.’
-Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın eceli geldiğinde ertelenmez. Ah! Bir bilebilseydiniz.”
Kulak verin ki, alacağınız önlem ile gelecek felaketten kurtulun. Rabbiniz sizi eceliniz gelene kadar yaşatsın. Ecel gelince de zaten ondan kurtuluş yoktur. Biliyorsunuz ama dikkate almıyorsunuz.
5-Kâle rabbi innî de’avtu kavmî leylen ve nehârâ(n)
-Rabbim demişti, ben kavmimi gece ve gündüz çağırdım.
-Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum.’
-Nuh şöyle yakardı: “Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim.”
En sonunda Nuh, Rabbim dedi, ben kavmimi gece gündüz ikaz ettim. (Gemi yapmaları için davet ettim)
6-Felem yezidhum du’â-î illâ firârâ(n)
-Benim çağırmam, ancak onların kaçmasını arttırdı.
-‘Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.’
-“Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.”
Davet etmen, ikaz etmem hiçbir işe yaramadı.
7-Ve-innî kullemâ de’avtuhum litaġfira lehum ce’alû esâbi’ahum fî âżânihim vestaġşev śiyâbehum ve esarrû vestekberû-stikbârâ(n)
-Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrar ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.
-Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.’
-Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.”
Felaketten kurtulsunlar diye çözümü söyledikçe onlar büyüklendiler, kulaklarını tıkadılar, inanmadılar. (deniz olmayan bir yerde insanlar niye gemi yapsınlar diye itiraz ettiler)
8-Śumme innî de’avtuhum cihârâ(n)
-Sonra onları, gerçekten de yüksek sesle çağırdım.
-Sonra onları açıktan açığa davet ettim.’
-Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım.”
Gerçekten yırtındım beni dinlesinler diye.
9-Śumme innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(n)
-Sonra açığa vurup yaydım onlara ve gizlice konuştum, davet ettim onları da.
-Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.’
-Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım.”
Başka başka duyuruları denedim. İkili olarak ta konuştum hepsi ile.
10-Fekultu-staġfirû rabbekum innehu kâne ġaffârâ(n)
-Dedim ki: Rabbinizden yarlıganma dileyin, şüphe yok ki o, bütün suçları, tamamıyla örter.
-Bundan böyle’ dedim. ‘Rabbinizden bağışlanma (mağfiret) dileyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.
-Ve şöyle dedim: “Rabbinizden af dileyin. O, bağışlamayı çok sevendir.”
Sonunda (tufandan öleceksiniz bari) rabbinizden af dileyin. (Kaderinize razı oldunuz) O, bağışlamayı sever dedim.
11-Yursili-ssemâe ‘aleykum midrârâ(n)
-Size gökten faydalı ve bol yağmurlar yollar.
-(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.’
-Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir.”
Gelecek olan felketi sadece bol bol yağmurla (sel) kısıtlasın.
12-Ve yumdidkum bi-emvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(n)
-Ve size, mallar, oğullar vererek yardım eder ve size bağlar, bahçeler halk eder ve ırmaklar yaratır.
-Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar versin.’
-Sizi, mallar ve oğullarla güçlendirir, size yeşil bahçeler sunar. Ve sizin için nehirler akıtır.”
Mallar ve oğullar ile sel felketini temizlersiniz. (O yağan bol yağmur) Bağlara bahçelere faydalı olsun. Nehirler aksın.
13-Ve yumdidkum bi-emvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(n)
-Ne oldu size ki Allah’ın, büyük, ulu ve şerefli bir mabud olduğunu ummuyorsunuz?
-Size ne oluyor ki, Allah’tan bir vakarı ummuyorsunuz?’
-Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?”
Siz kimsiniz ki ki Allah’ın uyarısını dinlemiyor, büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz.
14-Ve kad ḣalekakum etvârâ(n)
-Ve halbuki o, sizi haldenhale koyarak halk etmiştir.
-Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır.’
-O ki, sizi halden hale / evreden evreye geçirerek yarattı.”
Bir hiçtiniz siz, sizi halden hale koyarak, geliştire geliştire yarattı. (Siz babanızda sperm idiniz, ananızda hücre oldunuz, karnında et kemik sahibi oldunuz, dünyaya geldiniz, büyüdünüz, Bu en büyük Alime nasıl olurda inanmazsınız)
15-Elem terav keyfe ḣaleka(A)llâhu seb’a semâvâtin tibâkâ(n)
-Görmez misiniz Allah, nasıl da gökleri yedi kat yaratmıştır.
-Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?’
-Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?”
(Görüyorsunuz gökleri / göreceksiniz) Allah yedi göğü nasıl bir uyum içinde yarattı
16-Ve ce’ale-lkamera fîhinne nûran ve ce’ale-şşemse sirâcâ(n)
-Ve o göklerde, aya bir ışık vermiş ve güneşi de, her yanı aydınlatan bir çırağ olarak halk etmiştir.
-Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.’
-Ve Ay’ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş’i bir kandil haline getirdi.”
Ayı orada bir yansıtıcı (Nur) güneşi de ışık kaynağı (çırağı) olarak yarattı.
17-Va(A)llâhu enbetekum mine-l-ardi nebâtâ(n)
-Ve Allah, yeryüzünden size nebatlar bitirmiştir.
-‘Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.’
-“Ve Allah sizi bir bitki gibi yerden bitirdi.”
Sizi de aynen yerdeki nebatlar gibi yere bağlı olarak, (yer çekimine bağlı olarak yaşatıyor)
18-Śumme yu’îdukum fîhâ ve yuḣricukum iḣrâcâ(n)
-Sonra da sizi gene oraya yollar ve oradan çıkarır.
-Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır.’
-Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.”
Sonra yine sizi oraya geri yollayacak ve tekrar mükemmel bir şekilde oradan çıkarılacaksınız.
19-Va(A)llâhu ce’ale lekumu-l-arda bisâtâ(n)
-Ve Allah, yer yüzünü size bir döşeme, bir yaygı olarak yaratmıştır.
-Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı.’
-Allah size yeryüzünü bir yaygı yaptı,
Allah sizin için (yuvarlak) yeryüzünü bir (düz) yaygı gibi kıldı.
20-Liteslukû minhâ subulen ficâcâ(n)
-Oradaki genişgeniş yollara dalıp gidin diye.
-Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye.’
-Ki ondan geniş yollar edinip de yürüyesiniz.”
Orada yollar edinir (düzmüş gibi) yürürsünüz. (Bu kadar bilgiden sonra hala benim ihtişamımı görmüyor musunuz)
21-Kâle nûhun rabbi innehum ‘asavnî vettebe’û men lem yezidhu mâluhu ve veleduhu illâ ḣasârâ(n)
-Nuh demişti ki: Rabbim, şüphe yok ki onlar, bana isyan ettiler ve malı ve evladı, ancak ziyanını arttırıp duran kişiye uydular.
-Nuh: ‘Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.’
-Nuh dedi ki: “Rabbim! Onlar bana isyan ettiler de malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir artış getirmeyen kişiye uydular.”
Nuh dedi ki, Rabbim bunlar beni dinlemiyorlar. Zenginliğine, mallarına, çocuklarına güvenip toplumda söz sahibi olan birisine uydular.
22-Ve mekerû mekran kubbârâ(n)
-Ve pek büyük düzenler kurmaya giriştiler.
-Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular.’
-Çok büyük hileler sergilediler / çok büyük tuzaklar kurdular.”
Hep beraber beni susturmak için her türlü yolları denediler.
