İçeriğe geç

Mutaffifin

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————————–

(Kandıranlar) (Resmi Mushaf: 83 / İniş Sırası: 86)

 

Dikkat çeken kelimeler Siccin ve İlliyun

 

Bismillahirrahmanirrahim

1-Veylun lil-mutaffifîn(e)

-Yazık ölçüye, tartıya hile katanlara.

-Eksik ölçüp tartanların vay haline,
-Azap ve kaygı; tartıda ve ölçüde hile yapanlara olsun,

 

Vay haline o hilekârlara. (Hileli tartanlara)

 

2-Elleżîne iżâ-ktâlû ‘alâ-nnâsi yestevfûn(e)

-Öyle kişilerdir onlar ki insanlardan bir şey alırlarken tamam ölçerler
-Ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar.
-Ki onlar insanlardan alırken ölçüyü tam yaparlar,

 

O hilekârlar kendileri bir şey alacakları vakit ölçüyü tam isterler.

 

3-Ve-iżâ kâlûhum ev vezenûhum yusirûn(e)

-Ve insanlara ölçüp tartarlarken eksik ölçerler, eksik tartarlar.
-Onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler.
-Onlara vermek üzere tartıp ölçtükleri zaman, eksiltmeye giderler.

 

Ama bir şey verecekeri vakit eksik tartarlar.

 

4-Elâ yazunnu ulâ-ike ennehum meb’ûśûn(e)

-Onlar, gerçekten de tekrar dirilip kalkacaklarını sanmıyorlar mı?
-Yoksa diriltileceklerini sanmıyor mu?
-Peki bunlar kendilerinin diriltileceğini sanmıyorlar mı?

 

Yazık. Onlar tekrar dirilip hesap vereceklerini bilmiyorlar mı?

 

5-Liyevmin ‘azîm(in)

-Pek büyük bir gün için.
-Büyük bir günde.
-Çok büyük bir gün için.

 

O gün çok büyük bir gündür.

 

6-Yevme yekûmu-nnâsu lirabbi-l’âlemîn(e)

-Öylesine bir gün ki insanlar, alemlerin Rabbinin emriyle kalkarlar.
-İnsanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı günde.
-Bir gün ki, insanlar, alemlerin Rabbi huzurunda kıyama geçerler.

 

O gün insanlar rabbinin emriyle kalkacaklar.

 

7-Kellâ inne kitâbe-lfuccâri lefî siccîn(in)

-İş sandıkları gibi değil; şüphe yok ki kötülük edenlerin amel defterleri, elbette siccindedir.
-Hayır; facir olanların kitabı şüphesiz ‘Siccîn’dedir.
-Hayır, iş, düşündükleri gibi değil. Rezilliğe batmışların kitabı, karanlık ve pis bir çukurun, Siccin’in ta içindedir.

 

Facirlerin (günaha batmışların) kayıtları (dosyaları) Siccin’dedir (muhafaza altındadır).

 

8-Vemâ edrâke mâ siccîn(un)

-Ve nedir, bilir misin siccin?
-Siccîn’in ne olduğunu sana öğreten nedir?
-Siccin’in ne olduğunu sana gösteren nedir?

 

Siccin nedir sen bilirmisin.

 

9-Kitâbun merkûm(un)

-Bir kitaptır ki yazılmış.

-Yazılı bir kitaptır.
-Rakamlandırılmış bir kitaptir o.

 

Silinmez şekilde yazılmış kitaptır (dosyadır).

 

10-Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

-Vay hallerine o gün yalanlayanların.
-O gün, yalanlayanların vay haline.
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

 

Vay haline o günü (tekrar dirilmeyi) yalanlayanların.

 

11-Elleżîne yukeżżibûne biyevmi-ddîn(i)

-Onların ki yalanlarlardı ceza gününü.
-Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar.
-Onlar ki din gününü yalanlarlar.

 

Onlar din gününü (her gerçeğin ortaya çıkacağı günü) yalanlıyorlardı.

 

12-Vemâ yukeżżibu bihi illâ kullu mu’tedin eśîm(in)

-Ve o günü, yalnız haddini aşan ve boyuna suç işleyip duran kişiler yalanlarlar.
-Oysa onu, ‘sınır tanımaz, saldırgan’, günahkar olandan başkası yalanlamaz.
-Onu ancak her şımarıp azmış, günaha batmış olan yalanlar.

 

O günü ancak, günaha batmış, şımarık azgınlar yalanlar.

