İçeriğe geç

Kalem

 

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

(Resmi Mushaf: 68 / İniş Sırası: 2—————

 

Yaz, Okut, öğret

 

Bu surede yazmanın, yazılmışları okumanın, okutmanın faydalarından bahsediyor, bazı insanların seni durdurmaya çalışacağından bahsediyor. Allah’ın kurduğu nizam ve kanunları dikkate alarak çalışan insanların başarılı olacağından, aksi halde çalışmaların hata ile sonlanacağından bahsediyor. Sonunda kara deliğe yakalanmadan öbür dünyaya nasıl geçilebileceğini söylüyor.

 

Dikkatimizi çeken kelimeler.  (Hortuma dönen burun) – (Bahçe Sahipleri) – (Naim cennetleri) – ( balık sahibi)


Bismillahirrahmanirrahim

1-Nûn(c) velkalemivemâyesturûn(e)
-Nun! Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına
-Nûn veya hokkaya, kaleme ve yazdıklarına ant olsun ki;
-Nûn ve kalem, bir de satıra yazı yazdıkları şeyler hakkı için,

Noktaya, kaleme ve noktalardan meydana gelenlere ant olsun ki,

(Sen takva ile giden ilim adamı, senin ilim çalışmalarına, yazdığın kitaplarına, insanlara öğretmek için gösterdiğin çabaya ant olsun.)

(Bazı meallerde Nun u hokka diye çeviriyorlar. Ben Nokta diye alıyorum. Çünkü her yazı ve çizilen şey sadece noktalardan, noktaların birleşmesinden meydana geliyor)

 

2-Mâ entebini’metirabbikebimecnûn(in)
-Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde.
-Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
-Sen, Rabbinin nimeti sayesinde deli değilsin.

(Ey kalemle öğrenen, çalışan) sen Rabbinin Kerem’i ile, sana verdiği nimetlerinin bir neticesi olarak deli değilsin.

(Bilimde ilerlediğin müddetçe, icatlarına ve keşiflerine karşı çıkanlar olacak, Delisin, bu şeytan işi diyenler çıkacak ama aldırma, sen deli değilsin)

3-Ve-inne leke le-ecranġayramemnûn(in)
-Ve sana, tükenmez, minnetsiz bir mükâfat var.
-Gerçekten senin için kesintisiz bir ecir vardır.
-Sana, sadece sana, elbette bitmez tükenmez mükâfatlar vardır.

 

. Sen kesintisiz mükâfatını alacaksın.

 

(Sana deli diyenler ilerde sana teşekkür edecekler. Seni devamlı hatırlayacaklar. Göreceksin, bulduğun yeni bilgileri, icat ettiğin teknolojiyi onlarda kullanacak ve hayatları kolaylaşacak. Sana ömür boyu teşekkür edecekler. Yine insanlar senin bilgilerinin üstüne yeni bilgiler ekleyerek Rabbin ilmini devamlı okuyacak ve öğrenecekler. Sende kesintisiz mükâfatını alacaksın)

4-Ve-inneke le’alâulukinazîm(in)
-Ve şüphe yok ki sen, pek büyük bir ahlaka sahipsin elbette.
-Çünkü sen üstün bir hayat tarzına ve yüksek bir karaktere sahipsin.
-Gerçekten sen, pek büyük bir ahlak üzeresin.

Çünkü sen doğru yoldasın (ahlak)

Bu güzel ahlakın ile insanlara faydalı olsun diye çalışmalarını yapıyorsun. Rabbinin ilmini okumak ve okutmak istiyorsun.

5-Fesetubsiru ve yubsirûn(e)
-Artık yakında göreceksin, onlar da görecekler.
-Yakında sen de görürsün, seni şimdi küçümseyenler de görecekler
-Yakında sen de görürsün ve onlar da görürler

İtiraz edenler ilerde senin bu ilmini, icatlarını onlarda kullanacak ve mahcup olacaklar.

6-Bi-eyyikumu-lmeftûn(u)
-hanginizin akıldan yoksun olduğunu
-O akılsızlık, o delilik hanginizde imiş, onu da görecekler
-Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!

Yaptıklarına şeytan icatları diyenler, sana dinden çıktığını söyleyenler, sana deli diyenler çıkacak ama sonunda kimin fitneye tutulduğunu, kimin yanıldığını ve senin ne kadar haklı olduğunu anlayacaklar.

