İçeriğe geç

Nisa

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————

(kadınlar) (Resmi Mushaf: 4 / İniş Sırası: 92)——-

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekumu-lleżî alekakum min nefsin vâhidetin vealeka minhâ zevcehâ vebeśśe minhumâ ricâlen keśîran venisâ-â(en)(c) vettekû(A)llâhe-lleżî tesâelûne bihi vel-erhâm(e)(c) inna(A)llâhe kâne ‘aleykum rakîbe(n)

-Ey insanlar, sizi tek bir candan yarattı, o canın eşini de ondan yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadın türetti. Sakının Allah’tan ki onunla haklarınızı dilemektesiniz ve akrabalık hukukuna da riayet edin. Şüphe yok ki Allah, sizi tamamıyla görüp gözetmededir.
-Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
-Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan onun eşini de vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah’tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakib’dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.

 

Ey insanlar, sizi tek bir nefisten (insandan) yarattı. Onun eşini de ondan yarattı. Onlardan da birçok erkekler, kadınlar meydana getirdi. Birbirinizle evleniyor, mutlu oluyorsunuz. Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmaktan) sakının. Rabbiniz sizi gözetleyicidir.

 

Yetimler———–

 

2-Veâtû-lyetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelû-labîśe bi-ttayyib(i)(s) velâ te/kulû emvâlehum ilâ emvâlikum(c) innehu kâne hûben kebîrâ(n)

-Yetimlere mallarını verin ve iyisinin yerine kötüsünü koyup değiştirmeyin ve onların mallarını, kendi mallarınıza katıp yemeyin; çünkü bu, pek büyük bir suçtur.
-Yetimlere mallarını verin ve murdar olanı temiz olanla değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.
-Yetimlere mallarını verin. Temizi pise değişmeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Bunu yapmak gerçekten büyük bir vebaldir.

 

Yetimlere mallarını tam verin. Sizin kötü malınız ile onların iyi mallarını değiştirmeyin. Onların mallarını kendi malına katarak yemeyin. Bu çok büyük bir günahtır.

 

3-Ve-in iftum ellâ tuksitû fî-lyetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum mine-nnisâ-i meśnâ veśulâśe verubâ’(a)(s) fe-in iftum ellâ ta’dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânukum(c) żâlike ednâ ellâ te’ûlû

-Yetim kızlar hakkında adaletle muamele edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz, hoşunuza giden başka kadınlardan iki, üç ve dört kadın alın. Fakat bunların arasında adaleti gözetmeyeceğinizden korkarsınız o vakit bir zevceyle, yahut sahip olduğunuz cariyelerle iktifa edin. Bu, doğruluktan sapmamanıza daha yakın ve size daha uygundur
-Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır.
-Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin / sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.

 

Yetim kızlarla adaleti sağlamakta zorluk olacağını düşünüyorsanız, (velisi yok, şikâyet edeceği mercii yok) o zaman velisi olan temiz kadınları ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Bunlar arasında da adaletli olamayacağınızı düşünüyorsanız, o zaman bir eş ile kalın ve sahibi olduğunuz cariyeler ile (robotlar ile) yetinin. Bu günah işlememeniz için en uygun yoldur. (İlerde cariye veya esir olacağını düşünemiyorum. Ama onların yerine insansı robotlar olabilir. Gerçek insan mı, robot mu diye ilk bakışta belli olmayan çekici robotlar olabilir)

 

4-Veâtû-nnisâe sadukâtihinne nihle(ten)(c) fe-in tibne lekum ‘an şey-in minhu nefsen fekulûhu henî-en merî-â(n)

-Kadınlarınızın mehirlerini bir bağış olarak verin, ama onlar, gönül hoşluğuyla mehirlerinin bir miktarını size bağışlarlarsa o vakit de onu içinize sindire sindire ve afiyetle yiyin.
-Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.
-Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. Eğer ondan birazını kendileri kişisel istekleriyle size sunmuşlarsa artık onu içinize sine sine yiyin.

 

(Yetim olsun, hür olsun) Eşlerinizin mihrini içinizden gelerek verin. Eğer onlar, mihrin birazını, size isteyerek verirse alın, almakta size bir günah yoktur. Rahatlıkla yiyebilirsiniz.

 

5-Velâ tu/tû-ssufehâe emvâlekumu-lletî ce’ala(A)llâhu lekum kiyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum vekûlû lehum kavlen ma’rûfâ(n)

-Allah’ın, size geçinmek için verdiği mallarınızı akılsızlara vermeyin, onları rızıklandırın, giydirin ve kendilerine tatlı ve güzel sözler söyleyin.
-Allah’ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
-Allah’ın sizin için ayakta durma aracı yaptığı mallarınızı kendini bilmez beyinsizlere vermeyin, o mallar içinde onlara rızık ayırın, onları giydirin ve onlara tatlı ve işe yarar bir söz söyleyin.

 

Sizi ayakta tutan mallarınızı aklı az çalışanlara, beyinsizlere idaresi için vermeyin. Sizin idarenizde olarak onlar için harcayın. Yedirin, giydirin, onlarla güzel sözler söyleyin. 

 

6-Vebtelû-lyetâmâ hattâ iżâ belaġû-nnikâha fe-in ânestum minhum ruşden fedfe’û ileyhim emvâlehum(s) velâ te/kulûhâ isrâfen vebidâran en yekberû(c) vemen kâne ġaniyyen felyesta’fif(s) vemen kâne fakîran felye/kul bilma’rûf(i)(c) fe-iżâ defa’tum ileyhim emvâlehum feeşhidû ‘aleyhim(c) vekefâ bi(A)llâhi hasîbâ(n)

-Yetimleri, nikah çağına dek deneyin, ergenlik çağına ulaştıklarını, olgunlaştıklarını gördünüz mü mallarını kendilerine verin. Onların malını israf ederek, yahut büyüyünce geri alırlar diyerek yemeyin. Zengin olan, yetimin malına hiç dokunmasın. Fakir olan, örfe uygun bir miktar yiyebilir. Mallarını geri vereceğiniz vakit bu muameleyi tanıklar huzurunda yapın. Allah, gereğince hesap sorucudur ve o, yeter.
-Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma görürseniz, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
-Yetimleri, nikah çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Büyüyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

 

Yetimlerin evlenme çağına gelinceye kadar mallarını vermeyin. Onlarda, mal idaresinde olgunluk görürseniz, mallarını verin. Büyüyünce mallarını geri alacaklar diye önceden yemeğe çalışmayın. Zengin olanlar, onların mallarına hiç dokunmasın. Fakirler ihtiyacı kadar yiyebilir. Mallarını kendilerine vereceğiniz zaman, şahitler huzurunda verin. Hesap görücü olarak Allah yeter.

 

7-Lirricâli nasîbun mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûne velinnisâ-i nasîbun mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûne mimmâ kalle minhu ev keśur(a)(c) nasîben mefrûdâ(n)

-Erkekler için pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıkları malda, kadın için de pay var anayla babanın ve yakınların bıraktıklarında. Mal, az olsun, çok olsun, mirasta muayyen bir pay var.
-Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir hisse vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir hisse vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir hisse vardır.
-Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından –onun azından da çoğundan da- farz kılınmış bir nasip olarak kadınlara da bir pay vardır.

 

Anne, baba ve akrabalardan kalan miraslar için, erkeklerde ve kadınlarda bir pay vardır. (Önemli veya önemsiz her şeyde)

 

8-Ve-iżâ hadara-lkismete ulû-lkurbâ velyetâmâ velmesâkînu ferzukûhum minhu vekûlû lehum kavlen ma’rûfâ(n)

-Miras taksim edilirken yakınlar, yetimler, yoksullar bulunursa o maldan onları da rızıklandırın ve kendilerine güzel sözler söyleyin.
-(Mirası) Bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
-Mirasın paylaştırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel ve hoş bir söz de söyleyin.

 

Miras paylaşılırken, yakınlar, yetimler, yoksullar yanınızda ise onları da rızıklandırın. Güzel gönül alıcı sözler söyleyin.

 

9-Velyaşe-lleżîne lev terakû min alfihim żurriyyeten di’âfen âfû ‘aleyhim felyettekû(A)llâhe velyekûlû kavlen sedîdâ(n)

-Artlarında aciz ve küçük soysop bırakacağını düşünerek onlar için nasıl korkup üzüntüye düşerler; yetimler için de Allah’tan korksunlar da sözün doğrusunu söylesinler.
-Arkalarında bıraktıkları zayıf (küçük, korumasız, özürlü) çocuklardan dolayı kaygı duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. Allah’tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.
-Ürperip titresin o kimseler ki, kendi arkalarında zayıf ve çaresiz aile fertleri bırakmış olsalardı, onlar için korku ve endişe duyacaklardı. O halde, Allah’tan korksunlar ve haksızlığı önleyici sağlam bir söz söylesinler.

 

O yetimler, yoksullar sizin kendi çocuklarınız olabilirdi. Çocuklarınız için nasıl kaygı duyarsanız, bu yetimler, çaresizler içinde, rızıklarını verirken, aynı hislerle taşıyarak verin.

 

10-İnne-lleżîne ye/kulûne emvâle-lyetâmâ zulmen innemâ ye/kulûne fî butûnihim nârâ(an)(c) veseyaslevne se’îrâ(n)

-Yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, o mallar, karınlarında ateştir adeta ve onlar, alevli ateşe atılacaklardır.
-Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.
-Şunda kuşkunuz olmasın ki, zulme başvurarak yetimlerin mallarını yiyenler karınlarına doldurmak üzere bir ateş yemekten başka birşey yapmazlar. Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır.

 

Yetimlerin mallarını yiyenler, karınlarını ateşle dolduruyorlar demektir. Onlar pek yakında çılgın bir ateşe girecekler.

 

Miras———————

 

11-Yûsîkumu(A)llâhu fî evlâdikum(c) liżżekeri miślu hazzi-lunśeyeyn(i)(c) fe-in kunne nisâen fevka-śneteyni felehunne śuluśâ mâ terak(e)(s) ve-in kânet vâhideten felehâ-nnisf(u)(c) veli-ebeveyhi likulli vâhidin minhumâ-ssudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(un)(c) fe-in lem yekun lehu veledun veveriśehu ebevâhu feli-ummihi-śśuluś(u)(c) fe-in kâne lehu ivetun feli-ummihi-ssudus(u)(c) min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(in)(k) âbâukum veebnâukum lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(an)(c) ferîdaten mina(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen hakîmâ(n)

-Allah, evladınız hakkında size şunu tavsiye eder: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır. Kızlar, ikiden fazlaysa terekenin üçte ikisi onlarındır, kız bir taneyse yarısı onun. Bir çocuğu varsa anayla babanın her birine, terekenin altıda biri kalır. Çocuğu yok da anasıyla babası mirasçı olursa üçte biri ananındır. Kardeşleri varsa bıraktığı maldan, vasiyeti yerine getirildikten ve borcu ödendikten sonra kalanın altıda biri anaya aittir. Babalarınızdan, oğullarınızdan hangisi, size daha faydalıdır, bilemezsiniz. Bu, Allah’tan farzdır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hikmet sahibidir.
-Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir’dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah’tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
-Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne-babanın herbiri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

 

Evlatlarınız hakkında şöyle tavsiye ediyor. Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır. İkiden fazla kız varsa, mirasın üçte ikisi onlarındır. Bir tek çocuk var o da kız ise, mirasın yarısı onundur. Ölenin anne babası mirasçı ise ve bir çocuğu varsa, her biri altıda bir pay alır. Çocuğu yoksa, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, o zaman annesine, altıda bir düşer. Tüm bu paylaşım, ölenin vasiyetinden ve borçları ödendikten sonra kalanlar içindir. Babalarınız var, çocuklarınız var, bunlardan hangisinin size daha fazla faydası var bilemezsiniz. Onun için Allah’ın bu tavsiyesi farz kılın. Şüphesiz Allah Alimdir. Hikmet sahibidir.

 

12-Velekum nisfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled(un)(c) fe-in kâne lehunne veledun felekumu-rrubu’u mimmâ terakn(e)(c) min ba’di vasiyyetin yûsîne bihâ ev deyn(in)(c) velehunne-rrubu’u mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled(un)(k) fe-in kâne lekum veledun felehunne-śśumunu mimmâ teraktum(c) min ba’di vasiyyetin tûsûne bihâ ev deyn(in)(k) ve-in kâne raculun yûraśu kelâleten evi-mraetun velehu eun ev utun felikulli vâhidin minhumâ-ssudus(u)(c) fe-in kânû ekśera min żâlike fehum şurakâu fî-śśuluś(i)(c) min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin ġayra mudâr(rin)(c) vasiyyeten mina(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun halîm(un)

-Çocukları yoksa zevcelerinizin, kalan mallarının yarısı sizindir. Çocukları varsa, vasiyeti yerine getirilip borcu ödendikten sonra dörtte biri sizin. Çocuğunuz yoksa sizden kalanın dörtte biri zevcelerinizin, çocuğunuz varsa, kalan maldan, vasiyet ettiğiniz şey yerine getirilip borcunuz ödendikten sonra sekizde biri onların. Miras, çocuğu ve babası olmayan bir erkeğe, yahut kadına aitse ve onun da erkek, yahut kız kardeşi varsa her birinin hakkı, altıda birdir. Bunlar birden fazlaysa, mirasçının vasiyeti yerine getirilip borcu ödendikten sonra kalan malın üçte birine ortak olurlar ve kimsenin de zarar görmemesi gerekir. Allah tarafından size öğüttür ve Allah her şeyi bilir, ceza vermede acele etmez.
-Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonrabu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonraüçte bir’de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah’tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.
-Eşlerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri eşlerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden her birine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu taktirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah’tan bir öneridir bu. Allah Alim’dir, Halim’dir.

 

Eşlerinin çocuğu yoksa, yarısı sizindir. Çocukları varsa, dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, sizin mirasınızın dörtte biri onlarındır. Çocuğunuz varsa, mirasınızın sekizde biri onlarındır. Miras bırakanın, ana babası ve çocukları yoksa, kardeşleri varsa, her bir kardeşe altıda bir pay düşer. Kardeşler ikiden fazla ise, her biri mirasın üçte birini alır. Bunlar da Allahtan size vasiyettir. Allah Alimdir. Halimdir.

 

13-Tilke hudûdu(A)llâh(i)(c) vemen yuti’i(A)llâhe verasûlehu yudilhu cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru âlidîne fîhâ(c) veżâlike-lfevzu-l’azîm(u)

-İşte bunlardır Allah sınırları ve kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse Allah onu, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve onlar, ebedi kalırlar orada ve budur pek büyük bir kurtuluş ve kutluluk.
-Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
-İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır.

 

Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allaha ve Resulüne itaat ederse, altlarından ırmaklar akan cennetedirler. Sürekli kalırlar. Kurtuluş ve mutluluk budur.

 

14-Vemen ya’si(A)llâhe verasûlehu veyete’adde hudûdehu yudilhu nâran âliden fîhâ velehu ‘ażâbun muhîn(un)

-Ve kim Allah’a ve Resulüne isyan eder ve sınırlarını aşarsa onu, daimi kalmak üzere, ateşe atar ve onadır horlayıcı, aşağılık bir hale getirici azap
-Kim Allah’a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.
-Kim de Allah’a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.

 

Kim isyan eder sınırları aşarsa, onlara kalıcı ateş ve azap vardır.

 

Fuhuş—————-

 

15-Vellâtî ye/tîne-lfâhişete min nisâ-ikum festeşhidû ‘aleyhinne erbe’aten minkum(s) fe-in şehidû feemsikûhunne fî-lbuyûti hattâ yeteveffâhunne-lmevtu ev yec’ala(A)llâhu lehunne sebîlâ(n)

-Kadınlarınızdan kötülükte bulunanların kötülüğüne, içinizden dört tanık getirin. Onlar, tanıklık ederlerse kadınları, ölümlerine dek, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.
-Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
-Kadınlarınızdan eşcinsellik / sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.

 

Kadınlarınızın lezbiyanlık yaptıklarına dair, içinizden dört şahit olması lazım. Şahitlik ederlerse, onları ömür boyu evinizde tutun veya Allah onlar için bir yol gösterinceye kadar. (Başkalarını kadınları veya kızları değil) (geçimi size ait olduğu için onları evde kontrol altında tutun) 

 

16-Velleżâni ye/tiyânihâ minkum feâżûhumâ(s) fe-in tâbâ ve aslehâ fea’ridû ‘anhumâ inna(A)llâhe kâne tevvâben rahîmâ(n)

-Sizden, kötülükte bulunanlar olursa iki tarafı da incitin. Tövbe ederler ve hallerini düzeltirlerse vazgeçin onlardan, şüphe yok ki Allah, tövbeleri kabul eder, rahimdir.
-Sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin. Eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
-Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvab’dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahim’dir, merhametine sınır yoktur.

 

Sizden iki erkek çirkinlik yaparsa, onlara eziyet edin. Tövbe eder durumlarını düzeltirlerse, eziyetten vazgeçin. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul eden, çok merhamet edendir. (Erkek çalışmak mecburiyetinde olduğu için evde tutmak yerine onlara eziyet edilir)

 

17-İnnemâ-ttevbetu ‘ala(A)llâhi lilleżîne ya’melûne-ssû-e bicehâletin śümme yetûbûne min karîbin feulâ-ike yetûbu(A)llâhu ‘aleyhim(k) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)

-Şüphe yok ki Allah katında tövbe, ancak bilgisizlikle kötülükte bulunup sonra derhal tövbe edenlerin tövbesidir. Onlardır Allah’ın, tövbelerini kabul ettiği kişiler ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah’ın, kabulünü üstlendiği tövbe, bilgisizlikle kötülük işleyip de çok geçmeden tövbe edenler içindir. Allah, işte böylelerinin tövbesini kabul eder. Allah Alim’dir, Hakim’dir.

 

Allah katında geçerli tövbe, bilgisizlikle yapılan kötülük ve çok geçmeden yanlış olduğunu anlayınca edilen tövbedir. Allah bunların tövbesini kabul eder. Allah Alimdir. Hakimdir.

 

18-Veleyseti-ttevbetu lilleżîne ya’melûne-sseyyi-âti hattâ iżâ hadara ehadehumu-lmevtu kâle innî tubtu-l-âne velâ-lleżîne yemûtûne vehum kuffâr(un)(c) ulâ-ike a’tednâ lehum ‘ażâben elîmâ(n)

-Tövbe, o kişilerin tövbesi değildir ki kötülüklerde bulunup dururlar da sonucu içlerinden birine ölüm gelip çattı mı işte şimdi tövbe ettim ben der ve kafir olarak ölenlerin tövbesi de tövbe değildir. O kişilerdir onlar ki onlar için elemli bir azap hazırlamışızdır.
-Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: ‘Ben şimdi gerçekten tevbe ettim’ diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.
-Yoksa, kötülükleri yapıp yapıp da her birine ölüm geldiğinde, “işte şimdi tövbe ettim” diyenler için tövbe yoktur. Küfre batmış olarak ölenlere de tövbe yoktur. Böylelerine biz korkunç bir azap hazırladık.

 

Korkudan dolayı edilen tövbe, tövbe değildir. Küfre batmış olarak ölenlerin tövbesi, tövbe değildir. Bunlara korkunç azap hazırlanmıştır.

 

Helal eş——————-

 

19-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ yahillu lekum en teriśû-nnisâe kerhâ(en)(s) velâ ta’dulûhunne liteżhebû biba’di mâ âteytumûhunne illâ en ye/tîne bifâhişetin mubeyyine(tin)(c) ve’âşirûhunne bilma’rûf(i)(c) fe-in kerihtumûhunne fe’asâ en tekrahû şey-en veyec’ala(A)llâhu fîhi ayran keśîrâ(n)

-Ey inananlar, zorla kadınları miras olarak almanız helal değildir size. Apaçık kötülükte bulunmadıkları halde onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek için sıkıştırmayın onları ve onlarla iyi ve güzel geçinin, onlardan hoşlanmadığınız takdirde deolabilir ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, birçok hayırlar takdir etmiştir.
-Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan ‘çirkin bir hayasızlık’ yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle (örfe göre ve ma’ruf üzere) geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.
-Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz birşeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur.

