İçeriğe geç

Mürselat

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

 

(Gönderilenler) (Resmi Mushaf: 77 / İniş Sırası: 33)—

 

Bu surede, büyük üniversal, evrensel şirketlerin, insanları ve dünyaları kontrol etmeye çalışmalarından. Evrensel yolsuzluk yapan idarecilerin çekeceği pişmanlığı anlatıyor.


Bismillahirrahmanirrahim

1-Velmurselâti ‘urfâ(n)
-Ant olsun, ardı ardınca, iyilikle gönderilenlere
-Ant olsun birbiri ardınca gönderilenlere
-Ant olsun o artarda gönderilenlere / meleklere / rüzgârlara / vahyin bölümlerine / kalplere inen doğuşlara,

 

Ant olsun, düzeltmek için art arda (şirkete) gönderilen elçilere, (bilirkişilere) 

(Bir önceki surede ferdi iflas edenlerden -esnaftan- bahsetmişti. Burada ilerde insanları idare eden evrensel şirketlere felaketten önce onlara, art arda birçok uyarılar gelir. Birçok bilirkişiler gelir çare ararlar)

2-Fel’âsifâti ‘asfâ(n)
-Şiddetle esip yelenlere
-Ant olsun, şiddetle eserek, zararlıları savurup atanlara
-Esip de büküp devirenlere,

Şirketteki yolsuzlukları ortaya çıkaranlara.

3-Ve-nnâşirâti neşrâ(n)
-Bulutları yayıp sürenlere
-Yaydıkça yayanlara
-Dağıtıp yayanlara / diriltip harekete getirenlere,

Ve hataları ortaya serenlere

(O bilir kişiler, sistemi tekrar baştan kontrol ederler. Tek tek problemleri çözmeye çalışırlar. Yanlışları, hataları ortaya sererler)

4-Felfârikâti ferkâ(n)
-Gerçekle aslı olmayanı ayırt edenlere
-Hak ile batılı kesin) bir ayırım ile ayıranlara
-Gerektiği şekilde ayıranlara,

Helal kazanç ile haksız kazancı ayırıp ortaya çıkarırlar.

5-Felmulkiyâti żikrâ(n)
-Öğüt getirip sunan meleklere ki
-Zikri (vahyi) bırakanlara
-Öğüt ulaştıranlara / Kur’an’ı ulaştıranlara,

Öğütleri verip çözüm yolu gösterirler,

6-Użran ev nużra(n)
-Özürle suçu yok etmek hususunda olsun yahut korkutma hususuna ait bulunsun
-Mazeret veya uyarı için
-Özür yahut uyarı için.

(Şirketin) yaptığı hataları düzeltmeye çalışırlar.

7-İnnemâ tû’adûnelevâki’(un)
-Şüphe yok ki size vaat edilen, mutlaka olacak
-Muhakkak vaat olunduğunuz, (kıyamet) vuku bulacaktır. (Bunda hiç şüphe yoktur.)
-Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir.

Size bahsedilen o felaket mutlaka gelecektir.

(Düzelenler kurtulacak, düzelmeyenler acı çekecek)

8-Fe-iżâ-nnucûmu tumiset
-Yıldızların ışıkları sönünce
-Yıldızların parıltıları silindiği zaman nasıl ertelenebilir
-Yıldızlar silinip süpürüldüğünde,

(Hatırla o felaketi, daha önce söylemiştik) yıldızlar tek tek silindiğinde.

9-Ve-iżâ-ssemâu furicet
-Gökyüzü yarılıp parçalandığı zaman
-Gök yarıldığı zaman nasıl ertelenebilir
-Gök yarıldığında,

Gökyüzü (atmosfer) yarıldığında.

10-Ve-iżâ-lcibâlu nusifet
-Ve dağlar, yerlerinden kopup dümdüz olunca
-Dağlar temellerinden sökülüp savrulduğu zaman nasıl ertelenebilir
-Dağlar un-ufak edilip savurulduğunda,

Dağlar ve her yer param parça olduğunda.

