Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim;
Mavi renkli yazılar değişik hocaların mealler;
Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;
(Gizlenen) (Resmi Mushaf: 74 / İniş Sırası: 4——–
Bu surede yine cenabı Allah bizim kıyamet felaketinden nasıl kurtulacağımızı anlatıyor. Mal mülk ve para hırsının kıyamet hazırlıklarına mâni olmamasını söylüyor. Sur üfürülünce akdelikten çıkamama tehlikesinden bahsediyor.
Bismillahirrahmanirrahim
1-Yâ eyyuhâ-lmuddeśśir(u)
-Ey elbisesiyle başını örten.
-Ey gizlenen,
-Ey örtüsüne bürünen!
Ey gizlenen.
(Korkan, yorulan, kaçan, gizlenen insan)
2-Kum fe-enżir
-Kalk da korkut
-Kalk ve insanları uyar.
-Kalk da uyar.
Kalk da uyar.
(Bırak gizlenmeyi, daha seninle işimiz var. Öğrendiklerini insanlara öğret. Oku, Kalem ve Müzzemil surelerindeki bilgileri iyice çalış ve insanları bu bilgilerle uyar)
3-Ve rabbekefekebbir
-Ve Rabbini büyük bil
-Rabbini tekbir et (yücelt)
-Rabbinin yüceliğini duyur.
Rabbinin büyüklüğünden bahset.
(Rabbimiz bizi kurtarmak istiyor, bizi seviyor. Kurtulma bilgilerini bize verecek, korkmasınlar diye söyle insanlara)
4-Ve śiyâbekefetahhir
-Ve elbiseni temizle.
-Öz benliğini temiz tut!
-Temizle giysini.
Temiz giyin, moralini düzelt, cesaretini topla.
5-Ve-rrucze fehcur
-Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
-Ve putlardan çekin.
-Uzaklaştır kendinden pisliği.
Düşüncelerini temizle, eskilerin masallarını unut, kafandaki hurafeleri uzaklaştır.
6-Velâ temnuntestekśir(u)
-Ve bir şeyi, daha fazlasını elde etmek için ve başa kakarak verme.
-İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.
-Çok bularak başa kakma yaptığın iyiliği.
Bir çıkar elde etmeyi de sakın düşünme. İnsanlara sırf karşılıksız yardım etmek için öğret, insanların başına kakma.
7-Velirabbike fasbir
-Ve Rabbine dayan, sabret.
-Rabbinin rızasına ermek için sabret.
-Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği.
Sadece rabbine dayan, bir tek rabbinden çıkar göreceksin, sabırlı ol.
8-Fe-iżâ nukira fî-nnâkûr(i)
-Çünkü o boruya (sur’a) üfürüldüğü zaman,
-Sur’a üflendiği zaman
-O boruya üfürüldüğünde,
Müthiş bir üfürülme ile üfürüldüğü vakit,
(Felaket gelip çattığı vakit, karadelikten girip akdelikten çıkıldığı vakit)
9-Feżâlike yevme-iżinyevmun ‘asîr(un)
-İşte o gün çok zorlu ve sıkıntılı bir gündür
-Artık o gündür pek güç bir gün
-İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.
İşte o gün, kurtulmanız çok zor olacak.
(Bilginiz, ilminiz ve çareniz olmazsa, hazırlıklı değilseniz kurtuluşunuz çok zor olacak)
10-Alâ-lkâfirîne ġayruyesîr(in)
-Kâfirlere kolay değildir.
-İnkârcılar için (hiç de) kolay olmayacak.
-Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.
Kafirler için o çetin günden kurtuluş çok zor olacak.
(Uyarılarını dinlemeyip hazırlanmayanlar, ilimde geri kalmış olanlar)
11-Żernî vemenḣalaktu ve hîdâ(n)
-Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak.
-Bırak beni ve yarattığımı yapayalnız.
-O yapayalnız yarattığım kimseyi sen bana bırak.
O yarattım kulu bana bırak
İşte o zaman, onlar kendine gelecek. Yalnızca bana yalvarıp duracaklar.
