Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;
————————————————-
(Resmi Mushaf: 47 / İniş Sırası: 95)——-
Bismillahirrahmanirrahim
1-Elleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi edalle a’mâlehum
-Kafir olanların ve halkı, Allah yolundan çıkaranların, hayır sanarak yaptıklarını boşa çıkarmaktadır.
-Onlar ki inkâr ettiler ve Allah’ın yolundan alıkoydular, (işte Allah da) onların amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.
-Küfre saplanıp Allah’ın yolundan alıkoyanların yapıp ettiklerini O, boşa çıkarmıştır.
Kafirlerin Allah yolunda çıkarma çabaları ve bütün yaptıkları (HzMuhammedin – Kuranın- gelmesi ile) boşa çıkmıştır. (Hak geldi batıl gitti)
2-Velleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ve âmenû bimâ nuzzile ‘alâ muhammedin ve huve-lhakku min rabbihim(ﻻ) keffera ‘anhum seyyi-âtihim ve asleha bâlehum
-İnananların ve iyi işlerde bulunanların ve Rablerinden gelen bir gerçek olan ve Muhammed’e indirilen şeylere iman edenlerinse yaptıkları kötülükleri örtmekte, gizlemekte ve hallerini düzene sokmaktadır.
-İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed’e indirilen (Kur’an)a -ki o Rablerinden bir haktıriman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir.
-İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar ve Muhammed’e indirilene –ki o onların Rablerinden bir haktır- inanmış olanlara gelince, Allah onların çirkin davranışlarını örtmüş ve gönüllerini iyilik ve barışa yöneltmiştir.
İman edip Salih amel işleyenlerin ve Muhammed’e inene inanıp onun hak olduğuna iman edenlerin, Allah onların eski çirkin işlerini silmiş, kalplerini düzeltip ıslah etmiştir.
3-Żâlike bi-enne-lleżîne keferû-ttebe’û-lbâtile ve enne-lleżîne âmenû-ttebe’û-lhakka min rabbihim(c) keżâlike yadribu(A)llâhu linnâsi emśâlehum
-Bu da, şüphe yok ki kafir olanların, boş şeylere uymalarından ve gene şüphe yok ki inananların, Rablerinden gelen gerçeğe uymalarındandır ve işte Allah, insanlara böyle örnekler getirmekte, hallerini böyle anlatmaktadır.
-İşte böyle; hiç şüphesiz, inkâr edenler batıl olana uymuşlar; ve hiç şüphesiz, iman edenler Rablerinden olan hakka uymuşlardır. İşte Allah, insanlara kendi örneklerini böyle vererek gösteriyor.
-Bu böyledir; çünkü küfre batanlar boş ve tutarsıza uymuşlardır. İman edenler ise Rablerinden gelen hakka uymuşlardır. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını bu şekilde örnekleyerek anlatır.
Kafirler boş şeylere uyarlar, İman edenler ise, rablerinden gelen hakka uyarlar. Allah insanların durumlarını böyle açıklar.
4-Fe-iżâ lakîtumu-lleżîne keferû fedarbe-rrikâbi hattâ iżâ eśḣantumûhum feşuddû-lveśâka fe-immâ mennen ba’du ve-immâ fidâen hattâ teda’a-lharbu evzârahâ(c) żâlike velev yeşâu(A)llâhu lentesara minhum velâkin liyebluve ba’dakum biba’d(in)(k) velleżîne kutilû fî sebîli(A)llâhi felen yudille a’mâlehum
-Kafir olanlarla savaşa giriştiniz mi vurun boyunlarını, onları iyice yaralayıp kırdınız, bozguna uğratıp da onlara üst geldiniz mi işe sağlam yapışın, bağlayın sımsıkı tutsakları, ondan sonra da isterseniz öylece salıverirsiniz onları, isterseniz para alır da bırakırsınız savaş ağırlığını atıncaya dek, bu, böyle; ve Allah dileseydi savaşsız da helak ederdi onları ve fakat bir kısmınızı, bir kısmınızla sınamak ister ve Allah yolunda öldürülenlerin yaptıklarını asla boşa çıkarmamaktadır.