11-Ve-iżâ-rrusulu ukkitet
-Ve peygamberler toplanınca
-Ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman
-Resuller vakte bağlandığında.

İşte o zaman (size gönderilen öğüt veren bilirkişiler) elçiler toplanacaklar,

12-Li-eyyi yevmin uccilet
-Hangi gün için geciktirildi bunlar
-Bu olaylar ve peygamberler hangi gün için geciktirildiler
-Hangi gün için vakte bağlandılar?

Bu günler, böyle günler için onların şahitliğine başvurulur.

13-Liyevmi-lfasl(i)
-Ayırma günü için
-Doğruyu yanlıştan ayırt etme günü
-Ayrım ve hüküm günü için.

Ne yanlış yapıldı, nasıl yapıldı, doğru olan ne idi, bütün bunlara bakılıp hüküm vereceklerdir.

14-Vemâ edrâkemâyevmu-lfasl(i)
-Ve nedir, bilir misin ayırma günü
-Muhakeme gününün ne olduğunu sana bildiren belgeler neler? Muhakeme günü ne büyük, ne korkunç bir gündür
-Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?

Çok acı bir gündür, o gün suçlular için. Verilen hükümler çok acı olabilir.

15-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün hakkı yalanlayanların vay haline
-Yalanlayanların vay haline o gün!

Çünkü siz yakalanmayız, bize bir şey olmaz diyordunuz. Gelecek hesap gününü hep yalanlamıştınız.

16-Elem nuhliki-l-evvelîn(e)
-Biz geçmişteki o günahkârları yok etmedik mi?
-Biz, (peygamberlerini inkâr eden kavimlerden) evvelkileri, helâk etmedik mi?
-Öncekileri helak etmedik mi?

Daha önce ki şirketlerin akıbetlerini görmediniz mi. Görmemezliğe mi geldiniz.

17-Śumme nutbi’uhumu-l-âirîn(e)
-Sonra da son gelenleri tutar, katarız onlara.
-Sonra (inkârcı Kureyş gibi) arkadan gelenleri, onlara ekleyeceğiz
-Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.

Ders almadınız tarihten. Aynı suça sizde düştünüz. Bak hep aynı yoldasınız.

18-Keżâlike nef’alubilmucrimîn(e)
-Böyle yaparız günahkârlara
-İşte günahlara batıp gidenlere böyle yaparız
-Biz suçlulara işte böyle yaparız.

Neticede, bizde ayrımcılık olmaz. Aynı hatayı yapan herkes aynı cezayı çeker,

19-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-Allah’ın ayetlerini) yalanlayanların o gün vay haline!
-Yalanlayanların o gün vay haline.

Bütün bunları siz yalanladınız. Gelecek belayı hep yalanladınız. Şimdi cezasını çekeceksiniz. Vay halinize sizin.

20-Elem nalukkumminmâ-in mehîn(in)
-Sizi, bayağı ve azıcık bir sudan yaratmadık mı?
-Biz sizi dayanıksız, zayıf bir katre sıvıdan yaratmadık mı
-Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

Sizi adi bir sudan meydana getirmedik mi.

21-Fece’alnâhu fî karârinmekîn(in)
-Derken onu, karar edilecek kuvvetli bir yerde tutmadık mı
-O suyu ana rahminde sağlam bir yere yerleştirdik
-Onu dayanıklı karargâhta tuttuk.

Sonra rahme tutunarak kalmadınız mı?

22-İlâ kaderin ma’lûm(in)
-Vadesi belli, planlanan bir vakte kadar yerleştirip büyütmedik mi
-Bilinen bir müddete dek.
-Bilinen bir ölçüye / süreye kadar.

Belli bir müddet orada geliştiniz. Vücut sahibi oldunuz

23-Fekadernâ feni’me-lkâdirûn(e)
-Derken takdir ettik yaratılışını, ne güzel de takdir ederiz biz
-İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz
-Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!

O vücuda muhteşem bir ölçü koyduk. Ölçüde şaşmayız.