12-Ve ce’altulehumâlenmemdûdâ(n)
-O yarattığımı ki yarattım ve ona hayliden hayli mal verdim.
-Ona ardı arkası gelmeyen servetler vermiştim.
-Hesapsız bir mal verdim ona.
Ki ben onlara mal mülk zenginlik verdim.
(Ama onlar ilimde, öğrenmede, okumada ve okutmada, yardımlaşmada tembellik yaptılar. Sadece daha fazla servet peşinde koştular)
13-Ve benîne şuhûdâ(n)
-Göz doyurucu oğullar verdim.
-Her zaman yanında ve toplantılarda hazır bulunan oğullar verdiğim,
-Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).
Soylarını devam ettirecek çocuklar verdim.
(Ama onlar daha fazla çoğalma peşinde koştular)
14-Ve mehhedtulehutemhîdâ(n)
-Ve onun geçimini yaydım da yaydım
-Ve sayısız imkân ve fırsatları önüne serdim
-Alabildiğine imkânlar döşedim onun için.
Her türlü imkânlar verdim.
(Onlar Okuyabilir, Okutabilirlerdi)
15-Śumme yatme’u en ezîd(e)
-Sonra da daha fazlalaştırmamı umar.
-Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.
-Üstelik daha, daha artırmamı arzu ederdi
Doymadılar, mal, mülk, evlat yığdıkça yığmak istediler.
16-Kellâ(s) innehukâne li-âyâtinâ ‘anîdâ(n)
-Hayır, mümkün değil; şüphe yok o, delillerimize karşı adamakıllı inada girişti.
-Hayır, (istediğine kavuşamaz) çünkü o, ayetlerimize karşı bir inkârcı idi.
-Hayır, iş sanıldığı gibi değil. O bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Zaman zaman başına gelen problemlere inat etti, hiç aldırmadı. Tabii afetlere kulak asmadı. Daha kötüleri için önlem almaya çalışmadığından dolayı zamanla azalarak soyu kesildi.
17-Seurhikuhu sa’ûdâ(n)
-Ben de onu, rahat ve huzur yüzü görmeyeceği bir azaba uğratacağım
-Böylece onu güç yetirilemeyen zor bir azaba mecbur edip yokuşa süreceğim.
-Ben onu dik bir yola süreceğim.
Sonunda o çaresizlik ve zorluklar içinde kalacak.
(Hatası ve aç gözlülüğü yüzünden, ilerde gelecek olan o felaket uyarılarına aldırış etmediğinden, ilim ve bilgi sahibi olmadığından)
18-İnnehu fekkera ve kadder(a)
-Şüphe yok ki o, iyice bir düşündü de kendince ölçtü biçti
-Çünkü o düşündü ve hesap kurdu
-Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.
Ara sıra uyarılarımıza acaba dedi. Olur mu olmaz mı diye düşündü.
19-Fekutile keyfe kadder(a)
-Gebresi ce nasıl da ölçtü biçti
-Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti
-Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı!
Kahrolası nasıl hesapladıysa, nasıl düşündü taşındıysa.
20-Śumme kutile keyfe kadder(a)
-Sonra gene de gebereside, nasıl da ölçütü biçti.
-Yine canı çıkası nasıl da hesap kurdu
-Bir kez daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı
Kahrolası bir ara şüphelendi, korktu tekrar düşündü.
21-Śumme nezar(a)
-Sonra baktı.
-Sonra bir baktı
-Sonra (döndü insanların yüzüne) baktı.
Sonra baktı
(Yok ya bu saçma dedi)
22-Śumme ‘abese ve beser(a)
-Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.
-Sonra kaşını çattı, suratını astı
-Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
Bütün uyarıları saçma buldu.
23-Śumme edberavestekber(a)
-Sonra ardını döndü ve ululanmaya kalkıştı
-Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı
-Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.
Yok ya, olmaz öyle şeyler dedi ve böbürlendi.
24-Fekâle in hâżâ illâ sihrunyu/śer(u)
-Derken bu, ancak dedi, eskiden beri söylenegelen bir büyü
-Bu aktarıla gelen bir büyüden başka bir şey değildir” dedi
-Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.
