İçeriğe geç

Meryem

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

Bu surede kıyametten kurtulma yollarından bahsediyor. Hristiyanların Hz.İsa’ya Allah’ın oğlu dediklerinden ve kurtuluş için ondan yardım istediklerinden bahsediyor. Gerçekte Allah’ın yardımı olmadan kurtulamayacaklarından bahsediyor.

(Resmi Mushaf: 19 / İniş Sırası: 44) ——-

Bismillahirrahmanirrahim

1-Kâf-Hâ-Yâ-’Ayn-Sâd

2-Żikru rahmeti rabbike ‘abdehu zekeriyyâ
-Bu, kulu Zekeriyya’ya Rabbinin rahmetini anıştır
-(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir
-Rabbinin rahmetinin, Zekeriyya kuluna anılışıdır bu…

Bu Allah’ın rahmeti üzerine olan Zekeriya’nın hikâyesidir.

3-İż nâdâ rabbehu nidâen afiyyâ(n)
-Hani o, gizlice Rabbine niyaz etmişti de.
-Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman;
-Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmişti de,

Bir gün o Rabbine gizlice yalvararak demişti ki

4-Kâle rabbi innî vehene-l’azmu minnî veşte’ale-rra/su şeyben velem ekun bidu’â-ike rabbi şekiyyâ(n)
-Demişti ki: Rabbim, kemiklerim bile incelip zayıfladı, saçımsakalım ağardı, parılparıl parlamada başım sanki ve sana ne dua etmişsem mahrum olmadım ben.
-Demişti ki: ‘Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım
-Şöyle demişti: “Rabbim, işte karşındayım. Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım.”

Rabbim ihtiyarladım, kemiklerim inceldi, başımda saçım kalmadı, sakalım beyazlaştı, şimdiye kadar sana ettiğim dualara sen hep cevap verdin.

5-Ve-innî iftu-lmevâliye min verâî vekâneti-mraetî ‘âkiran feheb lî min ledunke veliyyâ(n)
-Benden sonra yerime geçecek, mirasıma konacak yakınlarımdan endişelenmekteyim, karım da kısır, sen bana katından bir oğul ihsan et de.
-Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.’
-Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;

Şimdide bana yardım et. Benden sonra yerime geçeceklere pek güvenemiyorum. Bana, yerime geçecek, salih birisini ver. Eşimde kısır, çocuğumda olamaz. (Hz.Meryem’e eş olacak bir damat istiyor)

6-Yeriśunî veyeriśu min âli ya’kûb(e)(s) vec’alhu rabbi radiyyâ(n)
-Bana da mirasçı olsun, Yakup soyuna da mirasçı olsun ve Rabbim, onu, rızanı kazanmışlardan et.
-Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.’
-Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim.”

Senin de mutlu olacağın o salih kimse hem bana hem Yakup oğullarına da mirasçı olsun.

7-Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke biġulâmin(i)smuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(n)
-Ey Zekeriyya, biz seni müjdelemekteyiz, bir oğlun olacak, adı da Yahya’dır ve ondan önce bu adla adlanmış hiç kimseyi yaratmadık
-(Allah buyurdu:) ‘Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız
-Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.

Ey Zekeriya duanı kabul ediyorum, ama (damat yerine) sana bir oğul vereceğim, ismi Yahya olacak. Bu isim daha önce hiç kimseye verilmedi.

8-Kâle rabbi ennâ yekûnu lî ġulâmun vekâneti-mraetî ‘âkiran vekad belaġtu mine-lkiberi ‘itiyyâ(n)
-Dedi ki: ‘Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım
-Rabbim dedi, benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısır ve ben de ömrümün sonlarına vardım, tamamıyla ihtiyarladım
-Dedi: “Rabbim, benim için oğul nasıl söz konusu olur? Karım doğurganlığını yitirmiştir, bense yaşlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaştım.”

Rabbim benim oğlum olamaz ki, eşimin doğurganlığı bitti, bense çok ihtiyarladım.

9-Kâle keżâlike kâle rabbuke huve ‘aleyye heyyinun vekad alektuke min kablu velem teku şey-â(n)
-Böyledir bu dedi, Rabbine dedi, bu pek kolay ve sen yokken evvelce de seni yaratmıştım
-(Ona gelen melek:) ‘İşte böyle’ dedi. ‘Rabbin dedi ki: Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım
-Bu budur.” dedi. Rabbin şöyle buyurdu: “Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.”

Merak etme ben seni sen hiçbir şey değilken de yaratmadım mı, bu benim için kolaydır.

10-Kâle rabbi-c’al lî âye(ten)(c) kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse śelâśe leyâlin seviyyâ(n
-Rabbim dedi, bana bir delil göster. Sıhhatin yerindeyken dedi, tam üç gece insanlarla konuşamayacaksın, işte bu, sana delildir
-Dedi ki: ‘Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.’ Dedi ki: ‘Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır
-Dedi: “Rabbim, bana bir işaret ver.” Cevap verdi: “İşaretin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşmamandır.”

Zekeriya, Rabbim bana bir işaret ver çocuğum olacağına dair. Rabbi, hiçbir hastalığın olmadığı halde 3 gece insanlarla konuşamayacaksın, (dilin tutulacak). Bu sana delil dedi.

11-Fearace alâ kavmihi mine-lmihrâbi feevhâ ileyhim en sebbihû bukraten veaşiyyâ(n)
-Zekeriyya, mihraptan çıkıp kavmine, sabahakşam onu tenzih edin noksan sıfatlardan diye işaret etti.
-Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: ‘Sabah akşam tesbih edin
-Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara, “sabah-akşam tespih edin” diye işaret verdi.

Zekeriya akşam her zamanki gibi vaaz için cemaatinin önüne çıkınca konuşamadı. İşaretlerle konuşmaya çalıştı.

12-Yâ yahyâ użi-lkitâbe bikuvve(tin)(s) veâteynâhu-lhukme sabiyyâ(n)
-Ey Yahya, azim ve kuvvetle kitabı al. Ve ona çocukken peygamberlik verdik
-(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) ‘Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.’ Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
-Ey Yahya! Kitap’ı kuvvetle tut.” Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.