7-İnne rabbekehuvea’lemubimendalle ‘an sebîlihi ve huvea’lemubilmuhtedîn(e)
-Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı da daha iyi bilir ve o, doğru yolu bulanları da daha iyi bilir.
-Şüphesiz senin Rabbin kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.
-Elbette Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.

Her şeyi yaratan Rabbin, her şeyi kendi ilmi ile yapan Rabbin, tabii ki kimin ilimde ve araştırmalarda doğru veya yanlış yolda gittiğini çok iyi bilir.

8-Felâ tuti’i-lmukeżżibîn(e)
-Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
-O halde yalanlayanlara itaat etme.
-O halde gerçekleri yalanlayanları dinleyip onlara uyma.

Onun için sen çalışmalarında devam et. Seni hiçbir şey yolundan çevirmesin.

9-Veddû levtudhinufeyudhinûn(e)
-Onlara yumuşaklık göstermeni arzularlar, öyle hareket etsen onlar da yumuşaklık -gösterirler.
-Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
-İstediler ki sen, alttan alıp gevşek davranasın da onlar da yumuşaklık göstersin.

Senin çalışmaların ile bazı insanların hataları ortaya çıkacak. Senin yumuşamanı isteyecekler. Sen ilim adamı olarak doğruları yapmaya ve söylemeye devam et.

10-Velâ tuti’ kullehallâfinmehîn(in)
-Ve itaat etme çok yemin edenlerin, reyinde isabet bulunmayanların hiçbirine
-Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
-Şunların hiçbirine eğilme, uyma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,

O aşağılıkların yeminlerine ve tehditlerine sakın aldırma.

11-Hemmâzin meşşâ-in binemîm(in)

-Ayıp arayan, kovucu ve söz getirip götürücüyle
-Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
-Alaycı/gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,

Daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren.

12-Mennâ’in lil
ayrimutedineśîm(in)
-Hayrı tamamıyla meneden haddini aşmış suçluya.
-Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
-Hayrı engelleyen, sınır tanımaz-saldırgan, günaha batmış,

İyiliği engelleyen, saldırgan kara cahillere.

13-‘Utullin ba’deżâlikezenîm(in)
-Ayrıca da çirkin ve kötü huylu soysuza
-Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
-Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.

Kaba ve haşin bütün bunlardan sonra bir de soysuz.

14-En kâneżâmâlin ve benîn(e)
-Malmülk ve evlat sahibi bile olsa.
-Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
-Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?

Mal, mülk sâhibi, varlıklı, cemiyette söz sahibi olmuşta ne olmuş.

15-İżâ tutlâ ‘aleyhi âyâtunâkâleesâtîru-l-evvelîn(e)

-Ona ayetlerimizi okuyunca eskilere ait masallar dedi.
-Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: ‘(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır’ diyen.
-Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o, «Öncekilerin masalları!» der.

Onlar derki, bizde biliyoruz bunları. Bunlar hep eskilerin masalları.

16-Senesimuhu ‘alâ-lurtûm(i)
-Büyüyüp bir hortuma dönen burnuna, yakında bir damga vururuz.
-Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
-Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız/burnunu sürteceğiz.

Pek yakında, o burnu büyükler senin bulguların ile rezil olacaklar.

(Sicillerine işlenecek)

17-İnnâ belevnâhumkemâbelevnâashâbe-lcennetiiżaksemûleyasrimunnehâmusbihîn(e)
-Ve biz, onları açlıkla, kıtlıkla sınarız, nitekim o bahçe sahiplerini de sınamıştık; hani, sabahleyin erkenden, bahçelerindeki mahsulü kesmeye ant içmişlerdi.
-Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
-Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.

Hani o (teknolojik cihazlarla dolu arazı sahiplerini, çiftlik sahiplerini) bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınayacağız. Hani onlar ertesi gün ürünlerini toplamaya yemin etmişlerdi.

(Bu bahçe bu dünyada olmayabilir. Evrenin başka bir yerinde, gök taşı üzerinde veya bir planette olabilir)


18-Velâ yesteśnûn(e)

-Ve Tanrı dilerse de dememişlerdi.
-(Bu konuda) Hiç bir istisna yapmıyorlardı
-Allah dilerse şeklinde Allah’ın iradesi ile ilgili hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı.

