Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;
————————————————-
(Resmi Mushaf: 67 / İniş Sırası: 77)—-
Bismillahirrahmanirrahim
1-Tebârake-lleżî biyedihi-lmulku ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
-Saltanat, tasarruf ve tedbir, elinde olan mabudun şanı yücedir, münezzehtir ve onun her şeye gücü yeter.
-Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.
-Mülk ve yönetim elinde bulunan o Allah ne yücedir! O, herşeye Kadir’dir.
Mülkün sahibi, idarecisi olan Allah ne büyüktür. Her şeye gücü yeter.
2-Elleżî ḣaleka-lmevte velhayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelâ(en)(s) ve huve-l’azîzu-lġafûr(u)
-Öyle bir mabuttur ki yaratmıştır ölümü ve dirimi, hanginiz daha güzel işte bulunacak, sınamak için sizi ve odur üstün olan ve suçları örten.
-O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
-Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Aziz’dir O, Gafur’dur.
(Sizin bu benim mülkümü) kimin daha iyi idare edeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O büyüktür ve çok affedicidir. (Ölüm dünya ölümü. Hayat ahiretin sonsuz hayatı)
3-Elleżî ḣaleka seb’a semâvâtin tibâkâ(n)(s) mâ terâ fî ḣalki-rrahmâni min tefâvut(in)(s) ferci’i-lbasara hel terâ min futûr(in)
-Öylesine ki birbiri üstünde olarak yedi kat göğü yaratmıştır; rahmanın yaratışında hiçbir uygunsuzluk, aykırılık göremezsin; artık çevir gözünü de bak, görebilir misin bir yarık, bir çatlak?
-O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiç bir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
-Birbiriyle uyum ve ahenk içinde yedi gökleri yaratan da O’dur. O Rahman’ın yaratışında / yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun?
Birbirleri ile uygun olarak yedi gök yaratmıştır. Rahmanın yarattıklarında bir uygunsuzluk göremezsin. Bak bakalım onlarda hiçbir çatlaklık görebilir misin? (Evrende yedi ayrı sistemli bölge-yedi cennet seması- yedi paralel evren)
4-Śumme-rci’i-lbasara kerrateyni yenkalib ileyke-lbasaru ḣâsi-en ve huve hasîr(un)
-Gene de gözünü çevir de bir daha, bir daha bak; aradığını bulamaz da gözün, mahrum bir halde sana döner ve yorgundur o, bitkindir.
-Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
-Sonra bakışı iki kez daha döndür! Umudunu kesmiş olarak döner sana göz. Utanmış, bitkin düşmüştür o.
Sonra bir daha, bir daha bak. Muhteşem olduğunu görürsün, göz (çok gelişmiş uzay teleskobu) yorgun bitkin döner geri.
5-Ve lekad zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha ve ce’alnâhâ rucûmen lişşeyâtîn(i)(s) ve a’tednâ lehum ‘ażâbe-sse’îr(i)
-Ve andolsun ki biz, en yakın olan dünya göğünü ışıklarla bezedik ve onları, Şeytanlara atılacak şeyler olarak halkettik ve Şeytanlara, yakıp kavuran bir azaptır, hazırladık.
-Andolsun, Biz en yakın göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık.
-Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık.
Ant olsun biz dünya göğünü kandillerle (yıldız kümeleri, galaksiler ile) süsledik. Onlardan şeytanlara atılan taşlar yaptık. (Serbest gezen zararlı gök taşları, zararlı ışınlar) onlar için çılgın ateş azabı hazırladık. (Fezadaki çöpleri toplayan karadelikleri hazırladık)
6-Velilleżîne keferû birabbihim ‘ażâbu cehennem(e)(s) vebi/se-lmasîr(u)
-Ve Rablerine kafir olanlara cehennem azabı var ve cehennem, dönülüp varılacak ne de kötü yer.
-Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir o.
-Ve Rablerine karşı nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüş yeridir o!
Rablerini inkâr edenler (sistemi bozulmuş güneş sistemleri) için (Şeytanlarda olduğu gibi onlarada) cehennem azabı vardır. (Fezadaki çöpleri toplayan Karadeliğin şiddetli ateşine düşerler) Ne kötü dönüş (dönüşüme uğrama) yeridir o.
