İçeriğe geç

Münafikun

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar Mealler; 

Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

—————————————————–

(iki yüzlüler) (Resmi Mushaf: 63 / İniş Sırası: 104)—–

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-İżâ câeke-lmunâfikûne kâlû neşhedu inneke lerasûlu(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ya’lemu inneke lerasûluhu va(A)llâhu yeşhedu inne-lmunâfikîne lekâżibûn(e)

-Münafıklar, sana gelince, tanıklık ederiz ki dediler, sen, şüphe yok, elbette Allah’ın peygamberisin ve Allah bilir ki şüphe yok, sen, onun peygamberisin ve Allah tanıklık eder ki şüphe yok, münafıklar, elbette yalancılardır.

-Münafıklar sana geldikleri zaman: ‘Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin’ dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.
-Münafıklar sana geldiklerinde: “Senin kesinlikle Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık ederiz.” derler. Senin kesinlikle O’nun elçisi olduğunu Allah zaten biliyor. Ve Allah tanıklık eder ki, münafıklar kesinlikle yalancıdırlar.

 

Münafıklar sana gelince, senin Allah’ın elçisi olduğuna yemin ederiz derler. Onların yalan yere yemin etmesine lüzum yok. Zaten senin Allah’ın elçisi olduğunu Allah biliyor. Münafıklar kesinlikle yalancıdırlar.

 

2-İtteażû eymânehum cunneten fesaddû ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) innehum sâe mâ kânû ya’melûn(e)

-Antlarını kalkan edinmişler de halkı, Allah yolundan çıkarmışlardır; şüphe yok ki ne de kötüdür bu yaptıkları şey.
-Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar.
-Yeminlerini bir kalkan edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Onların yapmakta oldukları ne kötüdür!

 

Onlar yeminlerinin arkasına saklanarak, halkı yoldan çıkarmaya çalışırlar. Yapmakta olduğu iş ne kötüdür.

 

3-Żâlike bi-ennehum âmenû śümme keferû fetubi’a ‘alâ kulûbihim fehum lâ yefkahûn(e)

-Bu da, hiç şüphesiz, inandıklarından, sonra kafir olduklarındandır; derken Allah, gönüllerini mühürlemiştir; gerçekten de onlar, anlamayan bir topluluktur.
-Bu, onların iman etmeleri sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.
-Bu durumun sebebi şudur: Onlar iman ettiler, sonra küfre saptılar da kalpleri üzerine mühür basıldı. Artık onlar incelikleri anlamazlar.

 

Gerçekte, Onlar önce iman ettiler, sonra inkâr ettiler. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir ve kendileri bunu anlayamazlar.

 

4-Ve-iżâ raeytehum tu’cibuke ecsâmuhum(s) ve-in yekûlû tesma’ likavlihim(s) ke-ennehum uşubun musennede(tun)(s) yahsebûne kulle sayhatin ‘aleyhim(c) humu-l’aduvvu fahżerhum(c) kâtelehumu(A)llâh(u)(s) ennâ yu/fekûn(e)

-Ve onları gördün mü, bedenleri hoşuna gider; ve konuşurlarsa sözlerini dinlersin; sanki onlar, dayanmış kerestelerdir; her bağrışı, kendi aleyhlerine sanırlar; onlar düşmandır, artık sakın onlardan, Allah gebertsin onları, nelere de kapılıyorlar.
-Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.
-Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Birşey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine dayandırılmış keresteler / Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler. Düşmandır onlar; sakın onlardan. Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar!

 

Onların görünüşleri modern, konuşmaları güzeldir. Ama süslü, cilalı bir odundan farkları yoktur. Küçük bir sesten ödleri patlar. Onlar inananların düşmanıdırlar. Sakın onlardan. (Entel takımından/sahte aydından), nasılda Haktan dönüyorlar.

 

5-Ve-iżâ kîle lehum te’âlev yestaġfir lekum rasûlu(A)llâhi levvev ruûsehum ve raeytehum yesuddûne vehum mustekbirûn(e)

-Ve onlara, gelin de Allah’ın Peygamberi size yarlıganma dilesin denirse başlarını sallarlar alay ederek ve görürsün ki ululuk satarak dönüp gitmedeler.

-Onlara: ‘Gelin Allah’ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin,’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.
-Onlara, “hadi gelin, Allah resulü sizin için af dilesin” dendiğinde kafalarını öteye çevirirler. Ve sen onların böbürlenmiş bir halde dönüp gittiklerini görürsün.

 

Gelin Resul sizin çin Allahtan af dilesin diye çağırılınca, arkalarını dönerler. Büyüklük taslayarak dönüp giderler.

