İçeriğe geç

Kıyamet

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

Bu surede Cenab’ı Allah kullarını azarlıyor.

 

(Resmi Mushaf: 75 / İniş Sırası: 31)——

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Lâ uksimubiyevmi-lkiyâme(ti)

-Ant olsun kıyamet gününe
-Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim
-Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,

 

Hayır (hala anlamıyorsunuz) kıyamet gününe yemin ederim ki,

(Düşündüğünüz gibi değil. Ben planladım, planıma göre kâinatın sonu gelecektir. Kıyamet kopacaktır)

 

2-Velâ uksimubi-nnefsi-llevvâme(ti)

-Ve andolsun kendini kınayıp duran nefse
-Fazla söze gerek yok! Kendini kınayan, pişmanlık duyan nefse, vicdanın kınayan sesine yemin ederim
-Öyle değil. Kendisini kınayan benliğe de yemin ederim.

 

Her nefis kendini kınayacaktır.

 

3-Eyahsebu-l-insânu ellen necme’a ‘izâmeh(u)

-Sanıyor mu insan, kemiklerini hiç mi toplayamayız?
-İnsan, kendisinin kemiklerini bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor
-İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?

 

Seni tekrar toplayacağımızı, dirilteceğimizi düşünmüyormusun.

(Evrene karışmış olan senin atom altı parçacıklarını bile toplar, hepsini yerli yerine koyarız)

 

4-Belâ kâdirîne ‘alâ en nusevviyebenâneh(u)

-Evet, değil kemiklerini, parmak uçlarını bile düzüp koşmaya gücümüz yeter.
-Hayır, kesinlikle değil. Kemiklerini parmak uçlarına varıncaya kadar bütün özellikleriyle yeniden meydana getirmeye gücümüz yeter
-Hayır, sandığı gibi değil. Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.

 

Hatta senin parmak izini bile yaparız.

 

5-Bel yurîdu-l-insânuliyefcuraemâmeh(u)

-Hayır, insan, ilerde olanı yalanlamak ister
-Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de ‘fücurla sürdürmek ister
-Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister.

 

Çoğu insan geleceğini düşünmez, nefsinin peşinde koşar. Gününü gün etmeyi ister.

 

6-Yes-elu eyyâneyevmu-lkiyâme(ti)
-Ve alay ederek: “Şu kıyamet günü ne zaman gelecekmiş?” diye sorar
-Kıyamet günü nerede / ne zaman” diye sorar.
-Ve kıyamet günü ne vakit diye sorar

 

Birde kıyamet kopacaksa kopsun, ne zaman kopacak ki der

 

7-Fe-iżâ berika-lbasar(u)

-Ve şaşırıp gözler dikilince

-Göz şimşek çaktığında,
-Gözler hayretten kamaşıp şaşırdığı zaman

 

Gözler gördüklerine afallayıp şaşınca

 

8-Ve asefe-lkamer(u)

-Ay tutulduğunda

-Kıyamet ay tutulduğu zamandır
-Ay karardığı

 

Ay da görünmez olduğu zaman

(Güneş kırmızı dev haline gelince Ay’ı da içine alınca. Ay kaybolunca)

 

9-Ve cumi’a-şşemsuvelkamer(u)

-Ve güneşle ay birleştirilince

-Güneş ve ay her ikisi birden yokluğa sürüklendiğinde
-Ve Güneş’le Ay bir araya getirildiğinde,

 

Güneş Ay’ı kaplayıp bir araya gelecek,

(Güneş devamlı hidrojenini yakmaktadır. Külü olan helyum çoğalır. Hidrojen bittiği zaman kendini merkeze doğru çekmeye başlar. Isı çoğalır, ısı çoğaldıkça güneş şişer. Kırmızı bir dev gibi olur ve sonunda ayı kaplar)

 

10-Yekûlu-l-insânu yevme-iżineyne-lmefer(ru

-O gün insan haykırarak “Eyvah kaçacak yer nerede?” der.

-Der ki insan o gün: “Kaçılacak yer nerede?”
-Hayır, yok sığınacak yer.

 

İşte o gün kaçılacak hiçbir yer olmadığı insan anlayacak.

 

11-Kellâ lâ vezer(a)

-Varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur o gün.
-Hayır, yok kaçacak, sığınacak yer
-Hayır, o gün kaçacak ve sığınılacak yer bulunmaz

 

Evet, Kaçıp kurtulacağı hiçbir yer yoktur.

(Bizim güneş o hale gelmeden önce diğer güneşler, gezegenler, hatta galaksiler bile çoktan aynı felaketi yaşadılar)

 

12-İlâ rabbikeyevme-iżin(i)lmustekar(ru)

-O gün Rabbinin katındadır karar edilecek yer                                                                        

-O gün, varılıp durulacak yer Rabbinizin huzurudur                                                                    

-O gün, ‘sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)’ yalnızca Rabbi’nin katıdır.