 

Ey iman edenler, kadınların kendilerini ve mallarını zorla almak helal değildir. Onlardan, sizin verdiklerinizi de alamazsınız ve zorlayamazsınız. Bir lezbiyanlık hali olmadıkça. Onlarla kibar konuşun ve güzellikle geçinin. Sevmediğiniz tarafları olabilir. Belki Allah o taraflarına, sizin için hayır koymuş olabilir. 

 

20-Ve-in eradtumu-stibdâle zevcin mekâne zevcin veâteytum ihdâhunne kintâran felâ te/użû minhu şey-â(en)(c) ete/użûnehu buhtânen ve-iśmen mubînâ(n)

-Zevcenizi bırakıp yerine bir başkasını almak isterseniz bırakacağınıza, yığınlarla mehir vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek alır mısınız onu hiç?
-Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiç bir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
-Bir eşin yerine başka bir eş almak istemişseniz onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız da o maldan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek, açık bir günah işleyerek mi geri alacaksınız onu?

 

Bir eşinizi boşayıp başka bir eş alacağınız vakit, boşadığınız eşe, milyonlar vermiş olsanız bile, hiçbir şey geri alamazsınız. İftira atarak, günaha girerekmi almaya çalışacaksınız.

 

21-Vekeyfe te/użûnehu vekad efdâ ba’dukum ilâ ba’din veaażne minkum mîśâkan ġalîzâ(n)

-Nasıl alabilirsiniz ki birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar, sizden adamakıllı söz de almışlardı.
-Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
-Hem nasıl alırsınız ki? Daha önce birbirinizle derinden derine kaynaşmıştınız. Ve onlar sizden çok sağlam bir söz de almışlardı.

 

Nasıl alabilirsiniz ki, onlarla kaynaşmış, söz vermiştiniz. Onlar size güvenmişti.

 

22-Velâ tenkihû mâ nekeha âbâukum mine-nnisâ-i illâ mâ kad selef(e)(c) innehu kâne fâhişeten vemakten vesâe sebîlâ(n)
-Babalarınızın nikahladığı kadınları almayın. Bu, ancak geçmiş bir adettir ve geçen, geçip gitmiştir. Şüphe yok ki bu, kötü bir şeydi, iğrenç bir adetti ve ne de kötü bir yolduyordamdı.

-Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, ‘çirkin bir hayasızlık’ ve ‘öfke duyulan bir iğrençliktir.’ Ne kötü bir yoldu o!…
-Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikahlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle birşey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.

 

Geçmiş geçmiştir. Şimdi babalarınızın nikahladığı kadınları alamazsınız. Bu edepsizliktir. Nefret duyulan bir şeydir. İğrenç bir yoldur.

 

23-hurrimet ‘aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve eavâtukum ve ’ammâtukum ve âlâtukum ve benâtu-l-ei ve benâtu-l-uti ve ummehâtukumu-llâtî erda’nekum ve eavâtukum mine-rradâ’ati ve ummehâtu nisâ-ikum ve rabâ-ibukumu-llâtî fî hucûrikum min nisâ-ikumu-llâtî dealtum bihinne fe-in lem tekûnû dealtum bihinne felâ cunâha ‘aleykum ve halâ-ilu ebnâ-ikumu-lleżîne min aslâbikum ve en tecme’û beyne-l-uteyni illâ mâ kad selef(e)(k) inna(A)llâhe kâne ġafûran rahîmâ(n)

-Haram edilmiştir size analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt emme yüzünden kardeşleriniz olan kızlar ve zevcelerinizin anneleri, zifafa girdiğiniz zevcelerinizin, sizin himayenizde bulunan ve üvey kızlarınız olan kızları. Ancak zevcelerinizle zifafa girmedinizse kızlarını almanızda bir beis yok. Haram edilmiştir belinizden gelen oğullarınızın zevceleri ve iki kız kardeşi birlikte almak, çünkü bu adet de geçmiştir artık; şüphe yok ki Allah, bütün suçları örter rahimdir
-Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Size şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız –eğer anneleriyle birleşmemişseniz o taktirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kızkardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

 

Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, eşlerinizin sizden olmayan kızları, anneleri ile birleşmemişseniz müstesna, öz oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi birlikte almak size haramdır. Eskiden yaptıklarınız hariç. Allah çok affedici ve çok merhametlidir.

 

24-Velmuhsanâtu mine-nnisâ-i illâ mâ meleket eymânukum(s) kitâba(A)llâhi ‘aleykum(c) ve uhille lekum mâ verâe żâlikum en tebteġû bi-emvâlikum muhsinîne ġayra musâfihîn(e)(c) femâ-stemta’tum bihi minhunne feâtûhunne ucûrahunne ferîda(ten)(c) velâ cunâha ‘aleykum fîmâ terâdaytum bihi min ba’di-lferîda(ti)(c) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen hakîmâ(n)

-Kocalı kadınlarla evlenmek de haram; ancak sahibi olduğunuz cariyeler müstesna. Allah’ın yazısı bu, emri bunlar size ve bunlardan başkalarını, evlenmeniz ve zinada bulunmamanız için arayıp istemeniz helal edilmiştir size. Kadınlardan biriyle evlenerek faydalandığınız takdirde mehirlerini kararlaştırıldığı veçhile verin. Miktarını tayin ettikten sonra gönül hoşluğuyla herhangi bir hususta uyuşursanız suç yok size. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan ‘evli ve özgür’ olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah’ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
-Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah’ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

 

Evli kadınlar da size haramdır. Evli harp esirleriniz müstesna. Allah’ın sizin için koyduğu kurallar bunlardır. Bunlar dışında, zina yapmamak için, kadınlara mihrini vererek nikah yapabilirsiniz. Evlendikten sonra, kadınlar, mihri üzerine size bağışta bulunmakta, üzerinize günah yoktur. Allah her şeyi bilir. Hikmet sahibidir.

 

25-Vemen lem yestati’ minkum tavlen en yenkiha-lmuhsanâti-lmu/minâti femin mâ meleket eymânukum min feteyâtikumu-lmu/minât(i)(c) va(A)llâhu a’lemu bi-îmânikum(c) ba’dukum min ba’d(in)(c) fenkihûhunne bi-iżni ehlihinne veâtûhunne ucûrahunne bilma’rûfi muhsanâtin ġayra musâfihâtin velâ mutteiżâti adân(in)(c) fe-iżâ uhsinne fe-in eteyne bifâhişetin fe’aleyhinne nisfu mâ ‘alâ-lmuhsanâti mine-l’ażâb(i)(c) żâlike limen aşiye-l’anete minkum(c) veen tasbirû ayrun lekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

-İçinizden, hür ve inanmış kadınları almaya gücü yetmeyenler, inanmış erlerin sahip oldukları cariyeleri alsın ve Allah, sizin inancınızı çok iyi bilir. Hepiniz de birsiniz, birbirinizden türediniz. Kötülükte bulunmayan, birisini dost tutmayan namuslu cariyeleri, sahiplerinin izniyle alın, ücretlerini de örfe uygun olarak güzellikle verin, onlar evlendikten sonra kötülükte bulunurlarsa cezaları, hür kadınların cezasının yarısıdır. Bu, içinizden zina etmekten korkanlara bir ruhsattır, fakat sabretmeniz size daha hayırlıdır ve Allah, suçları tamamıyla örter, rahimdir.
-İçinizden özgür mü’min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah imanınızı en iyi bilendir. Siz birbirinizdensiniz. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-İnanmış hür kadınları nikahlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. O halde onları, ailelerinin izniyle nikahlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

 

İçinizden hür kadınları nikâhlamaya gücü yetmeyenler, sizin veya başkasının sahip olduğunuz imanlı köle kızları ile evlenebilirsiniz. Allah imanınızı en iyi bilendir. Sahiplerinin (ailesinin) izni ile onları nikahlayın. (Eski efendisiyle veya başkaları ile) gizli buluşmayarak, zina yapmayarak, namuslu kalmalarını şart koşarak, mihrini vererek nikahlayın. Evlendikten sonra fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu tip evlilikler, günaha girmekten, zina yapmaktan korkan kişiler içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafurdur, rahimdir.

 

26-Yurîdu(A)llâhu liyubeyyine lekum veyehdiyekum sunene-lleżîne min kablikum veyetûbe ‘aleykum(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

-Allah, size her şeyi açıklamak ve size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbenizi kabul etmek ister ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah size açıklamalar sunmak istiyor. Sizi, sizden öncekilerin yol ve yasalarından haberdar ediyor. Size tövbe nasip ediyor. Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.

 

Allah size her şeyi açıklıyor, sizden öncekilerin yanlış yolunu da göstermiş oluyor. Size tövbe şansı veriyor. Allah Alimdir. Hakimdir.

 

27-Ve(A)llâhu yurîdu en yetûbe ‘aleykum veyurîdu-lleżîne yettebi’ûne-şşehevâti en temîlû meylen ‘azîmâ(en)

-Ve Allah, tövbenizi kabul etmeyi diler, şehvetlerine uyanlarsa, sizin doğru yoldan tamamıyla sapmanızı.
-Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler.
-Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler.

 

Allah tövbe etmenizi diliyor. Şehvete sapanlar, sizin de sapmanızı diliyor.

 

28-Yurîdu(A)llâhu en yuaffife ‘ankum veulika-l-insânu da’îfâ(n)

-Allah, sizin yükünüzü hafifletmeyi diler ve insan, zaten de zayıf olarak yaratılmıştır.
-Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) İnsan zayıf olarak yaratılmıştır
-Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır.

 

Allah sizin (seks) yükünüzü hafifletmek ister. İnsan zayıf (sekse düşkün) yaratılmıştır.

 

————————–

 

29-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ te/kulû emvâlekum beynekum bilbâtili illâ en tekûne ticâraten ‘an terâdin minkum(c) velâ taktulû enfusekum(c) inna(A)llâhe kâne bikum rahîmâ(n)

-Ey inananlar, aranızda, mallarınızı haksız yere ve boşuboşuna yemeyin, ancak karşılıklı bir uzlaşmayla yapılan alışveriş başka ve birbirinizi öldürmeyin, şüphe yok ki Allah, size rahimdir.
-Ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız ‘nedenler ve yollarla’ (batılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, sizi çok esirgeyendir.
-Ey inananlar! Mallarınızı aranızda batıl bir yolla / tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi canlarınıza kıymayın / intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz Allah, size karşı çok merhametlidir.

 

Ey iman edenler, Karşılıklı alışveriş haricinde, mallarınızı boşu boşuna harcamayın. Kendi canlarınıza kıymayın, Kuşkunuz olmasın ki, Allah size karşı çok merhametlidir.

 

30-Vemen yef’al żâlike ‘udvânen vezulmen fesevfe nuslîhi nârâ(an)(c) vekâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

-Ve kim haddini aşarak zulmedip bu işi işlerse onu ateşe sokarız ve bu, Allah’a pek kolaydır.
-Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. Bu Allah için pek kolaydır.
-Kim düşmanlık ve zulümle intihar günahını işlerse onu ateşe sokacağız. Bu, Allah için çok da kolaydır.

 

Kim aksini yaparsa kendi canına kıyarsa, onu ateşe atarız (öldükten sonra pişmanlık ateşine düşer). Bu Allaha çok kolaydır.

 

31-İn tectenibû kebâ-ira mâ tunhevne ‘anhu nukeffir ‘ankum seyyi-âtikum venudilkum mudalen kerîmâ(n)

-Nehyedildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız suçlarınızı örteriz ve sizi büyük ve şerefli bir mevkie ulaştırırız.
-Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi ‘onurlu-üstün’ bir makama sokarız.
-Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, diğer kötülüklerinizi örteriz ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.

 

Yasak olan büyük günahlardan kaçarsanız, küçük suçlarınızı örteriz. Büyük ve şerefli bir mevkie ulaştırırız.

 

32-Velâ tetemennev mâ faddala(A)llâhu bihi ba’dakum ‘alâ ba’d(in)(c) lirricâli nasîbun mimmâ-ktesebû velinnisâ-i nasîbun mimmâ-ktesebn(e)(c) ves-elû(A)llâhe min fadlih(i)(k) inna(A)llâhe kâne bikulli şey-in ‘alîmâ(n)

-Allah’ın, bazılarınızı, bir kısmınıza üstün etmesine haset etmeyin. Erkeklerin, kendi kazançlarından payları var, kadınların da kendi kazançlarından payları var. Allah’tan, lütfünü, inayetini dileyin, çünkü şüphe yok ki Allah her şeyi tamamıyla bilir.
-Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah’tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.
-Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir nasip var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Allah, herşeyi iyice bilmektedir.

 

Allah’ın bazılarına, daha fazla lütfettiğini, kedinize de isteyip durmayın. Erkeklere kendi yaptıklarının karşılığı olan lütuflar verilir, kadınlara kendi yaptıklarının karşılığı olan lütuflar verilir. Allahtan lütfun devamını isteyin. Allah her şeyi bilmektedir.

 

33-Velikullin ce’alnâ mevâliye mimmâ terake-lvâlidâni vel-akrabûn(e)(c) velleżîne ‘akadet eymânukum feâtûhum nasîbehum(c) inna(A)llâhe kâne ‘alâ kulli şey-in şehîdâ(n)

-Ana ve babayla yakınların bıraktıkları mallara mirasçı olacak erkek ve kadınları tayin ettik. Kendileriyle ahitleştiğiniz kişilere de paylarını verin, şüphe yok ki Allah her şeyi görür.
-Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz, Allah, her şeye şahid olandır.
-Ana-babanın ve akrabanın geriye bıraktığı malların hepsi için mirasçılar belirledik. Yeminlerinizin ilgili kıldığı kimselere gelince, onların paylarını da kendilerine verin. Allah herşeyi dikkatli bir tanık olarak gözetlemektedir.

 

Erkeklere de kadınlara da anne baba ve akrabalardan kalan miraslar var. Sözlü veya yazılı olarak söz verdiklerinin de mirastan payı var. Allah her şeye şahittir.

 

34-Erricâlu kavvâmûne ‘alâ annisâ-i bimâ faddala(A)llâhu ba’dahum ‘alâ ba’din vebimâ enfekû min emvâlihim(c) fe-ssâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lilġaybi bimâ hafiza(A)llâh(u)(c) vellâtî teâfûne nuşûzehunne fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhun(ne)(s) fe-in eta’nekum felâ tebġû ‘aleyhinne sebîlâ(en)(k) inna(A)llâhe kâne ‘aliyyen kebîrâ(n)

-Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuşsa onlar da, kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün onları. Fakat itaat ettikleri takdirde de aleyhlerine bir sebep araştırmayın, şüphe yok ki Allah çok yüce ve büyüktür.
-Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ‘sorumlu gözeticidir.’ Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
-Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah’ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları yerden başka yere gönderin / onları dövün. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.

 

Allah bazılarını bazılarından, bazı şeylerde üstün kılmıştır. Erkeği, kadınları koruyup kollamaları, onların geçimlerinden sorumlu olmaları için, kadınlardan üstün yapmıştır.

Saliha kadınları, Allah nasıl koruyorsa, onlarda aile sırlarını korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara, önce nasihat edin. Aileye ne kadar zarar vereceğinden bahsedin. Dinlemezlerse yataklarınızı ayırın. Onları yalnız bırakın. Bununda faydası olmuyorsa, (kriz haline gelirse, kendine gelmesi için) vurun. (Döğme amaçlı olmasın Uyandırma amaçlı olsun. Kendilerine gelirlerse, başka bir şey yapmayın. Nazik ve kibar davranarak büyüklük yapın. Allah’ı örnek alın. Allah çok büyüktür. Sınırsızca büyüktür.

 

35-Ve-in iftum şikâka beynihimâ feb’aśû hakemen min ehlihi vehakemen min ehlihâ in yurîdâ islâhan yuveffiki(A)llâhu beynehumâ(c) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen abîrâ(n)

-Karıyla kocanın arasında bir ayrılık olacağından korkarsanız koca tarafından bir hakem, kadın tarafından da bir hakem gönderin. Aralarının düzelmesini dilerlerse Allah da bu hususta başarı verir onlara. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır.
-(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.
-Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları başarılı kılacaktır. Allah Alim’dir, herşeyi bilir; Habir’dir, herşeyden haberdardır.

 

Karı koca arası bozulursa, erkeğin tarafından ve kadının tarafından birer hakem gönderin. Arabuluculuk yapar, aralarını düzeltmek isterlerse, Allah’ta onlara yardım eder. Allah Alim’dir. Her şeyden haberi vardır.

 

36-Va’budû(A)llâhe velâ tuşrikû bihi şey-â(en)(s) vebilvâlideyni ihsânen vebiżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni velcâriżî-lkurbâ velcâri-lcunubi ve-ssâhibi bilcenbi vebni-ssebîli vemâ meleket eymânukum(k) inna(A)llâhe lâ yuhibbu men kâne mutâlen feûrâ(n)

-İbadet edin Allah’a ve ona hiçbir şeyi eş etmeyin. Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin, çünkü Allah, kendini beğenip övenleri sevmez.
-Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
-Allah’a kulluk edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.

 

Allaha ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere yardım edin. Çaresizlere, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışlara, kölelerinize ve cariyelerinize iyilik edin. Güzel davranın. Allah büyüklük edip kasılanları sevmez.

 

37-Elleżîne yebalûne veye/murûne-nnâse bilbuli veyektumûne mâ âtâhumu(A)llâhu min fadlih(i)(k) vea’tednâ lilkâfirîne ‘ażâben muhînâ(n)

-Onlar, hem nekeslik ederler, hem de insanlara, nekes olmalarını emrederler ve Allah’ın, kendilerine lütfedip verdiği şeyleri gizlerler ve biz, kafirlere, horlayıcı, onları aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
-Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.
-Böyleleri cimriliğe saparlar, insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şeyi saklarlar. Nankörler için biz, rezil edici bir azap hazırladık.

 

O büyüklük taslayıp kasılanlar, cimrilik ederler, insanlara da yardım etmekte cimri olmalarını söylerler. Allah’ın verdiklerini saklarlar. Bu nankörlere rezil olacakları bir azap var.

 

38-Velleżîne yunfikûne emvâlehum ri-âe-nnâsi velâ yu/minûne bi(A)llâhi velâ bilyevmi-l-âir(i)(k) vemen yekuni-şşeytânu lehu karînen fesâe karînâ(n)

-Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, ancak insanlara gösteriş olmak üzere sarfederler. Şeytan kime arkadaş olursa o, arkadaşların en kötüsüne düşmüştür.

-Onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye harcarlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.
-Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar da halka gösteriş olsun diye mallarını dağıtırlar. Arkadaşı şeytan onlan için ne kötü arkadaştır o.

 

Onlar Allaha ve ahirete inanmazlar. Ama mallarını gösteriş olsun diye infak ederler. Onlar şeytanın arkadaşlarıdır. Ne kötü arkadaştır o.

 

39-Vemâżâ ‘aleyhim lev âmenû bi(A)llâhi velyevmi-l-âiri veenfekû mimmâ razekahumu(A)llâh(u)(c) vekâna(A)llâhu bihim ‘alîmâ(n)

-Ne olurdu Allah’a ve ahiret gününe inanıp Allah’ın kendilerini rızıklandırdığı şeyleri harcasalardı; ve Allah, onları çok iyi bilir.
-Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.
-Ne olurdu onlara, Allah’a ve ahiret gününe inanıp da Allah’ın kendilerine sunduğu rızıktan öyle dağıtsalardı! Allah onları bilmekteydi.