Derken oğlu doğdu, Yahya’ya, Tevrat’a iyi sarıl dedik ve onu küçükten okutmaya başladık ve o hikmet (bilgi) sahibi oldu.

(Beyne bilgi transferi)

13-Vehanânen min ledunnâ vezekâ(ten)(s) vekâne takiyyâ(n)
-Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsan ettik ve o, mabudundan çekinirdi.
-Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.
-Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.

Çok temiz ve yumuşak kalpli idi. Yanlışlık yapmaktan sakınırdı.

14-Veberran bivâlideyhi velem yekun cebbâran ‘asiyyâ(n)
-Anasınababasına iyilik ederdi ve cebbar ve asi değildi
-Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi
-Ana-babasına iyilik eden biriydi; zorba, isyancı biri değil.

Anasına babasına şefkatli, hayırlı bir evlat oldu.

(Hz.Hızırın öldürdüğü hayırsız evlat şimdi hayırlı olarak gelmiş olabilir)

15-Veselâmun ‘aleyhi yevme vulide veyevme yemûtu veyevme yub’aśu hayyâ(n)
-Ve esenlik ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltilerek kabrinden çıkarılacağı gün
-Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de
-Selam olsun ona, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.

Selam olsun ona, doğduğu gün, vefat edeceği gün ve tekrar diriltileceği gün dedik. 

16-Veżkur fî-lkitâbi meryeme iżi-ntebeżet min ehlihâ mekânen şarkiyyâ(n)
-Kitapta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılmış, doğu tarafında bir yere çekilmişti
-Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti
-Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekana çekilmişti.

Kitapta Meryem’i de an, (Bu kitapta Meryem’den de bahsedeceğiz) O doğu tarafına doğru, içerlere doğru bir yere gitmişti.

17-Fetteażet min dûnihim hicâben feerselnâ ileyhâ rûhanâ fetemeśśele lehâ beşeran seviyyâ(n)
-Ve ailesiyle arasına bir perde germişti. Derken ona ruhumuzu göndermiştik de gözüne, azası düzgün bir insan şeklinde görünmüştü
-Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, ona düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
-Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.

Ailesi ile teması kesmiş, inzivaya çekilmişti. Orada ona ruhumuzu insan şeklinde gönderdik. Ona seviyeli, kaliteli düzgün birisi olarak gözüktü.

(Bir genç kızın tek başına seyahat etmesinde bir sakınca yoktur)

18-Kâlet innî e’ûżu bi-rrahmâni minke in kunte tekiyyâ(n)
-O, fenalıklardan çekinen bir adamsan demişti, rahmana sığınırım senden
-Demişti ki: ‘Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).’
-Meryem demişti: “Ben senden, Rahman’a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol.”

Meryem, ben senden koruyucuma, kollayıcıma (rahmana) sığınıyorum yaklaşma bana dedi.

19-Kâle innemâ enâ rasûlu rabbiki li-ehebe leki ġulâmen zekiyyâ(n)
-Ruh, ben demişti, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana bir erkek çocuk vermeye geldim.
-Demişti ki: ‘Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).’
-Ruh dedi: “Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için burdayım.”

Ben rabbinin elçisiyim. Bir oğlun olacak onu söylemeye geldim.

20-Kâlet ennâ yekûnu lî ġulâmun velem yemsesnî beşerun velem eku beġiyyâ(n)
-Meryem, benim nasıl oğlum olabilir ki hiç bir kimse, henüz bana dokunmadı demişti, hem kötü bir kadın da değilim ben.
-O: ‘Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken’ dedi
-Dedi: “Benim nasıl oğlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben iffetsiz biri de değilim.”

Benim nasıl bir oğlum olabilir, ben kimse ile temasta bulunmadım ki. Hem öyle birisi de değilim.

21-Kâle keżâliki kâle rabbuki huve ‘aleyye heyyin(un)(s) velinec’alehu âyeten linnâsi verahmeten minnâ(c) vekâne emran makdiyyâ(n)
-Böyledir bu demişti ruh, bu iş, Rabbin için pek kolay demişti. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve katımızdan bir rahmet olarak halkedecektik ve bu iş, zaten de mukadderdi, olup bitti
-‘İşte böyle’ dedi. ‘Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).’ Ve iş de olup bitmişti.
-Dedi: “İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: ‘O benim için çok kolaydır.’ Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu.”

Sen şu anda hamile kaldın bile. Korkma oğlun, insanlar için Allah’ın bir mucizesi olacak ve o insanlara bir rahmet olacak. Allah için kolaydır bu.

(Babasız ve temassız doğma insanlara değişik bir ilim dalı örneği)

22-Fehamelet-hu fentebeżet bihi mekânen kasiyyâ(n)
-Sonunda ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekilip gitti.
-Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi
-Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekana çekildi.

Meryem hamile kalınca oradan da kalkıp daha uzak bir yere gitti.

23-Feecâehâ-lmeâdu ilâ ciż’i-nnaleti kâlet yâ leytenî mittu kable hâżâ vekuntu nesyen mensiyyâ(n)
-Derken doğum sancısı, onu bir hurma ağacının dibine sevketti de keşke dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim
-Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: ‘Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutulsaydım
-Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının kütüğüne götürdü. “Ah dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup gitseydim.”

Derken, doğum sancısından hurma ağacına tutunmak istedi. Utancında daha önce ölmüş, unutulup gitmiş olmayı diledi.

24-Fenâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ce’ale rabbuki tahteki seriyyâ(n)
-Uzaktan bir ses geldi ona: Mahzun olma, Rabbin, ayağının altından bir ırmak akıttı.
-Altından (bir ses) ona seslendi: ‘Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.’
-Altından ona şöyle seslendi: “Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi.”

Tasalanma bak suyun geldi doğuracaksın diye bir ses duydu.

25-Vehuzzî ileyki biciż’i-nnaleti tusâkit aleyki rutaben ceniyyâ(n)
-Hurma ağacını silk, sana terütaze hurmalar dökülecek
-Hurma ağacını, kendine doğru silkele ki, üzerine olgun, taze hurmalar dökülsün
-Hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir.”

(Doğumdan sonra) salla hurma ağacını, düşen olgunlaşmış hurmalardan ye.