 

13-İżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâ kâle esâtîru-l-evvelîn(e)
-Onlara ayetlerimizi okuyunca derler ki: Öncekilere ait masallar.

-Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: ‘Geçmişlerin masallarıdır’ dedi.
-Böylesine, ayetlerimiz okunduğunda, “daha öncekilerin efsaneleri” deyiverir.

 

Onlara, bu bilgiler anlatılınca, eskilerin masalları derler.

 

14-Kellâ(s) bel(se) râne ‘alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn(e)

-İş öyle değil, hayır, kazandıkları şeyler, üstüste kalplerine yığılmıştır da kalpleri pas tutmuştur.
-Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur.
-İşin esası o değil! Onların kazanmakta oldukları, kalplerinin üstünde pas oluşturmuştur.

 

İşin gerçeği, onların kazandıkları kalplerini paslaştırmıştır.

 

15-Kellâ innehum ‘an rabbihim yevme-iżin lemahcûbûn(e)

-İş öyle değil, hayır, şüphe yok ki onlar, o gün elbette Rablerinin lütfünden, bir perdeyle, bir engelle uzak kalırlar.
-Hayır; gerçekten onlar, Rablerinden perdelenerek-yoksun tutulmuşlardır.
-Hayır! Onlar o gün Rablerine karşı tam bir şekilde perdelenmişlerdir.

 

Onlar tekrar dirildiği gün, rablerinden mahrum kalacaklardır.

 

16-Śumme innehum lesâlû-lcahîm(i)

-Sonra da şüphe yok ki onlar, elbette cehenneme atılırlar.
-Sonra onlar, kuşkusuz cehenneme yollanacaklardır.
-Sonra onlar mutlaka cehenneme dalacaklardır.

 

Sonra onlar mutlaka cehenneme (Mahrum kaldıkları için ateş basan acıya) gireceklerdir.

 

17-Śumme yukâlu hâżâ-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)

-Sonra denir ki: İşte buydu yalanladığınız.
-Sonra onlara: ‘İşte sizin yalanladığınız (şey) budur’ denir
-Sonra da: “İşte budur o yalanlamakta olduğunuz şey.” denilecektir.

 

Yalanlamakta olduğunuz şey, işte bu acıdır denilecek.

 

18-Kellâ inne kitâbe-l-ebrâri lefî ‘illiyyîn(e)

-İş öyle değil, şüphe yok ki iyi kişilerin amel defterleri, illiyyin’dedir.
-Hayır; ebrar olanların kitabı, ‘İlliyîn’dedir.
-Hayır, sandıkları gibi değil. İyilik sergileyenlerin kitabı İlliyyun’da, en yüce burçlardadır.

 

İyi kimselerin kayıtları, (dosyaları) İlliyun’dadır. (Muhafaza altındadır)

 

19-Vemâ edrâke mâ ‘illiyyûn(e)

-Ve nedir, bilir misin illiyyin?
-‘İlliyîn’in ne olduğunu sana öğreten nedir?
-İlliyyun’un ne olduğunu sana anlatan nedir?

 

İlliyun nedir bilir misin?

 

20-Kitâbun merkûm(un)

-Bir kitaptır ki yazılmış.
-Yazılı bir kitaptır.
-Rakamlanmış bir kitaptır o.

 

Silinmez şekilde yazılmış kitaptır (dosyadır).

 

21-Yeşheduhu-lmukarrabûn(e)

-Onu görür ancak mabutlarına yaklaştırılanlar.
-Ona yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar şahid olurlar.
-Yaklaştırılmış olanlar tanıklık eder ona.

 

Gelmiş geçmiş bütün Rabbine yakın olanlar görür onu.

 

22-İnne-l-ebrâra lefî na’îm(in)

-Şüphe yok ki iyi kişiler, elbette cennettedir.
-Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler
-İyilik sergileyenler büyük bir nimetin tam içindedir.

 

İşte, İçi dışı güzel olanlar, nimetlerin içindedir.

 

23-‘Alâ-l-erâ-iki yenzurûn(e)

-Tahtlar üstünde bakarlar.
-Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.
-Koltuklar üzerinde seyre dalarlar.

 

Mevki ve makam sahipleridir.

 

24-Ta’rifu fî vucûhihim nadrate-nna’îm(i)

-Tanırsın onları, yüzlerinde cennetin parlaklığı var.
-Nimetin parıltılı-sevincini yüzlerinde tanırsın.
-Yüzlerinde nimetin sevinç parıltısını izlersin.

 

Mevki ve makamlarının sevinçleri yüzlerinden okunur.