24-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay başına o gün, yalanlayanların!

Ama sen nefsinin peşinde koştun. Bugünü yalanlayıp durdun.

25-Elem nec’ali-l-arda kifâtâ(n)
-Yeryüzünü, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi
-Arzı bir toplanma yeri yapmadık mı
-Yeri bir toplanma zemini yapmadık mı?

Sizleri, hep beraber yaşamanız ve bir birinizden öğrenesiniz, faydalanasınız diye yeryüzünde yaşatmadık mı,


26-Ahyâen ve emvâtâ(n)
-Yerin üstünü yaşayanlara, altını ölülere toplanma mekânı yapmadık mı?
-Dirilere ve ölülere
-Diriler bakımından da ölüler bakımından da.

Bak, ölüleriniz ile bile aynı yerdesiniz. Hep berabersiniz.

27-Ve ce’alnâfîhâravâsiyeşâmiâtin ve eskaynâkummâenfurâtâ(n)
-Ve orada, sabit ve metin dağlar yarattık ve sizi, tatlı suyla suvardık
-Orada yüce dağlar meydana getirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?
-Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.

Güzel, sağlıklı, mutlu yaşamanız için, bereketli dağlar, temiz sular vermedik mi.

28-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

Nankörler, kendinin bir hiç olduğunu bile bile, rabbinin seni yarattığını bile bile, haram yiyerek bugünü yalanlayıp durdun.

29-İntalikû ilâ mâ kuntum bihitukeżżibûn(e)
-O gün inkârcılara şöyle denilecek: “Haydi o yalanlayıp durduğunuz o azaba gidin.
-Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin
-Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin.

Hadi bakalım. Şimdi yalanladığınız şeyi gözlerinizle görün denilecek

30-İntalikû ilâ zillin żîśelâśişu’ab(in)
-Yürüyün üç kola ayrılmış gölgeye doğru
-Haydi duman halindeki üççatallı gölgeye (teslise) de uğrayın
-Haydi üççatallı gölgeye gidin.

 Üç çeşit azaba, zorluğa doğru gidin.

31-Lâ zalîlinvelâyuġnî mine-lleheb(i)
-Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur
-Hiçbir serinliği olmayan ve ateşin alevinden de korumayan gölgeye
-Ne gölgelendirir ne alevden korur.

Gerçekte ne serinlersin orada ne de sıcaktan korunursun.

32-İnnehâ termîbişerarinkelkasr(i)
-O, köşk gibi kıvılcımlar fırlatır
-Şüphesiz o (ateş) saray gibi kıvılcım(lar) atar.
-Gerçekten o, köşk gibi kıvılcımlar saçar.

Bir de koca nükleer reaksiyonların içinde kalırsın. Orada öyle çaresiz kalırsın ki,

33-Ke-ennehu cimâletunsufr(un)
-Sanki o kıvılcımlar, birer sarı erkek devedir
-Alevler, kızıl buğralar gibi, yalanlayanların üstüne üstüne gelir
-O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat / bir deve kervanı / bakırdan bir ip gibidir.

Reaksiyondaki patlamalarda alevler sarı halatlar gibi semaya yayılır.

34-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-O gün, yalanlayanların vay haline
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

İşte şimdi bütün bu çaresizliğin, senin bugünü yalanlamandan ve bugüne hazırlanmamandan kaynaklandı

35-Hâżâ yevmu lâ yentikûn(e)
-Bugün, dilleri tutulacak gündür, (inkârcıların)
-Bu, bir gündür ki söz söyleyemezler
-Konuşamayacakları gündür bu

Şaşırıp çaresiz kalmışındır. Diyeceğin bir şey de yoktur.

36-Velâ yu/żenulehumfeya’teżirûn(e
-Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez
-Onlara izin de verilmez, özür getiremezler
-İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.

Konuşman için de izin verilmez zaten. Geri dönüp tekrar baştan da başlayamazsın.

37-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

Bak neler çekiyorsun şimdi yalanladığın için.