26-Fekulî veşrabî vekarrî ‘aynâ(en)(s) fe-immâ terayinne mine-lbeşeri ehaden fekûlî innî neżertu lirrahmâni savmen felen ukellime-lyevme insiyyâ(n)
-Ye, iç, gözün aydın. Fakat seni birisi görürse ben de, bugün rahman için oruç tutmadayım ve hiçbir kimseyle kesin olarak konuşamam
-Artık, ye, iç ; gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: ‘Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım
-Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: ‘Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım.’”

Biraz burada ye iç, geri döndüğünde hiçbir insan ile konuşma. Konuşmama orucu tutuyorum de.

27-Feetet bihi kavmehâ tahmiluh(u)(s) kâlû yâ meryemu lekad ci/ti şey-en feriyyâ(n)
-Çocuğunu kucağına alıp kavmine gelince ey Meryem dediler, gerçekte de pek büyük bir iş işledin
-Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: ‘Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın
-Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. “Ey Meryem, dediler, şaşılacak bir iş yaptın!”

Meryem bebeği ile kendi toplumuna gidince, insanlar şaşırdı ve ayıpladılar.

28-Yâ ute hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev-in vemâ kânet ummuki beġiyyâ(n)
-Ey Harun’un kız kardeşi, baban, fena bir adam değildi, anan da kötü bir kadın değildi
-Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.’
-Ey Harun’un kızkardeşi! Baban kötü bir adam değildi. Annen de bir iffetsiz bir kadın değildi.”

Ey Harun soyundan gelen kız, baban ve annen iyi temiz insanlardı, sen nasıl böyle oldun dediler.

29-Feeşârat ileyh(i)(s) kâlû keyfe nukellimu men kâne fî-lmehdi sabiyyâ(n)
-Meryem, çocuğuna işaret etti. Nasıl olur da dediler, beşikteki çocuk konuşur?
-Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: ‘Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz
-Meryem, çocuğa işaret etti. Dediler: “Beşikteki bir sabiyle nasıl konuşuruz?”

Meryem konuşma orucunda olduğu için ona sorun der gibi bebeği işaret etti. Beşikteki, kundaktaki bebek konuşamaz ki dediler.

30-Kâle innî ‘abdu(A)llâhi âtâniye-lkitâbe vece’alenî nebiyyâ(n)
-İsa, Şüphe yok ki dedi, ben Allah’ın kuluyum, bana kitap vermiştir ve beni peygamber etmiştir
-Fakat, o beşikteki çocuk: “Bakın!” dedi “Allah’ın kuluyum ben. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı
-Beşikteki sabi dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.”

Bebek, ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni nebi (peygamber) yaptı dedi.

(Bebeğin beynine bilgi transferi)

31-Vece’alenî mubâraken eynemâ kuntu veevsânî bi-ssalâti ve-zzekâti mâ dumtu hayyâ(n)
-Ve Nerede olursam olayım kutlamıştır beni ve diri oldukça namaz kılmamı, zekat vermemi emretmiştir bana.
-Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.’
-Beni, bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı, zekatı önerdi.”

Beni kutsal, bereketli yaptı, yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti.

(Normal vergisini veren, kurallara uyan yararlı bir vatandaş olmamı emretti)

32-Veberran bivâlidetî velem yec’alnî cebbâran şekiyyâ(n)
-Ve anama itaatli etmiştir beni ve cebbar, kötü kişi olarak yaratmamıştır beni.
-Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.’
-Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı.”

Anneme de iyilik yapmamı, zorba ve asi olmamamı emretti

33-Ve-sselâmu ‘aleyye yevme vulidtu veyevme emûtu veyevme ub’aśu hayyâ(n)
-Esenlik bana doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar dirilip kabirden çıkacağım gün.
-Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.’
-Selam bana doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün.”

Selam bana olsun, doğduğum gün, vefat edeceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün.

(Hz.İsa’nın tekrar geleceğinin işareti olabilir)

34-Żâlike ‘îsâ-bnu meryem(e)(c) kavle-lhakki-lleżî fîhi yemterûn(e)
-İşte budur Meryemoğlu İsa. Onların şüpheye düştükleri şey hakkında gerçek söz, budur.
-İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri ‘Hak Söz’.
-İşte Meryem oğlu İsa budur! Hakkında kuşku ve çelişmeye düştükleri şeyin doğrusu bu sözdür.

İşte onların tam bilmedikleri, Allah’ın oğlu diye söyledikleri Meryem oğlu İsa’nın hikâyesinin aslı budur.

35-Mâ kâne li(A)llâhi en yetteiże min veled(in)(s) subhâneh(u)(c) iżâ kadâ emran fe-innemâ yekûlu lehu kun feyekûn(u)
-Evlat edinmesi, layık değildir Allah’a, noksan sıfatlardan münezzehtir o. Bir işin olmasını takdir etti mi ona ancak ol der, oluverir
-Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: ‘Ol’ der, o da hemen oluverir
-Bir oğul edinmek Allah’a asla yaraşmaz. O’nun şanı yücedir. Bir iş ve oluşa karar verdi mi, sadece “ol” der, o hemen oluverir.

Allah’a yakışır mı oğul edinmek. Onun şanı yücedir. Verdiği kararlar için OL der olur.

36-Ve-inna(A)llâhe rabbî ve rabbukum fa’budûh(u)(c) hâżâ sirâtun mustekîm(un)
-Ve şüphe yok ki Allah, Rabbimdir ve Rabbiniz, ona kulluk edin; budur doğru yol
-Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur
-Şüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na kulluk / ibadet edin. Dosdoğru yol budur.

İsa, Allah benim rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Sadece ona kulluk edin. Doğru yol budur demişti.

37-Fatelefe-l-ahzâbu min beynihim(s) feveylun lilleżîne keferû min meşhedi yevmin azîm(in)
-Aralarından bölükler ayrıldı, ayrılığaaykırılığa düştüler. Ulaşıp görecekleri büyük günün şiddetli azabı kafirlere
-İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkâr edenlere
-Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkarcıların haline!

(Hz.İsa öldükten sonra) kendi aralarında ihtilafa (üçlemeye) düştüler. O büyük gün geldiğinde vay hallerine.