Doğru yaptıklarından yüzde yüz emindiler. Allah’ın izni ile dememişlerdi.

19-Fetâfe ‘aleyhâtâ-ifunminrabbikevehumnâ-imûn(e)

-Halbuki bahçenin üstünde, Rabbinden gelen bir felaket dolaşmadaydı ki onlar uyuyorlardı.
-Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir afet üstünü sarıp-kuşatıverdi.
-Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,

Onlar uyurken bir dolaşıcının (gök taşı, semadan gelen bir ışın, dalga, akım, elektrik, kuyruklu yıldız) etkileri bahçeye geldi. 

(Kaldıkları yer ile bahçe arasında uzak mesafe -ayrı bir planet olabilir, olması lazım ki, bahçeye gelen felaketin sesini dahi duymadılar veya cihazlar ile takip edemediler.)

20-Feasbehat ke-ssarîm(i)

-Derken bahçe, bütün mahsulü kesilip biçilmiş, kupkuru çorak bir yere, bir çöle dönmüştü.
-Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
-O, simsiyah kesiliverdi.

O dolaşıcı, Gök taşı, ışın, elektrik akımı bütün teknolojik ürünlerini (cihazlarını) yaktı, kül etti.

(Burada bilmediğimiz öyle üstün bir ilim var ki, şimdiki hayalimiz bile çözemiyor. Zamanı gelince anlayacağımıza inanıyorum. Bahçe sahipleri kendi yanlış, hatalı ilim ve teknolojik buluşları ile bir başka gök cismi üzerinde bahçe yaptılar, kendilerinden çok eminlerdi. Allah’ın sistem, sünnet ve kurallarına aldırmadılar. Semadan gelen, komşu planetten gelen manyetik alana veya ışına dikkat etmediler. O dolaşan dalga, teknolojik bahçenin çekimine kapılıp geldi ve bütün sistemi yaktı yıktı)

21-Fetenâdev musbihîn(e)
-Sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı.
-Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
-Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:

Sabah sevinçle birbirleri ile haberleştiler.

22-Eni-ġdû ‘alâharśikum in kuntum sârimîn(e)
-Mahsulünüzü kesip devşirecekseniz erkence koşun, gidin.
-Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın.’
-Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin.”

Hadi gidelim (depolanan enerjiyi alalım) neticeyi alalım dediler.

23-Fentalekûvehumyete
âfetûn(e)
-Derken yola düştüler ve birbirlerine de gizlice diyorlardı ki.
-Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
-Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:

Mutlu Hayaller kurarak yola çıktılar.

24- En lâ yedulennehâ-lyevmealeykummiskîn(un)
-Bugün hiçbir yoksula yol vermeyin, yanınıza gelmesin sakın.
-Bugün sakın oraya hiç bir yoksul girip karşınıza çıkmasın.’
-Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin!”

Yanımıza bir ihtiyaç sahibi gelmesin, sistemimizi öğrenmesin diyorlardı.

25- Ve ġadev ‘alâhardinkâdirîn(e)

-Ve kendilerini, yoksulları men etmeye güçleri yeter sanarak erkenden gittiler.
-(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
-Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.

Her türlü yanaşmak isteyenleri engelleyecek teknolojileri olduğundan emin olarak gittiler.

26-Felemmâraevhâkâlûinnâledâllûn(e)
-Bahçeyi görünce gerçekten de dediler, elbette yolumuzu şaşırdık.
-Ama onu görünce: ‘Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız’ dediler.
-Fakat bahçeyi görünce: “Yahu, biz yanlış gelmişiz.” dediler!

Kara kuru bahçelerini görünce tanıyamadılar. Yanlış yere geldik dediler.

27- Bel nahnumahrûmûn(e )

-Hayır dediler, biz mahrum olup gitmişiz
-Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık.’ 
-Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz.”

Emin olunca, hayır olamaz bu bizim bahçe, biz mahvolduk, her şeyimiz gitti dediler.

28-Kâleevsetuhum elem ekullekumlevlâtusebbihûn(e)

-İçlerinden en iyileri, ben demedim miydi size dedi, mabudunuzu tenzih etseniz ne olurdu.
-(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: ‘Ben size dememiş miydim? (Allah’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?’
-Aralarında en aklı selim sahibi olan en uygun düşüneni: “Ben size Allah’ın sınırsız şanını yüceltmelisiniz dememişmiydim?” deyince,

İçlerinde en doğru olanı; ” ben size dememiş miydim Allah’ın sünnetini dikkate almayarak böyle kestirme yoldan elde etmeye çalışmayalım diye.” 