 

Allaha ve ahiret gününe inansalardı, Allah’ın kendilerine verdiklerinden (Allah için) infak etselerdi ne iyi olurdu. Allah onların hepsini bilir.

 

40-İnna(A)llâhe lâ yazlimu miśkâle żerra(tin)(s) ve-in teku haseneten yudâ’ifhâ veyu/ti min ledunhu ecran ‘azîmâ(n)

-Şüphe yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Zerre miktarı iyilik bile olsa onu katkat arttırır ve yapana, kendi katından büyük bir mükafat verir.
-Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir ecir verir.
-Allah zerre kadar zulüm yapmaz. Küçücük bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve kendi katından da büyük bir ödül verir.

 

Allah zerre kadar bile olsa kimseye zülüm etmez. Zerre miktarı kadar iyiliği de kat kat arttırır. Yanında da onlar için hazırlanmış büyük mükafatlar vardır.

 

41-Fekeyfe iżâ ci/nâ min kulli ummetin bişehîdin veci/nâ bike ‘alâ hâulâ-i şehîdâ(n)

-Ne olacak halleri her ümmetten bir tanık getirdiğimiz, seni de hepsine tanık tuttuğumuz gün?
-Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?
-Her ümmetten bir tanık getirip seni de şunlar üzerine bir tanık olarak diktiğimizde iş nice olacak.

 

Her ümmetten örnek bir insan getirip, senide hepsinin üzerine örnek gösterdiğimiz zaman, küfre sapanlar ne mazeret uyduracaklar.

 

42-Yevme-iżin yeveddu-lleżîne keferû ve’asavû-rrasûle lev tusevvâ bihimu-l-ardu velâ yektumûna(A)llâhe hadîśâ(n)

-O gün, bir gündür ki kafirlerle Peygambere isyan edenler, yerle yeksan olmalarını ve Allah’tan hiçbir sözü gizlememiş bulunmalarını dileyecekler.
-O gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yerle bir olmayı ‘severek-isteyecekler.’ Oysa Allah’tan hiç bir sözü gizleyemezler.
-Bir gündür ki o, küfre sapıp resule isyan edenler toprağa karışıp gitmeyi isteyecekler ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemeyecekler.

 

İşte o gün kafirler, utançlarından yerin dibine girmek isteyecekler. Hiçbir mazeretleri de olmayacak.

 

43-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ takrabû-ssalâte veentum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne velâ cunuben illâ ‘âbirî sebîlin hattâ taġtesilû(c) ve-in kuntum merdâ ev ‘alâ seferin ev câe ehadun minkum mine-lġâ-iti ev lâmestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa’îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum(k) inna(A)llâhe kâne ‘afuvven ġafûrâ(n)

-Ey inananlar, namaza yaklaşmayın ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşken ve yolda değilseniz yıkanıncaya dek cünüpken. Hastaysanız, yahut yolculuktaysanız, yahut biriniz ayakyolundan gelirse, yahut da kadınlara dokunursanız, su bulamadığınız takdirde temiz toprakla teyemmüm edin, toprağı, yüzünüze ve ellerinize sürün. Şüphe yok ki Allah, bağışlayıcıdır, suçları örter.
-Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariçgusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv’dür, günahları affeder, Gafur’dur, hataları bağışlar.

 

Ey iman edenler, ne dediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşken namaza yaklaşmayın. Cünüp iken de yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Yolcuysanız müstesna. Yolcuysanız, hastaysanız, tuvaletten gelmişseniz, kadınlarla cinsel temas etmişseniz, su bulamazsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Toprağı hafifçe yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah bağışlayandır, affedicidir.

 

44-Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yeşterûne-ddalâlete veyurîdûne en tadillû-ssebîl(e)

-Görmez misin kendilerine kitaptan bir pay verilenleri? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizi de yoldan saptırmak istiyorlar.
-Kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini görmedin mi?
-Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar da istiyorlar ki, siz de yolu şaşırasınız.

 

Kitaptan biraz anlarmış gibi, bilgisi var gözükenler, kasten yanlış yorum yapıyorlar, sizi de yanlışa sürüklüyorlar.

 

45-Ve(A)llâhu a’lemu bi-a’dâ-ikum(c) vekefâ bi(A)llâhi veliyyen vekefâ bi(A)llâhi nasîrâ(n)

-Ve Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir ve dost olarak da Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter.

-Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter.
Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak, Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.

 

Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak, Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.

 

46-Mine-lleżîne hâdû yuharrifûne-lkelime ‘an mevâdi’ihi veyekûlûne semi’nâ ve’asaynâ vesma’ ġayra musma’in verâ’inâ leyyen bi-elsinetihim veta’nen fî-ddîn(i)(c) velev ennehum kâlû semi’nâ veata’nâ vesma’ venzurnâ lekâne ayran lehum veakveme velâkin le’anehumu(A)llâhu bikufrihim felâ yu/minûne illâ kalîlâ(n)

-Yahudi olanlardan, sözleri yerlerinden alıp değiştirenler de var ve işittik de isyan ettik derler, işit, işitmeyesice ve dillerini eğip bükerek ve dini kınayarak bizi de gözet derler. İşittik ve itaat ettik, bizi de dinle ve bize de bak deselerdi onlar için daha hayırlı, daha doğru olurdu, fakat Allah, küfürleri yüzünden onları rahmetinden uzaklaştırdı, pek azından başkası imana gelmez onların.
-Kimi yahudiler, kelimeleri ‘konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: ‘Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olasıve ‘Raina’ bizi güt’ derler. Eğer onlar: ‘İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.
-Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar; din içinde sövgüler üreterek, dillerini eğip-bükerek: “dinledik, isyan ettik; dinle, dinlenmez olası, gözetle bizi.” derler. Eğer onlar, “dinledik, boyun eğdik, dinle, bak bize” demiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı ve daha yerinde olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden onlara lanet etmiştir. Çok az bir kısmı hariç iman etmezler.

 

Bazı Yahudiler, kelimeleri kaydırarak anlam değiştirirler. Güzel güzel konuşarak dillerini bükerler. Bazıları, okuduk ama buranın anlamı şöyle olmalı diye, ayetin gerçek manasına uymazlar. Tamam sen anlat derler. Halbuki ne yazıyorsa ona iman etselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. Kalplerinden inanmadıkları için, Allah onları lanetlemiştir. Onlardan iman edenler çok azdır.

 

47-Yâ eyyuhâ-lleżîne ûtû-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddikan limâ me’akum min kabli en natmise vucûhen feneruddehâ ‘alâ edbârihâ ev nel’anehum kemâ le’annâ ashâbe-ssebt(i)(c) vekâne emru(A)llâhi mef’ûlâ(n)
-Ey kendilerine kitap verilenler, yüzlerinizi mahvedip eski haline getirmeden, yahut cumartesi gününü tanıyanlara lanet ettiğimiz gibi size de lanet etmeden, sizdeki kitabı da gerçeklemek üzere indirdiğimiz kitaba inanın ve Allah’ın emri, mutlaka yerine gelecek

-Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve İncil’i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
-Ey kendilerine kitap verilenler! Biz bir takım yüzleri silip arkalarına çevirmeden, yahut Cumartesi Ashabı’nı lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden önce, yanınızda bulunanı tasdikleyici olarak indirdiğimize inanın. Allah’ın emri yerine getirilmiş olacaktır.

 

Ey kendilerine kitap verilenler, yüzlerinizi rezil etmeden, kara çıkarmadan, cumartesi yasağına uymayanlara yaptığımız gibi yapmadan (domuz ve maymuna çevirmeden), elinizdeki kitabı onaylayın, elinizdekini tastikleyici bu indirdiğim Kurana uyun. Allah’ın emirlerini yerine getirin.

 

48-İnna(A)llâhe lâ yaġfiru en yuşrake bihi veyaġfiru mâ dûne żâlike limen yeşâ(u)(c) vemen yuşrik bi(A)llâhi fekadi-fterâ iśmen ‘azîmâ(n)

-Şüphe yok ki Allah, kendisine eş tanıyanları yarlıgamaz, ondan başka dilediğinin bütün suçlarını yarlıgar ve kim Allah’a eş tanırsa gerçekten de büyük bir iftirada bulunmuş, pek büyük bir suç işlemiştir.

-Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.
-Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, onun dışında kalanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.

 

Allaha eş koşanları Allah bağışlamaz. Onun dışında kalanları dilerse bağışlar. Şirk koşmak gerçekten büyük günahtır.

 

49-Elem tera ilâ-lleżîne yuzekkûne enfusehum(c) beli(A)llâhu yuzekkî men yeşâu velâ yuzlemûne fetîlâ(n)

-Görmez misin kendilerini temize çıkarmaya savaşanları, halbuki Allah, dilediğini arıtır, temizler ve onlar, hurma çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler.
-Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, ‘bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar’ bile haksızlığa uğratılmazlar.
-Bakmaz mısın, şu benliklerini ak-berrak gösterip duranlara! Hayır! İş, sandıkları gibi değil. Ancak Allah, dilediğini temizleyip aklar. Ve bir hurma lifi kadar zulme uğratılmazlar.

 

Görmez misin, kendilerini evliya imiş gibi tertemiz gösterenleri, nereden biliyorlar. Hayır öyle değil, Allah dilediğini temizler, bir hurma tüyü kadar bile haksızlığa uğramazlar.

 

50-Unzur keyfe yefterûne ‘ala(A)llâhi-lkeżib(e)(s) vekefâ bihi iśmen mubînâ(n)

-Hele bak, Allah’a nasıl iftira ediyor, ona yalan isnat ediyorlar ve yeter bu apaçık suç onlara.
-Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
-Bir bak, nasıl yalan düzüp iftira ediyorlar Allah’a! Açık günah olarak bu yeter.

 

Bak nasılda yalanları ile kendilerini insanlara yutturmaya çalışıyorlar. Bu açık günah olarak onlara yeter.

 

51-Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yu/minûne bilcibti ve-ttâġûti veyekûlûne lilleżîne keferû hâulâ-i ehdâ mine-lleżîne âmenû sebîlâ(n)

-Görmez misin, kendilerine kitaptan bir pay verilenler, puta, Şeytan’a inanırlar da kafirler için bunlar derler, inananlara nispetle daha doğru yolda.
-Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt’e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: ‘Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır’ diyorlar.
-Görmedin mi şu kendilerine Kitap’tan bir pay verilmiş olanları? Puta, tağuta inanıyorlar; küfre batmışlar için, “bunlar inananlardan daha doğru yoldadır” diyorlar.

 

Görmedin mi, kitaptan biraz bilgileri olanlar, puta ve taguta inanıyorlar ve inananlardan daha doğru yolda olduğunu söylüyorlar..

 

52-Ulâ-ike-lleżîne le’anehumu(A)llâh(u)(s) vemen yel’ani(A)llâhu felen tecide lehu nasîrâ(n)

-Onlar, o kişilerdir ki Allah onlara lanet etmiştir ve Allah kime lanet ettiyse ona gerçekten de hiçbir yardımcı bulunmaz.
-İşte bunlar Allah’ın lanetlediği kimselerdir. Allah’ın lanetlediğine hiç bir yardımcı bulamazsın.
-İşte bunlardır, Allah’ın kendilerine lanet ettiği. Allah’ın lanetlediği kişi için bir yardımcı asla bulamazsın.

 

İşte bunlar Allah’ın lanet ettiği kişilerdir. Onlar için hiçbir yardımcı bulunmaz.

 

53-Em lehum nasîbun mine-lmulki fe-iżen lâ yu/tûne-nnâse nakîrâ(n)

-Yoksa onların saltanattan bir payları mı var? Böyle olsa da insanlara bir habbe bile vermezler.
-Yoksa onların mülk’ten bir payları mı var? Eğer öyle olsaydı, insanlara ‘çekirdeğin sırtındaki küçücük bir tomurcuğu’ bile vermezlerdi.
-Yoksa mülk ve yönetimden bir nasipleri mi var? Eğer öyle olsa, insanlara bir çekirdek bile vermezler.

 

Yoksa onlar alemlerin yönetiminde söz sahibi midirler? Öyle olsalardı eğer, insanlara bir çekirdek çöpü bile vermezlerdi.

 

54-Em yahsudûne-nnâse ‘alâ mâ âtâhumu(A)llâhu min fadlih(i)(s) fekad âteynâ âle ibrâhîme-lkitâbe velhikmete veâteynâhum mulken ‘azîmâ(n)

-Yoksa Allah’ın, lütfedip insanlara ihsan ettiği şeylere haset mi ediyorlar? Gerçekten de biz İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik ve onlara büyük bir saltanat ihsan ettik.
-Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
-Yoksa insanları, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimet yüzünden kıskanıyorlar mı? Evet biz, İbrahim Ailesi’ne de Kitap’ı ve hikmeti vermiş, onlara çok büyük bir mülk de lütfetmiştik.

 

Yoksa Allah’ın bazı insanlara verdiği lütfunu mu kıskanıyorlar. İbrahim’e ve ailesine Kitap ve Hikmet verdik. Çok büyük mülk de vermiştik, bunumu kıskanıyorlar.

 

55-Feminhum men âmene bihi veminhum men sadde ‘anh(u)(c) vekefâ bicehenneme sa’îrâ(n)

-Onlardan, ona inanan da var, ondan yüz çeviren de ve bunlara alevli, yakıp kavuran cehennem yeter.
-Böylece, onlardan kimi ona inandı, kimi sırt çevirdi. Çılgın ateş olarak cehennem yeter.
-Onlardan bir kısmı ona inanmıştır; bir kısmı da ondan alıkoymaktadır. Böylesine, çılgın alevli cehennem yeter.

 

Onlardan (İbrahim’in soyundan) inananlarda var, inanmayanlarda. İşte on inanmayanlara alevli ateş var.

 

56-İnne-lleżîne keferû bi-âyâtinâ sevfe nuslîhim nâran kullemâ nadicet culûduhum beddelnâhum culûden ġayrahâ liyeżûkû-l’ażâb(e)(k) inna(A)llâhe kâne ‘azîzen hakîmâ(n)

-Şüphe yok ki ayetlerimizi inkar edenleri, yakında ateşe atarız. Derileri yanıp eridikçe de azabı tatsınlar diye yerlerine yeniden yeniye deri bitiririz. Şüphe yok ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ayetlerimize karşı inkâra sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ayetlerimizi inkar edenleri yakında bir ateşe yaslıyacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini öncekinden başka derilerle değiştireceğiz. Allah Aziz ve Hakim’dir.

 

O inkâr edenlere, pişmanlıktan ateş basacak. Derileri dökülecek. Bam başka deri olacak. Allah Aziz ve Hakimdir.

 

57-Velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti senudiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru âlidîne fîhâ ebedâ(en)(s) lehum fîhâ ezvâcun mutahhera(tun)(s) venudiluhum zillen zalîlâ(n)

-İnanıp iyi işlerde bulunanlarıysa kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarız. Ebedi kalırlar orada. Onlara orada her çeşit ayıptan arınmış tertemiz eşler var ve onları kaba gölgelikte huzura, rahata kavuştururuz.
-İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları, ‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe’ sokacağız.
-İman edip barışa yönelik işler yapanlara / hayır işleyenlere gelince, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Hep orada kalacaklardır, sonsuza dek. Orada kendileri için tertemiz eşler de olacaktır. Ve onları, en güzel biçimde serinleten bir gölgeye kavuşturacağız.

 

İman edip Salih amel işleyenlere, Altlarından ırmaklar akan cennetler var. Ebedi kalacaklar. Temiz eşler var onlara. Güzel gölgelikler var. (Cennette temiz eş ne demek, Gölgelik ne demek bunları bilemiyoruz)

 

58-İnna(A)llâhe ye/murukum en tu-eddû-l-emânâti ilâ ehlihâ ve-iżâ hakemtum beyne-nnâsi en tahkumû bil’adl(i)(c) inna(A)llâhe ni’immâ ye’izukum bih(i)(k) inna(A)llâhe kâne semî’en basîrâ(n)

-Şüphe yok ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten de Allah, size ne de güzel öğüt vermede. Şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, görür.
-Şüphesiz Allah, emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
-Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semi’dir, çok iyi duyar; Basir’dir, çok iyi görür.

 

Allah emaneti ehline vermenizi ve adaletle davranmanızı emrediyor. Bu nasihat en güzel nasihattir. Allah çok iyi duyar ve bilir.

 

59-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe veatî’û-rrasûle veulî-l-emri minkum(s) fe-in tenâza’tum fî şey-in feruddûhu ila(A)llâhi ve-rrasûli in kuntum tu/minûne bi(A)llâhi velyevmi al-âir(i)(c) żâlike ayrun veahsenu te/vîlâ(n)

-Ey inananlar, Allah’a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta Allah’a ve Peygambere müracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir.
-Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
-Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahibine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.

 

Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Resulüne itaat edin. Başınızdaki amire itaat edin. Yanlış bir şey görürseniz, Allaha ve ahirete inanıyorsanız, cevabını Kuranda ve resulde arayın. En hayırlısı ve en doğrusu budur.

 

60-Elem tera ilâ-lleżîne yez’umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yurîdûne en yetehâkemû ilâ-ttâġûti vekad umirû en yekfurû bihi veyurîdu-şşeytânu en yudillehum dalâlen ba’îdâ(n)

-Görmez misin sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inandıklarını sananlar, Şeytan tarafından yargılanmalarını dilerler, halbuki onu inkar etmeleri emredilmişti onlara ve Şeytan, onları tamamıyla sapıtmak, doğru yoldan pek uzak bırakmak ister.
-Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut’un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
-Şunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanarken, inkar etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten şeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor.

 

Görüyorsun bazıları hem sana inene, hem de senden önce indirilene uyduklarını söylüyorlar ama bir şeye karar vereceklerinde şeytani hurafeler üzerine karar veriyorlar. Şeytanın istediği zaten budur.

 

61-Ve-iżâ kîle lehum te’âlev ilâ mâ enzela(A)llâhu ve-ilâ-rrasûli raeyte-lmunâfikîne yasuddûne ‘anke sudûdâ(n)

-Onlara, Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin dendi mi görürsün ki münafıklar, senden tamamıyla uzaklaşırlar.
-Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin’ denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.
-Kendilerine, Allah’ın indirdiğine ve resule gelin denince, o ikiyüzlülerin senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün.

 

Onlara Allah’ın indirdiğine ve resule gelin dendi mi, o münafıklar hemen senden uzaklaşırlar.

 

62-Fekeyfe iżâ esâbet-hum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim śümme câûke yahlifûne bi(A)llâhi in eradnâ illâ ihsânen vetevfîkâ(n)

-Elleriyle hazırladıkları bir felakete uğrayınca da halleri nice olur? Sonra sana gelirler Allah’a yemin ederek ve biz, ancak iyilik etmek, ara bulmak istedik diyerek.
-Öyleyse, nasıl olur da, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: ‘Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik’ diye Allah’a yemin ederler?
-Peki nasıl oluyor da ellerinin hazırladıkları yüzünden başlarına bir musibet çöktüğünde, sana gelip, “biz sadece iyilik yapmak, barıştırmak istedik” diye Allah’a yeminler ediyorlar!

 

Sonra başlarına bir felaket gelince hemen sana gelirler. Biz sadece iyi yapmak istedik derler. Niyetimiz iyiydi diye yemin ederler.

 

63-Ulâ-ike-lleżîne ya’lemu(A)llâhu mâ fî kulûbihim fea’rid ‘anhum ve’izhum vekul lehum fî enfusihim kavlen belîġâ(n)

-Onlar, öyle kişilerdir ki Allah bilir kalplerinde olanı, yüz çevir onlardan, öğüt ver onlara, kendi hallerine dair tesirli, dokunaklı sözler söyle onlara.
-İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.
-Allah bunların kalplerindekini biliyor. Artık aldırma onlara; öğüt ver kendilerine ve öz benlikleri hakkında etkili sözler söyle onlara.