38-Esmi’ bihim veebsir yevme ye/tûnenâ(s) lâkini-zzâlimûne-lyevme fî dalâlin mubîn(in)
-Neler duyacaklar, neler görecekler bize geldikleri gün; fakat zalimler, bugün, apaçık bir sapıklıkta.
-Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler
-Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler. Fakat o zalimler bugün, açık bir sapıklık içindedirler.

Bize gelecekleri gün (ölüm anında) bütün gerçekleri öğrenecekler. Şimdi onlar yanlış bir inançtalar.

39-Veenżirhum yevme-lhasrati iż kudiye-l-emru vehum fî ġafletin vehum lâ yu/minûn(e)
-Onları hasret günüyle korkut; iş olup biter o zaman ve onlar, şimdi gaflettedir ve onlar, inanmazlar.
-İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar
-Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.

Sen ya Muhammed (teslis, üçleme düşüncelerinden) pişman olacakları gün gelmeden önce onları uyar. Yoksa ahirette karar verilmiş olacak.

40-İnnâ nahnu neriśu-l-arda vemen ‘aleyhâ ve-ileynâ yurce’ûn(e)
-Şüphe yok ki biziz yeryüzünün ve yeryüzünde olanların mirasçısı ve dönüp bizim tapımıza gelir onlar.
-Elbette, yeryüzüne ve üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler
-Yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı olacağız, biz. Ve bize döndürülecekler.

Yeryüzü ve üzerinde yaşayanların hepsi kıyamet kopunca bizim emrimiz altında bize gelecekler.

41-Veżkur fî-lkitâbi ibrâhîm(e)(c) innehu kâne siddîkan nebiyyâ(n
-Kitapta İbrahim’i de an. Şüphe yok ki o, çok gerçek bir peygamberdi
-Kitap’ta İbrahim’i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi
-Kitap’ta İbrahim’i de an. O, özü-sözü doğru bir peygamberdi.

İbrahim’i de yâd et. O çok akıllı, doğru konuşan bir Nebi (peygamber) idi.

42-İż kâle li-ebîhi yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesme’u velâ yubsiru velâ yuġnî ‘anke şey-â(n)
-Hani o atasına ata demişti, ne diye taparsın duymaz, görmez, senden hiçbir şeyi gideremez şeylere
-Hani babasına demişti: ‘Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun
-Hani, babasına demişti ki: “Babacığım; işitmeyen, görmeyen, sana hiç bir yarar sağlamayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?”

Babasına, işitmeyen, görmeyen, sana hiçbir faydası olmayan şeylere niye tapıyorsun demişti.

43-Yâ ebeti innî kad câenî mine-l’ilmi mâ lem ye/tike fettebi’nî ehdike sirâtan seviyyâ(n
-Gerçekten de ata, sence bilinmeyen bir bilgiye sahip oldum ben, artık bana uy da seni dosdoğru yola ileteyim.
-‘Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım
-“Babacığım, bana ilimden, sana ulaşmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim.”

Ben bilgi sahibiyim, beni dinle, dinle ki seni doğru yola ileteyim.

44-Yâ ebeti lâ ta’budi-şşeytân(e)(s) inne-şşeytâne kâne lirrahmâni ‘asiyyâ(n)
-Ata, Şeytan’a kulluk etme, şüphe yok ki Şeytan, rahmana asidir
-‘Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır
-“Babacığım, şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan Rahman’a isyan etmişti.”

Şeytana kulluk ediyorsun. Etme, çünkü o rahmana isyan etmişti.

45-Yâ ebeti innî eâfu en yemesseke ażâbun mine-rrahmâni fetekûne lişşyetâni veliyyâ(n)
-Ata, gerçekten de korkuyorum, sana rahmandan bir azap gelip çatar da Şeytan’a dost olursun
-Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun
-Babacığım, ben sana Rahman’dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum.”

Sonra sana rahmandan bir azap gelir, o zaman rahmana kızar şeytanın dostu olursun.

46-Kâle erâġibun ente ‘an âlihetî yâ ibrâhîm(u)(s) le-in lem tentehi leercumennek(e)(s) vehcurnî meliyyâ(n)
-Atası, ey İbrahim dedi, benim mabutlarımdan yüz mü çevirmedesin? Bu işten vazgeçmezsen taşlarım seni, uzun bir zaman görünme, git, bırak beni.
-(Babası) Demişti ki: ‘İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git.’
-Babası dedi: “Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi seni taşlarım. Uzun bir süre uzak kal benden.”

Babası kızarak dedi ki git buradan. Sen benim ilahlarımdan yüz çeviriyorsun. Git taşlarım seni.

47-Kâle selâmun ‘aleyk(e)(s) seestaġfiru leke rabbî(s) innehu kâne bî hafiyyâ(n)
-İbrahim, esenlik sana dedi, Rabbimden yarlıganmanı dileyeceğim, şüphe yok ki o, pek lutfeder bana.
-(İbrahim:) ‘Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır’ dedi.
-Dedi: “Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkardır.”

Peki, baba dedi hoşça kal. Rabbimden senin için af dileyeceğim. Duamı kabul edeceğini zannediyorum.

48-Vea’tezilukum vemâ ted’ûne min dûni(A)llâhi veed’û rabbî ‘asâ ellâ ekûne bidu’â-i rabbî şekiyyâ(n)
-Ve sizi ve Allah’tan başka kulluk ettiğiniz şeyleri bırakıyor ve Rabbime dua ediyorum, umarım ki duamı kabul eden, mahrum etmez beni
-Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım
-Sizden de Allah dışındaki yakardıklarınızdan da ayrılıyorum; Rabbime dua edeceğim. Umarım, Rabbime yakarışımla bahtsızlığa düşmem.”

Sizi ve taptıklarınızı terk edip gidiyorum. Ben sadece Rabbime kulluk edeceğim, mutlu olacağım.