 

6-Sevâun ‘aleyhim estaġferte lehum em lem testaġfir lehum len yaġfira(A)llâhu lehum(c) inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e)

-Birdir onlara, yarlıganmalarını dilesen de, yahut dilemesen de; Allah kesin olarak yarlıgamaz onları; şüphe yok ki Allah, buyruktan çıkmış topluluğu doğru yola sevketmez.
-Senin onlar adına mağfiret dilemen ile mağfiret dilememen onlar için birdir. Allah, onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir. Şüphesiz Allah, fasık bir kavme hidayet vermez.
-Sen onlar için ha af dilemişsin ha dilememişsin. Aleyhlerindeki sonuç aynı kalacaktır. Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü Allah fıska bulaşmış bir topluluğu doğruya ve güzele iletmez.

 

Sen onlar için af dilesen de dilemesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Allah sapıkları affetmez.

 

7-Humu-lleżîne yekûlûne lâ tunfikû ‘alâ men ‘inde rasûli(A)llâhi hattâ yenfaddû(k) veli(A)llâhi azâ-inu-ssemâvâti vel-ardi ve lâkinne-lmunâfikîne lâ yefkahûn(e)

-Onlar, öyle kişilerdir ki Allah’ın Peygamberinin yanında olanlara bir şey vermeyin de derler, sonunda dağılıp gitsinler ve Allah’ındır hazineleri göklerin ve yeryüzünün ve fakat münafıklar, anlamazlar.
-Onlar ki: ‘Allah’ın Resûlü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler,’ derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.
-Onlar, “Allah resulünün yanındakilere infak edip birşey vermeyin ki dağılıp gitsinler” diyen kişilerdir. Oysa ki göklerin ve yerin hazineleri, Allah’ın tekelindedir. Ama münafıklar bunu anlamazlar.

 

Onlar, Resulün yanındakilere (maddi olarak) yardım etmeyin ki dağılıp gitsinler derler. Oysa, Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın tasarrufundadır. Münafıklar bunu anlamazlar.

 

8-Yekûlûne le-in raca’nâ ilâ-lmedîneti leyuricenne-l-e’azzu minhâ-l-eżel(le)(c) ve li(A)llâhi-l’izzetu ve lirasûlihi ve lilmu/minîne ve lâkinne-lmunâfikîne lâ ya’lemûn(e)

-Derler ki: Medine’ye dönünce andolsun ki üstün olan, elbette aşağılık kişiyi çıkarır oradan ve Allah’ındır üstünlük ve Peygamberinin ve inananların ve fakat münafıklar, bilmezler.
-Derler ki, ‘Andolsun, Medine’ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır.’ Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah’ın, O’nun Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.
-Şöyle derler: “Eğer Medine’ye dönersek, yemin olsun ki, itibarlı ve baskın olan, ezik ve zayıf olanı oradan çıkaracaktır.” Güç ve itibar Allah’a, onun resulüne ve iman sahiplerine özgüdür. Ama münafıklar bunu bilmezler.

 

Medine’ye dönersek, o ezik ve zayıfları oradan çıkarırız, biz üstünüz derler. Üstünlük sadece, Allah, Resulü ve iman sahiplerinindir.

 

9-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tulhikum emvâlukum velâ evlâdukum ‘an żikri(A)llâh(i)(c) vemen yef’al żâlike feulâ-ike humu-lâsirûn(e)

-Ey inananlar, sizi alıkoymasın mallarınız ve evlatlarınız, Allah’ı anmadan ve kim, bunu yaparsa artık onlardır ziyana uğrıyanların ta kendileri.
-Ey iman edenler, ne mallarınız ne çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten ‘tutkuya kaptırarak-alıkoymasın’; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
-Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah’ı anmaktan / Allah’ın Zikri olan Kur’an’dan alıkoymasın. Böyle birşey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir.

 

Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Sonra hüsrana uğrarsınız.

 

10-Ve enfikû min mâ razeknâkum min kabli en ye/tiye ehadekumu-lmevtu feyekûle rabbi levlâ aḣḣartenî ilâ ecelin karîbin fe-assaddeka ve ekun mine-ssâlihîn(e)

-Ve birinize ölüm gelip çatmadan ve derken o da Rabbim, beni yakın bir zamanadek öldürmeyip bıraksaydın da ben de sadaka vermeye çalışsaydım ve temiz kullardan olsaydım demeden önce sizi rızıklandırdığımız şeylerden harcayın.
-Sizden birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam’ demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
-Sizden birine ölüm gelip de, “ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni geciktirseydin de içtenliğimi belgelemek için birşeyler vererek iyilik ve barış sevenlerden olsaydım” demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden dağıtın.

 

Ölüm geldiğinde, pişman olup geri gitmeyi ve mallarınızı Allah yolundan harcamayı, Allahtan dilemeden önce, Allah yolunda harcamayı size ölüm gelmeden önce yapın.

 

11-Velen yu-aḣḣira(A)llâhu nefsen iżâ câe eceluhâ(c) va(A)llâhu abîrun bimâ ta’melûn(e)

-Ve Allah, mukadder zamanı geldi mi hiç kimseyi geri bırakmaz kesin olarak ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır.
-Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.
-Allah, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz. Ve Allah, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır.

 

Çünki, Ecel geldi mi Allah kimseyi geri bırakmaz. Herkesin yapıp ettiklerini çok iyi bilir.