Eskiden beri insanların söyledikleri palavradan başka bir şey değil bu dedi.
25-İn hâżâ illâ kavlu-lbeşer(i)
-Bu, bir beşer sözünden başkası değildir
-İnsan sözünden başka bir şey değil bu.”
-Bu ne ki, olsa olsa beşer sözü.” Dedi
İnsanların kendi uydurduklarından başka bir şey değil bu dedi.
26-Seuslîhi sekar(a)
-Onu yakıcı cehenneme atarım
-İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım
-Onu Sekar’a fırlatacağım.
Ama bilmiyorlar ki O zaman gelince, çaresizliğe, büyük bir strese, pişmanlığa kapılacaklar. İçi dışı ateşler içinde kıvranacaklar.
(Sekar, yani şiddetli pişmanlık ateşi içinde kıvranacaklar)
27-Vemâ edrâkemâsekar(u)
-Ve bilir misin, nedir yakıcı cehennem
-Cehennem ateşinin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?
-Sen Sakar’ın ne olduğunu bilir misin?
Sen o şiddetli pişmanlık ateşini bilir misin nedir? O çaresizliği bilir misin? Ne büyük şiddetli bir strestir o.
28-Lâ tubkîvelâteżer(u)
-Yakar bitirir de gene bırakmaz
-Ne alıkoyar, ne bırakır
-İçerisine atılan kimsede ne hayat bırakır, ne de ölüme terk eder
O stresli pişmanlık ateşinin çaresi yoktur. Bir türlü gitmez ondan. Ne öldürür ne yaşatır.
29-Levvâhatun lilbeşer(i
-Derileri tamamıyla yakar kavurur
-İnsana gerçek hakikati gösterir veya derileri tamamıyla yakıp kavurur
-Cehennem, günahkâr, âsi bedenlere, insanlara ölçüsüz derecede susamıştır
Derileri dökülür. Her yerinde yaralar çıkar. Çaresizlik ve acı içinde kıvranıp dururlar.
30-Aleyhâ tis’ate ‘aşer(a)
-On dokuz memuru vardır
-Üzerinde on dokuz vardır.
-Onun üzerinde on dokuz (bekçi) vardır
(Bu Kuranın) üzerinde on dokuz vardır.
(Bu inanmadığı kitapta keşke 19 şifresini görüp inansaydı)
31-Vemâ ce’alnâashâbe-nnâri illâ melâ-iketen(ﻻ) vemâce’alnâ ‘iddetehum illâ fitnetenlilleżînekeferûliyesteykine-lleżîneûtû-lkitâbe ve yezdâde-lleżîneâmenûîmânen(ﻻ) velâyertâbe-lleżîneûtû-lkitâbevelmu/minûne(ﻻ) veliyekûle-lleżîne fî kulûbihimmeradunvelkâfirûnemâżâerâda(A)llâhubihâżâmeśelâ(n)(c) keżâlikeyudillu(A)llâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ(u)(c) vemâya’lemucunûderabbike illâ hu(ve)(c) vemâhiye illâ żikrâlilbeşer(i)
-Biz, cehennem yaranını hep melekler yaptık. Ve biz onların sayılarını da küfre saplananlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?” desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
-Ve biz, cehennem memurlarını, meleklerden tayin ettik ve kendilerine kitap verilenlerin iyiden iyiye anlayıp inanmaları için ve inananların inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, şüpheye düşmesinler ve gönüllerinde hastalık olanlar ve kafirlerse, Allah bununla, bu örnekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on dokuz olarak taktir ettik. İşte böylece Allah, bildiğini saptırır ve dilediğini doğru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah bilir ve bu, insanlara bir öğüttür ancak.
-Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
İnsanlar hayatta iken cehennemlik olmamaları için bazı matematiksel şifreler verdik. Bu şifreleri gören imanlıların imanları daha da artar ve şüpheleri ortadan kalkar. Yarı imanlılar ve imansızlar Allah bu sayı ile neyi anlatmak istedi derler. Bu matematiksel şifreyi çözenlerin imanları artar, çözemeyenler yanlış yolda devam eder. Rabbinin evrendeki bütün şifrelerinin sayısını ancak kendisi bilir. İnsanların bu şifreleri araştırması lazım.
