İçeriğe geç

Naziat

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————

(söküp çıkarılan) (Resmi Mushaf: 79 / İniş Sırası: 81)—

Ölüm melekleri

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Ve-nnâzi’âti ġarkâ(n)
-Andolsun şiddetle çekip alanlara.

-Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.
-Andolsun çekip koparanlara / yay çekenlere / kuyudan su çekenlere / bağsız-bekçisiz koşan atlara / ayrılık yüzünden hasret çekenlere / daldırıp daldırıp çıkaranlara,

 

Ant olsun şiddetle söküp çıkaranlara (Kafirlerin ruhunu vücuttan söke söke alan meleklere)

 

2-Ve-nnâşitâti neştâ(n)

-Ve neşeli neşeli yürüyenlere
-Yumuşacık çekip alanlara,
-Andolsun rahatça, incitmeden çekenlere / düğümü hünerle çözenlere / bir yerden bir yere gidenlere / coşkuyla iç çekenlere,

 

Ve iyilerin ruhunu eza vermeden kolayca alan meleklere.

 

3-Ve-ssâbihâti sebhâ(n)

-Ve yüze yüze gidenlere.
-gökten inip çıkarken dalgıçlar gibi yüzdükçe yüzen tüm meleklere,
-Andolsun boşlukta yahut suda yüzüp yüzüp gidenlere,

 

Yüzüp gidenlere (süzülerek götürenlere)

 

4-Fe-ssâbikâti sebkâ(n)
-Ve herkesi geçenlere

-Öncü olarak yarışıp geçenlere
-Derken öne geçip yarışı kazananlara,

 

Yarışıp yarışanlara (herkesi bir an önce kıymetine göre gideceği yere götürenlere)

 

5-Felmudebbirâti emrâ(n)

-Ve işi tedbirle yapanlara
-Derken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere,
-Bir iş ve oluşu çekip çevirenlere,

 

İşi düzenle, tedbirle yapanlara (kimi ne yapacağını, nereye götüreceğini çok iyi bilen meleklere)

 

6-Yevme tercufu-rrâcife(tu)

-O gün, bir sarsıntıdır, sarsar.
-O sarsıntının sarsacağı gün,
-Ki o gün şiddetle sarsacak olan sarsacaktır.

 

O gün (ölüm insanı) fena şekilde sarsacaktır.

 

7-Tetbe’uhâ-rrâdife(tu)

-Ardından bir sarsıntı daha gelir çatar.
-Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek.
-Onu, ardısıra gelen izleyecektir.

 

Tekrar bir sarsıntı ile sarsar (ve ruh çıkar)

 

8-Kulûbun yevme-iżin vâcife(tun)

-Yürekler, belinleyip korkar.
-O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak.
-Bazı kalpler o gün kaygıdan titreyecektir.

 

Bazı yürekler o gün çarpar, titrer.

 

9-Ebsâruhâ âşi’a(tun)

-Gözleri yere dikilir.
-Gözler zillet içinde düşecek.
-Onların gözleri yerlere eğilecektir.

 

Gözler yere dikilir (dalar)

 

10-Yekûlûne e-innâ lemerdûdûne fî-lhâfira(ti)

-Onlar derler ki: Çukura atıldıktan sonra mı dirileceğiz de çıkacağız?
-Derler ki: ‘Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?’
-Biz gerçekten bu çukurda eski halimize döndürülecek miyiz?” diyorlar.

 

Derlerki biz tekrar bu mezardan çıkıp eski halimize mi döneceğiz. (Ruhlar bedenlerine ne olduğunu izliyor, biliyor ve yanındaki meleklerle konuşuyorlar)

 

11-E-iżâ kunnâ ‘izâmen naira(ten)

-Ufalanmış bir kemik yığını haline geldikten sonra mı olacak bu iş?
-‘Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?’
-“Un-ufak kemikler haline geldikten sonra, öyle mi!”

 

Çürümüş kemik olduktan sonramı?

 

12-Kâlû tilke iżen kerratun âsira(tun)

-Öyleyse derler, bu, pek ziyanlı bir dönüş.
-Derler ki: ‘Şu durumda, zararına bir dönüştür bu.’
-“Hüsran dolu bir dönüştür bu öyleyse.” diye konuştular.

 

O zaman bu dönüş iyi değil. Foyamız (günahlarımız) meydana çıkacak.

 

13-Fe-innemâ hiye zecratun vâhide(tun)

-Halbuki o, bir tek haykırış.
-Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır.
-Oysa ki o, sert bir komut sesinden ibarettir.

 

(Zamanı gelince) O tek bir komuttur. Haykırıştır. (Kıyametten sonra tekrar dirilme zamanı)

 

14-Fe-iżâ hum bi-ssâhira(ti)

-Derken onlar dümdüz bir yerde toplanırlar.
-Bir de bakarsın ki, onlar yerin üstündedirler.
-Bir anda hepsi uyanıp ortaya geliverir.