23-Ve kâlû lâ teżerunne âlihetekum velâ teżerunne vedden velâ suvâ’an velâ yeġûśe ve ye’ûka ve nesrâ(n)
-Ve sakın dediler, mabutlarınızı bırakmayın, hele ne Vedd’i bırakın, ne Suva’ı, ne de Yaguus’u ve Yauk’u ve Nesr’i.
-Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Ye’uk’u ve ne de Nesr’i.’
-Dediler ki: “İlahlarınızı sakın bırakmayın. Ved’di, Süva’ı asla bırakmayın. Yeğus’u, Yeuk’u, Nesr’i de bırakmayın.”
Ve dediler ki kendi ilahlarınızdan yardım isteyin, Ved, Süva, Yeğus, Yeuk, Nesr bize her zaman yardım eder. (Nuh’tan önce insanlara yardım eden güzel insanlar. Sonradan heykelleri yapılıp tapınılmaya başlanmış putlar)
24-Ve kad edallû keśîrâ(n)(s) velâ tezidi-zzâlimîne illâ dalâlâ(n)
-Ve andolsun ki bunlar, birçok kişileri doğru yoldan çıkardılar ve zalimlerin, ancak sapıklığını arttır.
-Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp-saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.’
-Çoklarını saptırdılar. Sen de o zalimler için şaşkınlıktan başka bir şeyi artırma.”
Böyle diyerek birçoklarını kandırdılar. Rabbim onlardan ümidim kalmadı, sende o sapkınların şaşkınlıklarını arttır. (Arttır ki gerçeği görsünler)
25-Mimmâ ḣatî-âtihim uġrikû feudḣilû nâran felem yecidû lehum min dûni(A)llâhi ensârâ(n)
-Suçları yüzünden de bunlar, sulara boğuldular da ateşe atıldılar, derken Allah’tan başka bir yardımcı da bulamadılar.
-Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah’ın dışında hiç bir yardımcı bulamadılar.
-Hataları yüzündendir ki boğuldular, ateşe atıldılar. Kendileri için, Allah dışında yardımcılar bulamadılar.
Nihayet onlar Nuh’u dinlememeleri yüzünden, felaket gelince hepsi boğuldu. Ateşte yandılar. Yardım için Allah Allah diye yalvararak öldüler. (Gerçeği gördüler ama çok geç oldu)
26-Ve kâle nûhun rabbi lâ teżer ‘alâ-l-ardi mine-lkâfirîne deyyârâ(n)
-Ve Nuh, demişti ki: Rabbim, yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bile bırakma.
-Nuh ‘Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma’ dedi.
-Nuh şöyle yakardı: “Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutacak / gezip dolaşacak hiç kimse bırakma.”
Nuh, Rabbim dedi, (bundan sonra) geriye yeryüzünde hakkı görmeyen, kafirleri bırakma.
27-İnneke in teżerhum yudillû ‘ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ(n)
-Şüphe yok ki onları bırakacak olursan kullarını yoldan çıkarırlar ve ancak gerçekten sapan ve iyiden iyiye kafir olan evlatlar yetiştirirler.
-Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facir’den) kafirden başkasını doğurmazlar.’
-Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar.”
Çünkü onlardan geri kalan olursa, gelecek nesilleri de saptırır bozarlar.
28-Rabbi-ġfir lî velivâlideyye ve limen deḣale beytiye mu/minen velilmu/minîne velmu/minâti velâ tezidi-zzâlimîne illâ tebâra(n)
-Rabbim, benim suçlarımı ört ve anamınbabamın ve inanarak evime kimler girdiyse onların ve erkek, kadın bütün inananların suçlarını ve zalimleri de ancak mahvet, helak vesilelerini arttır onların.
-Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.’
-Rabbim! Beni, anne-babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet. Zalimlerin de sadece helak ve perişanlığını artır.”
Rabbim beni, anamı babamı, evime gelen bütün insanları, bütün sana inanmış erkek ve kadınları affet. Zalimleri zülüm yapamayacak hale getir.