 

Onların kalplerinde olanı Allah biliyor. Kulak asma dediklerine. Öğüt ver ve açık açık hatalarını anlat.

 

64-Vemâ erselnâ min rasûlin illâ liyutâ’a bi-iżni(A)llâh(i)(c) velev ennehum iż zalemû enfusehum câûke festaġferû(A)llâhe vestaġfera lehumu-rrasûlu levecedû(A)llâhe tevvâben rahîmâ(n)

-Biz, her peygamberi ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin diye gönderdik; onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah’ın, kendilerini yarlıgamasını isteselerdi, Peygamber de onların yarlıganmalarını dileseydi elbette Allah’ın tövbeleri kabul edici rahim olduğunu görür, anlarlardı.
-Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
-Biz hiçbir resulü, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah’ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahim olarak bulacaklardı.

 

Biz resulleri Allah’ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Kendi karakterlerini düzeltmek için sana gelip Allahtan af dileselerdi, resulde onlar için af dileseydi, Allah’ın tövbelerini kabul ettiğini görürlerdi. Rahim olduğunu da göreceklerdi.

 

65-Felâ verabbike lâ yu/minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum śümme lâ yecidû fî enfusihim haracen mimmâ kadayte veyusellimû teslîmâ(n)

-Fakat öyle değil; andolsun Rabbine ki onlar iman etmiş olmazlar aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem etmedikçe ve sonra da yüreklerinde hiçbir sıkıntı, üzüntü duymadan verdiğin hükmü kabul eylemedikçe ve tamamıyla sana teslim olmadıkça.
-Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
-Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.

 

Senin hakemliğine güvenmeyen, iman etmiş olamaz. Sana gelseler bile senin verdiğin hükme tam teslim olmayanda iman etmiş değildir.

 

66-Velev ennâ ketebnâ ‘aleyhim eni-ktulû enfusekum evi-rucû min diyârikum mâ fe’alûhu illâ kalîlun minhum(s) velev ennehum fe’alû mâ yû’azûne bihi lekâne ayran lehum veeşedde teśbîtâ(n)

-Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inançlarını kökleştirirdi.
-Eğer gerçekten biz, onlara: ‘Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın’ diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.
-Eğer onlar üzerine, “kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı.

 

(Allah yolunda) Onlara kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın demiş olsaydık, az bir kısmı hariç itaat etmezdi. Onlara verilen öğütleri dinleselerdi, onlar içi daha hayırlı olurdu. Uzun ömürlü olurdu.

 

67-Ve-iżen leâteynâhum min ledunnâ ecran ‘azîmâ(n)

-Biz de o vakit, onları, katımızdan büyük bir mükafatla mükafatlandırırdık.
-Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
-O taktirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.

 

Onları da büyük bir ödülle katımızda karşılardık.

 

68-Velehedeynâhum sirâtan mustekîmâ(n)

-Ve onları dosdoğru yola sevk ederdik.
-Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.
-Ve onları dosdoğru bir yola elbette kılavuzlardık.

 

Onları doğru yola kılavuzlardık.

 

69-Vemen yuti’i(A)llâhe ve-rrasûle feulâ-ike me’a-lleżîne en’ama(A)llâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne ve-ssiddîkîne ve-şşuhedâ-i ve-ssâlihîn(e)(c) vehasune ulâ-ike rafîkâ(n)

-Ve kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse o ve o çeşit kişiler Allah’ın, nimetleriyle nimetlendirdiği peygamberlerle,gerçeklerle, şehitlerle ve iyi adamlarla eş olur, onlara katılırlar ve onlar, ne de güzel arkadaştır.
-Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?
-Allah’a ve resule itaat eden kişilere gelince, bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler: Peygamberlerle, hak dostlarıyla, şehitlerle, barışsever iyilerle. Ne güzel dosttur bunlar!

 

Onlardan Allah ve Resulüne itaat edenler, nimetlenir, Nebilerle beraber, sadıklarla beraber, şehitlerle beraber, Salihlerle beraber olurlar. Ne güzel dostlardır onlar.

 

70-Żâlike-lfadlu mina(A)llâh(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi ‘alîmâ(n)

-Bu lütuf ve ihsan, Allah’tandır ve Allah’ın her şeyi bilmesi yeter.
-Bu fazl (lütuf ve ihsan), Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.
-Böylesi bir beraberlik Allah’ın lütfudur. Herşeyi bilici olarak Allah yeter.

 

Onların beraberliği, Allah’ın onlara lütfudur. Allah’ın bilmesi yeter.

 

71-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû użû hiżrakum fenfirû śubâtin evi-nfirû cemî’â(n)

-Ey inananlar, ihtiyata ait gereken tedbirleri alın da bölükbölük, yahut hep birden ilerleyin.
-Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.
-Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde harekete geçin yahut toplu halde savaşa çıkın.

 

Ey iman edenler, tedbirinizi her zaman alın. Küçük gruplar halinde veya topyekûn (Allah yolunda mücadele edin) savaşa çıkın.

 

72-Ve-inne minkum lemen leyubatti-enne fe-in esâbetkum musîbetun kâle kad en’ama(A)llâhu ‘aleyye iż lem ekun me’ahum şehîdâ(n)

-İçinizde mutlaka ağır davranan olacak ve size bir felaket gelip çatınca da diyecek ki: Allah, gerçekten de bana lütfetti de o zaman, onlarla beraber bulunmadım.
-Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: ‘Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım’ der.
-İçinizden öylesi de var ki, ne olursa olsun ağırdan alır. Size bir musibet gelir çatarsa şöyle diyecektir: “İyi ki onlarla birlikte şehit olmadım. Allah bana lütufta bulundu.”

 

İçinizde ağır davrananlar olacak. Sizin başınıza bir musibet geldiğinde, iyi ki onlarla beraber değildim, Allah korudu beni der.

 

73-Vele-in esâbekum fadlun mina(A)llâhi leyekûlenne keen lem tekun beynekum vebeynehu meveddetun yâ leytenî kuntu me’ahum feefûze fevzen ‘azîmâ(n)

-Size Allah’tan bir lütuf ve ihsan gelince de onunla sizin aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi keşke diyecek, ben de onlarla beraber olsaydım da ben de o büyük lütfe nail olsaydım, ben de muradıma erseydim.
-Eğer size Allah’tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; ‘Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük ‘kurtuluş ve mutluluğa’ erseydim.’
-Eğer size Allah’tan bir lütuf erişirse o –sizinle kendisi arasında hiçbir sevgi yokmuş gibi- şöyle diyecektir: “Keşke ben de onlarla olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım.”

 

Size bir lütuf gelince de sanki beraber değilmişiz gibi, keşke bende onlarla beraber olsaydım, bende lütuftan payımı alsaydım der.

 

74-Felyukâtil fî sebîli(A)llâhi-lleżîne yeşrûne-lhayâte-ddunyâ bil-âirat(i)(c) vemen yukâtil fî sebîli(A)llâhi feyuktel ev yaġlib fesevfe nu/tîhi ecran ‘azîmâ(n)

-Artık Allah yolunda savaşsın dünya yaşayışı yerine ahireti satın alanlar ve kim Allah yolunda savaşır da öldürülür, yahut üst olursa ona büyük bir ecir vereceğiz.
-Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
-İğreti hayatı ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz yakında büyük bir ödül vereceğiz.

 

Bu yalan dünyayı ahiret ile değişenler, Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşanlara ve ölenlere büyük ödüller vereceğiz.

 

75-Vemâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîli(A)llâhi velmustad’afîne mine-rricâli ve-nnisâ-i velvildâni-lleżîne yekûlûne rabbenâ aricnâ min hâżihi-lkaryeti-zzâlimi ehluhâ vec’al lenâ min ledunke veliyyen vec’al lenâ min ledunke nasîrâ(n)

-Ne oluyor size ki zayıf ve aciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar, Rabbimiz bizi ahalisi zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla deyip dururlarken siz, Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
-Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
-Size ne oluyor da Allah yolunda ve “ey Rabbimiz, bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder” diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!

 

Siz niye, halkı zulüm gören, Allah’ım bizi bu kentten kurtar, bize yardımcı gönder diye yalvardıkları halde, o mazlumlara yardım etmiyorsunuz.

 

76-Elleżîne âmenû yukâtilûne fî sebîli(A)llâh(i)(s) velleżîne keferû yukâtilûne fî sebîli-ttâġûti fekâtilû evliyâe-şşeytân(i)(s) inne keyde-şşeytâni kâne da’îfâ(n)

-İnananlar, Allah yolunda savaşırlar, kafir olanlar, Şeytan yolunda savaşırlar. Savaşın Şeytan’ın dostlarıyla ve şüphe yok ki Şeytan’ın hilesi zayıftır.
-İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
-İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfre sapanlarsa tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz şeytanın tuzağı çok zayıftır.

 

İnananlar Allah yolunda savaşırlar. Kafirler şeytan yolunda savaşırlar. Şeytanın dostları ile savaşın. Onların tuzakları çok zayıftır.

 

77-Elem tera ilâ-lleżîne kîle lehum kuffû eydiyekum veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte felemmâ kutibe ‘aleyhimu-lkitâlu iżâ ferîkun minhum yaşevne-nnâse keaşyeti(A)llâhi ev eşedde aşye(ten)(c) ve kâlû rabbenâ lime ketebte ‘aleynâ-lkitâle levlâ aḣḣartenâ ilâ ecelin karîb(in)(k) kul metâ’u-ddunyâ kalîlun vel-âiratu ayrun limeni-ttekâ velâ tuzlemûne fetîlâ(n)

-Görmez misin savaştan el çekin ve namaz kılın, zekat verin denenleri? Onlara savaş farz edilince içlerinden bir kısmı, insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha da fazla korkmaya başladılar da ne olurdu, yakın olan ölümümüze dek bu emri geciktirseydin, bize savaşı emretmeseydin dediler. De ki: Dünyanın zevki azdır, ahiretse sakınanlar için daha hayırlıdır ve onlar, hurma çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler.
-Kendilerine; ‘Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin’ denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibihatta daha da şiddetli bir korkuylakorkuya kapılıyorlar ve: ‘Rabbimiz,ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?’ dediler. De ki: ‘Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ‘bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar’ bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.’
-Kendilerine, “ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, içlerinden bir grup, insanlardan Allah’tan korkmuş gibi hatta daha şiddetli bir korkuyla korkar oldu. Ve şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ne diye yazdın üzerimize savaşı; yakın bir süreye kadar bizi erteleseydin ya!” De ki: “Dünya nimeti çok azdır. Kötülükten sakınan için ahiret daha hayırlıdır. Bir kıl kadar bile zulme uğratılmazsınız.”

 

Savaşmayın, oturun. Namaz kılın. Zekât verin diye tavsiye eden o korkaklar var ya, savaş farz olunca, insanlardan, Allahtan korkar gibi hatta daha fazla korkarlar. Allah’ım bu savaşta nerden çıktı, ömrümüz bitene kadar savaşı erteleseydin derler. De ki, Dünya nimetleri çok azdır. Takva sahipleri için ahiret daha hayırlıdır. Orada hiçbir zulme uğratılmazsınız.

 

78-Eynemâ tekûnû yudrikkumu-lmevtu velev kuntum fî burûcin muşeyyede(tin)(k) ve-in tusibhum hasenetun yekûlû hâżihi min ‘indi(A)llâh(i)(s) ve-in tusibhum seyyi-etun yekûlû hâżihi min ‘indik(e)(c) kul kullun min ‘indi(A)llâh(i)(s) femâli hâulâ-i-lkavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîśâ(n)

-Nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; hatta isterseniz sağlamlaştırılmış yüksek kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi mi bu derler, Allah’tan. Bir kötülük geldi mi, bu derler, senden. De ki: Hepsi Allah’tan. Ne oldu bu kavme ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyor.
-Her nerede olursanız (olun), ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: ‘Bu, Allah’tandır’ derler; onlara bir kötülük dokunsa: ‘Bu sendendir’ derler. De ki: ‘Tümü Allah’tandır.’ Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar?
-Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “bu, Allah katındandır” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “bu senin yüzündendir” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!

 

Nerede olursanız olun ölüm size gelecektir. Sağlam, korunan kalelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik gelince, bu Allah’tandır derler. Bir kötülük gelse senden bilirler. De ki, hepsi Allah’tandır. Nasıl oluyor da bu kadar ayetlerden, açıklamalardan sonra hala gerçeği anlamıyorlar.

 

79-Mâ esâbeke min hasenetin femina(A)llâh(i)(s) ve mâ esâbeke min seyyi-etin femin nefsik(e)(c) ve erselnâke linnâsi rasûlâ(en)(c) ve kefâ bi(A)llâhi şehîdâ(n)

-Sana gelen iyiliğe ait şey Allah’tandır, kötülüğe ait olansa nefsinden ve biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik, buna tanık olarak Allah yeter.
-Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter.
-İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.

 

Sana gelen bütün iyilikler Allah’tandır. Kötülükler kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

 

80-Men yuti’i-rrasûle fekad etâ’a(A)llâh(e)(c) vemen tevellâ femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzâ(n)

-Peygambere itaat eden, gerçekten de Allah’a itaat etmiştir, yüz çevirene gelince; zaten biz seni onları korumak için göndermedik ki.
-Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
-Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.

 

Resule itaat eden Allaha itaat etmiştir. İtaat etmeyenler bilsin ki, biz sen onların başına bekçi göndermedik.

 

81-Veyekûlûne tâ’atun fe-iżâ berazû min ‘indike beyyete tâ-ifetun minhum ġayra-lleżî tekûl(u)(s) va(A)llâhu yektubu mâ yubeyyitûn(e)(s) fea’rid ‘anhum vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)

-Bizden itaat etmek derlerse de yanından ayrıldılar mı onların bir kısmı, geceleyin senin dediğinden bambaşka şeyler kurar, Allah da onların kurduklarını yazar. Yüz çevir onlardan de dayan Allah’a, Allah yeter koruyucu olarak.
-‘Tamam-kabul’ derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
-“Baş üstüne” diyorlar ama senin yanından ayrıldıklarında, içlerinden bir grup senin söylediğinin tam tersini planlıyor. Allah, onların sabahlara kadar kurup durduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir, Allah’ı vekil et. Vekil olarak Allah yeter.

 

Sana evet, peki derler, yanından ayrıldıktan sonra, kendi kafalarına giderler. Allah onların karanlıklarda neler kurduklarını hep yazıyor. Onlardan yüz çevir. Tevekkül et. Allah veli olarak yeter.

 

82-Efelâ yetedebberûne-lkur-ân(e)(c) velev kâne min ‘indi ġayri(A)llâhi levecedû fîhi-tilâfen keśîrâ(n)

-Hala mı düşünmezler Kur’an’ı Allah katından gayrı bir yerden gelseydi onda, birbirini tutmaz birçok şeyler bulurlardı.
-Onlar hâlâ Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
-Kur’an’ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.

 

Kuran Allah katından değil başka yerden gelseydi, içinde birbirini tutmaz birçok çelişkiler olurdu. Halamı okuyup düşünmüyorlar. (Kuranda çelişki gibi gözükenler çelişki değildir. İyi okuyun iyi anlayın) 

 

83-Ve-iżâ câehum emrun mine-l-emni evi-lavfi eżâ’û bih(i)(s) velev raddûhu ilâ-rrasûli ve-ilâ ulî-l-emri minhum le’alimehu-lleżîne yestenbitûnehu minhum(k) velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu letteba’tumu-şşeytâne illâ kalîlâ(n)
-Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve içlerinden emre salahiyeti olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi. -Allah’ın ihsanı ve acıması olmasaydı pek azınız müstesna, Şeytan’a uyup gitmiştiniz.

-Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan ‘sonuç-çıkarabilenler,’ onu bilirlerdi. Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
-Onlara, güven yahut korkuya ilişkin bir haber ulaştığında onu hemen yaydılar. Oysa ki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız / pek az işiniz hariç, şeytanın ardısıra giderdiniz.

 

Onlara güven veren veya korku veren bir haber gelince, onu millet arasına hemen yayarlar. Halbuki o haberi resule veya amirlerine götürselerdi, bir çözüm bulurlardı. Allah’ın sizleri koruması olmasaydı, bir çoğunuz şeytanın peşine giderdiniz.

 

84-Fekâtil fî sebîli(A)llâhi lâ tukellefu illâ nefsek(e)(c) veharridi-lmu/minîn(e)(s) ‘asa(A)llâhu en yekuffe be/se-lleżîne keferû(c) va(A)llâhu eşeddu be/sen veeşeddu tenkîlâ(n)

-Gayrı savaş Allah yolunda, kendinden başkasından sorumlu değilsin sen ve teşvik et inananları. Olur da Allah kafirlerin zararını ve zulmünü defedip giderir ve Allah’ın azabı da pek çetindir, cezası da.
-Artık sen Allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü’minleri hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. Allah, ‘kahredici baskısıyla’ daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.
-Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.

 

Sen Allah yolunda savaş, Müminleri de teşvik et. Allah kafirleri bozguna uğratır. Allah üstündür. Ceza verendir.

 

85-Men yeşfe’ şefâ’aten haseneten yekun lehu nasîbun minhâ(s) vemen yeşfe’ şefâ’aten seyyi-eten yekun lehu kiflun minhâ(k) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in mukîtâ(n)

-Kim iyi bir şefaatte bulunursa o şefaatten payı vardır ve kim kötü bir şefaatte bulunursa ondan payı var ve Allah her şeyi bilir korur.
-Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.
-Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah herşeye, herkese gıda ulaştırır, Mukit’tir.

 

Kim bir iyilikte bulunursa, onun o iyilikte payı vardır. Kim kötülükte bulunursa, onun, ondan da payı vardır. Allah her şeyi gözetleyendir.

 

86-Ve-iżâ huyyîtum bitahiyyetin fehayyû bi-ahsene minhâ ev ruddûhâ(k) inna(A)llâhe kâne ‘alâ kulli şey-in hasîbâ(n)

-Size selam verildiği vakit selamı daha güzel bir sözle, yahut aynı sözle alın ve Allah, şüphe yok ki her şeyi hakkıyla hesaplar.
-Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.
-Bir selam ile selamlandığınızda, onun daha güzeliyle yahut aynısıyla karşılık verin. Hiç kuşkusuz Allah Hasib’dir, herşeyi güzelce hesaplamaktadır.

 

Size selam verildiğinde, selamı en güzel şekilde veya aynısı ile alın. Allah hesabı tam yapandır.

 

87-(A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(c) leyecme’annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh(i)(k) vemen asdeku mina(A)llâhi hadîśâ(n)

-Bir Allah’tır ki yoktur ondan başka tapacak. Kıyamet gününde hepinizi toplayacaktır ve o günde hiç şüphe yoktur ve kimdir Allah’tan daha doğru sözlü?
-Allah; O’ndan başka ilah yoktur. Kendisinde hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kimdir?
-Allah’tır O, ilah yoktur O’ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?

 

Allahtan başka ilah yoktur. Şüphesi olmayan o kıyamet gününde, hepinizi bir araya toplayacaktır. Allahtan daha doğru sözlü kim vardır.

 

88-Femâ lekum fî-lmunâfikîne fi-eteyni va(A)llâhu erkesehum bimâ kesebû(c) eturîdûne en tehdû men edalla(A)llâh(u)(s) vemen yudlili(A)llâhu felen tecide lehu sebîlâ(n)

-Ne oluyor size de münafıklar hakkında iki bölük oluyorsunuz, Allah onları, kazandıkları suçları yüzünden gerisin geri küfre döndürdü; Allah’ın yoldan çıkarıp azdırdığını doğru yola getirmek mi istersiniz? Ve Allah kimi azdırdıysa artık onun için hiçbir yol bulamazsınız
-Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah’ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.
-Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı etmişken, Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın şaşırttığına sen asla yol sağlayamazsın.