32-Kellâ velkamer(i)
-Hayır, gerçekten de andolsun aya
-Hayır, sandıkları gibi değil. Andolsun Ay’a,
-Hayır; aya andolsun
Aya ve etkilerine ant olsun.
33-Velleyli iżedber(a)
-Ant olsun geceye, sırtını döndüğünde;
-Ve ant olsun çekilip giderken geceye
-Çekilip giden geceye de
Giderken geceye ve etkilerine ant olsun.
34-Ve-ssubhi iżâesfer(a)
-Ağarmakta olan şafağa, yaklaşmakta olan sabaha ant olsun
-Ve ışıklanıp doğarken güne
-Ant olsun sabaha, ağarıp ışıdığında,
Gün doğumuna ve etkilerine ant olsun ki
35-İnnehâ le-ihdâ-lkuber(i)
-Gerçekten o, büyük (musibet) lerden biridir.
-Şüphesiz o Sekar, büyük felâketlerden biridir
-Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.
Evet, bu zamanlarda insanlara önemli psikolojik etkiler vardır.
(İlim adamları bu özel zamanların etkileri yani Allah’ın ordularını araştırması lazım)
36-Neżîran lilbeşer(i)
-Korkutucudur insanları
-İnsanlar için uyarı, korku vasıtasıdır
-İnsan için bir uyarıcıdır.
Bu etkiler insanları uyarır.
37-Limen şâeminkum en yetekaddeme ev yeteaḣḣar(a)
-Sizden, ileri geçip itaat edenleri ve geri kalıp isyana dalanları.
-Sizden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için
-Sizden, öne geçmek yahut arkaya kalmak / erken davranmak yahut gecikmek isteyen için.
Bu uyarıların etkilerini bazı insanlar kontrol eder bazıları kontrol etmez.
38-Kullu nefsin bimâkesebetrahîne(tun)
-Her nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir
-Herkes, kazancına bağlıdır.
-Her benlik öz kazancının bir karşılığıdır.
Zamanla bu etkiler karakterlere yerleşir.
39-İllâ ashâbe-lyemîn(i)
-Ancak sağ taraf ehli başka.
-Ancak sağ ashabı hariç.
-Uğur ve bereket yaranı müstesna.
Sadece her zaman takvalı hareket edenler negatif olarak etkilenmezler.
40-Fî cennâtinyetesâelûn(e)
-Cennetlerdedir onlar, soralar, konuşurlar
-Bahçelerdedirler. Birbirlerine soruyorlar,
-Onlar cennet bahçelerinde oturup, konuşup soracaklar
İşte onlar cennettedir. Meraktan sorarlar.
41-Ani-lmucrimîn(e)
-Suçlu-günahkârları
-Suçlular hakkında:
-Mücrimlerin halinden
Etkilenenlerin halinden.
42-Mâ selekekum fî sekar(a)
-Sizi Sakar’a ne sürükledi
-Nedir derler cehenneme sokan sizi
-Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”
Sekar’a sizi ne sürükledi derler.
(Sizdeki bu pişmanlık, bu ateşli stres nedendir diye)
43-Kâlû lemneku mine-lmusallîn(e)
-Biz namaz kılanlardan değildik’ dediler
-Namaz kılmazdık
-Cevap verdiler: “Namaz kılıp dua edenlerden değildik.
İyi insanlar değildik. İyi işler yapmazdık
44-Velem nekunut’imu-lmiskîn(e)
-Ve yoksulu doyurmazdık
-Çevresi, çaresi olmayan yoksulu, doyurmadık
-Yoksulu yedirip doyurmuyorduk.”
(Okumak isteyen yoksul, çaresiz insanlara da yardım etmezdik)
45-Ve kunnâneḣûdume’a-lḣâ-idîn(e)
-Ve boş laflarla azgınlığa dalanlarla biz de dalardık.