49-Felemmâ-’tezelehum vemâ ya’budûne min dûni(A)llâhi vehebnâ lehu ishâka veya’kûb(e)(s) vekullen ce’alnâ nebiyyâ(n)
-Onların ve Allah’tan başka kulluk ettikleri şeyleri bırakınca ona İshak’ı ve Yakup’u verdik ve hepsini de peygamber ettik.
-Böylelikle, onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak’ı ve (oğlu) Yakup’u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık
-İbrahim, onlardan ve Allah dışında kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve hepsini peygamber yaptık.

İbrahim onlardan ve taptıklarından ayrıldıktan sonra, ona oğlu İshak’ı ve torunu Yakup’u verdik. Hepsini de Nebi (peygamber) yaptık.

50-Vevehebnâ lehum min rahmetinâ vece’alnâ lehum lisâne sidkin ‘aliyyâ(n)
-Ve onlara rahmetimizden ihsanlar ettik, gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yücelttik.
-Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
-Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.

Onları sevdiğimizden birçok nimetler verdik. İnsanlara onlar için devamlı dua ettirdik.

(Her namazda Allahümme salli ve Allahümme barik duası okunur)

51-Veżkur fî-lkitâbi mûsâ(c) innehu kâne mulasan vekâne rasûlen nebiyyâ(n)
-Kitapta Musa’yı da an; şüphe yok ki o, ihlasa mazhar olmuş şeriat sahibi bir peygamberdi.
-Kitap’ta Musa’yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
-Kitap’ta Musa’yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüğe erdirilmişti ve o bir resul, bir peygamberdi.

Musa’yı da an, samimi dürüst bir insandı. Onu hem Resul hem de Nebi (peygamber) yaptık.

52-Venâdeynâhu min cânibi-ttûri-l-eymeni vekarrabnâhu neciyyâ(n)
-Ona, Tur’un sağ yanından nida ettik, bizimle konuşmak üzere tapımıza yaklaştırdık onu
-Ona, Tur’un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık
-Ona Tur’un sağ tarafından seslendik. Onu, fısıldaşan kimse kadar yaklaştırdık.

Dağın sağından (kutsal vadi Tuva’dan) ona seslendik. Sırdaş gibi yakınlaştırdık.

53-Vevehebnâ lehu min rahmetinâ eâhu hârûne nebiyyâ(n)
-Rahmetimizden bir lütuf olarak kardeşi Harun’u da peygamber ettik
-Ona rahmetimizden kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak armağan ettik.
-Rahmetimizden ona kardeşi Harun’u bir peygamber olarak armağan ettik.

Musa’ya merhametimizden yardımcı olarak kardeşi Harun’u da nebi (Peygamber) olarak ona verdik.

54-Veżkur fî-lkitâbi ismâ’îl(e)(c) innehu kâne sâdika-lva’di vekâne rasûlen nebiyyâ(n)
-Kitapta İsmail’i de an; şüphe yok ki o, vaadinde gerçekti ve insanlara gönderilmiş olan bir peygamberdi
-Kitap’ta İsmail’i de zikret. Çünkü o, va’dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi
-Kitap’ta İsmail’i de an. Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.

İsmail’i ’de an, sözünde sadık bir insandı. Hem Resuldü hem de Nebi. (Öğreten peygamber)

55-Vekâne ye/muru ehlehu bi-ssalâti ve-zzekâti vekâne ‘inde rabbihi merdiyyâ(n)
-Ehline, ayaline namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi, Rabbinin katından da rızasını kazananlardandı.
-Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
-Ailesine namazı, zekatı emrederdi. Rabbi katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi.

İnsanlara namazı ve zekâtı öğretirdi. Sevgimizi kazanmış bir kişi idi.

56-Veżkur fî-lkitâbi idrîs(e)(c) innehu kâne siddîkan nebiyyâ(n)
-An kitapta İdris’i de; şüphe yok ki o çok gerçek bir peygamberdi.
-Kitap’ta İdris’i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
-Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.

İdris’i de an. O çok sadık bir Nebi idi. Yaptıkları ve dedikleri aynı olan bir insandı.

57-Verafa’nâhu mekânen ‘aliyyâ(n)
-Biz onu pek yüce bir mevkie yükselttik
-Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik
-Onu yüce bir mekana yükselttik.

Biz ona yüksek yetenekler ve bilgiler verdik.

(Terzilik, kalem kullanmayı, yıldızların ilmini, matematik)

58-Ulâ-ike-lleżîne en’ama(A)llâhu ‘aleyhim mine-nnebiyyîne min żurriyyeti âdeme vemimmen hamelnâ me’a nûhin vemin żurriyyeti ibrâhîme ve-isrâ-île vemimmen hedeynâ vectebeynâ(c) iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtu-rrahmâni arrû succeden vebukiyyâ(n)
-İşte bunlar, Âdem soyundan, Nuh’la beraber gemiye yüklediklerimizin soylarından, İbrahim’in ve İsrail’in soylarından gelen ve Allah tarafından kendilerine nimetler ihsan edilen peygamberlerdendir, doğru yola sevkettiğimiz ve seçtiğimiz kişilerdendir. Rahmanın ayetleri, onlara okundu mu ağlayaağlaya hemen secdeye kapanırlardı
-İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar
-İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Adem’in soyundan, Nuh’la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.

İşte bunlar, Âdem soyundan, Nuh ile beraber gemiye binenlerin soyundan, İbrahim ve İsrail soyundan, doğru yola koyduğumuz seçilmiş Nebilerdendi. Rahmanın adı geçtiğinde ağlayıp secdeye kapananlardı.

59-Fealefe min badihim alfun edâ’û-ssalâte vettebe’ûşşehevât(i)(s) fesevfe yelkavne ġayyâ(n)
-Onlardan sonra öyle bir soy geldi ki namazı zayi etti onlar, şehvetlere uydular, azınlıklarının cezasına pek yakında uğrayacak onlar
-Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır
-Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.

Onlardan sonra gelen nesiller namazı (ilim çalışmalarını) unuttular, şehvetlerine uydular. Onlar cezalarını bulacaklar.

60-İllâ men tâbe veâmene ve’amile sâlihan feulâ-ike yedulûne-lcennete velâ yuzlemûne şey-â(n)
-Ancak tövbe eden, inanan ve iyi işlerde bulunan müstesna. Bu çeşit kişiler cennete girerler ve hiçbir hususta zulüm görmezler
-Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar
-Tövbe eden, iman edip barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.