(Uzay boşluğundan, semadan gele nimeti elde etmeye, toplamaya çalışmışlar ve o nimeti çekelim diye bahçelerine, önceden göremedikleri yine semada dolaşan zararlı enerji gelip bütün cihazları yakmış)


29-Kâlûsubhânerabbinâinnâkunnâzâlimîn(e)

-Dediler ki: Şanı yücedir Rabbimizin, gerçekten de zalimlerden olduk biz.
-Deriler ki: “Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten zalim imişiz.”
-O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk.”

Rabbimiz, biz kötü yoldan ve kötü düşüncelerle giderek açgözlülük ettik. Biz kendimize zulmettik bizi affet dediler

30-Feakbeleba’duhum ‘alâba’dinyetelâvemûn(e)

-Birbirlerine dönerek birbirlerini kınamaya başladılar.
-Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
-Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

Birbirlerini suçlamaya başladılar.

31-Kâlûyâveylenâinnâkunnâtâġîn(e)

-Yazıklar olsun bize dediler, gerçekten de azmışız biz.
-Yazıklar bize, gerçekten azgınmışız’ dediler.
-Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız!”

Yazıklar olsun bize, gerçekten biz çok açgözlüymüşüz dediler. 

(Ürün almayı düşündükleri o bahçeyi, hesaba katmadıkları Allah’ın sünnetine, Allah’ın nizamına aykırı yaptılar. O kadar eminlerdi. Kimse faydalanmasın diye sevinçle kalkıp gittikleri vakit gözlerine inanamadılar. İçlerinden biraz bilgili olan adam hatalarının, Allah’ın kurallarına uymadıklarından, kısa yoldan neticeye varmak istediklerinden, sakınmadın hareket ettiklerinden, zalim ve açgözlü olduklarından bu felakete yakalandık, dedi. Rabbinin ilminden devam etmeye karar verdiler. Bu olaylar bu dünyada olmadığı gibi bu galakside de olmayabilir. Daha başka bir galaksideki bir gezegen bahçe olabilir. Aralarına kimseyi almak istemedikleri bir gezegen, holografik bir bahçe, holografik bir yaşam olabilir. İnşallah ilerde daha açık bir şekilde öğreneceğiz)

32-Asâ rabbunâ en yubdilenâ
ayranminhâinnâ ilâ rabbinârâġibûn(e)
-Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz.”
-Umulur ki Rabbimiz, onun yerine bize daha da hayırlısını verir, gerçekten de biz, Rabbimizi dilemede, ondan istemedeyiz.
-Belki Rabbimiz bize daha iyisini verir. Biz Rabbimize dönüyoruz.

Biz rabbimizin sünnetini dikkate alarak yaparsak rabbimiz bize muhakkak daha iyisini verir,

(Allah’ın kurduğu tabiat ve evrenin kanunlarını dikkate alarak, tekrar ilmi çalışmalar yapmaları halinde, (Allah’ın izni ile) güzel neticeler alabileceklerine karar verdiler)

33-Keżâlike-l’ażâb(u)(s) vele’ażâbu al-âira(ti)(c) ekberulevkânûyalemûn(e)
-İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilebilselerdi.
-İşte bunun gibidir azap ve elbette ahiret azabı, daha da büyüktür bilirseniz.
-İşte bu dünyada, insanları imtihan etmek için verdiğimiz ceza böyledir. Âhiret, ebedî yurt azâbı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.

Dünyadaki azap (mahrumiyet) öğrenmek (düzelmek) içindir. Bilin ki Ahirete kalan azaplar ise (mahrumiyetler) daha ağırdır. 

Bu örnek gibi ilimde daha dikkatli olun, yoldan sapmayın. İlerdeki yapacağınız hatalar daha büyük olabilir. Ve o hatalar büyük felaketlere sebep olabilir. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

34-İnne lilmuttekîne ‘inde rabbihimcennâti-nna’îm(i)
-Şüphe yok ki çekinenlere, Rableri katında Naim cennetleri var.
-Yolunu Allah’ın kitabıyla bulanlar için nimetler dolu cennetler vardır
-Şüphesiz takva sahipleri için Rablerinin katında nimet cennetleri vardır

Ey insanlar, sizler takvada giderseniz yani Allah’ın kurduğu bu alemi, Allah’ın nizam ve kanunları ile devam ederseniz, ahirette (Naim cennetlerinde) daha çok güzel ilim ve nimetler kullanacaksınız.