-Boş ve anlamsız şeylere dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik
-Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik.”
Orda burda ömrümüzü lak lak ile geçirirdik.
46-Ve kunnânukeżżibubiyevmi-ddîn(i)
-Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk
-Hesab gününü de yalan sayardık
-Din gününü yalanlıyorduk.
Dini, yolun sonunu yalanlıyorduk.
(Dünyanın, âlemin, yaşamın son bulacağına inanmıyorduk)
47Hattâ etânâ-lyakîn(u)
-Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.
-Kesin iman edilecek hakikatlerle yüz yüze gelme vaktine kadar yalanlıyorduk
-Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi.”
Nihayet bu felaket gerçeği geldi çattı
48-Femâ tenfe’uhumşefâ’atu-şşâfi’în(e)
-Derken şefaatçilerin şefaati fayda vermez onlara
-Bu durumda şefaat edebilecek kimse yok ki, şefaatleri, onlara fayda sağlasın
-Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati.
Şimdi kimse bu durumdan onları kurtaramaz. Yardım da edemez.
49-Femâ lehum ‘ani-tteżkiratimu’ridîn(e)
-Derken ne oluyor onlara ki öğütten, Kur’an’dan yüz çevirmedeler, kaçmadalar.
-Buna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar
-Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar?
Bu kadar açık açık insanların başlarına gelecekler anlatıldıktan sonra hala niye öğüt almaktan kaçıyorlar
50-Ke-ennehum humurunmustenfira(tun)
-Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler
-Ürken yaban eşeklerine benziyorlar
-Sağa-sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler,
Yaban eşekleri gibi ne diye öğütlerden kaçıyorsunuz.
51-Ferrat minkasvera(tin)
-Aslan’dan ürküp kaçan.
-Aslandan kaçmaktalar
-Aslan’dan ürkmüşlerdir.
Aslandan ürküp kaçanlar gibi.
52-Bel yurîdukullu-mri-in minhum en yu/tâsuhufenmuneşşera(ten)
-Hayır, onların her biri, ister ki apaçık sahifeler verilsin onlara
-Hayır; onlardan her bir kişi kendisine, açılmış sayfalar verilmesini istiyor
-İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
İstiyorlar ki her şey kendilerine, açık açık gösterilsin. Hazır verilsin.
53-Kellâ(s) bel lâ yeḣâfûne-l-âḣira(te)
-Hayır, öyle değil, onlar, ahiretten korkmazlar
-Hayır, (onlara bu istedikleri verilmez), hakikat şu ki, onlar ahiretten korkmazlar.
-Hayır, öyle şey olmaz. Doğrusu şu ki ahiretten korkmuyorlar.
Ama gerçekte onların problemi inanmadıkları için ahiretten korkmamaları.
54-Kellâ innehuteżkira(tun)
-Gerçek (şu ki), o (Kur’an,) elbette bir öğüttür
-Gerçekten de Kur’an, bir öğüttür.
-Hayır, iş, sandıkları gibi değil. O bir öğüt verici / bir düşündürücüdür.
Bir bilseler ki bu anlatılanlar gerçektir. Gerçek bir öğüttür, ikazdır, uyarıdır.
55-Femen şâeżekerah(u)
-Artık kim dilerse öğüt alır
-Artık dileyen, öğüt alır onunla
-Dileyen düşünür onu, öğüt alır.
İsteyen bu öğütleri dikkate alır, okur öğrenir ve hazırlıklarını yapar.
56-Vemâ yeżkurûne illâ en yeşâa(A)llâh(u)(c) huveehlu-ttakvâ ve ehlu-lmaġfira(ti)
-Ve Allah’ın dilediğinden başkası öğüt alamaz; odur çekinilmeye değer ve yarlıgayıp suçları örter
-Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O’dur, bağışlayacak da.
-Ve onlar, Allah’ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan o’dur.
Onlardan Allah’ın dilediği yaşam sistemine uygun olarak yaşayanlar bu öğütleri alır. Uygun yaşamayanlar da öğütleri alamaz.