 

Birde bakarsın onlar şuurlu olarak meydandadır.

 

Musa——

 

15-Hel etâke hadîśu mûsâ

-Gelmedi mi Musa’ya ait söz sana?
-Musa’nın haberi sana geldi mi?
-Ulaştı mı sana Musa’nın haberi?

 

Musa’daki o haberi duydun biliyorsun.

 

16-İż nâdâhu rabbuhu bilvâdi-lmukaddesi tuvâ(n)

-Hani Rabbi, kutlu Tuva vadisinde nida etmişti ona.
-Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva’da seslenmişti:
-Hani, Rabbi ona, kutsal vadide, Tuva’da seslenmişti:

 

Hani Rabbi ona kutsal vadi Tuva da seslenmişti

 

17-İżheb ilâ fir’avne innehu taġâ

-Git Firavun’a, şüphe yok ki o, azdı.
-Firavun’a git; çünkü o, azdı.’
-Firavun’a git. İyice azdı o.”

 

Firavuna git çünkü o azdı.

 

18-Fekul hel leke ilâ en tezekkâ

-De ki: İster misin temizlenmeyi.
-Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?’
-De ki ona: ‘Arınıp temizlenmeye ne dersin?’”

 

Temizlenmek ister misin diye sor.

 

19-Ve ehdiyeke ilâ rabbike fetaşâ

-Ve sana Rabbinin yolunu göstereyim de korkasın, saygı duyasın?
-Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O’ndan) korkmuş olursun.’
-Seni Rabbine kılavuzlayayım da gönülden ürperesin.”

 

Sana rabbinin tanıtayım, Rabbine ürpererek saygılı olur kurtuluşa erersin demişti.

 

20-Fe-erâhu-l-âyete-lkubrâ

-Derken ona en büyük delili göstermişti.
-(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.
-Derken ona en büyük mucizeyi gösterdi.

 

Sonra Musa ona en büyük delil olarak mucizeyi gösterdi.

 

21-Fekeżżebe ve ’asâ

-Oysa yalanlamıştı, karşı gelmişti.
-Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
-Ama o yalanladı, isyan etti.

 

Ama firavun yalanladı, isyan etti.

 

22-Śumme edbera yes’â

-Sonra da geri dönmüştü de koşup gitmişti.
-Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.
-Sonra sırtını döndü; koşuyordu.

 

Sonra arkasını döndü ve kendi işine baktı.

 

23-Fehaşera fenâdâ

-Derken halkı toplamıştı da bağırmıştı.
-Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi;
-Derken bir araya toplayıp bağırdı.

 

Sonra adamlarını çağırdı

 

24-Fekâle enâ rabbukumu-l-a’lâ

-Ben, sizin en yüce Rabbinizim demişti.
-Sizin en yüce Rabbiniz benim’ dedi.
-Dedi ki: “Ben sizin en yüce rabbinizim.”

 

Sizin için en büyük rab benim dedi.

 

25-Fe-eażehu(A)llâhu nekâle-l-âirati vel-ûlâ

-Derken Allah onu, dünyada da, ahirette de azaplandırarak helak etmişti
-Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
-Bunun üzerine Allah, onu sonraya ve önceye ibret olmak üzere bir ceza ile çarptı.

 

En sonunda Allah onu dünya ve ahiret azabı ile yakaladı / geçmişe ve geleceğe ibret olsun diye yakaladı.

 

26-İnne fî żâlike le’ibraten limen yaşâ

-Şüphe yok ki bunda bir ibret var korkanlara.
-Gerçekten bundan ‘içi titreyerek korkacak’ kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
-Kuşkusuz bunda, içine ürperti düşen için tam bir ibret vardır.

 

Şüphe yok ki bunda Allahtan korkanlara ibret vardır.

 

————-

 

27-E-entum eşeddu alkan emi-ssemâ(u)(c) benâhâ

-Sizi yaratmak mı daha güç sizce, yoksa göğü yaratmak mı? Onu kurdu.
-Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti.
-Siz mi daha zorsunuz yaradılışça, gök mü?

 

Sizi yaratmak mı daha zor yoksa gökyüzünü mü? Onları Allah yarattı.

 

28-Rafe’a semkehâ fesevvâhâ

-Tavanını yücelti, düzüp koştu.
-Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi.
-Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi.

 

Tavanını (atmosferi) yükseltti ve kurallar koydu.

 

29-Ve aġtaşe leylehâ ve arace duhâhâ

-Ve gecesini kararttı, kuşluk çağını meydana çıkarttı.
-Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı.
-Gecesini kararttı, kuşluğunu ortaya çıkardı.

 

Geceyi karanlık yaptı, kuşluk vaktini aydınlık. 