Tabii ki tövbe edenler, iman edip iyi işler yapanlar affedilecek ve cennete gireceklerdir.

61-Cennâti ‘adnin(i)lletî ve’ade-rrahmânu ‘ibâdehu bil-ġayb(i)(c) innehu kâne va’duhu me/tiyyâ(n)
-Ebedi Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmiştir bu cennetleri. Şüphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir.
-Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun va’di yerine gelecektir
-Rahman’ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O’nun vaadi yerine gelir.

İşte bazı kullarım, verdiğim özel yetenekler (önderlik, liderlik, ilim ve sanat gibi) bu yeteneklere devem edebilecekleri Adn cennetine girecekler.

62-Lâ yesme’ûne fîhâ laġven illâ selâmâ(en)(s) velehum rizkuhum fîhâ bukraten ve’aşiyyâ(n)
-Orada manasız bir söz işitmeyecekler, ancak esenlik size sözünü duyacaklar ve sabahakşam, rızıkları gelecek onlara
-Onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır
-Orada boş lakırdı değil, yalnızca “selam” işitirler. Orada kendilerinin sabah-akşam, rızıkları da hazırdır.

Orada sanatlarınızı icra etmek, liderliğinize devam etmek için bütün araç gereçler (rızık) verilecek.

63-Tilke-lcennetu-lletî nûriśu min ‘ibâdinâ men kâne tekiyyâ(n)
-Öylesine cennettir ki kullarımızdan kim, bizden çekinirse ona miras vereceğiz o cenneti
-O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız
-Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur.

(İşte biz) Adn cennetini takva sahibi yeteneklilere veririz.

64-Vemâ netenezzelu illâ bi-emri rabbik(e)(s) lehu mâ beyne eydînâ vemâ alfenâ vemâ beyne żâlik(e)(c) vemâ kâne rabbuke nesiyyâ(n)
-Biz melekler, ancak Rabbinin emriyle inebiliriz; onundur ne varsa ilerimizde ve ne varsa gerimizde ve ne varsa ikisi arasında ve Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz
-Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O’nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir
-Biz sadece Rabbinin emrini indiririz / biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O’nundur. Rabbin asla unutkan değildir.

Biz (ilham melekleri) yetenek sahiplerinin yeteneklerine yardım için, sadece Rabbinin emri ile ineriz. Geçmiş, şimdi ve gelecek hepsi onundur. Rabbin asla unutmaz, o bilir insanların yeteneklerini.

65-Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ fa’budhu vastabir li’ibâdetih(i)(c) hel ta’lemu lehu semiyyâ(n)
-Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisi arasında ne varsa hepsinin, ona kulluk et ve dayan ona ibadet etmede, onun Adıyla anılan başka bir varlık bilir misin?
-Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?
-Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir O. O’na kulluk / ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. O’na adaş olacak birini biliyor musun?

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin sahibidir o. Sadece ona kulluk et (yeteneğini sabırla geliştir ve sadece Allah rızası için kullan). Bu yetenekleri size verecek başka Rab biliyor musun.

66-Veyekûlu-l-insânu e-iżâ mâ mittu lesevfe uracu hayyâ(n)
-Ve insan der ki: Ben öleceğim de sonra dirilip kabirden mi çıkarılacağım?
-İnsan demektedir ki: ‘Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?’
-Diyor ki insan: “Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?”

İnsanlar bir türlü inanamıyorlar. Öldükten sonra tekrar (yetenekleri ile beraber) dirileceklerine.

67-Eve lâ yeżkuru-l-insânu ennâ alaknâhu min kablu velem yeku şey-â(n)
-İnsan hiç mi düşünmez ki o hiçbir şey değilken daha önce biz yarattık onu.
-İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten onu yaratmış olduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
-Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.

Düşünsene, bir zaman önce zaten sen dünyada yoktun. Biz var ettik seni. (Yeteneğinle beraber)

68-Feverabbike lenahşurannehum ve-şşeyâtîne śümme lenuhdirannehum havle cehenneme ciśiyyâ(n)
-Andolsun Rabbine onları da, Şeytanları da haşredeceğiz de sonra onları, diz çökmüş bir halde cehennemin çevresine getireceğiz
-Andolsun Rabbine, onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
-Rabbine andolsun ki; onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra hepsini diz çökmüş halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.

İşte onlar ve onları kandıranlar (yetenek düşmanları) toplanıp kara deliğin olay ufkunda diz çöküp bekleyecekler.

69-Śumme lenenzi’anne min kulli şî’atin eyyuhum eşeddu ‘alâ-rrahmâni ‘itiyyâ(n)
-Sonra hangi taife, rahmana karşı en fazla azgınlıkta bulunduysa onu ayırıp önce cehenneme atacağız.
-Sonra, her bir gruptan Rahmana karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız
-Sonra her gruptan, Rahman’a karşı kafa tutmada daha şiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.

Sonra içlerinden en azılı yetenek düşmanlarını ayıracağız.

70-Śumme lenahnu a’lemu billeżîne hum evlâ bihâ siliyyâ(n)
-Sonra elbette biz daha iyi biliriz cehenneme girmeye daha layık olanı.
-Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.
-Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.

Oraya girmeye kimlerin müstahak olduğunu biz elbette daha iyi biliriz.

71-Ve-in minkum illâ vâriduhâ(c) kâne ‘alâ rabbike hatmen makdiyyâ(n)
-Sizden bir tek kişi bile yoktur ki oraya uğramasın; bu, Rabbinin takdir ettiği bir şeydir.
-Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır
-İçinizden oraya uğramayacak kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür.

Herkes o karadelikten geçmek mecburiyetindedir. Rabbinin kurduğu sistem böyledir. (Herkes cehennemi tadacaktır)

72-Śumme nuneccî-lleżîne-ttekav veneżeru-zzâlimîne fîhâ ciśiyyâ(n)
-Sonra çekinenleri kurtarırız, zalimleriyse dizüstü çökmüş bir halde bırakırız orada
-Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz
-Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerine çökmüş bırakacağız.