-Öyleyse, inkârcılarla (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları ‘iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da’ artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
-Küfre batmışlarla burun buruna geldiğinizde, boyunlar vurulur. Nihayet onları bastırıp sindirdiğinizde, antlaşma bağını sıkı bağlayın. Artık bundan sonrası ya bir bağışlama ya bir fidyedir. Nihayet harp, ağırlıklarını yere bırakır. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, onlardan öc alırdı. Ama kiminizi kiminizle denemek için böyledir. Allah yolunda öldürülenlerin amelleri asla gözardı edilmeyecektir.
Bundan sonra, inancınız yüzünden Kafirler sizlere savaş açtığı vakit, çekinmeden onları susturun. Teslim olurlarsa bir daha savaş açmayacakları şekilde antlaşma yapın. Zararınızı ödettirin veya bağışlayın. Allah dileseydi, siz olmadan da elbette onları cezalandırırdı. Bu sizleri denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmayacaktır.
5-Seyehdîhim veyuslihu bâlehum
-İlerde de onları doğru yola götürmektedir ve hallerini düzene sokmaktadır
-Onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip-ıslah edecektir
-Onları doğruya ve güzele kılavuzlayacak ve kalplerini barışa yöneltecektir.
Onları, (teslim olanları) doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
6-Ve yudḣiluhumu-lcennete ‘arrafehâ lehum
-Ve cennete sokar onları ve cenneti, onlara tanıtmaktadır
-Ve onları, kendilerine tarif edip-tanıttığı cennete sokacaktır.
-Ve onları, kendilerine tanımlamış olduğu o cennete koyacaktır.
Ahirette de onları, onlara ait olan cennete sokacaktır.
7-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tensurû(A)llâhe yensurkum ve yuśebbit akdâmekum
-Ey inananlar, siz yardım ederseniz Allah’a, o da yardım eder size ve ayaklarınızı diretir, size sebat verir.
-Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.
-Ey iman sahipleri! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
Eğer Siz Allaha yardım ederseniz (insanlara, hayvanlara, tabiata) Allah’ta size yardım eder. Yere sağlam basarsınız.
8-Velleżîne keferû feta’sen lehum ve edalle a’mâlehum
-Kafir olanlara gelince: Kötülük onlara ve yaptıklarını boşa çıkarmaktadır
-İnkar edenler ise, yüzükoyun-düşüş, onlara olsun; (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.
-Küfre sapanlara gelince, kayıp ve yıkım onlara! Yapıp ettiklerini boşa çıkardı onların.
Kafirlerinde işleri boşa çıkar, zor hayat şartlarına maruz kalırlar.
9-Żâlike bi-ennehum kerihû mâ enzela(A)llâhu feahbeta a’mâlehum
-Bu da, Allah’ın indirdiğine hoşlanmadıklarındandır, artık o da, yaptıklarını mahvetmektedir.
-İşte böyle; çünkü onlar, Allah’ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı, O da, onların amellerini boşa çıkardı.
-Bu böyledir; çünkü onlar Allah’ın indirdiğini tiksindirici bulmuşlardır. Allah da onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır.
Allah’ın kurallarını, tavsiyelerini beğenmediklerinden Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.
10-Efelem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne min kablihim(c) demmera(A)llâhu ‘aleyhim(s) ve lilkâfirîne emśâluhâ
-Gezmezler mi yeryüzünde de bakıp görsünler kendilerinden öncekilerin sonunu, Allah helak edivermiştir onları ve kafirlere de bunlara benzer azaplar var.
-Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Allah, onları yerle bir etti. O kafirler için de bunun bir benzeri vardır.
-Onlar yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bir bakmıyorlar mı? Allah onları yerle bir etmiştir. Şu inkar edenlere de onlara yapılanın aynısı yapılacaktır.
Yeryüzünü gezip görmüyorlar mı, Allah’ın emirlerine ve tavsiyelerine uymayanların sonunun ne olduğunu. Şimdi bu kafirlerinde sonları aynı olacak.
11-Żâlike bi-enna(A)llâhe mevlâ-lleżîne âmenû ve enne-lkâfirîne lâ mevlâ lehum
-Böyle bu, çünkü şüphe yok ki Allah, inananların yardımcısıdır ve şüphe yok ki kafirlerin yardımcısı yoktur.
-İşte böyle; çünkü Allah, iman edenlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur
-Bu böyledir; çünkü Allah, iman edenlerin Mevla’sıdır. Küfre sapanların ise Mevla’sı yoktur.
İşte bu böyledir. Allah inananların dostudur. Kafirlerin dostu yoktur.