(Orada da ilim çalışmaları yapıp hayal bile edemeyeceğiniz nimetleri elde edeceksiniz)

35-Efenec’alu-lmuslimîne kelmucrimîn(e)
-Biz, Müslümanları, suçlular / günahkârlar gibi yapar mıyız?
-Artık Müslümanları da suçlularla bir mi tutacağız?
-Öyle ya, Allah’a teslim olanlarla suçluları bir tutar mıyız hiç

Allah’a, Allah’ın kanunlarına, Allah’ın nizamına teslim olmuş ilim adamları ile teslim olmayanlar bir olur mu?

36-Mâ lekum keyfe tahkumûn(e)
Ne oldu size ki? Nasıl hükmediyorsunuz?
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Sakın onları bir tutmayın. Nasıl oluyor da onları aynı görüyorsunuz.

37- Em lekumkitâbunfîhitedrusûn(e)

-Yoksa size mahsus bir kitap var da oradan mı okuyorsunuz.
-Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
-Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?

Sizin elinizde size özel başka bir ilim kitabı var da oradan mı öğrenip takip ediyorsunuz.

38-İnnelekumfîhilemâte
ayyerûn(e)
-Orada, neyi beğenir, isterseniz sizindir diye mi yazılı?
-İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
-Onda, keyfinize uyan her şeyi rahatça buluyorsunuz.

Keyfinize göre her şeyi elde edeceksiniz diye mi yazıyor.

39-Em lekumeymânun ‘aleynâbâliġatun ilâ yevmi-lkiyâmeti(ﻻ) innelekumlem
âtahkumûn(e)
-Yoksa hükmü kıyametedek sürecek antlar mı ettik size, şüphe yok ki ne buyurursanız o olacak sizin için diye?
-Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
-Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!

Yoksa kıyamete kadar istediğiniz şekilde yapın, size bir şey olmayacak diye sizlere söz mü verdik.

40-Selhumeyyuhumbiżâlikeze’îm(un)

-Onlara sor, bunlara kefil olan kimmiş içlerinden?
-Onlara sor: ‘Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
-Sor onlara: “Böyle bir şeye hangisi kefil?”

Verdi isek böyle bir söz, var mı bir şahidiniz, ispatınız?

41- Em lehumşurakâufelye/tûbişurakâ-ihim in kânûsâdikîn(e)

-Yoksa ortakları mı var? Doğru söylüyorlarsa gelsinler bakalım ortaklarıyla
-Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru söylüyorlarsa, ortaklarını getirsinler.
-Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlü iseler, çağırıversinler ortaklarını!

Yoksa kendilerine ait ayrı rableri mi var. Varsa çağırsınlar görelim.

42-Yevme yukşefu ‘an sâkin ve yud’avne ilâ-ssucûdifelâyestatî’ûn(e)
-O gün, işler güçleşir ve secdeye davet edilirler, derken güçleri yetmez.
-Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
-Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar

O gün (kıyametin koptuğu gün) O gün teslim olmak, hatalarınızı kabul etmek sizi kurtaramayacak.

43-âşiatenebsâruhumterhekuhumżille(tun)(s) ve kadkânûyudavne ilâ-ssucûdivehumsâlimûn(e)
-Gözleri yere dikilir, üstlerine aşağılık çöker ve gerçekten de sağ esenken de secdeye davet edilmişlerdir de secde etmemişlerdi.
-Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
-Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.

Keşke gözler kaymış, korkudan titremeler başlamış hale gelmeden, Allah’ın uyarılarını uysaydınız. Allaha teslim olsaydınız.

44-Feżernî vemenyukeżżibubihâżâ-lhadîś(i)(s) senestedricuhumminhayśu lâ ya’lemûn(e)
-Artık sen, bu sözü yalanlayanı bırak bana, biz onları yavaşyavaş, hiç bilmedikleri yerden cehenneme çekerdururuz.
-Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
-Artık Allah’ın kelamı olan Kuran’ı yalan sayanı bana bırak, biz onları yavaş yavaş hiç bilmedikleri yerden cehenneme çekip yaklaştırırız.