Kim sakınarak ilminde, oradan geçişte etki görmeyecek aracını yapmışsa geçer gider. Yoksa geride, ta ki aracını, cihazını düzeltene kadar orada kalır.

73-Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû eyyu-lferîkayni ayrun mekâmen veahsenu nediyyâ(n)
-Onlara ayetlerimiz, apaçık okununca kafir olanlar, iki bölükten dediler, hangisinin durağı daha hayırlı, meclisi daha güzel?
-Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkârcılar, iman edenlere derler ki: ‘İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir
-Onlara ayetlerimiz açık-seçik okunduğunda, inkar edenler inananlara şöyle derler: “İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?”

Orada uzun kalanlar, dünyada kendilerini beğenir, şımarık yaşamları ile sizleri küçümserlerdi.

74-Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu eśâśen veri/yâ(n)
-Onlardan önce nice ümmetler helak ettik ki mal bakımından da daha güzel mallara sahipti onlar, gösteriş bakımından da.
-Onlardan önce nice insannesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
-Onlardan önce nice kuşaklar helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.

Onlardan önce nice şımarık medeniyetleri yok ettik. Daha zengin daha modern idiler.

75-Kul men kâne fî-ddalâleti felyemdud lehu-rrahmânu meddâ(en)(c) hattâ iżâ raev mâ yû’adûne immâ-l’ażâbe ve-immâ-ssâ’ate feseya’lemûne men huve şerrun mekânen veed’afu cundâ(n)
-De ki: Kim sapıklıktaysa rahman, onun sapıklığını uzattıkça uzatır da sonunda azap olsun, kıyamet olsun, kendilerine vaat olunan şeyi görür bu çeşit adamlar ve görünce de bilirler kimin yurdu daha hayırlıymış ve kimin kuvveti daha zayıf.
-De ki: ‘Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va’dedileni -ya azabı veya kıyamet saatinigördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askerigücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
-De ki: “Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekanca daha kötü, taraftarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler.”

Deki, kötülere Rahman uzun sure tanır. (Belki tövbe ederler diye). Etmeyenler bu dünyada (tecrübe için kıyamete benzer) azap ile karşılaşır tövbe etsinler diye. Yoksa kıyamette kimin aracı geçişe dayanıklı, üstün, sağlam, kimin zayıf olduğunu görecekler.

76-Veyezîdu(A)llâhu-lleżîne-htedev hudâ(en)(c) velbâkiyâtu-ssâlihâtu ayrun inde rabbike śevâben veayrun meraddâ(n)
-Ve Allah, hidayete erenlerin hidayetini arttırdıkça arttırır ve ebedi kalacak iyi işler, Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlı.
-Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
-Allah, doğru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.

Doğru yolda olanlara (Kıyamet azabından kurtulmak için) Allah yardım eder (ilmini arttırır). Daha sağlam işler yapmaya başlarlar. Rabbin katında onlardır cehennemi sadece tadıp geçecek olanlar. Nihayetinde sonuç olarak vaat edilen cennete geçeceklerdir.

77-Eferaeyte-lleżî kefera bi-âyâtinâ vekâle leûteyenne mâlen veveledâ(n)
-Gördün mü delillerimizi inkar edeni ve elbette bana mal da verilecek, evlat da diyeni?
-Ayetlerimizi inkar edip, bana: ‘Elbette mal ve çocuklar verilecektir’ diyeni gördün mü?
-Ayetlerimizi inkar edip, “bana mal da evlat da kesinlikle verilecek” diyeni gördün mü!

Benim Allah’ın ilmine ihtiyacım yok, ben kendi ilmimle çocuk yapar ve her şeyi de elde ederim diyenleri görüyorsun.

(Robot, Tüp bebek ve klonlamadan çok daha ileri bir ilim)

78-Ettale’a-lġaybe emi-tteaże inde-rrahmâni ahdâ(n)
-Gizli olan bir şeyi mi anlamış, yoksa rahmandan bir söz mü almış?
-O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahmanın katında(n) bir ahid mi aldı?
-Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı!

Nereden biliyor (çocuğunun bedenini meydana getirebilir ama nasıl ruh verecek) Yanımızda ajanlarımı var, gizli kuvvetleri mi var,

(Ruhu buradan çalıp ona getirecek bir dostumu var).

79-Kellâ(c) senektubu mâ yekûlu venemuddu lehu mine-l’ażâbi meddâ(n)
-Haşa söylediğini yazarız onun ve azabını uzattıkça uzatırız
-Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
-Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.

Bu şekilde düşündükleri yüzünden (yardımım olmadan) kurtuluşa zor erecekler.

80-Veneriśuhu mâ yekûlu veye/tînâ ferdâ(n)
-Söylediği şeylere biz mirasçı oluruz ve o bize yapayalnız gelir.
-Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, ‘yapayalnız tek başına’ gelecektir.
-O dediklerine biz varis olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.

Ellerinden her şey gidecek. Bırak robotlarını, cihazlarını ve çocuklarını, ellerindeki (benim olan) her maddeyi alacağız. Tek başına huzurumuza gelecekler.

81-Vetteażû min dûni(A)llâhi âliheten liyekûnû lehum ‘izzâ(n)
-Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler.
-Onlar, kendilerine bir yücelik versinler, şefaatçi olsunlar diye Allah’tan başka mabutlar kabul etmişlerdir.
-Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.

Hep ilimlerinde Allah’ı (sünnetini, kurallarını ve nizamını) hesaba katmadan çalıştılar. Allah dışında edindikleri ilahlardan (Hz.İsa’dan, putlardan) yardım istediler..

82-Kellâ(c) seyekfurûne bi’ibâdetihim veyekûnûne ‘aleyhim diddâ(n)
-Haşa. Onların kulluğunu inkar edecek o mabut sandıkları şeyler ve onlara düşman kesilecek onlar
-Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler
-Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkar edecekler ve onların aleyhinde düşman kesilecekler.

Onların güvendikleri ilahlar başarısız olacaklar. Onların inançları azaplarına vesile olacak.

83-Elem tera ennâ erselnâ-şşeyâtîne ‘alâ-lkâfirîne teuzzuhum ezzâ(n)
-Görmez misin, biz kafirlere. onları boyuna taciz edecek Şeytanlar gönderdik.
-Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
-Görmedin mi biz, şeytanları inkarcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.