12-İnna(A)llâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(s) velleżîne keferû yetemette’ûne veye/kulûne kemâ te/kulu-l-en’âmu ve-nnâru meśven lehum
-Şüphe yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar ve kafir olanlarsa geçinip dururlar ve hayvanlar gibi yerler ve ateş, onlara yurt olmaktadır.
-Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkarcılar ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ateş, onlar için bir konaklama yeridir.
-Şu bir gerçek ki Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Küfre sapanlarsa zevk edip eğlenmeye bakarlar; davarların yediği gibi yer içerler. Varacakları yer ateştir onların.
Şüphe yok ki Allah, İman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennete koyar. Kafirleri ise, eğlence ve hayvanlar gibi yaşadıklarından, onları ateşe koyar.
13-Vekeeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetike-lletî aḣracetke ehleknâhum felâ nâsira lehum
-Ve nice şehirlerin halkını helak ettik ki onlar, seni çıkardıkları şehirdekilerden daha da güçlü kuvvetliydiler; onlara bir yardım eden bile yok.
-Seni sürüp-çıkaran memleketinden kuvvet bakımından daha üstün nice memleketler vardı ki, biz onları yıkıma uğrattık da kendileri için hiç bir yardımcı yoktu.
-Seni yerinden çıkaran o kentinden çok daha kuvvetli nice kentler vardı ki, biz hepsini helak ettik; hiçbir yardımcıları olmadı.
Seni hicrete zorlayan o şehirden çok daha kuvvetli nice şehirleri helak ettik. Onlara yardım eden kimse de olmadı.
14-Efemen kâne ‘alâ beyyinetin min rabbihi kemen zuyyine lehu sû-u ‘amelihi vettebe’û ehvâehum
-Rabbinden, kesin bir delile sahip olan, o kişiye benzer mi ki kötü işi, kendisine bezetilmiştir ve onlar, kendi havalarına, dileklerine uymaktadır.
-Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine ‘süslü ve çekici gösterilmiş’ ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir?
-Rabbinden açık bir kanıt üzere olan, amelinin çirkiniği kendisine süslü gösterilip de boş arzularına uyanlara benzer mi?
Rabbinin emir ve tavsiyeleri üzerine yaşayan ile kendi kafasına göre yaptığı işleri beğenen bir olur mu.
15-Meśelu-lcenneti-lletî vu’ide-lmuttekûn(e)(s) fîhâ enhârun min mâ-in ġayri âsinin ve enhârun min lebenin lem yeteġayyer ta’muhu ve enhârun min ḣamrin leżżetin lişşâribîne ve enhârun min ‘aselin musaffâ(en)(s) velehum fîhâ min kulli-śśemerâti ve maġfiratun min rabbihim(s) kemen huve ḣâlidun fî-nnâri ve sukû mâen hamîmen fekatta’a em’âehum
-Çekinenlere vaadedilen cennet, şöyledir adeta: Orada su ırmakları var, bozulup kokmaz ve süt ırmakları var, lezzetleri bozulmaz ve şarap ırmakları var, içenlere safi lezzet ve bal ırmakları var, süzme ve onlara, orada bütün meyvelerden sunulur ve Rablerinden yarlıganma var; buna nail olan, o kişiye benzer mi ki ateşte ebedidir ve kaynar sularla sulanır da onların bağırsakları parçalanmaktadır
-Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır; orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan’ kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?
-Sakınanlara vaat olunan cennetin durumu şöyledir: Orada, bozulmayan sudan ırmaklar, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan bir şaraptan nehirler, süzme bir baldan oluşan nehirler var. Ve orada kendileri için her türlü meyvanın yanında, Rablerinden bir de bağışlanma var. Bu nimetler içindekiyle, sürekli ateşte olup da içirildiği sıcak su tarafından bağırsakları parçalanan kimse aynı olur mu?
Takva sahiplerine vaat olunan cennette, bozulmayan sudan ırmaklar, sütten ırmaklar, lezzetli şaraptan ırmaklar, süzme baldan ırmaklar, her türlü meyveler var. Şimdi bunlarla, ateş içinde olanlar, içtikleri sudan bağırsakları yananlar ile bir midir?