 

25-Yuskavne min rahîkin matûm(in)

-Sunulur, içirilir onlara halis şarap ki içiminin sonu pek hoştur.
-Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir.
-Katıksız, damgalı bir içecekten içirilirler,

 

Onlara saf çok özel içkiler verilir. (sonsuz hayat için bir nevi iksir)

 

26-itâmuhu misk(un)(c) vefî żâlike felyetenâfesi-lmutenâfisûn(e)

-Ve sonunda misk kokar; ve özleyip dileyenler, bunu özlesinler, bunu dilesinler.
-Ki sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.
-Ki sonu bir misktir. İşte yarışanlar böyle birşey için yarışsınlar!

 

İçtikten sonra onlardan öyle bir mis kokusu yayılır ki, işte iyilikte yarışanların yarıştığı budur.

 

27-Ve mizâcuhu min tesnîm(in)

-Ve bu şaRaba Tesnim ırmağının suyu da karıştırılmıştır.
-Onun karışımı ‘tesnim’dendir.
-Onun katkısı Tesnim’den; en yüce, en seçkin olandandır.

 

Onun içindeki Tesnim’dendir. İçeni Allah’ın indinde daha da yükseltir.

 

28-‘Aynen yeşrabu bihâ-lmukarrabûn(e)

-Öyle bir kaynaktır bu ki ondan, mabutlarına yaklaşanlar içer.
-Bir kaynak ki, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar ondan içer.
-Bir kaynak ki, iyice yaklaştırılmış olanlar içerler ondan.

 

İşte bu kaynaktan içenler Allaha daha da yakınlaşır.

 

29-İnne-lleżîne ecramû kânû mine-lleżîne âmenû yadhakûn(e)

-Şüphe yok ki suç işliyenler, inananlara gülerler.
-Doğrusu, ‘suç ve günah işleyenler,’ kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.
-Şu bir gerçek ki, suça batmış olanlar, iman sahiplerine gülerlerdi.

 

Suçlular dünyada iken, bu iman etmişlere gülüp duruyorlardı.

 

30-Ve-iżâ merrû bihim yeteġâmezûn(e)

-Ve onların yanlarından geçerlerken, kaşlarıylagözleriyle onları işaret ederler,
-Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.
-Onların yanlarından geçerken birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı.

 

Yanlarından geçerken kaş göz ederlerdi.

 

31-Ve-iżâ-nkalebû ilâ ehlihimu-nkalebû fekihîn(e)

-Ve kendi adamlarının yanlarına dönünce de eğlenerek gülegüle dönerler.
-Yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.
-Ailelerine döndüklerinde gülüp eğlenmeye koyulurlardı.

 

Evlerine dönünce kendilerini üstün görerek neşe içinde eylenirlerdi.

 

32-Ve-iżâ raevhum kâlû inne hâulâ-i ledâllûn(e)

-Ve onları görünce de şüphe yok ki derler bunlar, elbette sapıklar.
-Onları gördükleri zaman ise: ‘Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır’ derlerdi.
-İnsanları gördüklerinde: “Şunlar var ya! Şaşkın, sapık bunlar.” derlerdi.

 

İmanlılar için şaşkın, sapık derlerdi.

 

33-Vemâ ursilû ‘aleyhim hâfizîn(e)

-Ve bunlar, inananların yaptıklarını görüp bellemek için gönderilmediler.

-Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.
-Oysa ki kendileri, inananlar üzerine bekçi gönderilmemiştir.

 

Kendi işlerine bakmaz inananların işlerine karışırlardı.

 

34-Felyevme-lleżîne âmenû mine-lkuffâri yadhakûn(e)

-Artık bugün, inananlar, kafirlere gülerler.
-Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler.
-İşte bugün, iman sahipleri, küfre batmışlara gülüyorlar.

 

Şimdi burada inanlar kafirlere gülüyorlar.

 

35-Alâ-l-erâ-iki yenzurûn(e)

-Tahtlar üstünden bakarlar.
-Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle
-Koltuklar üzerinde seyrediyorlar.

 

Ve makamlarından onların zavallı hallerine bakıyorlar.

 

36-Hel śuvvibe-lkuffâru mâ kânû yef’alûn(e)

-Cezalandılar mı kafirler, yaptıklarına karşılık?
-Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’
-Nankör kafirler, yapmış olduklarıyla ödüllendirildiler mi?

 

Nasıl şimdi, Nankör, kâfir olanlar, yaptıklarının karşılığını tam verdik mi.