 

Tek yol Rabbinin devamlı söylediği yer olan Karadeliktir (cehennemdir)

 

13-Yunebbeu-l-insânu yevme-iżinbimâkaddeme ve aḣḣar(a)

-O gün önce yaptığı da haber verilir insana, sonra yaptığı da.                                                                                    -Haber verilir insana o gün önden gönderdiği de arkaya bıraktığı da.
-İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.

 

İşte oradan insan kurtulmak için yaptıklarının faydasını veya ertelediklerinin zararını görecektir.

 

14-Beli-l-insânu ‘alânefsihibasîra(tun)

-Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;
-Hayır, insanın azası, aleyhine tanıklık eder
-Hakikatte insan kendi kendine karşı bir şahittir

 

Yaptığın ve yapmadığın her şeye bileceksin.

 

15-Velev elkâme’âżîrah(u)

-Dökse de ortaya tüm mazeretlerini.

-Özürlerini ortaya dökse de

-Mazeretler bulup kendi yaptıklarını gizlemeye çalışsa bile.

 

Keşke demek için artık çok geç kaldın.

 

16-Lâ tuharrikbihilisânekelita’celebih(i)

-Vahyi, acele edip okumak için dilini oynatıp durma
-Onu (Kur’an’ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma
-Onu hemen okuyasın diye dilini hareket ettirme.

 

Ya Muhammed/ey insanlar ayetlerin anlamını hemen anlayacağım diye çabalayıp durma, 

 

17-İnne ‘aleynâcem’ahu ve kur-âneh(u)

-Şüphe yok ki onu toplayıp unutturmamak da bize düşer, okumak ve tertib etmek de.
-Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize ait (bir iş)tir
-Onu toplamak ve okumak bize düşer.

 

Onu biz sana açıklayıp öğreteceğiz, anlayacaksın, acele etme.

 

18-Fe-iżâ kara/nâhufettebi’ kur-âneh(u)

-Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de okunuşunu izle
-O halde biz O’nu Cebrâil’in diliyle okuduğumuzda sen de O’nun okuyuşunu izleyerek O’na uy
-O halde biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle.

 

Sen şimdi sadece okunurken izle ve aklında tut.

 

19-Śumme inne ‘aleynâbeyâneh(u)

-Onu anlatıp bildirmek de şüphesiz, bize düşer
-Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.
-Sonra onu açıklamak da bizim işimiz olacaktır.

 

Sonra anlamadığın yerleri biz sana açıklayıp öğreteceğiz. 

 

20-Kellâ bel tuhibbûne-l’âcile(te)

-Hayır, siz geçip gideni seversiniz
-Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz
-Hayır, hayır! Siz hemencecik geleni seversiniz.

 

Ama siz insanlar, sadece gününüzü yaşamak istersiniz.

 

21-Ve teżerûne-l-âira(te)

-Ve ahireti bırakırsınız
-Ama öteki dünyayı ve hesap gününü hiç düşünmüyorsunuz
-Ve sonradan geleceği terk edersiniz.

 

Geleceğinizi düşünmezsiniz.

 

22-Vucûhun yevme-iżinnâdira(tun)

-O gün yüzler parlar, güzelleşir
-O gün, ışıl ışıl parlayacak yüzler vardır
-Yüzler vardır o gün parıltılı,

 

Geleceğini düşünenlerin o gün yüzleri parlar.

 

23-İlâ rabbihânâzira(tun)

-Ve Rablerine bakar
-Rabbine bakabilecek yüzler vardır
-Rabbine doğru bakan.

 

Rabbinin vaat ettiği cennetini görür.

 

24-Ve vucûhunyevme-iżinbâsira(tun)

-Ve yüzler, asılır, kararır.
-Nice yüzler de vardır ki, o gün somurub kararmıştır
-Ve yüzler vardır o gün, asık / buruk,

 

Birçok insanda yanlışlarını görür. Yüzleri asıktır. 

 

25-Tezunnu en yuf’alebihâfâkira(tun)

-Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır
-Bellerini kıracak bir felaketi bekler
-Kendisine, bel kıracak bir hesap yöneleceğini sezinler.

 

Zorlu, çetin bir yoldan geçeceğini anlar.

 

26-Kellâ iżâbelaġati-tterâkiye

-Hayır; can, köprücük kemiklerine gelince
-Hayır, can boğaza gelip köprücük kemiklerine gelip dayanınca
-İş onların sandığı gibi değil. Can, köprücüklere dayandığında,

 

Korkudan ve çaresizlikten ödü patlar. Canı çıkıyormuş gibi olur.