7-İżâ ulkû fîhâ semi’û lehâ şehîkan ve hiye tefûr(u)
-Oraya atıldılar mı duyarlar ki cehennem, kesikkesik nefes almada ve coşup kaynıyor o.
-İçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler.
-Onun içine atıldıklarında, onun derinden gelen sesini işitirler. Feveran etmektedir o.
İçine atıldıkları zaman onun kaynayıp korkunç homurtusu işitilir. (Karadeliğin patlama ve nükleer reaksiyonlarının sesleri çok korkunçtur)
8-Tekâdu temeyyezu mine-lġayz(i)(s) kullemâ ulkiye fîhâ fevcun se-elehum ḣazenetuhâ elem ye/tikum neżîr(un)
-Neredeyse hışmından patlayıp dağılacak; ona, her bölük atıldıkça muhafız memurları onlara sorarlar: Size bir korkutucu gelmedi mi?
-Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar: ‘Size bir uyarıcı gelmedi mi?’
-Öfkesinden çatlayacak hale gelir. İçine bir güruh atıldıkça, onun bekçileri bunlara sorarlar: “Size hiçbir uyarıcı gelmedi mi?”
Öfkesinden patlayacak hale gelir. İçine atılan her gruba (her göneş sistemlerine ve üzerinde yaşayanlara) bekçiler sorar. Size uyarıcı gelmedi mi diye. (Başka galaksilerin yörüngesinden kaçan maddelerin -yıldızların, parçacıkların, ışınların, karadeliğin olay ufkundan içeri düşmekten kurtuluşları yoktur)
9-Kâlû belâ kad câenâ neżîrun fekeżżebnâ ve kulnâ mâ nezzela(A)llâhu min şey-in in entum illâ fî dalâlin kebîr(in)
-Evet derler, andolsun ki geldi bize korkutucu da yalanladık onu ve Allah dedik, hiçbir şeyi indirmemiştir; siz ancak, pek büyük bir sapıklığa düşmüşsünüz.
-Onlar: ‘Evet’ derler. ‘Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve: “Allah hiç bir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik.’
-Derler ki: “Gelmedi olur mu? Bize uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık. Ve: ‘Allah birşey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, başka değil’ şeklinde konuştuk.”
Gelmedi olur mu, geldi fakat biz yalanladık. Allah bir şey indirmedi siz yalan söylüyorsunuz dedik. (Sistemin gidişat kanunları, fizik kanunları, çekimler hep bu cehennem -karadelik- hakkında bizi uyardı)
10-Ve kâlû lev kunnâ nesme’u ev na’kilu mâ kunnâ fî ashâbi-sse’îr(i)
-Ve eğer derler, duysaydık, yahut akıl etseydik yakıp kavuran cehennem ehli olmazdık.
-Ve: ‘Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık’ derler.
-Ve derler ki: “Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık.”
Eğer dikkate alsaydık, aklımızı çalıştırsaydık, cehennemin sesini duysaydık, bu çılgın ateşin dostu olmazdık. (1-inanmak 2- (İlim) akıl çalıştırmak 3-Duymak (çekimine kapılanları izlemek) 4- çekim kuvvetine kapılmamak için uzaklaşmak)
11-Fa’terafû biżenbihim fesuhkan li-ashâbi-sse’îr(i)
-Derken suçlarını söylerler; artık ırak olsun yakıp kavuran cehennemin ehli
-Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına (Allah’ın rahmetinden) uzaklık olsun.
-Günahlarını işte böyle itiraf ettiler. Çılgın ateşin halkına böyle kahır yaraşır.
İşte böylece suçlarını kabul ettiler. Hiçbir suç cezasız kalmaz.
12-İnne-lleżîne yaḣşevne rabbehum bilġaybi lehum maġfiratun ve ecrun kebîr(un)
-Şüphe yok ki görmedikleri halde Rablerinden korkanlaradır yarlıganma ve pek büyük bir mükafat.
-Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O’nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır.