 

Münafıklar hakkında niye ikiye ayrılıyorsunuz. Allah onları baş aşağı etmiştir. Sizlere yaptıkları yüzünden, ceza olarak kötüye giderlerken onları kurtarmaya mı çalışıyorsunuz. Allah’ın şaşırttığına sen asla yardım edemezsin.

 

89-Veddû lev tekfurûne kemâ keferû fetekûnûne sevâ-â(en)(s) felâ tetteiżû minhum evliyâe hattâ yuhâcirû fî sebîli(A)llâh(i)(c) fe-in tevellev feużûhum vaktulûhum hayśu vecedtumûhum(s) velâ tetteiżû minhum veliyyen velâ nasîrâ(n)

-Onlar, sizin de kendileri gibi kafir olmanızı ve böylece de hepinizin bir olmanızı isterler, onun için Allah yolunda yurtlarından göçmedikçe onların hiçbirini dost edinmeyin. Bunu kabul etmez de yüz çevirirlerse tutun onları ve öldürün onları bulduğunuz yerde ve onlardan ne dost edinin, ne yardımcı.
-Onlar, kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı.
-Onlarla eşitlenseniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

 

Onlar sizin küfre sapmanız için her şeyi yapıyorlar. Onlar, Allah yoluna gelene kadar, onlarla dost olmayın. Eğer yine dönerlerse yakalayın ve öldürün. Bir daha onlara güvenmeyin ve dost edinmeyin.

 

90-İllâ-lleżîne yasilûne ilâ kavmin beynekum vebeynehum mîśâkun ev câûkum hasirat sudûruhum en yukâtilûkum ev yukâtilû kavmehum(c) velev şâa(A)llâhu leselletahum ‘aleykum felekâtelûkum(c) fe-ini-’tezelûkum felem yukâtilûkum veelkav ileykumu-sseleme femâ ce’ala(A)llâhu lekum ‘aleyhim sebîlâ(n)

-Ancak sizinle onların arasında ahitleşme olan bir kavme sığınanlar, yahut sizinle veya kendi kavimleriyle savaşmaya yürekleri dayanmayıp size gelenler, bu hükümden dışarıdır ve Allah dileseydi onları size musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Sizi bırakırlar, sizinle savaşmazlar ve barış teklifinde bulunurlarsa Allah da onların aleyhinde bulunmaya bir yol bırakmamıştır size.
-Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.
-Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiştir.

 

Sizinle dost olan bir devlete sığınanları bırakın. Sizden korkup size gelip pes diyenleri de bırakın. Allah dileseydi onları üstün getirirdi. Sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, barış teklif ederlerse, barış yapın. Allah o zaman onlara zarar vermenize müsaade etmez.

 

91-Setecidûne âarîne yurîdûne en ye/menûkum veye/menû kavmehum kulle mâ ruddû ilâ-lfitneti urkisû fîhâ(c) fe-in lem ya’tezilûkum veyulkû ileykumu-sseleme veyekuffû eydiyehum feużûhum vaktulûhum hayśu śekiftumûhum(c) veulâ-ikum ce’alnâ lekum ‘aleyhim sultânen mubînâ(n)
-Başka bir bölüğünü de şöyle bulacaksınız: Onlar, sizden de emin olmak isterler, kavimlerinden de. Fakat bir fitneye sevk edilince ta içine dalıverirler. Onlar sizi bırakmazlar, sizinle barış halinde yaşamazlar ve sizden el çekmezlerse tutun onları, öldürün onları bulduğunuz yerde ve işte size, onlara karşı apaçık bir kudret ve salahiyet verdik.

-Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size, onların aleyhinde apaçık olan ‘destekleyici bir delil’ kıldık.
-Diğer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde başaşağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiştir.

 

Başka bir devlet hem sizden hem de düşmanlarınızdan emin olmak isterler. Sizin hakkınıda hakkınızda negatif bir dedikodu çıkınca, onlar hemen düşman tarafına geçerler. O kalleşler, seninle barışa gitmezlerse, onları yakaladığınız yerde hemen öldürün. Bunların üzerlerine gitmeniz için müsaade var.

 

92-Vemâ kâne limu/minin en yaktule mu/minen illâ ata-â(en)(c) vemen katele mu/minen ataen fetehrîru rakabetin mu/minetin vediyetun musellemetun ilâ ehlihi illâ en yassaddekû(c) fe-in kâne min kavmin ‘aduvvin lekum vehuve mu/minun fetehrîru rakabetin mu/mine(tin)(s) ve-in kâne min kavmin beynekum vebeynehum mîśâkun fediyetun musellemetun ilâ ehlihi vetehrîru rakabetin mu/mine(tin)(s) femen lem yecid fesiyâmu şehrayni mutetâbi’ayni tevbeten mina(A)llâh(i)(k) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)

-İnanan birisinin, bir inanmış kişiyi öldürmesi caiz değildir, ancak yanlışlıkla olursa o başka. Yanlışlıkla bir mümini öldüren, mümin bir köle azat eder, öldürülenin ailesine de kan pahası verir, ancak ailesi, kan pahasını sadaka olarak bağışlarsa vermez. Öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman olan bir kavimdense öldüren, mümin bir köle azat eder. Öldürülen, aranızda ahitleşme olan bir kavimdense ailesine kan pahası vermek ve bir mümin azat etmek gerek. Bunları yapamayan, Allah’a tövbe ederek iki ay, birbiri ardınca oruç tutar ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Bir mü’mine, -hata sonucu olması dışındabir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini ‘hata sonucu’ öldürürse, mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Varislerin diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkan bulamayan, Allah’a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur.

 

Bir müminin bir mümini öldürmesi caz değildir. Hata sonucu öldürülürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine onların istediği makul bir diyet vermesi gerekir. Varislerin diyeti bağışlaması müstesna. Eğer mümin, sizinle antlaşması bulanan bir toplulukla beraberse, ailesine tatmin edici diyet verin. Bir köleyi de hürriyetine kavuşturun. Bunlara imkân bulamayan iki ay kesintisiz oruç tutar. Allah bilendir. Hikmet sahibidir.

 

93-Vemen yaktul mu/minen mute’ammiden fecezâuhu cehennemu âliden fîhâ veġadiba(A)llâhu ‘aleyhi vele’anehu vee’adde lehu ‘ażâben ‘azîmâ(n)

-Ve kim bir mümini kasten öldürürse cezası cehenneme atılmaktır, ebedi kalır orada ve Allah ona gazap eder ve rahmetinden uzaklaştırır onu ve ona pek büyük bir azap hazırlamıştır da.
-Kim bir mü’mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır.
-Bir mümini kasten öldürene gelince onun cezası, içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah gazap etmiştir böylesine, lanetlemiştir onu; çok büyük bir azap hazırlamıştır ona.

 

Bir mümin bir mümini kasten öldürürse, onun yeri cehennemdir. Allah lanet etmiştir ona. Büyük bir azap vardır ona.

 

94-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ darabtum fî sebîli(A)llâhi fetebeyyenû velâ tekûlû limen elkâ ileykumu-sselâme leste mu/minen tebteġûne ‘arada-lhayâti-ddunyâ fe’inda(A)llâhi meġânimu keśîra(tun)(c) keżâlike kuntum min kablu femenna(A)llâhu ‘aleykum fetebeyyenû(c) inna(A)llâhe kâne bimâ ta’melûne abîrâ(n)

-Ey inananlar, Allah yolunda savaşa gittiğiniz zaman pek dikkatli ve ihtiyatlı olun ve size selam verene, dünya menfaatini dileyerek sen mümin değilsin demeyin, şüphe yok ki Allah katında çok ganimetler var. Siz de önce böyleydiniz de Allah size lütfetti, o halde dikkat edin, ihtiyatlı olun; hiç şüphe yok ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
-Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
-Ey iman sahipleri! Allah yolunda gaza için dolaştığınızda, iyice anlayıp dinleyin de size selam verene / barış teklifi sunana “sen mümin değilsin” demeyin. İğreti hayatın menfaatine göz dikiyorsunuz ama Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz ama Allah size lütufta bulundu. O halde iyice araştırın, anlayıp dinleyin. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

 

Ey iman edenler, savaşa çıktığınızda, size selam vereni, sen Müslüman değilsin diye, ganimet için öldürmeyin. Allah katında sizin için daha çok ganimet var. Hatırlayın, sizde önceden Müslüman değildiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

 

95-Lâ yestevî-lkâ’idûne mine-lmu/minîne ġayru ulî-ddarari velmucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlihim veenfusihim(c) faddala(A)llâhu-lmucâhidîne bi-emvâlihim veenfusihim ‘alâ-lkâ’idîne deraceten vekullen ve’ada(A)llâhu-lhusnâ vefaddala(A)llâhu-lmucâhidîne ‘alâ-lkâ’idîne ecran ‘azîmâ(n)

-Mazeretleri olanlar müstesna, müminlerden savaşa katılmayıp oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar, eşit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanları, derece bakımından, oturanlardan üstün etmiştir. Allah, hepsine de iyilikler, güzellikler vaat etti ve Allah üstün etti savaşanları oturanlardan, pek büyük bir ecirle.
-Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
-İnananların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenleri aynı değildir. Allah, malları ve canlarıyla gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir ama cihat edenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır.

 

Allah yolunda cihada çıkanlarla, mazeretleri olmadan evde oturanlar bir değildir. Allah yolunda malları ile canları ile savaşanlar, oturanlardan üstündür. Allah hepsine büyük mükafatlar hazırlamıştır. Mükâfatları oturanlardan daha fazladır.

 

96-Deracâtin minhu vemaġfiraten verahme(ten)(c) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Kendi katından ihsan ettiği derecelerle, yarlıgamayla ve rahmetle ve Allah suçları örtüp yarlıgayan rahimdir.
-(Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Allah katından dereceler, bir bağışlanma, bir rahmet… Allah çok affedici çok merhametlidir.

 

Onlar için yüksek dereceler, rahmet vardır. Allah çok affedicidir.

 

97-İnne-lleżîne teveffâhumu-lmelâ-iketu zâlimî enfusihim kâlû fîme kuntum(s) kâlû kunnâ mustad’afîne fî-l-ard(i)(c) kâlû elem tekun ardu(A)llâhi vâsi’aten fetuhâcirû fîhâ(c) feulâ-ike me/vâhum cehennem(u)(s) vesâet masîrâ(n)

-Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken ne haldeydiniz derler. Onlar da, yeryüzünde derler, aciz kişilerdik biz. Melekler, Allah’ın yeri geniş değil miydi derler, siz de hicret edeydiniz. İşte onlardır yurtları cehennem olanlar ve orası, ne de kötü bir yurttur.
-Melekler, kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: ‘Nerde idiniz?’ Onlar: ‘Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik.’ derler. (Melekler de:) ‘Hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?’ derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?
-Melekler, öz benliklerine zulmetmiş olanların canlarını alırken, onlara şöyle dediler: “Neredeydiniz siz?” Cevap verdiler: “Yeryüzünde ezilip horlananlardık biz.” Melekler dediler ki: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi ki orada bir yerden bir yere göçesiniz?” İşte böylelerinin varacağı yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o!

 

Kâfir topraklarından ezilip hor görüldükleri halde hicret etmeyenlere, melekler canlarını alırken, yeryüzü bu kadar genişken niye buralardan hicret etmediniz diye sorarlar. İşte bunların gideceği yer cehennemdir. Ne kötü bir gidilecek yer.

 

98-İllâ-lmustad’afîne mine-rricâli ve-nnisâ-i velvildâni lâ yestatî’ûne hîleten velâ yehtedûne sebîlâ(n)

-Ancak yurtlarından göçmek için bir düzen, bir yol bulamayan gerçekten de aciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar bu hükümden dışarı.

-Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz’aflar olup hiç bir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.
-Kadınlardan, erkeklerden, yavrulardan hiçbir beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayanların durumu farklıdır.

 

Hicret etmek isteyen kadınlardan, erkeklerden, çoculardan imkân bulamayanların durumu farklıdır. 

 

99-Feulâ-ike ‘asa(A)llâhu en ya’fuve ‘anhum(c) vekâna(A)llâhu ‘afuvven ġafûrâ(n)

-Onlardır Allah’ın bağışlayacağı umulanlar ve Allah bağışlayıcıdır, suçları örtücüdür.
-Umulur ki Allah bunları affeder. Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
-Bunların, Allah tarafından affedilmeleri umulur. Allah, affedicidir, günahları bağışlayıcıdır.

 

Onları, Allah’ın affetmeleri umulur. Allah affetmeyi sever.

 

100-Vemen yuhâcir fî sebîli(A)llâhi yecid fî-l-ardi murâġamen keśîran vese’a(ten)(c) vemen yaruc min beytihi muhâciran ila(A)llâhi verasûlihi śümme yudrik-hu-lmevtu fekad veka’a ecruhu ‘ala(A)llâh(i)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Allah yolunda yurdundan göçen, yeryüzünde barınacak birçok yerler bulur, ferahlığa erer ve kim, Allah ve Peygamberi uğrunda evinden çıkıp hicret eder de sonra ona ölüm gelip çatarsa onun ecri Allah’a aittir ve Allah suçları örter rahimdir.
-Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah’a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
-Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde, varıp sığınarak karşı harekete girişecek çok yer bulur; geniş bir imkan da bulur. Ve her kim, evinden Allah’a ve resulüne hicret niyetiyle çıkar da kendisine ölüm yetişirse onun ödülünü vermek Allah’a düşer. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

Kim Allah yolunda hicret ederse, Allah onlara sığınacak güzel yurtlar verir. Allah ve Resulüne gitmek için hicret eden yolda ölürse, onun ödülünü Allah verir. Allah Gafurdur, Rahimdir.

 

101-Ve-iżâ darabtum fî-l-ardi feleyse ‘aleykum cunâhun en taksurû mine-ssalâti in iftum en yeftinekumu-lleżîne keferû(c) inne-lkâfirîne kânû lekum ‘aduvven mubînâ(n)

-Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kafirlerin, size bir zarar vereceğinden ürkerseniz namazı kısaltmada bir vebal yok size ve kafirler, zaten size apaçık düşmandır.
-Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
-Gaza niyetiyle yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır.

 

Savaşa çıktığınızda, bir tehlike ihtimali varsa, namazı kısaltmanızda bir sakınca yoktur. Kafirler size açık düşmandır. (Her hareketinizi gözetliyor olabilirler)

 

102-Ve-iżâ kunte fîhim feekamte lehumu-ssalâte feltekum tâ-ifetun minhum me’ake velye/użû eslihatehum fe-iżâ secedû felyekûnû min verâ-ikum velte/ti tâ-ifetun urâ lem yusallû felyusallû me’ake velye/użû hiżrahum veeslihatehum(k) vedde-lleżîne keferû lev taġfulûne ‘an eslihatikum veemti’atikum feyemîlûne ‘aleykum meyleten vâhide(ten)(c) velâ cunâha ‘aleykum in kâne bikum eżen min matarin ev kuntum merdâ en tada’û eslihatekum(s) veużû hiżrakum(k) inna(A)llâhe e’adde lilkâfirîne ‘ażâben muhînâ(n)

-Onların içinde bulunur da namaz kıldırırsan onların bir kısmı seninle beraber ve silahları yanlarında olarak namaz kılsın, secde ettiler mi öbür kısmı, arkanızda dursun. Sonra namaz kılmayan takım gelsin, seninle namaz kılsın, kalkanlarını, silahlarını üstlerinde bulundursunlar. Kafirler, birdenbire üstünüze bir saldırışta bulunmak için sizin silahlarınızdan, eşyanızdan gafil olmanızı isterler. Ancak yağmurdan dolayı müşkülata uğrarsanız, yahut hastaysanız silahlarınızı çıkarmada vebal yok size, fakat ihtiyatlı davranın; şüphe yok ki Allah, kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
-İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da ‘korunma araçlarını’ ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.
-Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kafirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır.

 

Sen onlara namaz kıldıracağın vakit, bir gurup silahları ile beraber arkanda namaz kılsın. Diğer gurup arkada beklesin. Sonra arkadaki gurup namazını kılsın. Silahlarınız daima yanınızda olsun. Düşman baskın yapıp silahlarınıza zarar vermek isteyebilir. Hastalık veya yağmur gibi bir sıkıntı varsa, silahsız kılabilirsiniz. Azami tedbirlerinizi alın. Allah kafirlere rezil edici bir azap hazırlamıştır.

 

103-Fe-iżâ kadaytumu-ssalâte feżkurû(A)llâhe kiyâmen veku’ûden ve’alâ cunûbikum(c) fe-iżâ-tme/nentum feekîmû-ssalâ(te)(c) inne-ssalâte kânet ‘alâ-lmu/minîne kitâben mevkûtâ(n)

-Namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken ve yanınıza yaslanınca Allah’ı anın, tam emniyete ve huzura ulaşınca da namazı dosdoğru kılın, çünkü namaz, müminlere muayyen vakitlerde kılınmak üzere farz edilmiştir.
-Namazı bitirdiğinizde, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık ‘güvenliğe kavuşursanız’ namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
-Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah’ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükunet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.

 

Namaz kılmakta, düşman korkusu ortadan kalkarsa, namazlarınızı dosdoğru kılın. Korku halinde namazdan sonra duasını ayakta iken, otururken, yatarken yerine getirin. Namaz kılmak, müminler üzerine, günün belli zamanlarında farz kılınmıştır.

 

104-Velâ tehinû fî-btiġâ-i-lkavm(i)(s) in tekûnû te/lemûne fe-innehum ye/lemûne kemâ te/lemûn(e)(c) vetercûne mina(A)llâhi mâ lâ yercûn(e)(k) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)

-Düşman olan kavmi takipte gevşek davranmayın. Siz acı duyuyorsanız şüphe yok ki onlar da sizin duyduğunuz acıyı duyuyorlar ve siz Allah’tan, onların ummadığı şeyleri umuyorsunuz ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-(Düşmanınız olan) Topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da, acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz, onların umud etmediklerini Allah’tan umuyorsunuz. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Düşman topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Siz sıkıntıya düşüyorsanız, hiç kuşkusuz tıpkı sizin gibi onlar da sıkıntıya düşüyorlar; ama siz, Allah’tan onların umamıyacağı şeyleri umuyorsunuz. Allah Alim’dir, Hakim’dir.

 

Düşmanlarınızı izlemekte gevşeklik göstermeyin. Sizdeki sıkıntılar bilinki onlarda da var. Sizdeki fark, Allahtan, onların istemediklerini istiyorsunuz. Allah Alimdir. Hakimdir.

 

105-İnnâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilhakki litahkume beyne-nnâsi bimâ erâka(A)llâh(u)(c) velâ tekun lilâ-inîne asîmâ(n)

-Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik, hainleri savunma.
-Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.
-Şunda kuşku yok ki, biz bu Kitap’ı sana, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!

 

İnsanlar arasında, Allahın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitabı sana indirdik. Sakın hainleri savunma.

 

106-Vestaġfiri(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe kâne ġafûran rahîmâ(n)

-Allah’tan yarlıganma dile, şüphe yok ki Allah, suçları örten rahimdir.
-Ve Allah’tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Allah’tan af dile; Allah çok affedici, çok merhametlidir.

 

Allahtan daima af dile. Allah effedendir. Merhametlidir.

 

107-Velâ tucâdil ‘ani-lleżîne yatânûne enfusehum(c) inna(A)llâhe lâ yuhibbu men kâne avvânen eśîmâ(n)

-Nefislerine hainlik edenlerden yana çıkıp uğraşma; şüphe yok ki Allah, hainlikte ileri giden suçluları sevmez.
-Kendi nefislerine ihanet edenleri savunma. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.
-Öz benliklerine hainlik edenler için didinip durma. Çünkü Allah, sürekli hainlik eden günahkarı sevmez.