Gör bak onlar Rabbinden ilham, yardım almak istemezler. Bu yüzden onlara her taraftan (şeytandan) devamlı yalan yanlış fikirler gelir.

84-Felâ ta’cel ‘aleyhim(s) innemâ ne’uddu lehum ‘addâ(n)
-Onların azaba uğraması için acele etme, biz ancak yıllarını, günlerini saymadayız onların.
-Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.
-Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.

Onlara hemen bela okuma. Onlara yaşamlarında bir müddet var.

(Belki birçoğu hatasını anlayıp doğru inanca geri dönebilirler)

85-Yevme nahşuru-lmuttekîne ilâ-rrahmâni vefdâ(n)
-O gün, çekinenleri bölükbölük, rahmanın huzurunda haşrederiz.
-Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (ın huzurun)a toplayacağımız gün,
-Gün olur o takva sahiplerini biz Rahman’ın huzurunda heyet halinde toplarız.

O gün sakınanlar (karadelikten geçip) öbür âlemde (rabbin huzurunda) toplanırlar.

86-Venesûku-lmucrimîne ilâ cehenneme virdâ(n)
-Ve mücrimleri susamış bir halde cehenneme sevk ederiz
-Suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz
-Günahkarları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.

O gün takvalı hareket etmeyenler orada, karadelikte (yakıtsız, enerjisiz ve teknolojiden noksan) kalır, geçmede zorlanırlar.

87-Lâ yemlikûne-şşefâ’ate illâ meni-tteaże inde-rrahmâni ahdâ(n)
-Rahmandan ahd almış olanlardan başkaları şefaat de edemez.
-Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır
-Rahman katında söz almış olandan başkaları şefaat imkanı bulamazlar.

Bazıları Rahmanın izni ile (teknolojisi müsaitse) orada kalanlara (ışınlama ile) yardım etmek isterler. Işınlanma (Şefaat) mekanizmaları tam çalışıyorsa eğer.

88-Ve kâlû-tteaże-rrahmânu veledâ(n)
-Ve dediler ki: Rahman, oğul edindi.
-Rahman çocuk edinmiştir’ dediler.
-Rahman çocuk edindi.” dediler.

İsa’ya Allah’ın oğlu dediler.

(Salvation, kurtuluş oğuldan geçer demişlerdi. Hadi kurtulsunlar bakalım)

89-Lekad ci/tum şey-en iddâ(n)
-Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz
-Andolsun ki pek çirkin bir söz söylediniz
-Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.

O öyle çirkin bir iddia idi ki.

90-Tekâdu-ssemâvâtu yetefettarne minhu vetenşakku-l-ardu veteirru-lcibâlu heddâ(n)
-Öylesine bir söz ki neredeyse gökler parçalanacak ve yer yarılacak ve dağlar dağılıp çökecek
-Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti
-Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;

Bu yüzden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılacaktı.

91-En de’av lirrahmâni veledâ(n)
-Rahmanın oğlu var demeleri yüzünden.
-Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)
-Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.

Rahman çocuk edindi demeleri yüzünden.

92-Vemâ yenbeġî lirrahmâni en yetteiże veledâ(n)
-Rahmana oğul edinmek yaraşmaz
-Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz
-Rahman’a, çocuk edinmek yakışmaz.

Rahmana çocuk edinmek yakışmaz.

93-İn kullu men fî-ssemâvâti vel-ardi illâ âtî-rrahmâni ‘abdâ(n)
-Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de rahmanın tapısına kul olarak gelir
-Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir
-Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman’a kul olarak gelecektir.

Herkes ve her şey onun yarattıklarıdır, kullarıdır.

94-Lekad ahsâhum ve’addehum ‘addâ(n)
-Andolsun ki hepsini topluluk bakımından da saymıştır, tektek de ve hepsini, hepsinin ahvalini bilir.
-Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
-Yemin olsun, O onların hepsini kuşatmış ve tamamını tek tek saymıştır.

İşte biz bu iddiayı çıkaranları ve o iddiaya inananları tek tek biliyoruz.

95-Vekulluhum âtîhi yevme-lkiyâmeti ferdâ(n)
-Ve hepsi de kıyamet günü, onun tapısına yapayalnız gelir.
-Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir
-Ve onların hepsi kıyamet günü O’na tek tek gelecektir.

Kıyamet günü onlar (İsa’nın) karşısına tek tek gelecek ve yüzleşecekler.

96-İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti seyec’alu lehumu-rrahmânu vuddâ(n)
-Şüphe yok ki inanan ve iyi işlerde bulunanlara karşı rahman, gönüllere bir sevgidir verir.
-İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
-İman edip barışa yönelik işler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.

(Dünyada Tanrı oğul edindi fikrinden dönüp) iyi iş yapanlar ile Hz.İsa arasında sevgi oluşacaktır.

97-Fe-innemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihi-lmuttekîne vetunżira bihi kavmen luddâ(n)
-Gerçekten de biz, ancak çekinenleri müjdelemen, düşmanlıkta inat ve ısrar edenleri korkutman için Kur’an’ı, senin dilinle indirerek kolaylaştırdık sana.
-Biz bunu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.
-Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, korunanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.

Biz bu bilgileri sana senin dilinde anlattık ki, sende onları, (tanrı oğul edindi diyenleri) uyarabilesin.

98-Vekem ehleknâ kablehum min karnin hel tuhissu minhum min ehadin ev tesme’u lehum rikzâ(n)
-Onlardan önce nice ümmetleri helak ettik. Onlardan bir kişiyi bile duyuyor musun, yahut bir tanesinin olsun, sesini işitiyor musun?
-Biz, onlardan önce nice insannesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
-Biz onlardan önce de nice kuşaklar helak ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?

Allaha iftira edenlerden hiçbir nesil kalmadı. Artık ne alenen konuştuklarını duyuyorsun ne de fısıltı halinde. 

(Zamanla, insanlar iftira olduğunu anladılar. İsa ya oğul diyenlerde bir zaman sonra, onların nesilleri, bunun iftira olduğunu da anlayacaklar)