 

27-Ve kîle men(se)râk(in)

-Ve bir okuyup üfleyen yok mu denince
-İnsanlar: “Bunu tedavi edebilecek kim vardır?” diyecekler
-Kim var “okuyup üflenecek” denilir!

 

Keşke bütün bunlar bir rüya olsa der. Ya da bir sihirli değneğim olsa da kurtulsam buradan der.

 

28-Ve zanneennehu-lfirâk(u)

-Ve şüphe yok ki bu çağın, bir ayrılık çağı olduğunu anlayınca
-Ölecek kişi kendisi de bilir ki, bu ayrılma vaktidir
-Sezinlemiştir ki odur ayrılık.

 

Ve sonunda nihayet kabullenmiştir. Hatalı olduğunu bilir. İyilerden ayrılacağını anlar.

 

29-Velteffeti-ssâku bi-ssâk(i

-Bacak bacağa dolaşıp kımıldayamayacak hale geldi mi?

-Ve baldır, baldıra dolaşınca

-Dolaşmıştır el-ayak / kol-bacak.

 

Ah, o pişmanlık. Eli ayağı bir birbirine dolanmıştır.

 

30-İlâ rabbikeyevme-iżin(i)lmesâk(u)

-O gün, Rabbinin tapısına götürülür

-Rabbine doğrudur o gün sevkiyat.
-İşte o gün gidiş ancak Rabbinedir

 

 O artık Rabbinin vereceği cezaya kalmıştır.

 

31-Felâ saddekavelâsallâ

-O, ne birşeyi vermiştir sadaka olarak, ne namaz kılmıştır
-O ne doğruladı, ne de destekledi
-Ne tasdik etti ne yakardı / ne sadaka verdi ne namaz kıldı.

 

Çünkü yaşarken bugünü yalanlayıp durdu. Hiç hazırlanmadı, bugünü anlatanlara da mâni oldu.

 

32-Velâkin keżżebe ve tevellâ

-Ve fakat yalanlamıştır, yüz çevirmiştir
-Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti
-Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.

 

Bütün hayatını da yalan üzerine kurdu.

 

33-Śumme żehebe ilâ ehlihiyetemettâ

-Sonra da salınasalına yakınlarının yanına gitmiştir
-Sonrada çalım sata sata kendi taraftarlarına gitmişti
-Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.

 

Sonra çalım atarak kendi gibi düşünenler ile beraber yaşadı.

 

34-Evlâ leke fe-evlâ

-Kötülük sana gerek, gene de kötülük sana
-Yazıklar olsun sana, yazıklar
-Çok uygundur sana bu bela, çok uygun!

 

Şimdi çek bu zorlukları. Hak ettin.

 

35-Śumme evlâ leke fe-evlâ

-Sonra da kötülük sana gerek de gene kötülük sana
-Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın
-Evet çok uygundur sana bu bela, çok uygun!

 

Müstahaksın bütün bunlara.

 

36-Eyahsebu-l-insânu en yutrakesudâ(n)

-Yoksa insan, sanır mı ki kendi keyfine bırakılır
-İnsan, ‘kendi başına ve sorumsuz’ bırakılacağını mı sanıyor
-İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

 

Kurallar, kanunlar senin keyfine uygun mu yapıldı zannediyorsun

 

37-Elem yekunutfetenminmeneyyinyumnâ

-Erlik suyundan dökülen bir katre değil miydi
-O bir zamanlar sadece akıtılan bir meni damlası değil miydi
-O, dökülen meniden bir sperm değil miydi?

 

Sen akıtılan bir meni damlasından değil miydin.

 

38-Śumme kâne ‘alekatenfealekafesevvâ
-Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir ‘düzen içinde biçim verdi
-Sonra o, bir çiğnem et oldu da Allah onu yarattı, ardından düzgün bir şekle ulaştırdı.

-Sonra bir alaka (embriyo) oldu. Derken (Allah onu) yarattı ve düzgün bir şekle soktu

 

Sonra bu et parçası hayat bulup düzgün şekilde gelişmedin mi.

 

39-Fece’ale minhu-zzevceyni-żżekeravel-unśâ

-Derken ondan da erkek, dişi, çiftler yarattı
-Derken ondan erkek ve dişi çiftler meydana getirdi
-Nihayet ondan iki çifti, erkeği ve dişiyi vücuda getirdi.

 

Sonra ondan kız ve erkek çocuklar meydana gelmedi mi?

 

 40-Eleyse żâlikebikâdirin ‘alâ en yuhyiye-lmevtâ

-Bunları yapanın, ölüyü diriltmeye gücü mü yetmez
-Artık bunları yapanın ölüyü diriltmeye gücü yetmez mi
-Peki bunu yapan, ölüyü diriltmeye güç yetiremez mi?

 

Peki, bütün bunları yapanın ölüyü diriltemeye gücü yetmez mi sandın.