-Görmedikleri halde Rablerinden ürperenlere gelince, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Fakat görmedikleri halde Rablerinden gelen uyarıları (fizik kanunlarını) dinleyen ve ona göre önlem alanlara gelince, onlara kurtuluş ve ödül vardır. (Karadelikten geçip öbür aleme çıkma ilmi veya Gök kapılarını bulup öbür aleme geçme ilmi)
13-Ve esirrû kavlekum evi-cherû bih(i)(s) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
-Ve sözünüzü gizli tutun, yahut açığa vurun onu, şüphe yok ki o, gönüllerde olanı bilir.
-Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
-Sözünüzü ister gizleyin ister onu açıklayın; şu bir gerçek ki O, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
İster gizli konuşun ister açıklayın, O gönüllerden geçeni bile bilir. (Görünen ve gelen felaketi ilmen gördükten sonra ister açıklayın ister insanlardan gizleyin)
14-Elâ ya’lemu men ḣalaka ve huve-lletîfu-lḣabîr(u)
-Hiç bilmez mi yaratan ve odur kullarına lutfeden ve her şeyden haberdar olan.
-O, yarattığını bilmez mi? O, Latif’tir; Habir’dir.
-Yaratmış olan bilmez mi / Allah, yarattığı kimseyi bilmez mi? Latif’tir O, Habir’dir.
Allah yarattığının akibetini bilmez mi. O lütfeder ve her şeyden haberdardır.
15-Huve-lleżî ce’ale lekumu-l-arda żelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rizkih(i)(s) ve-ileyhi-nnuşûr(u)
-O, öyle bir mabuttur ki yeryüzünü, size karşı aşağı gönüllü, münkat ve sakin bir halde yaratmıştır, köşesinde, bucağında dolaşın artık ve yiyin mabudunuzun rızkından ve dönüp gideceğiniz yer, gene onun tapısıdır.
-Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O’dur. Şu halde omuzlarında (arz üzerinde) yürüyün ve O’nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O’nadır.
-O, yeri sizin için boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah’ın rızıklarından yiyin. Dönüş O’nadır.
(O gök cisimlerin) yüzeyini ve içindeki maddelerini sizin her türlü kullanacağınız şekilde yaratmıştır. Yüzeylerinde istediğiniz yere gidin, araştırın, arayın, istediğiniz rızkından yiyin. Sonunda ona gideceksiniz.
16-E-emintum men fî-ssemâ-i en yaḣsife bikumu-l-arda fe-iżâ hiye temûr(u)
-Kudreti ve emri, gökte bulunan, yüce olan mabudun, sizi yerle beraber batırmayacağından emin misiniz? O vakit görürsün ki o sakin yeryüzü, çalkanıp durmada, titreyip kıvranmada.
-Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır.
-O göktekinin, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer aniden çalkalanmaya başlar.
O göktekinin (kara deliğin) etkisi sizi yeryüzünde batırmayacağından emin misiniz? (Emin olun. Batıracak) Bu batma önce yerin çalkalanmasıyla başlar.
17-Em emintum men fî-ssemâ-i en yursile ‘aleykum hâsibâ(en)(s) feseta’lemûne keyfe neżîr(i)
-Yoksa kudreti ve emri; gökte bulunan, yüce olan mabudun, size taşlar yağdıran bir rüzgar yollamayacağından emin misiniz? Derken yakında bilirsiniz nasılmış benim korkutmam.
-Yoksa gökte olanın üzerinize ‘taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar’ göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz
-O göktekinin, çakıl taşları taşıyan bir rüzgarı üzerinize salmayacağından emin misiniz? O zaman bileceksiniz nasılmış uyarım!
Yoksa Onun gökte bulunan (kara deliğin) dönüş enerjisi ile gök taşları taşıyan rüzgârın üzerinize gelmeyeceğinizden emin misiniz? (Emin olun gelecek) Uyarımı o zaman anlayacaksınız. (Göktaşı fırtınası)
18-Ve lekad keżżebe-lleżîne min kablihim fekeyfe kâne nekîr(i)
-Ve andolsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı, derken nasıl da gelip çattı azabım.
-Andolsun, kendilerinden öncekiler de yalanladı. Fakat beni inkar (etmelerine karşılık verdiğim azab) nasılmış?
-Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Ama nasıl olmuştu benim azabım?!
Ant olsun öncekilerde (bu uyarılarımı) yalanlamıştı. Bakar araştırırsanız oralara ne olmuş görürsünüz. (Tufan da onlardan biri)
19-Eve lem yerav ilâ-ttayri fevkahum sâffâtin ve yakbidn(e)(c) mâ yumsikuhunne illâ-rrahmân(u)(c) innehu bikulli şey-in basîr(un)
-Görmezler mi üstlerinde uçan kuşları? Kanatlarını açmada ve kapamada onlar, onları gökte, ancak rahman tutmada, şüphe yok ki o, her şeyi görür
-Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmandan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
-Üstlerinde, kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları Rahman’dan başkası tutmuyor. Kuşkusuz O, her şeyi görmektedir.
Havada kanat açıp kapayarak uçan kuşlara bakın. Onlar Rahmanın kanunları ile uçarlar. O her şeyi görür. (kanatları ile havayı iterek yer çekimini anlık yok ederler)
20-Emmen hâżâ-lleżî huve cundun lekum yensurukum min dûni-rrahmân(i)(c) ini-lkâfirûne illâ fî ġurûr(in)
-Yoksa sizi rahmandan kurtaracak ordunuz mu var? Kafirler, ancak bir aldanışa dalmışlar
-Rahmana karşı size yardım edecek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanış) içindedirler.
-Rahman’a karşı / Rahman’dan başka size yardım edecek ordunuz kimdir? İnkarcılar bir aldanış / gurur içindeler; hepsi bu!
Rahmanın kanunlarını (yer çekimini) değiştirecek (evrende kendi özel kanunlarınız) ordunuz mu var. Sadece inkarcıların gururu bu. (Burada Cenab-ı Allah bir şeyler söylüyor anlayamıyorum)
21-Emmen hâżâ-lleżî yerzukukum in emseke rizkah(u)(c) bel leccû fî ‘utuvvin ve nufûr(in)
-Yoksa kimdir o ki mabudunuz, rızkınızı kısarsa sizi rızıklandıracak? Hayır, onları, azgınlık içinde, gerçekten tamamıyla uzak bir halde inat edip durmadalar.
-Eğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar
-Peki, O, rızkını tutarsa kim var sizi rızıklandıracak? Hayır, bir azgınlık ve nefret içinde inat etmekteler.
Peki O Allah rızkınızı vermezse size rızık verecek tanrınız mı var. Sizdeki bu düşünce imana karşı inatçılık ve azgınlıktır.
22-Efemen yemşî mukibben ‘alâ vechihi ehdâ emmen yemşî seviyyen ‘alâ sirâtin mustekîm(in)
-Artık yüzüstü sürünerek giden mi daha ziyade doğru yolu bulur, yoksa doğru yolda dümdüz giden mi?
-Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı?
-Peki, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha düzgün gider yoksa dosdoğru yol üzerinde dik ve düzgün yürüyen mi?
Söyleyin, Sürünerek giden mi hedefe ulaşır dümdüz giden mi. (Yer çekiminden kurtlanmı yoksa kurtulamıyan, yerde sürünerek gidenmi hedefe ulaşır)
23-Kul huve-lleżî enşe-ekum ve ce’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(s) kalîlen mâ teşkurûn(e)
-O, öyle bir mabuttur ki sizi meydana getirmiştir ve sizin için kulak ve gözler ve gönüller halketmiştir, ne de az şükredersiniz.
-De ki: ‘Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?’
-De ki: “Sizi oluşturan O’dur. O size, işitme gücü, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
Deki, sizi var eden Odur. Size gözler, kulaklar gönüller vermiştir. Ne kadar şükretseniz azdır. (Keşke o verdiklerini tam kullanabilseniz)
24-Kul huve-lleżî żeraekum fî-l-ardi ve-ileyhi tuhşerûn(e)
-De ki: O, öylesine bir mabuttur ki sizi yaratmıştır yeryüzünde ve gene de tapısında toplanacaksınız.