 

Nefislerine devamlı kötülük yapanlar ile uğraşma. Çünki Allah günahta devam edenleri sevmez.

 

108-Yestafûne mine-nnâsi velâ yestafûne mina(A)llâhi vehuve me’ahum iż yubeyyitûne mâ lâ yerdâ mine-lkavl(i)(c) vekâna(A)llâhu bimâ ya’melûne muhîtâ(n)

-İnsanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler, halbuki Tanrının razı olmadığı sözü geceleyin söylerler, düzenler düzerlerken de o, onlarlaydı ve Allah, onların bütün yaptıklarını kavrar.
-Onlar, insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ‘geceleri düzenleyip kurarlarken,’ onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır.
-İnsanlardan gizleniyorlar / gizliyorlar da Allah’tan gizlenmiyorlar / gizlemiyorlar. Oysa ki O, O’nun hoşlanmadığı sözü gece boyu sarfederken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.

 

Yaptıkları günahları insanlardan gizlerler. Allahtan gizleyemezler. Gece boyu bütün gizli düşüncelerini konuşurlarken Allah onlarla beraberdir. Allah onların yaptıklarını bilir, kuşatır.

 

109-Hâ entum hâulâ-i câdeltum ‘anhum fî-lhayâti-ddunyâ femen yucâdilu(A)llâhe ‘anhum yevme-lkiyâmeti em men yekûnu ‘aleyhim vekîlâ(n)

-İşte siz o kişilersiniz ki dünya hayatında onları tuttunuz, onlar için uğraştınız; fakat kıyamet gününde, Allah’a karşı kim savunacak onları, yahut kim koruyacak onları?
-İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onları savundunuz. Peki kıyamet günü onları Allah’a karşı savunacak kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?
-Diyelim, siz onlar için dünya hayatında mücadele verdiniz. Peki, kıyamet günü Allah’a karşı onlar için kim mücadele verir, onlar hakkında kim vekillik yapar?

 

Siz bilmeden, dünyada hayatında onları savundunuz, peki ahirette onları kim savunacak.

 

110-Vemen ya’mel sû-en ev yazlim nefsehu śümme yestaġfiri(A)llâhe yecidi(A)llâhe ġafûran rahîmâ(n)

-Kim bir kötülük eder, yahut nefsine karşı zulümde bulunur da sonra Allah’tan yarlıganmak dilerse Allah’ı, suçları örtücü ve rahim olarak bulur.
-Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
-Kim bir kötülük yapar yahut öz benliğine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse Allah’ı çok affedici, çok merhametli bulur.

 

Kim bir kötülük yapar, nefsine zulmeder, sonra Allahtan af dilerse, Allah çok affecidir. Çok merhametlidir.

 

111-Vemen yeksib iśmen fe-innemâ yeksibuhu ‘alâ nefsih(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)
-Kim bir suç işlerse o suçu kendi aleyhine kazanmıştır, zararı kendine ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.

-Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Günah kazanan onu nefsi aleyhine kazanır. Allah Alim ve Hakim’dir.

 

Kim bir günah işler, af dilemezse, nefsine zulmetmiştir. Allah Alimdir, Hakimdir.

 

112-Vemen yeksib atî-eten ev iśmen śümme yermi bihi berî-en fekadi-htemele buhtânen ve-iśmen mubînâ(n)

-Kim bir hatada bulunur, yahut suç işler de onu bir suçsuza isnat ederse iftirada bulunmuş, apaçık bir günahı yüklenmiş olur.
-Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
-Kim bir hata yahut günah işler de sonra onunla bir suçsuzu itham ederse hiç kuşkusuz, büyük bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur.

 

Kim bir suçu, günahı başkasına atarsa, büyük iftira etmiş olur. Apaçık bir günahı yüklenir.

 

113-Velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleyke verahmetuhu lehemmet tâ-ifetun minhum en yudillûke vemâ yudillûne illâ enfusehum(s) vemâ yedurrûneke min şey-/(in)(c) veenzela(A)llâhu ‘aleyke-lkitâbe velhikmete ve’allemeke mâ lem tekun ta’lem(u)(c) vekâne fadlu(A)llâhi ‘aleyke ‘azîmâ(n)

-Allah’ın sana lütfü, ihsanı ve rahmeti olmasaydı onların bir kısmı seni bile doğru yoldan çıkarmayı kurmuştu, fakat onlar, ancak kendilerini sapıklığa sevk ederler ve hiçbir hususta sana zarar veremezler ve Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve evvelce bilmediğin şeyleri öğretti sana ve Allah’ın, sana lütfü ve ihsanı pek büyüktür.
-Eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.
-Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.

 

Allahın sana yardımı olmasaydı, onlar seni saptırmak için plan kuruyorlardı. Onlar ancak kendilerini saptırırlar. Sana zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi. Sana bilmediklerini öğretti. Allahın sana lütfu çok büyüktür.

 

114-Lâ ayra fî keśîrin min necvâhum illâ men emera bisadekatin ev ma’rûfin ev islâhin beyne-nnâs(i)(c) vemen yef’al żâlike-btiġâe merdâti(A)llâhi fesevfe nu/tîhi ecran ‘azîmâ(n)

-Onların toplanıp gizlice konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; ancak kim sadakayı, iyiliği ve insanların arasını bulmayı emrederse onun sözünde hayır var. Allah’ın razılığını kazanmak için bunları yapana pek büyük bir mükafat vereceğiz.
-Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.
-Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak, bir sadakayı, bir iyiliği ve insanlar arasında bir barıştırmayı emreden başka. Kim böyle birşeyi Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle yaparsa biz ona yakında çok büyük bir ödül vereceğiz.

 

Onların kendi aralarındaki konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadaka vermeyi, iyiliği ve insanlar arasında barışa yönelmeyi konuşuyorlarsa başka. Kim bunları Allah için yapmak isterse, ona büyük nimetler vereceğiz.

 

115-Vemen yuşâkiki-rrasûle min ba’di mâ tebeyyene lehu-lhudâ veyettebi’ ġayra sebîli-lmu/minîne nuvellihi mâ tevellâ venuslihi cehennem(e)(s) vesâet masîrâ(n)

-Kendisince doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygambere aykırı hareket eden ve inananların yolundan başka bir yola giden kişiyi döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme atarız; orası, ne de kötü yerdir.
-Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..
-Erdirici kılavuzluk kendisine ayan-beyan geldikten sonra, resulden kopup müminlerin yolunun dışını izleyeni biz, yöneldiğiyle kaynaştırır, sonra da cehenneme salarız. Ne kötü bir dönüş yeridir o!

 

Kim doğru yolu bulduktan sonra, resule muhalif olup, müminlerin yolundan başka yola giderse, onu o yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü yataktı o.

 

116-İnna(A)llâhe lâ yaġfiru en yuşrake bihi veyaġfiru mâ dûne żâlike limen yeşâ-/(u)(c) vemen yuşrik bi(A)llâhi fekad dalle dalâlen be’îdâ(n)

-Şüphe yok ki Allah, kendisine eş tanıyanı yarlıgamaz, bundan başka dilediği kişinin bütün suçlarını örter, yarlıgar ve kim Allah’a eş tanırsa öylesine sapıtmıştır ki tuttuğu yol, doğru yoldan pek uzaktır.
-Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.
-Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.

 

Allah, kendisine eş koşanı affetmez. Bunun dışında dilediğini affeder. Allaha şirk koşan, yoldan çıkmış demektir.

 

Gen mühendisliği—————

 

117-İn yed’ûne min dûnihi illâ inâśen ve-in yed’ûne illâ şeytânen merîdâ(n)

-Onlar, Allah’ı bırakırlar da dişi saydıkları putlara taparlar, böylece de ancak inatçı Şeytan’a tapmış olurlar.
-Onlar, O’nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.
-Allah’ın dışındakilere davet / dua edenler sadece dişilere davet / dua ederler. Ve onlar inatçı bir şeytandan başkasına çağırıp yakarmıyorlar.

 

Onlar Allahı bırakıp bir takım dişi putlardan yardım isterler. Bilseler, onlar inatçı şeytandan başkasına tapmıyorlar.

 

118-Le’anehu(A)llâhu vekâle leetteiżenne min ‘ibâdike nasîben mefrûdâ(n)

-Allah’sa ona lanet etmişti, o da demişti ki: Andolsun ki kullarından bir kısmını, ayartacağım da.
-Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: ‘Andolsun, senin kullarından ‘miktarları tesbit edilmiş bir grubu’ (kendime uşak) edineceğim.
-Allah o şeytana lanet etmiştir. Demişti ki o: “Senin kullarından belirli bir pay elbette alacağım.”

 

Halbuki Allah, o şeytana lanet etmişti. Şeytanda, kullarından birçok kimseye sapıklık yaptıracağım demişti.

 

119-Veleudillennehum veleumenniyennehum veleâmurannehum feleyubettikunne âżâne-l-en’âmi veleâmurannehum feleyuġayyirunne alka(A)llâh(i)(c) vemen yetteiżi-şşeytâne veliyyen min dûni(A)llâhi fekad asira usrânen mubînâ(n)

-Onları doğru yoldan saptıracağım, olmaz isteklere sürükleyeceğim, putlara hayvanlar adatacağım da onların kulaklarını yarmalarını, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Allah’ı bırakıp Şeytan’ı dost edinen, apaçık bir zarara düşmüş, ziyana uğramıştır.
-Onları -ne olursa olsunşaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.’ Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
-“Yemin olsun, onları saptıracağım, onları boş kuruntulara mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını / yarattıklarını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.

 

Saptırdıklarımı, önce kuruntuya sokacağım. Sonra davarların kulaklarını yaracaklar. (Davarların genleri ile oynatıp asıllarını değiştireceğim veya dişi hayvanları başka cins bir hayvan ile döllenip yeni cins hayvan yetiştireceğim) Sonunda bütün yaratıkların aslı ile oynatacağım. (Yararsız, faydasız yeni hayvanlarla hüsrana uğrayacaklar) Kim Allahın yaratıkları ile oynarsa kesinlikle hüsrana uğrayacaklar.

 

120-Ye’iduhum veyumennîhim(s) vemâ ye’iduhumu-şşeytânu illâ ġurûrâ(n)

-Şeytan, onlara vaatlerde bulunur, onları olmayacak isteklere sürükler, kuruntular verir; fakat Şeytan’ın vaatleri, ancak aldatıştan ibarettir.
-(Şeytan) Onlara vaad ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va’detmez.
-Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.

 

Şeytan onlara, yeni cins hayvanların daha kârlı, kazançlı ve verimli olacağına dair vesvese verir. Bu tamamen bir aldanmadır. Aldatmadır.

 

121-Ulâ-ike me/vâhum cehennemu velâ yecidûne ‘anhâ mehîsâ(n)

-Onlardır yurtları cehennem olanlar ve oradan başka bir sığınak bulamazlar.
-Onların barınma yeri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.
-Bunların varacakları yer cehennemdir. Ve cehennemden kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar.

 

Bu aldananların yeri cehennemdir. Kaçıp kurtulamazlar.

 

122-Velleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti senudiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru âlidîne fîhâ ebedâ(en)(c) va’da(A)llâhi hakkan vemen asdeku mina(A)llâhi kîlâ(n)

-İnananları ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, oralarda ebedi kalacaklar; işte Allah’ın gerçek vaadi ve kimdir Allah’tan daha doğru sözlü?
-İman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah’ın gerçek olan va’didir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?
-İnanıp barışa yönelik işler yapanları / hayır işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Sonsuza değin kalacaklardır orada. Allah’ın şaşmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah’tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir?

 

İman edip Allahın sistemini bozmayanlar, altlarından ırmaklar akan cennettedirler. Sonsuz kalacaklar. Allahın verdiği bir sözdür bu. Kim Allahtan daha fazla sözünde durabilir.

 

123-Leyse bi-emâniyyikum velâ emâniyyi ehli-lkitâb(i)(k) men ya’mel sû-en yucze bihi velâ yecid lehu min dûni(A)llâhi veliyyen velâ nasîrâ(n)

-Ne sizin boşuna kuruntularınızın aslı var, ne kitap ehlinin kuruntularının aslı. Kim kötülük ederse cezasını görür ve Allah’tan başka ne bir dost bulur, ne bir yardımcı.
-Ne sizin kuruntularınızla, ne de Kitap Ehlinin kuruntularıyla değil. Kim kötülük yaparsa, onunla ceza görür; o, Allah’tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz.
-İş ne sizin kuruntularınızladır ne de Ehlikitap’ın kuruntularıyla. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Ve böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur ne de bir yardımcı.

 

Davarlar hakkında, Ne şeytanın verdiği vesvese, kuruntu, ne de sizin kuruntularınız, size fayda verir. Kim onlara kötülük yaparsa ceza görür. Allahtan başka kendisine bir veli bulamaz.

 

124-Vemen ya’mel mine-ssâlihâti min żekerin ev unśâ vehuve mu/minun feulâ-ike yedulûne-lcennete velâ yuzlemûne nakîrâ(n)

-Erkek olsun, kadın olsun, inanıp da iyi işlerde bulunanlar, cennete girerler ve kıl kadar bile zulüm görmezler, hakları zayi olmaz.
-Erkek olsun kadın olsun, inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.
-Erkek veya kadın, inanmış olarak barışa yönelik işler yapanlar / hayır işleyenler cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uğratılmayacaklardır.

 

Erkek (ilim adamı) olsun, kadın (ilim kadını) olsun, kim salih amelde bulunursa cennete girer. Zerre kadar haksızlık yapılmaz.

 

125-Vemen ahsenu dînen mimmen esleme vechehu li(A)llâhi vehuve muhsinun vettebe’a millete ibrâhîme hanîfâ(en)(k) vetteaża(A)llâhu ibrâhîme alîlâ(n)

-Kimin dini daha güzeldir iyilikte bulunarak özünü Allah’a teslim eden ve Tanrıyı bir tanıyan İbrahim’in dinine uyan kişinin dininden ve Allah İbrahim’i dost edinmiştir.
-İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.
-Güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde İbrahim’in dinine uyarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim’i dost edinmişti.

 

İyilikler yaparak Allah’a teslim olmuş ve bütün sapık düşücelerden, sapık bilimden uzak durarak, İbrahim’in dinine uymuş olandan daha güzel yolda kim olabilir! Allah, İbrahim’i kendisine yakın dost edinmişti.

 

126-Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in muhîtâ(n)

-Allah’ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve Allah, her şeyi kavramış, kuşatmıştır.
-Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.
-Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ındır. Allah Muhit’tir, herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.

 

Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Allah her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır.

 

Kadınlar———————-

 

127-Veyesteftûneke fî-nnisâ-/(i)(s) kuli(A)llâhu yuftîkum fîhinne vemâ yutlâ ‘aleykum fî-lkitâbi fî yetâmâ-nnisâ-i-llâtî lâ tu/tûnehunne mâ kutibe lehunne veterġabûne en tenkihûhunne velmustad’afîne mine-lvildâni veen tekûmû lilyetâmâ bilkist(i)(c) vemâ tef’alû min ayrin fe-inna(A)llâhe kâne bihi ‘alîmâ(n)

-Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar, de ki: Onlar hakkındaki fetvayı Allah veriyor ve kendilerine verilmesi icap eden mirası vermediğiniz ve beğenip almadığınız yetim kızlarla aciz çocuklar hakkında ve yetimlere adaletle muamele hususunda işte size kitapta okunan hüküm. Hayra ait neler yaparsanız şüphe yok ki Allah hepsini bilir.
-Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: ‘Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap’ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
-Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yazılmış hakları olanı kendilerine vermeyip de kendileriyle nikahlanmak istediğiniz yetim kadınlar hakkında, ezilip horlanan çocuklar hakkında, yetimler için adaleti yerine getirmeniz hakkında Kitap’ta olup da yüzünüze karşı okunan şeyler var. Hayır olarak yaptığınız herşeyi Allah hakkıyla bilmektedir.

 

Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. Onlar hakkında karar verme yetkisi Allahtadır, (sizlerde değil) Siz sadece onların miraslarını doğru verin. Evleneciğiniz kadın ve yetimlere güzel davranın, ezilen çocuklar ve yetimlere adaletli davranın yeter. Bunların kuralları da Kuranda yazılıdır. Sizlere devamlı okunuyor. İlave olarak, hayır olarak ne yaparsanız Allahın dikkatinden kaçmaz.


128-Ve-ini-mraetun âfet min ba’lihâ nuşûzen ev i’râdan felâ cunâha ‘aleyhimâ en yuslihâ beynehumâ sulhâ(an)(c) ve-ssulhu ayr(un)(k) veuhdirati-l-enfusu-şşuhh(a)(c) ve-in tuhsinû vetettekû fe-inna(A)llâhe kâne bimâ ta’melûne abîrâ(n)

-Kadın, kocasının kendisine eziyet edeceğinden, yahut kendisini ihmal edeceğinden korkarsa karıyla kocanın, kendi aralarında uzlaşıp barışmaları hususunda her ikisine de vebal yok ve barış, daha hayırlıdır da. Zaten nefislerde nekeslik meyli vardır, fakat iyilik eder, hoş geçinir ve sakınırsanız şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

-Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış hayırlıdır. Nefisler ise ‘kıskançlığa ve bencil tutkulara’ hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
-Eğer bir kadın kocasının sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Ve barış hep hayırlıdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta olduklarınızdan haber alacaktır.

 

Eğer kadın kocasından şüpheye düşer veya uzlaşacağından şüphe ederse, arabuluculuk yapmanızda onlar için bir sakınca yoktur. Barış her zaman hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa ve bencilliğe meyillidir. İyilik eder sakınırsanız, Allah yaptıklarınızı bilir.

 

129-Velen testatî’û en ta’dilû beyne-nnisâ-i velev harastum(s) felâ temîlû kulle-lmeyli feteżerûhâ kelmu’alleka(ti)(c) ve-in tuslihû vetettekû fe-inna(A)llâhe kâne ġafûran rahîmâ(n)

-Kadınlar arasında adaletle muamele etmeyi ne kadar isteseniz, bu hususa ne kadar düşseniz imkan yok, yapamazsınız, adaletle muamele edemezsiniz. Hiç olmazsa onların birine tamamıyla meyledip öbürünü muallaktaymış gibi bir vaziyete düşürmeyin, uzlaşır ve sakınırsanız şüphe yok ki Allah, suçları örter rahimdir.
-Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz degüç yetiremezsiniz. Öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Tutkunluk derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.

 

Kadınlar arasında asla eşit davranamazsınız. Bu yüzden birine düşüp öbürünü boş bırakmayın. Elinizden geldiği kadar barışa yönelik davranırsanız, Allah affecidir, çok merhametlidir. 

 

130-Ve-in yeteferrakâ yuġni(A)llâhu kullen min se’atih(i)(c) vekâna(A)llâhu vâsi’en hakîmâ(n)

-Karıyla koca ayrılacak olurlarsa Allah, her birini lütuf ve keremiyle ihtiyaçtan kurtarır ve Allah’ın lütfü boldur, hüküm ve hikmet sahibidir o.
-Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, Allah her birine ‘genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından’ kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Eğer ayrılırlarsa Allah, geniş nimetinden her birini zenginleştirir. Allah Vasi’dir, genişler ve genişletir; Hakim’dir, hikmeti sınırsızdır.

 

Karı koca ayrılacak olursa, Allah her ikisinide zenginleştirir. Allah Vasidir. Hikmeti boldur.