38-Hâżâ yevmu-lfasl(i)(s) cema’nâkumvel-evvelîn(e)
-Budur ayırma günü, sizi de toplarız, öncekileri de
-Bu gün ayrılma ve hüküm verme günüdür. Sizi de, önce gelenleri de topladık
-Ayırma günüdür bu. Sizinle öncekileri bir yere topladık.

Buradaki gördüğün bütün bu çaresizlerin hepsi, sizin gibi (yolsuzluk yapan idareciler) yalanlayanlardır.

39-Fe-in kânelekumkeydunfekîdûn(i)
-Artık bir düzeniniz varsa düzüp koşun
-Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, hemen bana karşı kurun
-Eğer bir hileniz / bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!

Hep beraber kurtulma çarelerini arayın. Hadi bakalım bulabilecek misiniz bir çare.

40-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

Ah bugünü yalanlayanlar ah.

41-İnne-lmuttekîne fî zilâlin ve ’uyûn(in)
-Şüphe yok ki çekinenler, gölgeliklerdedir ve pınar başlarında
-Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar
-Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.

Bak Allah’ın yolunda dürüstçe çalışan insanlar buradan nasıl geçtiler, hayatlarını yaşıyorlar. Gölgeler içinde mutlu yaşıyorlar.

42-Ve fevâkihemimmâyeştehûn(e)
-Arzuladıkları meyveleri bulurlar
-Arzu ettikleri her meyveden tadacaklar
-Canlarının çektiği meyvelerle yayanadırlar.

Arzu ettikleri uğraşların hepsi artık onlarındır.

43-Kulû veşrabûhenî-en bimâ kuntum ta’melûn(e)
-Yiyin ve için, afiyetler olsun yaptıklarınıza karşılık
-Ve onlara: “Hayatta iken yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin için” denilecek
-Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyin için

Onlara, hayalinizden, aklınızdan ne geçiyorsa alın, yapın, elde edin denilecek.

44-İnnâ keżâlikeneczî-lmuhsinîn(e)
-Şüphe yok ki böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri
-Elbette biz, ‘iyi ve güzel’ davrananları işte böyle ödüllendiririz
-İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!

İnanarak doğru yaşayanlar, bugünü düşünerek çalışanlar, tabii ki istediklerini elde edeceklerdir.

45-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların.

Siz zavallılar. Yalanlamanızın karşılığı ne kötü oldu.

46-Kulû ve temette’ûkalîleninnekummucrimûn(e)
-Yiyin ve geçinin az bir müddet, şüphe yok ki suçlularsınız siz
-Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkâr kimselersiniz
-Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.

Suçlu olduğunuz için az nimetleniyor ve bu acıyı çekiyorsunuz.

47-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline
-Vay haline o gün, yalanlayanların!

Hep bu mahrumiyetleriniz haram yiyip bu cezayı yalanlamanızdan dolayıdır.

48-Ve-iżâ kîlelehumu-rke’û lâ yerke’ûn(e)
-Rükû edin denince onlara, rüku etmezler
-Onlara Allah’ın huzurunda baş eğin denildiğinde, asla bunu yapmazlar
-Onlara, “rüku’ edin” dendiğinde rüku’ etmezler.

İtaat edin, kurallara uyun dedik etmediniz. Kıyamete hazırlanın dedik dinlemediniz, yalanladınız.

49-Veylun yevme-iżinlilmukeżżibîn(e)
-Vay hallerine o gün yalanlayanların
-O gün, Kur’ân’ı, peygamberleri ve hesap gününü yalanlayanların vay haline!
-Vay haline o gün, yalanlayanların.

Bak şimdi başınıza neler geliyor.

50-Febi-eyyi hadîśinba’dehuyu/minûn(e)
-Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar
-Peki bu Kur’an’dan sonra acaba hangi söze inanırlar ve inanacaklar
-Artık bundan sonra hangi hadise / söze iman edecekler?

Bütün bu anlatılanlardan sonra artık ne yapacağına sen karar ver.