 

30-Vel-arda ba’de żâlike dehâhâ

-Ve yeryüzünü de bundan sonra yaydı, döşedi.
-Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.
-Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı.

 

Sonra yeryüzünü yaydı döşedi.

 

31-Arace minhâ mâehâ vemer’âhâ

-Oradan suyunu, otlağını çıkarıp meydana getirdi.

-Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı.

-Ondan suyunu, otlağını çıkardı.

 

Sonra ondan suyunu ve otlağı yaptı.

 

31-Velcibâle ersâhâ

-Ve dağlarını oturttu.

-Dağlarını dikip-oturttu;
-Dağları, demir atmış gibi oturttu.

 

Dağları dik olarak oturttu

 

33-Metâ’an lekum veli-en’âmikum

-Sizin ve hayvanlarınızın faydası için.
-Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
-Sizin için ve hayvanlarınız için bir geçim aracı olarak.

 

Bütün bunlar sizin ve hayvanlarınızın yararına.

 

34-Fe-iżâ câeti-ttâmmetu-lkubrâ

Derken o pek büyük felaket gelip çatınca.
Ancak o, ‘her şeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman
O güç yetmez büyük felaket geldiğinde,

 

O önlenemez felaket (son) geldiğinde

 

35-Yevme yeteżekkeru-l-insânu mâ se’â

-İnsan, o gün anlar, hatırlar neye çalıştığını.
-O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar.
-O gün insan, uğrunda gayret sarfettiği şeyi hatırlar.

 

O gün insanın bütün ömrü, yaptıklarının hepsi filim şeridi gibi gözünü önünden geçer.

 

36-Ve burrizeti-lcahîmu limen yerâ
-Ve cehennem, belirtilir görene.

-Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.
-Gören kişi için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır.

 

(Günahlarının) Yanlışlarının üzüntüsü hemen kendisinde belirir.

 

37-Fe-emmâ men taġâ

-Artık kim azmışsa.

-Artık kim taşkınlık edip-azarsa,
-Artık, azmış olan,

 

Kim yoldan çıkmışsa

 

38-Ve âśera-lhayâte-ddunyâ

-Dünya yaşayışını üstün tutmuşsa,
-Ve dünya hayatını seçerse,
-Ve iğreti hayatı yeğlemiş olan için,

 

Ve kim sadece dünya eğlencesini yaşamışsa

 

39-Fe-inne-lcahîme hiye-lme/vâ

-Artık cehennemdir onun yeriyurdu.
-Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.
-Cehennem, barınağın ta kendisidir.

 

Barınacağı yer cehennemdir.

 

40-Ve-emmâ men âfe mekâme rabbihi ve nehâ-nnefse ‘ani-lhevâ

-Ve ama kim, Rabbinin durağından korkup da nefsi, dileğinden çekmişse.
-Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
-Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklamış olan içinse,

 

Ve kimde kendini ahiret için dünyanın zararlı zevklerinden uzaklaştırmışsa

 

41-Fe-inne-lcennete hiye-lme/vâ

-Şüphe yok ki cennettir onun yeriyurdu.
-Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.
-Cennet, barınağın ta kendisidir.

 

Barınacağı yer cennettir.

 

42-Yes-elûneke ‘ani-ssâ’ati eyyâne mursâhâ

-Senden sorarlar kıyameti, ne vakit kopacak?
-O ne zaman demir atacak?’ diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.
-O saatten soruyorlar sana, “gelip demir atması ne zaman” diye.

 

Kıyamet ne zaman kopacak diye gelip onu senden soruyorlar.

 

43-Fîme ente min żikrâhâ

-Sen, onu ne bilirsin ki ne anlatacaksın?
-Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki…
-Nerede sende, onu hatırlatacak şey!

 

Sende onun bilgisi yok ki nasıl cevabını verebilesin.

 

44-İlâ rabbike muntehâhâ

-Onun sonu, Rabbine aittir, o bilir.
-En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir.
-Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır.

 

Onun bilgisi, cevabı rabbindedir.

 

45-İnnemâ ente munżiru men yaşâhâ

-Sen ancak, korkanı korkutansın.

-Sen, yalnızca ondan ‘içi titreyerek korkanlar’ için bir uyarıcısın.
-Sen sadece, ondan korkanları uyaransın.

 

Sen sadece korkanlara uyarıcısın.

 

46-Ke-ennehum yevme yeravnehâ lem yelbeśû illâ ‘aşiyyeten ev duhâhâ

-Onu gördükleri gün, bir akşamcık yaşamışa dönerler, yahut da günün kuşluk çağı.
-Onu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler.
-Onu gördükleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönecekler.

 

Kıyamet koptuğu zaman sanki bütün ömrü bir akşam veya bir sabah vakti kadar kısa hissederler.