16-Veminhum men yestemi’u ileyke hattâ iżâ ḣaracû min ‘indike kâlû lilleżîne ûtû-l’ilme mâżâ kâle ânifâ(en)(c) ulâ-ike-lleżîne tabe’a(A)llâhu ‘alâ kulûbihim vettebe’û ehvâehum
-Ve onlardan seni dinleyenler de var, sonunda yanından çıkınca kendilerine bilgi verilenlere, demin ne söylüyordu o derler; öyle kişilerdir onlar ki Allah, gönüllerini mühürlemiştir onların; onlar, kendi havalarına, dileklerine uymaktadır.
-Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: ‘O biraz önce ne söyledi?’ İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.
-İçlerinden bir kısmı seni dinler, sonra senin yanından çıktıklarında, kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle sorarlar: “Az önce ne söyledi?” İşte bunlar, Allah’ın, kalplerine mühür bastığı kimselerdir, boş arzularının ardına düşmüşlerdir.
İçlerinden bazıları senin söylediklerini anlamış gözükürler, kendilerine ilim verilmiş olanlara gidip ne dediğini sorarlar. Kendi arzularının peşine düştükleri için mantıkları kabul etmez. Bunların kalplerini Allah mühürlemiştir. (Ayetler anlaşılır gözükür ama gerçeğini alimler anlar)
17-Velleżîne-htedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum
-Ve doğru yolu bulanlara gelince: Onların başarısını arttırmaktadır ve onlara, korunma duygusu vermektedir.
-Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah,) hidayetlerini arttırmış ve takvalarını vermiştir.
-Kılavuzlarını bulmuş olanlara gelince, Allah onların hidayetini artırmış ve korunma imkanlarını kendilerine vermiştir.
Söylediklerini tam anlayanlar, Allah onların başarılarını arttırır ve takvada sürekli olmalarını sağlar.
18-Fehel yenzurûne illâ-ssâ’ate en te/tiyehum baġte(ten)(s) fekad câe eşrâtuhâ(c) fe-ennâ lehum iżâ câet-hum żikrâhum
-Onlar, kıyametin gelmesinden, apansızın başlarına kopuvermesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Gerçekten de alametleri geldi; onlara gelip çatınca ibret almaları neye yarar?
-Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar?
-Kıyametin ansızın tepelerine inmesinden başka neyi bekliyorlar? Onun belirtileri zaten gelmiştir. O onlara gelip çatınca, ibret almaları neye yarar?!
Kıyametin gelmesini mi bekliyorlar. Belirtileri zaten geldi. Kıyametin kendisi gelince tövbe etmeleri onlara ne fayda eder.
19-Fa’lem ennehu lâ ilâhe illa(A)llâhu vestaġfir liżenbike velilmu/minîne velmu/minât(i)(k) va(A)llâhu ya’lemu mutekallebekum ve meśvâkum
-Artık bil ki şüphe yok, Allah’tan başka yoktur tapacak ve kendi suçun ve inanan erkeklerle kadınların suçları için yarlıganma dile ve Allah, sizin dönüp dolaştığınız yeri de, size yurt olacak yeri de bilmektedir.
-Şu halde bil; gerçekten, Allah’tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile. Allah sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de.
-Allah’tan başka tanrı olmadığını kuşkusuzca bil. Hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için af dile. Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir.
Artık belli ki Allahtan başka ilah yoktur. Kendi günahların için, mümin erkekler ve mümin kadınların günahları için dua et, af dile. Allah, (dünyadan ayrıldıktan sonra) dönüp dolaşacağınız yeri (Vucut öldükten sonra ruhların yaşadığı yerden, dünyaya gelip devamlı haber almaları, izlemeleri) ve kıyametten sonra gideceğiniz son yeri de bilir.
20-Ve yekûlu-lleżîne âmenû levlâ nuzzilet sûra(tun)(s) fe-iżâ unzilet sûratun muhkemetun ve żukira fîhâ-lkitâlu(ﻻ) raeyte-lleżîne fî kulûbihim meradun yenzurûne ileyke nazara-lmaġşiyyi ‘aleyhi mine-lmevt(i)(s) fe-evlâ lehum
-Ve inananlar, derler ki: Bir sure indirilseydi; bir hükmü kesin sure indirildi mi ve onda, savaş anıldı mı da gönüllerinde hastalık olanları görürsün ki sana, ölümden baygınlık geçiriyorlarmış gibi baygınbaygın bakarlar; artık ölüm, onlara daha da uymaktadır.