 

131-Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(k) velekad vassaynâ-lleżîne ûtû-lkitâbe min kablikum ve-iyyâkum eni-ttekû(A)llâh(e)(c) ve-in tekfurû fe-inne li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu ġaniyyen hamîdâ(n)

-Ve Allah’ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde Andolsun ki sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de Allah’tan çekinmenizi tavsiye ettik. Fakat kafir olursanız şüphe yok ki Allah’ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve Allah, her şeyden müstağnidir ve övüş ona layıktır.
-Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: ‘Allah’tan korkup-sakının’ diye tavsiye ettik. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, hamd’e layık olandır.
-Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah’ındır. Hem sizden önce kitap verilenlere hem de size, “Allah’tan korkun” diye önerdik. Nankörlüğe saparsanız şu bir gerçek ki, göklerdekiler de yerdekiler de Allah’ındır. Allah Gani’dir, zenginliğine sınır yoktur; Hamid’dir, övülen ve övendir.

 

Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Sizlere ve ehli kitap sahiplerine Allahtan sakının dedik. İnkâr ederseniz haberiniz olsun göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Allah zengindir, övülmeye layıktır.

 

132-Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)

-Ve Allah’ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve koruyucu olarak Allah yeter.
-Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
-Hem göklerdekiler hem yerdekiler Allah içindir. Vekil olarak Allah yeter.

 

Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Onları koruyucu olarak Allah yeter.

 

133-İn yeşe/ yużhibkum eyyuhâ-nnâsu veye/ti bi-âarîn(e)(c) vekâna(A)llâhu ‘alâ żâlike kadîrâ(n)

-Dilerse ey insanlar, sizi ortadan kaldırır, başkalarını getirir ve Allah’ın buna gücü yeter.
-Eğer dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve başkalarını getirir. Allah, buna güç yetirendir.
-Ey insanlar! O dilerse sizi ortadan kaldırır, başkalarını getirir. Allah buna gerçekten Kadir’dir.

 

Allah dilerse sizi tamamen ortadan kaldırır. Yerine başkalarını getirir. Allah bunu yapmaya kadirdir.

 

134-Men kâne yurîdu śevâbe-ddunyâ fe’inda(A)llâhi śevâbu-ddunyâ vel-âira(ti)(c) vekâna(A)llâhu semî’an basîrâ(n)

-Dünya mükafatını dileyen bilsin ki dünya mükafatı da Allah’ın yanındadır, ahiret mükafatı da ve Allah her şeyi duyar, görür.
-Kim dünya sevab (yarar)ını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır. Allah işitendir, görendir.
-Dünya nimeti ve bereketini isteyen bilsin ki, dünya nimeti de ahiret mutluluğu da Allah katındadır. Allah, çok iyi işitir, çok iyi görür.

 

Dünya nimetini isteyen bilsinki, dünyanında, ahiretinde nimeti Allah katındadır. Allah işitir ve çok iyi görür.

 

135-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kûnû kavvâmîne bilkisti şuhedâe li(A)llâhi velev ‘alâ enfusikum evi-lvâlideyni vel-akrabîn(e)(c) in yekun ġaniyyen ev fakîran fa(A)llâhu evlâ bihimâ(s) felâ tettebi’û-lhevâ en ta’dilû(c) ve-in telvû ev tu’ridû fe-inna(A)llâhe kâne bimâ ta’melûne abîrâ(n)

-Ey inananlar, Allah için daima adaleti tam yerine getirin ve tanıklığı o yolda yapın, hatta kendi aleyhinize, yahut anayla babanın ve yakınların aleyhine bile olsa. Hatta zengin, yahut yoksul bile olsa, çünkü Allah ikisine de sizden daha ziyade sahiptir, sizden daha fazla korur onları ve siz, adaleti icra ederken nefsinizin dileğine uymayın. Bir tarafı gözeterek hüküm verir, yahut birinden yüz çevirirseniz bilin ki Allah, şüphe yok, yaptıklarınızın hepsinden haberdardır.
-Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
-Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

 

Ey iman edenler, Anne, baba, yakınlarınızın aleyhinede olsa, adaletten şaşmayınız. Fakir, zengin diye ayırmayınız. Allah zenginede fakirede senden daha çok yakındır. Hislerinize uyup adaletten şaşmayın. Şahitllikten kaçınmayın. Yapacağınız şahitlikte doğruyu söylemekten kaçınmayın. Bilinizki Allah yaptığınızdan haberdardır.

 

136-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû âminû bi(A)llâhi verasûlihi velkitâbi-lleżî nezzele ‘alâ rasûlihi velkitâbi-lleżî enzele min kabl(u)(c) vemen yekfur bi(A)llâhi vemelâ-iketihi vekutubihi verusulihi velyevmi-l-âiri fekad dalle dalâlen ba’îdâ(n)

-Ey inananlar, inanın Allah’a ve Peygamberine ve Peygamberine indirdiği kitaba ve evvelce inen kitaba ve kim Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmazsa şüphe yok ki doğru yoldan pek uzak kalmış, tamamıyla sapıtmış gitmiştir.
-Ey iman edenler, Allah’a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.
-Ey iman edenler! Allah’a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap’a, daha önce indirmiş olduğu Kitap’a inanın. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkar ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.

 

Allaha, resulüne, ona inen kitaba, daha önce inmiş kitaplara inanın. Kim Allahı, meleklerini, kitaplarını, resulleri ve ahiret gününü inkâr ederse, dönüşü olmayan bir sapıklığa sapmış demektir.

 

137-İnne-lleżîne âmenû śümme keferû śümme âmenû śümme keferû śümme-zdâdû kufran lem yekuni(A)llâhu liyaġfira lehum velâ liyehdiyehum sebîlâ(n)

-O kişiler ki iman ettiler de sonra kafir oldular, sonra gene iman ettiler, sonra gene kafir oldular, sonra da küfürlerini arttırdılar, Allah suçlarını örtmez onların ve doğru yola getirmez onları.
-Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
-Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar, yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar; işte Allah bunları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.

 

Kim inandıktan sonra kâfir olursa ve tekrar iman ederse ve sonra tekrar kâfir olursa, Allah onların kâfirliklerini arttırır. Bunlar affedilmeyecek ve doğru yola kılavuzlanmayacaktır.

 

138-Beşşiri-lmunâfikîne bi-enne lehum ‘ażâben elîmâ(n)

-Münafıkları, elemli bir azapla müjdele.
-Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır.
-İkiyüzlülere şunu muştula: Kendileri için korkunç bir azap öngörülmüştür.

 

Münafıkları çok acı bir azap ile müjdele.

 

139-Elleżîne yetteiżûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minîn(e)(c) eyebteġûne ‘indehumu-l’izzete fe-inne-l’izzete li(A)llâhi cemî’â(n)

-Onlar, inananları bırakırlar da kafirleri dost edinirler. Yüceliği, kudreti onlardan mı umuyorlar, onlardan mı arıyorlar? Hiç şüphe yok ki bütün yücelik ve kudret Allah’ındır.
-Onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. ‘Kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, ‘bütün kuvvet ve onur,’ Allah’ındır.
-Öyle kişiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüzeliğin tümü Allah’ındır.

 

O münafıklar, müminleri bırakıp kafirlerle dost oluyorlar. Onların yanında daha değerlimi olacaklarını zannediyorlar. Şeref ve değer Allahındır.

 

140-Vekad nezzele ‘aleykum fî-lkitâbi en iżâ semi’tum âyâti(A)llâhi yukferu bihâ veyustehzeu bihâ felâ tak’udû me’ahum hattâ yeûdû fî hadîśin ġayrih(i)(c) innekum iżen miśluhum(k) inna(A)llâhe câmi’u-lmunâfikîne velkâfirîne fî cehenneme cemî’â(n)

-Kitapta, Allah’ın ayetlerini inkar ettiklerini ve onlarla eğlendiklerini duyarsanız, başka bir bahisten söz açıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlara benzersiniz diye size bir emir indirmiştir. Şüphe yok ki Allah, münafıklarla kafirlerin hepsini de cehennemde toplayacaktır.
-O, size Kitapta: ‘Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz’ diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.
-Allah, Kitap’ta size şunu da indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini işittiğinizde, bir başka lakırdıya dalıp gittikleri zamana kadar, o münafıkların yanında oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi sayılırsınız. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla kafirleri cehennemde biraraya getirecektir.

 

Allahın ayetlerini inkâr edip, alay ettiklerini duyarsanız, mevzu değişene kadar yanlarında oturmayın. Yoksa sizde onlar gibi olursunuz. Allah münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya toplayacaktır.

 

141-Elleżîne yeterabbasûne bikum fe-in kâne lekum fethun mina(A)llâhi kâlû elem nekun me’akum ve-in kâne lilkâfirîne nasîbun kâlû elem nestahviż ‘aleykum venemna’kum mine-lmu/minîn(e)(c) fa(A)llâhu yahkumu beynekum yevme-lkiyâme(ti)(c) velen yec’ala(A)llâhu lilkâfirîne ‘alâ-lmu/minîne sebîlâ(n)

-Onlar, sizin ahvalinizi gözetip dururlar. Siz, Allah’ın lütfüyle bir fetih elde ederseniz biz de derler, sizinle değil miydik? Kafirlere bir zafer payı düşse üstünlüğünüzü temin etmedik mi, inananların, size hücumunu menetmedik mi derler. Kıyamet gününde, Allah hakkınızda hükmeder ve Allah, kafirlere, müminler aleyhine bir yol, bir başarı vermez.
-Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah’tan bir fetih (zafer) gelirse: ‘Sizinle birlikte değil miydik?’ derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: ‘Size üstünlük sağlamadık mı, mü’minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?’ derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.
-Sizi gözetleyip duruyorlar. Allah’tan size fetih nasip olursa, “sizinle birlikte değil miydik” diyecekler. Kafirlere bir nasip ulaşırsa şunu söyleyecekler: “Başarınıza destek vermedik mi, müminlere karşı size siper olmadık mı?” Artık kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir. Allah, müminler aleyhine kafirlere bir yol asla nasip etmez.

 

Onlar sizin durumunuza göre hareket ederler. Bir zafer kazanırsanız, bizde sizinle beraberdik derler. Kafirlere bir başarı gelince de kafirlere biz başarılı olmanıza yardım ettik derler. Allah kıyamet günü aranızda hükmedecek. Allah kafirlere müminlerin aleyhine yardım etmez. 

 

142-İnne-lmunâfikîne yuâdi’ûna(A)llâhe vehuve âdi’uhum ve-iżâ kâmû ilâ-ssalâti kâmû kusâlâ yurâûne-nnâse velâ yeżkurûna(A)llâhe illâ kalîlâ(n)

-Münafıklar, Allah’ı kandırmak isterler ve o da onların cezasını verir. Onlar, namaza üşenerek kalkarlar, halk görsün diye kılarlar ve Allah’ı pek az anarlar ancak.
-Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar.
-Şu bir gerçek ki, ikiyüzlüler hileler düzerek Allah’ı aldatmaya uğraşıyorlar. Ama Allah da onları aldatıyor. Onlar namaza kalktıklarında tembel-miskin bir halde kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Onlar Allah’ı çok az hatırlarlar.

 

Münafıklar Allahı aldattıklarını zannediyorlar. Allah onları aldatıyor. Namaza isteksiz kalkarkar ve insanlara gösteriş olsun diye kılarlar. Allahı da çok az anarlar.

 

143-Mużebżebîne beyne żâlike lâ ilâ hâulâ-i velâ ilâ hâulâ-/(i)(c) vemen yudlili(A)llâhu felen tecide lehu sebîlâ(n)

-Onlar, imanla küfür arasında bocalayıp dururlar, ne onlara mal olurlar, ne bunlara ve Allah, kimi doğru yolundan saptırdıysa onu yola getiremezsin artık.
-Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.
-Arada bocalayıp dururlar. Ne şunlardan yanadırlar ne bunlardan yana. Allah’ın şaşırttığına sen asla yol sağlayamazsın.

 

İmanla küfür arasında gidip gelirler. Ne tam iman sahibi olurlar ne de tam kâfir. Allahın şaşırttığını sen doğru yolda tutamazsın.

 

144-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteiżû-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minîn(e)(c) eturîdûne en tec’alû li(A)llâhi ‘aleykum sultânen mubînâ(n)

-Ey inananlar, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. İster misiniz kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil veresiniz?
-Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah’a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?
-Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz?

 

Ey iman edenler, Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Ceza için bir kazançmı elde etmek istiyorsunuz.

 

145-İnne-lmunâfikîne fî-dderki-l-esfeli mine-nnâri velen tecide lehum nasîrâ(n)

-Şüphe yok ki münafıklar, ateşin en aşağı katındadırlar ve kesin olarak onlara bir tek yardımcı bile bulamazsın.
-Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.
-Şu da bir gerçek ki ikiyüzlüler, ateşin en alt katındadırlar. Onlar için bir yardımcı asla bulamayacaksın.

 

Münafıklar cehennemim en alt katındadır. Onlara yardımcı bulunmaz.

 

146-İllâ-lleżîne tâbû veaslehû va’tesamû bi(A)llâhi vealesû dînehum li(A)llâhi feulâ-ike me’a-lmu/minîn(e)(s) vesevfe yu/ti(A)llâhu-lmu/minîne ecran ‘azîmâ(n)

-Ancak tövbe edenler, ıslah olanlar, Allah’a sarılanlar ve Allah için dinlerinde ihlas sahibi bulunanlar müstesna. Onlar, inananlarladır ve Allah, müminlere pek büyük bir ecir verecektir.
-Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü’minlerle beraberdirler. Allah mü’minlere büyük bir ecir verecektir.
-Ancak tövbe edip hallerini düzelterek Allah’a yapışan ve dinlerini samimiyetle Allah’a özgülüyenler müstesnadır. İşte böyleleri, müminlerle beraber olacaktır. Ve Allah, müminlere yakında çok büyük bir ödül verecektir.

 

Tövbe edip düzelenler, Allaha sarılanlar, dinlerinde samimi olanlar, işte bunlar müminlerle beraber olacaklar. Allah müminlere büyük mükâfat verecektir.

 

147-Mâ yef’alu(A)llâhu bi’ażâbikum in şekertum veâmentum(c) vekâna(A)llâhu şâkiran ‘alîmâ(n)

-Allah ne diye azab etsin size şükrederseniz ve inanırsanız ve Allah şükredenlerin mükafatını verir ve onları bilir zaten.
-Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.
-İnanır şükrederseniz, Allah size azabı ne yapacak? Allah da teşekkür eder, O herşeyi gereğince bilir.

 

İman edip, verdiklerime şükrettikten sonra, Allah size niye azap etsin.

 

148-Lâ yuhibbu(A)llâhu-lcehra bi-ssû-i mine-lkavli illâ men zulim(e)(c) vekâna(A)llâhu semî’an ‘alîmâ(n)

-Allah, zulüm gören müstesna, kötü sözün apaçık söylenmesini sevmez ve Allah duyar, bilir.
-Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir.
-Allah, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah Semi’dir, Alim’dir.

 

Zülme uğrayanların dışında, Allah kimsenin kötü söz söylemesini ve ifşa etmesini istemez. Allah işitir ve bilir.

 

149-İn tubdû ayran ev tufûhu ev ta’fû ‘an sû-in fe-inna(A)llâhe kâne ‘afuvven kadîrâ(n)

-Açıkça bir hayır yaparsanız, yahut yaptığınız hayrı gizlerseniz, yahut da gördüğünüz kötülüğü bağışlarsanız bilin ki Allah, şüphe yok, bağışlayıcıdır, her şeye gücü yeter.
-Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir.
-Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, bir kötülüğü affederseniz, Allah da çok affedicidir, herşeye güç yetirendir.

 

İyiliği açık yaparsanız, gizli yaparsanız ve size yapılan bir kötülüğü affederseniz, Allahta sizi affeder ve her şeye gücü yeter.

 

150-İnne-lleżîne yekfurûne bi(A)llâhi verusulihi veyurîdûne en yuferrikû beyna(A)llâhi verusulihi veyekûlûne nu/minu biba’din venekfuru biba’din veyurîdûne en yetteiżû beyne żâlike sebîlâ(n)

-Onlar, öyle kişilerdir ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar ederler, Allah’la peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve bazısına inandık, bazısına inanmadık derler ve imanla küfür arasında bir yol tutmak isterler.
-Allah’ı ve elçilerini (tanımayıp) inkâr eden, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, ‘Bazısına inanırız, bazısını tanımayız’ diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler.
-Onlar ki Allah’ı ve O’nun resulünü inkar ederler, Allah’la onun resulleri arasını açmak isterler de “bir kısmına inanırız, bir kısmını inkar ederiz” derler; böylece imanla inkar arasında bir yol tutmak isterler.

 

O kafirler, Allahı ve elçileri inkâr ederler. Allahla elçilerin arasını açmak isterler. Kitpta bazı vahiylere inanırız bazılarına (resul kendi düşüncesini söylemiş diye) inanmayız derler. İman ile inkâr arasında kendi kafalarına göre bir din ortaya çıkarırlar. 

 

151-Ulâ-ike humu-lkâfirûne hakk(an)(c) vea’tednâ lilkâfirîne ‘ażâben muhînâ(n)

-İşte onlardır gerçekte kafirler ve biz kafirler için, aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
-İşte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır
-İşte bunlar gerçek kafirlerdir. Ve biz, kafirler için yere batırıcı bir azap hazırladık.

 

Bunlar gerçek kafirlerdir. Onlara aşalayıcı azap hazırlanmıştır.

 

152-Velleżîne âmenû bi(A)llâhi verusulihi velem yuferrikû beyne ehadin minhum ulâ-ike sevfe yu/tîhim ucûrahum(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Allah’a ve peygamberlerine inananlara ve içlerinden hiçbirini ayırt etmeyenlere gelince: Onlara ecirleri verilecektir ve Allah, suçları örten rahimdir.
-Allah’a ve Resûlü’ne inananlar ve onlardan hiç biri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
-Allah’a ve O’nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.

 

Allaha ve resullerine inananların ve onlardan hiçbirini ayırt etmeyenlerin mükâfatları verilecektir. Allah Gafurdur, Rahimdir.

 

153-Yes-eluke ehlu-lkitâbi en tunezzile ‘aleyhim kitâben mine-ssemâ-/(i)(c) fekad seelû mûsâ ekbera min żâlike fekâlû erina(A)llâhe cehraten feaażet-humu-ssâ’ikatu bizulmihim(c) śümme-tteażû-l’icle min ba’di mâ câet-humu-lbeyyinâtu fe’afevnâ ‘an żâlik(e)(c) veâteynâ mûsâ sultânen mubînâ(n)

-Kitap ehli, onlara gökten bir kitap indirmeni isterler, Musa’dan bundan da büyük bir şey istemişler, bize Allah’ı apaçık göster demişlerdi de zulümleri yüzünden bir yıldırım düşüp yakıvermişti onları. Sonra da onlara apaçık deliller geldiği halde buzağıya tanrı demişlerdi, gene de bu suçlarını bağışlamıştık da Musa’ya apaçık bir kudret vermiştik.
-Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: ‘Bize Allah’ı açıkça göster.’ Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa’ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik
-Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Zaten onlar Musa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: “Allah’ı bize açıktan göster.” Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Musa’ya apaçık bir kanıt / bir hükmetme gücü verdik.

 

Kitap ehli senden, gökten hazır bir kitap indirmeni isterler. Aldırma onlara. Onlar Musa’dan, daha büyük şey istemişlerdi. Allahı görmek istemişledi. Bunun üzerine, onlara yıldırım çarptı. (Tövbe ettiler) Daha sonra, onlara açık deliller geldiği halde buzağıya tapar oldular. Yinede affettik. Musaya onlar üzerinde otorite kabiliyeti verdik.

 

154-Verafa’nâ fevkahumu-ttûra bimîśâkihim vekulnâ lehumu-dulû-lbâbe succeden vekulnâ lehum lâ ta’dû fî-ssebti veeażnâ minhum mîśâkan ġalîzâ(n)

-Ettikleri ahdi yerine getirsinler diye Tur dağını, oldukları yerin üstünde yüceltmiş ve onlara, şehrin kapısından secde ederek girin demiştik ve cumartesi günü demiştik, haddi aşmayın ve onlardan pek kuvvetli bir söz almıştık.
-Kesin söz vermeleri dolayısıyla Tur’u üstlerine yükselttik ve onlara: ‘Bu kapıdan secde ederek girin’ dedik ve onlara: ‘Cumartesi (günü) haddi aşmayın’ da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık.
-Kesin söz vermeleri için Tur’u üzerlerine kaldırdık ve onlara: “Kapıdan secde ederek girin.” dedik. Onlara şunu da söyledik: “Cumartesi gününde azgınlık yapmayın.” Onlardan sapasağlam bir söz almıştık.