-De ki: ‘Sizi yeryüzünde üretip-türeten O’dur. Siz O’na toplanıp götürüleceksiniz.’
-De ki: “Sizi, yeryüzünde yaratıp yayan O’dur. O’nun huzurunda haşredileceksiniz.”
Deki, O öyle bir ilahtır ki, sizi yeryüzünde üretmiş ve çoğaltarak yaymıştır. Sonunda Onun huzurunda toplanacaksınız.
25-Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîn(e)
-Ve derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek doğru söylüyorsanız.
-Derler ki: ‘Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azab) ne zamanmış?’
-Derler ki: “Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?”
Derler ki Doğru söylüyorsan söyle bize, ne zaman olacak bu kıyamet.
26-Kul innemâ-l’ilmu ‘inda(A)llâhi ve-innemâ enâ neżîrun mubîn(un)
-De ki: Bilgi, ancak Allah katındadır ve ben, ancak apaçık bir korkutucuyum
-De ki: ‘(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah’ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.’
-De ki: “Bilgi Allah’ın katındadır. Bana gelince, ben ancak açıkça uyaran biriyim.”
Deki, onun bilgisi sadece Allah’ın katındadır. Ben sadece uyarıcıyım.
27-Felemmâ raevhu zulfeten sî-et vucûhu-lleżîne keferû ve kîle hâżâ-lleżî kuntum bihi tedde’ûn(e)
-Azabın yaklaştığını gördüler mi kafir olanların yüzleri kararır ve işte denir, bu, isteyip durduğunuz şey.
-Nihayet onu pek yakında gördüklerinde, o inkâr edenlerin yüzleri kötüleşip-karardı. Ve: ‘İşte bu, sizin (gerçekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir’ denildi.
-Onu yakından gördüklerinde, inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Şöyle denildi: “O habire çağırıp durduğunuz şey budur.”
Kıyametin alametleri gelince inkâr edenlerin yüzleri panikler. O zaman işte bu inkâr ettiğiniz şey denir.
28-Kul eraeytum in ehlekeniya(A)llâhu vemen me’iye ev rahimenâ femen yucîru-lkâfirîne min ‘ażâbin elîm(in)
-De ki: Haber verin bana, Allah beni ve benimle beraber olanları helak etse, yahut da bize acısa bile kim kurtaRabilir kafirleri elemli azaptan?
-De ki: ‘Haber verir misiniz; eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azabtan kurtaracak olan kimdir?’
-Söyle onlara: “Diyelim ki, Allah beni ve beraberimdekileri öldürdü, yahut bize acıdı. Peki, kafirleri korkunç bir azaptan kim kurtaracak?”
Deki Allaha iman ettiğimiz halde, Allah beni ve bana inanları öldürebilir veya esirger, peki siz inanmayanlar Onun elinden nasıl kurtulacaksınız.
29-Kul huve-rrahmânu âmennâ bihi ve ’aleyhi tevekkelnâ(s) feseta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn(in)
-De ki: Odur rahman, ona inandık ve ona dayandık; artık yakında bilirsiniz, kimdir apaçık sapıklıkta.
-De ki: ‘O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik. Artık kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz.’
-De ki: “Rahman’dır O, O’na inandık biz ve yalnız O’na güvendik. Yakında bileceksiniz kimmiş apaçık sapıklığın içinde.”
Deki, biz Ona inanıyoruz ve ona güveniyoruz. Yakında bileceksiniz kim sapıklık içinde imiş.
30-Kul eraeytum in asbeha mâukum ġavran femen ye/tîkum bimâ-in ma’în(in)
-De ki: Haber verin bana, suyunuz, tamamıyla batıp çekiliverse artık kimdir size bir akarsu pınarı peydahlayacak?
-De ki: ‘Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?
-Şunu da söyle: “Bir sabah suyunuz çekiliverse, kim getirecek fışkırıp akan bir su size?”
Deki, suyunuz çekilse, yok olsa, size tekrar su verecek kimdir. (Aniden kalbiniz dursa tekrar kan dolaşımını kim başlatabilir / Dağlar kadar buz kütleleri dünya semasından içeri girmese susuz kalsanız, tekrar kim onları size getirecek)