-İman edenler, derler ki: ‘(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?’ Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):
-İman edenler derler ki: “Bir sure indirilseydi olmaz mıydı?” Fakat hükmü kesinleşmiş bir sure indirilip de içinde savaş da anılınca, kalplerinde maraz olanların, ölüm baygınlığına tutulmuş bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan da odur.
İnananlar savaşmak için bir Sure indirilmeyi isterler. İçinde savaş olan Sure inince de kalplerinde hastalık olanlar, korkularından ölecekmiş gibi sana baktıklarını görürsün. Bunların karakterleri böylece açığa çıkar.
21-Tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un)(c) fe-iżâ ‘azeme-l-emru felev sadekû(A)llâhe lekâne ḣayran lehum
-İtaat etmek ve güzel söz söylemek gerekti, derken işe iyice sarılınca da Allah’ın gerçek söylediğini kabul etselerdi görürlerdi ki bu, kendilerine daha da hayırlı olmaktadır.
-İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah’a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.
-İtaat ve güzel bir söz! İş budur. İş ciddileşince, Allah’a verdikleri söze sadık olsalardı kendileri için daha iyi olurdu.
Savaş kesinlik kazanınca, itaat edip kabul etmeleri lazımdı. Allaha verdikleri söze sadık kalsalardı, onlar için daha hayırlı olurdu.
22-Fehel ‘aseytum in tevelleytum en tufsidû fî-l-ardi ve tukatti’û erhâmekum
-Artık iş başına gelir de yeryüzünde bozgunculuk eder; yakınlarınızı kestirip doğratır mısınız?
-Demek, ‘iş başına gelip yönetimi ele alırsanız’ hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?
-Demek iş başına gelecek olsanız / savaştan geri kalacak olsanız, ülkede fesat çıkarıp rahimleri parçalayacaksınız.
Siz başkan olsaydınız savaştan kaçacak ve insanları kaos içinde terk mi edecektiniz.
23-Ulâ-ike-lleżîne le’anehumu(A)llâhu fe-esammehum ve a’mâ ebsârahum
-Öyle kişilerdir onlar ki Allah, lanet etmiştir onlara, onları sağırlaştırmakta ve gözlerini kör etmektedir.
-İşte bunlar; Allah onları lanetlemiş, böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini kör etmiştir.
-İşte bunlardır, Allah’ın kendilerine lanet edip kulaklarını sağır, gözlerini de kör ettiği kimseler…
Allah onlara lanet etmiş, kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiştir.
24-Efelâ yetedebberûne-lkur-âne em ‘alâ kulûbin akfâluhâ
-Ne diye Kur’an’ı, bir iyice düşünüp taşınmazlar, yoksa gönüllerinde kilitler mi var?
-Öyle olmasa, Kur’an’ı iyice düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?
-Peki bunlar, Kur’an’ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?
Bunlar Kuranı okuyup, ince ince düşünmüyorlar mı? Bunların algıları kilitlimi.
25-İnne-lleżîne-rteddû ‘alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumu-lhudâ(ﻻ)-şşeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum
-Gerisin geriye, hem de doğru yol, kendilerince apaçık anlaşıldıktan sonra, eski dinlerine dönenlere gelince: Şeytan, yanlış hareketlerini, kendilerine bezemektedir ve onları, uzun uzun dileklere düşürmektedir.
-Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.
-Hidayet kendilerine açıkça belli olduktan sonra arkalarına dönenlere şeytan fit vermiş, sonu gelmez arzuların / ümitlerin ardına takmıştır onları.
Aklen ve ilmen doğruluğunu görmüş ve inanmış insanın tekrar küfre dönmesi, tamamen şeytan işidir. Şeytan ona başka değişik ümitler vaat etmiştir.
26-Żâlike bi-ennehum kâlû lilleżîne kerihû mâ nezzela(A)llâhu senutî’ukum fî ba’di-l-emr(i)(s) va(A)llâhu ya’lemu isrârahum
-Bu, böyledir; çünkü onlar, Allah’ın indirdiği şeyden hoşlanmayanlara, biz demişlerdir, bazı işlerde size itaat edeceğiz ve Allah’sa onların gizlice konuştuklarını bilmektedir.
-İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah’ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: ‘Size bazı işlerde itaat edeceğiz.’ Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.
-Bu şundandır: Bunlar, Allah’ın indirdiğinden tiksinenlere, “bazı işlerde size itaat edeceğiz” demişlerdi. Fakat Allah onların gizlediklerini biliyor.