 

Onlardan kesin söz almak için Sina dağının üzerine yemin ettirdik. Sonra bu şehrin kapısından secde ederek girin dedik (şehre ve halkına saygılı ve kanunlarına itatkar olarak girin dedik). Daha sonra cumartesi günlerinde azgınlık yapmayın dedik. Onlardan sağlam söz almıştık.

 

155-Febimâ nakdihim mîśâkahum vekufrihim bi-âyâti(A)llâhi vekatlihimu-l-enbiyâe biġayri hakkin vekavlihim kulûbunâ ġulf(un)(c) bel tabe’a(A)llâhu ‘aleyhâ bikufrihim felâ yu/minûne illâ kalîlâ(n)

-Sonra sözlerinde durmayıp ahitlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve kalplerimiz kapalı, anlamıyoruz demeleri yüzünden cezalarını buldular; kalplerini, küfürleri yüzünden Allah kapamıştır, o yüzden de içlerinden ancak pek azı imana gelir.
-Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: ‘Kalplerimiz örtülüdür’ demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
-Başlarına gelenler; ahitlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “kalplerimiz kılıflıdır” demeleri yüzündendir. Doğrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezler.

 

Hep sözlerini bozdular. Allahın ayetlerini inkâr etmeye başladılar. Nebileri oldürmeye kalktılar. Kalplerimiz tatmin olmuyor, anlamıyoruz dediler. Tabiiki belalarını buldular. Küfürleri yüzünden Allah kalplerini mühürledi. Şimdi onlardan çok az bir kısmı iman ediyor.

 

156-Vebikufrihim vekavlihim ‘alâ meryeme buhtânen ‘azîmâ(n)

-Ve inkar etmeleri, Meryem hakkında söz söylemeleri, ona pek büyük bir iftirada bulunmaları.
-(Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,
-Küfürleri yüzünden, Meryem aleyhinde büyük bir yalan söylemeleri yüzünden…

 

İnkarlarının devamında, Meryem hakkında da kötü söz söylediler.

 

157-Vekavlihim innâ katelnâ-lmesîha ‘îsâ-bne meryeme rasûla(A)llâhi vemâ katelûhu vemâsalebûhu velâkin şubbihe lehum(c) ve-inne-lleżîne-telefû fîhi lefî şekkin minh(u)(c) mâ lehum bihi min ‘ilmin illâ-ttibâ’a-zzanni vemâ katelûhu yakînâ(n)

-Ve biz Allah’ın peygamberi Meryemoğlu ve Mesih İsa’yı öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular. Onu öldüremediler de, asamadılar da, onlara öyle göründü. Zaten ihtilafa düştükleri şeyde de onun hakkında zan içindedir onlar, ona ait bir bilgileri yoktur da ancak şüpheye kapılırlar. Gerçekten de apaçık onu öldüremediler.
-Ve: ‘Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük’ demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (bir) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
-“Biz, Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleri yüzünden. Oysa ki onu öldürmediler, onu asmadılar da; sadece o onlara benzer gösterildi. Onun hakkında tartışmaya girenler, onunla ilgili olarak tam bir kuşku içindedirler. Onların, ona ilişkin bilgileri yoktur; sadece sanıya uymaktalar. Onu kesinlikle öldürmediler.

 

Meryem oğlu İsa’yı öldürmek istediler. Biz ona benzer birini gösterdik onu astılar, öldürdüler. Hakikatte Meryem oğlu İsa’yı öldüremediler. Asamadılar. Hakkında anlaşmazlığa düşenler şüphe içinde kaldılar. Gerçekte onu öldüremediler.

 

158-Bel rafe’ahu(A)llâhu ileyh(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)

-Allah onu kendisine yüceltti ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Tam aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Allah, Aziz’dir, Hakim’dir.

 

Allah onu kendi katına yükseltti, Allah çok kudretlidir. Her şeye hakimdir.

 

159-Ve-in min ehli-lkitâbi illâ leyu/minenne bihi kable mevtih(i)(s) veyevme-lkiyâmeti yekûnu ‘aleyhim şehîdâ(n)

-Ve kitap ehlinden hiçbiri kalmayacak ki onun ölümünden önce ona inanmasın, o da kıyamet günü, onların aleyhine tanık olacak.
-Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.
-Ehlikitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka inanacaktır. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine bir tanık olacaktır.

 

Kitap ehlinden herkes ölmeden önce ona (öldürülmediğine) mutlaka inanancaktır. Kıyamet günüde O, onlar aleyhine şahit olacaktır. (İlerde, kiyametten biraz önce gelinen son ilim ile ruhlarla temas edildiğinde, ruhların teknolojik insan robotlara konulduğunda, kendisi açıklayacak)

 

160-Febizulmin mine-lleżîne hâdû harramnâ ‘aleyhim tayyibâtin uhillet lehum vebisaddihim ‘an sebîli(A)llâhi keśîrâ(n)

-Yahudi olanlardan meydana gelen zulüm yüzünden de onlara helal edilen tertemiz şeyleri haram ettik ve bu, halkın çoğunu Allah yolunda menetmeleri.
-Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah’ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.
-Yaptıkları zulümler ve birçok insanı Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helal kılınmış tertemiz şeyleri, Yahudilere haram kıldık.

 

İnsanları Allah yolundan alıkoymaları ve zulümleri yüzünden, daha önce helal olan yiyeceklerden bazılarını haram kıldık. (Genlere etkisi ile onların zalimlik nefislerini azdıran yiyecekleri yemelerini haram kıldık)

 

161-Veażihimu-rribâ vekad nuhû ‘anhu veeklihim emvâle-nnâsi bilbâtil(i)(c) vea’tednâ lilkâfirîne minhum ‘ażâben elîmâ(n)

-Nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri yüzündendir ve biz, içlerinden kafir olanlara elemli bir azap hazırladık.
-Yasaklandığı halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) Onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azab hazırlamışızdır.
-Ve ribayı almaları yüzünden –oysa ki ondan yasaklanmışlardı- ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap hazırladık.

 

Yasak olduğu halde faiz almaları, haksız yere insanların mallarını yemeleri yüzünden onlara acı azap hazırlaık.

 

162-Lâkini-rrâsiûne fî-l’ilmi minhum velmu/minûne yu/minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile minkablik(e)(c) velmukîmîne-ssalâ(te)(c) velmu/tûne-zzekâte velmu/minûne bi(A)llâhi velyevmi-l-âiri ulâ-ike senu/tîhim ecran ‘azîmâ(n)

-Fakat onlardan bilgide ileri olanlar ve inananlar, sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilenlere de ve namaz kılanlardır, zekat verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe inananlardır onlar ve biz onlara büyük bir ecir vereceğiz.
-Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.
-Ama onarın ilimde derinleşmiş olanları ve müminler, sana indirilene de senden önce indirilene de inanırlar. Namazı kılıcıdırlar, zekatı vericidirler, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İşte bunlara yakında büyük bir ödül vereceğiz.

 

Onlardan büyük ilim adamları ve müminler, sana inene ve senden önce inene de inanırlar. Namaz kılarlar, zekât verirler. Allaha ve ahiret gününe inanırlar. İşte bunlara büyük ödüller vardır.

 

163-İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ve-nnebiyyîne min ba’dih(i)(c) veevhaynâ ilâ ibrâhîme ve-ismâ’île ve-ishâka veya’kûbe vel-esbâti ve’îsâ veeyyûbe veyûnuse vehârûne vesuleymân(e)(c) veâteynâ dâvûde zebûrâ(n)

-Biz vahyettik sana, nitekim vahyettik Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere ve vahyettik İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve evlatlarına ve İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a ve Davud’a Zebur’u verdik.
-Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik.
-Biz, tıpkı Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’e, Yunus’a, Harun’a, Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.

 

Nuha vahyettiğimiz gibi sanada vahyettik. İbrahim’e, İshaka, Yakuba, torunlarına, İsaya, Eyyübe, Yunusa, Harun’a, Süleyman’a da vahyettik. Davuda da Zeburu verdik. (Davud a vahyetmiyor. Zeburu veriyor. İlahiler söyleme kabiliyeti verdik) 

 

164-Verusulen kad kasasnâhum ‘aleyke min kablu verusulen lem naksushum ‘aleyk(e)(c) vekellema(A)llâhu mûsâ teklîmâ(n)

-Ve öyle peygamberler var ki onların ahvalini anlattık sana önceden ve Allah Musa ile de konuşmuştu.

-Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Allah, Musa ile de konuştu.
-Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana anlatmadık. Allah Musa’ya kelime kelime söz söylemişti.

 

Sana anlatmadığımız daha çok elçiler var. Bir kısmını sana anlattık. Allah Musa ile konuşmuştu.

 

165-Rusulen mubeşşirîne vemunżirîne li-ellâ yekûne linnâsi ‘ala(A)llâhi huccetun ba’de-rrusul(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)

-Ve peygamber, müjdeleyenlerdir ve korkutucu haber verenler; ta ki insanların, peygamberler geldikten sonra Allah’a karşı bir mazeretleri, bir bahaneleri kalmasın artık ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah’a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
-Müjdeleyici ve uyarıcı resuller gönderdik ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah’a karşı bahaneleri olmasın. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.

 

Elçiler (Resuller) müjdeleyici ve uyarıcıdırlar. O yüzden, Allaha karşı insanların bahaneleri olamaz. Allah azizdir. Hakimdir.

 

166-Lâkini(A)llâhu yeşhedu bimâ enzele ileyk(e)(s) enzelehu bi’ilmih(i)(s) velmelâ-iketu yeşhedûn(e)(c) vekefâ bi(A)llâhi şehîdâ(n)

-Fakat Allah, sana indirdiği kitapla tanıklık eder ki onu, bilerek indirmiştir ve melekler de tanıklık ederler ve tanık olarak Allah yeter.
-Fakat Allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Allah yeter.
-Şu da var ki, Allah sana indirdiğini, kendi ilmiyle indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ediyorlar. Zaten tanık olarak Allah yeter.

 

Şimdi bu sana inene Allah şahittir. İlmi ile indirmiştir. Meleklerde şahittir. Şahit olarak Allah yeter.

 

167-İnne-lleżîne keferû vesaddû ‘an sebîli(A)llâhi kad dallû dalâlen ba’îdâ(n)

-Kafir olanlar ve halkı Allah yolundan çıkaranlarsa öylesine sapıtmışlardır ki tuttukları yol, doğru yoldan pek uzaktır.
-Şüphesiz, inkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.
-İnkar edip Allah yolundan geri çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.

 

İnkâr edenler, sizleri Allah yolundan döndürmeye çalışanlar, büyük bir sapıklık içindedir.

 

168-İnne-lleżîne keferû vezalemû lem yekuni(A)llâhu liyaġfira lehum velâ liyehdiyehum tarîkâ(n)

-Kafir olanları ve zulmedenleri Allah yarlıgamaz ve onları hiç bir yola sevk etmez.
-Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
-İnkar edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.

 

Allah onları yargılamaz ve onları doğru yola iletecek te değildir.

 

169-İllâ tarîka cehenneme âlidîne fîhâ ebedâ(en)(c) vekâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

-Ancak cehennem yoluna sevk eder, ebedi kalırlar orada ve bu, Allah’a pek kolaydır.
-Ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) Bu da Allah’a pek kolaydır.
-Cehennem yolu hariç! Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah için kolaydır bu.

 

Ebedi kalacakları cehennem yoluna sevk eder. Bu da Allah için kolaydır.

 

170-Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekumu-rrasûlu bilhakki min rabbikum feâminû ayran lekum(c) ve-in tekfurû fe-inne li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)

-Ey insanlar, şüphe yok ki peygamber, Rabbinizden gerçek olarak gelmiştir size, siz de inanın, hayırlıdır size bu. İnkar ederseniz şüphe yok ki Allah’ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah’ındır. Allah Alim’dir, Hakim’dir.

 

Ey insanlar, resul sizlere Rabbinizden, bilinmesi lazım olan gerçekleri getirdi. Size faydalı olması için ona inanın. Nankörlük etmeyin. Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Allah Alimdir. Hakimdir.

 

171-Yâ ehle-lkitâbi lâ taġlû fî dînikum velâ takûlû ‘ala(A)llâhi illâ-lhakk(a)(c) innemâ-lmesîhu ‘îsâ-bnu meryeme rasûlu(A)llâhi vekelimetuhu elkâhâ ilâ meryeme verûhun minh(u)(s) feâminû bi(A)llâhi verusulih(i)(s) velâ takûlû śelâśe(tun)(c) intehû ayran lekum(c) innema(A)llâhu ilâhun vâhid(un)(s) subhânehu en yekûne lehu veledun lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(k) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)

-Ey kitap ehli, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçek olanı söyleyin. Meryemoğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın peygamberidir ve Meryem’e ilga ettiği kelimesidir ve kendisine ait bir ruhtur. Artık inanın Allah’a ve peygamberlerine ve Tanrı üçtür demeyin, vazgeçin bundan, bu hayırlıdır size. Allah, ancak tek tanrıdır, oğul sahibi olmaktan münezzehtir ve onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve koruyucu olarak Allah yeter.

-Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; ‘üçtür’ demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.
-Ey Ehlikitap! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin. Allah hakkında gerçek dışı birşey söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem’e atmıştır. Artık Allah’a ve resullerine inanın. “Üçtür” demeyin. Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah Vahid’dir, tek ve biricik ilahtır. Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır O. Yalnız O’nun dur göklerdekiler ve yerdekiler. Vekil olarak Allah yeter.

 

Ey Ehli kitap, dininizde aşırıya kaçıp taşkınlık etmeyin. Allah hakkında yalan söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allahın elçisi ve kelimesidir. Meryem’e naklettiği bir ruhtur. Allaha ve elçisine inanın. Üçtür demeyi bırakın. Sizin için daha hayırlıdır. Allah tek ilahtır. Çocuk sahibi olmaz. Göklerde ve yerde var olan ne varsa, zaten onundur. Vekil olarak Allah yeter.

 

172-Len yestenkife-lmesîhu en yekûne ‘abden li(A)llâhi velâ-lmelâ-iketu-lmukarrabûn(e)(c) vemen yestenkif ‘an ‘ibâdetihi veyestekbir feseyahşuruhum ileyhi cemî’â(n)

-Ne Mesih, Allah’a kul olmaktan çekinir, ne de Tanrının kendisine yakınlaştırdığı melekler ve ona kulluktan çekinen ve ululanmak isteyenleri o, tapısında toplayacaktır
-Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah’a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar. Kim O’na ibadet etmekten kaçınırsa ve büyüklenirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
-Ne Mesih Allah’ın bir kulu olmaktan çekinir ne de Allah’a yakınlaştırılmış melekler. Allah’a kulluk ve ibadetten çekinerek kibre saplanan bilsin ki, Allah onların tümünü huzurunda haşredecektir.

 

Ne Mesih Allaha kul olmaktan çekinir ne de yakın olan melekler. Kim kul olmaktan çekinirse, bilsinki hepsini bir araya toplayacaktır.

 

173-Feemmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti feyuveffîhim ucûrahum veyezîduhum min fadlih(i)(s) veemmâ-lleżîne-stenkefû vestekberû feyu’ażżibuhum ‘ażâben elîmen velâ yecidûne lehum min dûni(A)llâhi veliyyen velâ nasîrâ(n)

-İnananların ve iyi işler işleyenlerin ecirlerini ödeyecek ve lütfünü, onlar hakkında daha da arttıracaktır. Kulluktan çekinip ululanmak isteyenleriyse elemli bir azapla azaplandıracaktır ve onlar, Allah’tan başka ne bir dost bulurlar, ne bir yardımcı.
-Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Kaçınanlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri için Allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
-Bunun ardından da inanıp barışa yönelik işler yapanların / hayır işleyenlerin ödüllerini tam verecek ve lütfundan onlara fazlalıklar da bağışlayacaktır. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onlara korkunç bir azapla azap edecektir. Böyleleri, kendileri için Allah’tan başka ne bir dost bulacaklardır ne de bir yardımcı.

 

İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin sevapları fazla fazla verilecek. Büyüklük taslayanlara korkunç azap var. Onlara Allahtan başka ne bir dost var ne de yardımcı.

 

174-Yâ eyyuhâ-nnâsu kad câekum burhânun min rabbikum veenzelnâ ileykum nûran mubînâ(n)

-Ey insanlar, size Rabbinizden reddi mümkün olmayan bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirmişizdir.
-Ey insanlar Rabbinizden size ‘kesin bir kanıt (burhan)’ geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.
-Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir. Biz size, herşeyi açık-seçik gösteren bir ışık gönderdik.

 

Ey insanlar, şimdi size rabbinizden açık bilgiler ve yolunuzu, hayatınızı yönlendirecek, tayin edecek bir nur gelmiştir.

 

175-Feemmâ-lleżîne âmenû bi(A)llâhi va’tasamû bihi feseyudiluhum fî rahmetin minhu vefadlin veyehdîhim ileyhi sirâtan mustekîmâ(n)

-Allah’a inanıp ona sarılanları o, kendi rahmetine ve ihsanına alacak ve onları doğru yola sevkedecektir.
-İşte Allah’a iman edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.
-Allah’a inanıp O’na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.

 

Kim inanıp kılavuzladığı yolda giderse, Allah ona rahmet eder ve Lutfunu bol verir. Hayatı mutlulukla geçer.

 

176-Yesteftûneke kuli(A)llâhu yuftîkum fî-lkelâle(ti)(c) ini-mruun heleke leyse lehu veledun velehu utun felehâ nisfu mâ terak(e)(c) vehuve yeriśuhâ in lem yekun lehâ veledun fe-in kânetâ-śneteyni felehumâ-śśuluśâni mimmâ terak(e)(c) ve-in kânû iveten ricâlen venisâen feliżżekeri miślu hazzi-lunśeyeyn(i)(k) yubeyyinu(A)llâhu lekum en tadillû(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)

-Fetva isterler senden, de ki; Allah size fetva vermede babası ve çocuğu olmayanın mirasına ait: Evladı olmayan bir erkek ölür de onun bir tek kız kardeşi kalırsa bıraktığı malın yarısı onundur. Mirasçı erkek kardeşse çocuğu ve babası olmayan kız kardeşinin bıraktığı bütün mal, onundur; kız kardeş ikiyse, yahut daha fazlaysa erkek kardeşin bıraktığı malın üçte ikisini alırlar. Mirasçılar, aynı şartlar dahilinde erkek ve kız kardeşlerse erkeğe, kadına nispetle iki pay verilir. Allah, size doğru yoldan sapmamanız için bunları açıklamaktadır ve Allah, her şeyi bilir.
-Senden fetva isterler. De ki: ‘Allah, ‘çocuksuz ve babasız olanın (kelale’nin)’ mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah, -şaşırıp sapmayasınız diye açıklar. Allah, her şeyi bilendir.
-Fetva istiyorlar senden. De ki: “Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor: ‘Çocuğu olmayan, bir kızkardeşi bulunan kişi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kızkardeşinindir. Böyle bir kişi, çocuğu olmayan kızkardeşi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Eğer ölenin iki kızkardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeşlerse bu durumda erkek kardeşe, iki kızkardeşin payı kadar verilir.” Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, herşeyi gereğince bilmektedir.

 

Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimsenin) mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Burada anlayamadığım için Diyanetin mealini aynen aldım)