Bu sözü, OKU, OKUT emrini dinlemeyenleri bana bırak. Benim sünnetime bırak. Onları karadeliğin çekiş kuvveti ile (cehenneme) yavaş yavaş çekiyoruz.

45-Ve umlîlehum(c) innekeydî metîn(un)
-Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.
-Ve onlara mühlet vermedeyim, fakat şüphe yok ki azabım, pek kuvvetlidir.
-Onlara biraz zaman verip erteliyoruz. Şüphesiz ki benim ceza düzenim pek çetindir.

Onlara süre veriyorum. Belki yanlışlarından dönerler diye. Dönmezlerse onlara azabım çok şiddetli olacaktır.

46-Em tes-eluhumecranfehumminmaġraminmuśkalûn(e)

-Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!. -Yoksa onlardan ücret istiyorsun da derken onlar da ağır bir borç altında mı kaldılar?
-Yoksa sen onlardan ücret istiyorsunda onlar bu yüzden borç yüküne mi girdiler?

Yoksa sen onlardan paramı istiyorsun da onlar borca girmeye korkuyorlar.

47- Em ‘indehumu-lġaybufehumyektubûn(e)
-Yoksa gizli alem, onların yanında da onu mu yazıyorlar?
-Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
-Yoksa gayb, yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

Gayb sizin yanınızda mı ki. Geleceği siz yazıyorsunuz.

48-Fasbir lihukmirabbikevelâtekunkesâhibi-lhûtiiżnâdâ ve huvemekzûm(un)
-Artık sabret Rabbinin hükmüne ve balıkla arkadaş olana benzeme; hani o, dertten boğulmuş bir halde Rabbine nida etmişti.
-Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
-Artık Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Balığın dostu Yunus gibi olma! Hani o, hıçkırıktan boğulur bir halde yakarmıştı.

Eh artık sen Rabbinin sünnetinin gelmesini bekle. Balığın dostu gibi olma. (Karadelik cehennemine yakalanıp orada devamlı kalma) Hani o ağlayarak Rabbine yalvarıyordu.

49-Levlâ en tedârakehuni’metunminrabbihilenubiżebil’arâ-i ve huvemeżmûm(un)

-Rabbinden bir nimet erişmeseydi ona elbette bir yere, fena bir halde bırakılır giderdi.
-Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
-Eğer ona, Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, horlanmış bir halde cascavlak bir yere atılırdı.

Rabbinin nimet olmasaydı (balık yetişmeseydi) boğulmuş halde kınanarak cesedi sahile vururdu.

50-Fectebâhurabbuhufece’alehu mine-ssâlihîn(e
Derken Rabbi, onu seçti de temiz kişilerden kıldı.
Fakat Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.
Fakat Rabbi onu seçip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.

Rabbin onun duasını kabul etti. Onu salih kimselerden yaptı. 

(İşte bak, Rabbin senide, kıyamet karadeliğinin seni yutmasından, Allah Yunusu kurtardığı gibi kurtarabilir, ak delikten öbür aleme çıkartabilir)

51-Ve-in yekâdu-lleżînekeferûleyuzlikûnekebi-ebsârihimlemmâsemi’û-żżikra ve yekûlûneinnehulemecnûn(un)
-Küfre sapanlar, Zikir’i / Kur’an’ı işittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi. “Bu tam bir cinlidir.” diyorlardı.
-Ve az kalmıştı ki kafirler, Kur’an’ı duydukları zaman seni gözleriyle yiyip helak etsinler ve derlerdi ki: Şüphe yok, bu, bir deli
-O inkâr edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. ‘O, gerçekten bir delidir’ diyorlar 

Senden bu bilgileri dinleyen kafirler, senin saçmaladığını düşünüp sinirlerinden çıldırıyorlardı. Senin için bu tam bir kaçık, deli diyorlardı.

52-Vemâ huve illâ żikrunlil’âlemîn(e)
-Halbuki o, ancak alemlere bir öğüttür.
-Oysa o (Kur’an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
-Oysaki o Zikir/Kur’an âlemler için bir öğütten başka şey değildir.

Lütfen dikkate alın. Bakın bu Kuran, bütün alemler ve sizler için bir öğüttür,

(Kurtulmanın kılavuzudur)