Bazı ayetler hoşlarına gitmez ve şeytanın vesveselerine uyarlar. Allah onların neler yaptıklarını, konuştuklarını bilir.
27-Fekeyfe iżâ teveffet-humu-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum ve edbârahum
-Nasıl olacak halleri o zaman ki melekler, canlarını alırken yüzlerine, artlarına vurmaktadır.
-Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?
-Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alacakları zaman, bakalım nasıl olacak?!
Melekler onların sırtlarına ve yüzlerine vurarak canlarını alırken, bakalım ne yapacaklar.
28-Żâlike bi-ennehumu-ttebe’û mâ esḣata(A)llâhe ve kerihû ridvânehu feahbeta a’mâlehum
-Bu, böyledir, çünkü onlar, Allah’ın gazap ettiği şeylere uymuşlar ve razılığından hoşlanmamışlardır da o da, yaptıklarını mahvetmektedir
-İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah’ı gazablandıran şeye uydular ve O’nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı.
-Olacak olan budur. Çünkü onlar, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O’nun hoşnutluğundan tiksindiler, sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı.
Çünkü onlar, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler. Kendi çıkarları için çalıştılar. Allah’ta yaptıklarını boşa çıkardı.
29-Em hasibe-lleżîne fî kulûbihim meradun en len yuḣrica(A)llâhu adġânehum
-Yoksa, gönüllerinde hastalık olanlar, Allah, onların kinlerini, hasetlerini hiç meydana çıkarmayacak mı sanmaktadır?
-Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?
-Yoksa o kalplerinde maraz olanlar, Allah kendilerinin kinlerini hiçbir zaman ortaya çıkarmayacak mı sandılar?
O kalpleri hastalanmışların gizli işlerini, Allah ortaya çıkarmayacak mı zannediyorlardı.
30-Velev neşâu le-eraynâkehum fele’araftehum bisîmâhum(c) veleta’rifennehum fî lahni-lkavl(i)(c) va(A)llâhu ya’lemu a’mâlekum
-Ve dileseydik onları, sana gösterirdik de yüzlerinden tanırdın elbet ve elbette sözlerinden tanırsın, anlarsın onları ve Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.
-Eğer dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.
-Dileseydik onları sana mutlaka gösterirdik de sen onları yüzlerinden kesinlikle tanırdın. Zaten sen onları, sözlerinin tarzından da tanırsın. Allah tüm yaptıklarınızı biliyor.
Ya Muhammed, isteseydik onları sana gösterirdik, zaten onların konuşmalarından da anlardın. Allah onların bütün yaptıklarını biliyor.
31-Velenebluvennekum hattâ na’leme-lmucâhidîne minkum ve-ssâbirîne ve nebluve aḣbârakum
-Ve andolsun ki sizden savaşanları ve sabredenleri bildirmek ve gizlediklerinizi haber vermek için sizi sınamaktadır.
-Andolsun, biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).
-Andolsun, içinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız.
Ant olsun, kimin sabrettiğini, kimin çaba gösterdiğini ortaya çıkarıncaya kadar sizi belalarla imtihan edeceğiz. İnsanlar da bilip tanıyacaklar.
32-İnne-lleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi ve şâkkû-rrasûle min ba’di mâ tebeyyene lehumu-lhudâ len yedurû(A)llâhe şey-en ve seyuhbitu a’mâlehum
-Kafir olanlar ve halkı, Allah yolundan çıkaranlar ve doğru yol, kendilerince de apaçık olarak anlaşıldıktan sonra Peygambere karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler ve görürler ki Allah, onların yaptıklarını yakında, mahvetmektedir.
-Şüphesiz inkar edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra ‘elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar’, kesin olarak Allah’a hiç bir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır.
-Nankörlüğe sapıp Allah yolundan alıkoyanlar ve hidayet kendilerine tam bir şekilde belli olduktan sonra resule kafa tutanlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. O, onların amellerini işe yaramaz hale getirecektir.
İnkâr edenler, doğru belli olduktan sonra, resule karşı gelenler, doğru yoldan alıkoyanlar, Allaha zarar veremezler. Onların bütün çabaları boşa çıkacaktır.
33-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe ve atî’û-rrasûle velâ tubtilû a’mâlekum
-Ey inananlar, itaat edin Allah’a ve itaat edin Peygambere ve yaptıklarınızı boşa çıkarmayın.
-Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.
-Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; resule de itaat edin. Amellerinizi işe yaramaz hale getirmeyin.
Ey iman edenler, Allaha ve resulüne itaat edin ki çabalarınız boşa çıkmasın.
34-İnne-lleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi śümme mâtû vehum kuffârun felen yaġfira(A)llâhu lehum
-Kafir olanlar ve halkı Allah yolundan çıkaranlar, sonra da kafir olarak ölenler yok mu? Allah, kesin olarak onları yarlıgamamaktadır.
-Şüphesiz, inkar edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar, sonra ölenler; işte Allah, onlara kesinlikle mağfiret etmeyecektir.
-İnkar edip Allah yolundan döndüren, sonra da küfre saplanmış olarak ölenler yok mu, Allah onları asla affetmeyecektir.
İnkâr edenler, insanları yoldan çıkaranlar ve kâfir olarak ölenler asla affedilmeyecek.
35-Felâ tehinû ve ted’û ilâ-sselmi ve entumu-l-a’levne va(A)llâhu me’akum velen yetirakum a’mâlekum
-Artık gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın ve Allah, sizinledir ve yaptıklarınızın sevabını, hiç azaltmamaktadır.
-Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe düşmeyin. Allah sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez.
-Gevşemeyin, üstün durumda olduğunuz halde antlaşmaya davet etmeyin. Allah sizinledir; amellerinizi asla yitirmeyecektir.
Üstün durumdayken gevşemeyin. Onların barış tuzağına düşmeyin. Allah sizinledir. Başarınız eksiltilmeyecek.
36-İnnemâ-lhayâtu-ddunyâ la’ibun ve lehv(un)(c) ve-in tu/minû ve tettekû yu/tikum ucûrakum velâ yes-elkum emvâlekum
-Dünya yaşayışı, ancak bir oyundur, bir eğlence ve inanır ve çekinirseniz göreceksiniz ki size mükafatınızı vermektedir ve bütün mallarınızı istememektedir.
-Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer iman ederseniz ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez.
-Şu iğreti dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder korunursanız, Allah ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı istemeyecektir.
Dünya hayatı bir oyun eğlencedir. Dikkatli (takvalı) oynarsanız kazanırsınız. Kaybetmezsiniz.
37-İn yes-elkumûhâ feyuhfikum tebḣalû ve yuḣric adġânekum
-Eğer hepsini istese ve zorlasa sizi, nekesliğe kalkışırdınız da görürdünüz ki kinlerinizi, hasetlerinizi meydana çıkarmaktadır.
-Eğer sizden onları(n tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur.
-Eğer onları isteyip bunun için sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, böylece Allah kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
Dikkatli oynamazsanız kaybedersiniz. Sonra Allah yolunda cimriliğe düşersiniz. İşte o zaman gerçek karakteriniz ortaya çıkar.
38-Hâ entum hâulâ-i tud’avne litunfikû fî sebîli(A)llâhi feminkum men yebḣal(u)(s) vemen yebḣal fe-innemâ yebḣalu ‘an nefsih(i)(c) va(A)llâhu-lġaniyyu ve entumu-lfukarâ(u)(c) ve-in tetevellev yestebdil kavmen ġayrakum śümme lâ yekûnû emśâlekum
-Bilin ki siz, şunlarsınız: Allah yolunda malınızı, mülkünüzü harcamaya çağrılıyorsunuz da içinizden, nekeslik edenler var ve kim nekeslik ederse ancak kendisine zarar etmiş olur ve Allah, müstağnidir ve sizsiniz yoksullar ve itaatten yüz çevirirseniz yerinize bir başka topluluğu getirir, sonra görürsünüz ki onlar, size benzememektedir.
-İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.
-İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılan insanlarsınız. Ama bir kısmınız cimrilik ediyor. Oysa ki cimrilik eden kendi aleyhine cimrileşmiş olur. Allah Gani’dir; yoksul olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar, sizin benzerleriniz olmazlar.
Malınızı Allah yolunda infak ederken bazılarınız cimrilik yapıyor. Cimrilik yapan, gerçekte kendine cimrilik yapmış olur. Allah’ın bir şeye ihtiyacı yoktur. Eğer yüz çevirirseniz, yerinize başka bir milleti getirir. Onlar size benzemezler.
