İçeriğe geç

Kaf

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

 

(Resmi Mushaf: 50 / İniş Sırası: 34)—–

 

Bu surede, doğumumuzu, ölüm ve tekrar nasıl dirileceğimizi, öbür aleme nasıl geçeceğimiz, nasıl sınıflandırılacağımızdan bahsediyor.


Bismillahirrahmanirrahim

1-Kâf(c) velkur-âni-lmecîd(i)

-Kaaf, andolsun büyük ve şerefli Kur’an’a
-Kâf. Andolsun şanlı, şerefli Kur’ân’a
-Kaf. Şanı yüce, ilahi cömertlikle dolu Kur’an’a ant olsun ki,

Çok değerli bilgileri sana anlatan bu yüce kitaba ant olsun.

(İnsanın güzel yaşaması için her türlü tavsiyeleri veren, geçmiş ve gelecekten, senin ibret alıp yolunu çizmen için bilgiler veren, kıyamet ve kıyamet sonrasını haber veren bu yüce kitaba ant olsun)

2-Bel ‘acibû en câehummunżirunminhumfekâle-lkâfirûnehâżâ şey-un ‘acîb(un)

-Hayır, onlar, içlerinden bir korkutucunun gelmesine şaşıp kaldılar da kâfirler, gerçekten de dediler, bu şaşılacak bir şey
-Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler: ‘Bu şaşılacak bir şey’ dediler.
-İş sanıldığı gibi değil. Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaştılar da şöyle dediler o küfre batanlar: “Acayip şey bu!

Kafirler; Bir insanın çıkıp bütün bu yüksek bilgileri emin bir şekilde bizlere söylemesi inanılacak bir şey değil ve haklı olarak bu bilgileri nerden ve nasıl bilebilir diyorlar.

3-E-iżâ mitnâ ve kunnâturâbâ(en)(s) żâlikerac’unba’îd(un)

-Ölüp bir yığın toprak olduktan sonra mı? Bu, pek uzak, pek olmayacak bir dönüş.
-Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır).
-Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüştür bu.”

Öldükten sonra atom, atom altı parçacıklar olup tabiatta başka şeylere bitkilere, toprağa, hatta havaya geçen bizler, tekrar birleştirilip diriltileceğimiz inanılacak şey değil. Dalgamı geçiyor bizimle diyorlar.

4-Kad ‘alimnâmâtenkusu-l-arduminhum(s) ve ’indenâkitâbunhafîz(un)

-Gerçekten de yeryüzü, onlardan neyi eksiltir, biliriz biz ve katımızdadır her şeyi koruyan ve zapt eden kitap
-Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır
-Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pekiyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.

Toprağın onlardan neler aldığını, ne kadarını nerelere verdiğini biz biliriz. Bunları gören, işaretleyen, kaydını tutan bir kitap var yanımızda.

5-Bel keżżebûbilhakkilemmâcâehumfehum fî emrin merîc(in)
-Hayır, gerçek olan Kur’an, onlara gelince yalanladılar da şimdi darmadağın bir işe daldılar.
-Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar
-Hayır, hayır. Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.

(Tekrar dirilme olduğunda) hak kendilerine gelince o yalanlayanlar büyük pişmanlık içinde afallayıp kalacaklar.

6-Efelem yenzurû ilâ-ssemâ-i fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâvemâlehâminfurûc(in)

-Bakmazlar mı üstlerindeki göğe? Nasıl kurduk onu ve bezedik ve bir yarığı, yırtığı da yok.
-Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok
-Bakmadılar mı üstlerindeki göğe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık? Yırtığı, çatlağı da yoktur onun.

Üstünüzdeki göğe bakmıyor musunuz. Nasıl kurulmuş, nasıl göze hoş gözüküyor ve hepsinin bir kural ve kanun üzerine kurulduğunu görmüyor musunuz.

(Oralara gidip geliyorsunuz, Evrenin birçok yerlerine yerleştiniz. Hiçbir nizamsızlık gördünüz mü. Yüksek bir aklın, nizamın, planın var olduğuna işaret değil mi)

7-Vel-arda medednâhâ ve elkaynâfîhâravâsiye ve enbetnâfîhâminkulli zevcin behîc(in
-Ve yeryüzünü nasıl yaydık ve oraya metin dağlar koyduk ve orada, gözler, gönüller açan güzelim nebatları çifter çifter bitirdik
-Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda ‘göz alıcı ve iç açıcı’ her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
-Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; denge noktaları yerleştirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.

Yer kabuğunun meydana gelişine ve yayılmasına, genişlemesine, dağların nasıl meydana geldiğine, size uygun bitkilerin, çiçeklerin, tabiatın oluşumuna baksaydınız onları bizim yaptığımızı anlardınız. Bütün atom ve atom altı parçacıkların bizim kontrolümüzde olduğunu görürdünüz.

8-Tebsiraten ve żikrâlikulli ‘abdinmunîb(in)

-Mabuduna dönen her kulun, can gözünü açmak ve ona, ibret ve öğüt vermek için
-Bunlar,) ‘İçten Allah’a yönelen’ her kul için ‘hikmetle bakan bir iç göz’ ve bir zikirdir
-İbretle bakılası, gönüller açıcı şeyler olarak; hakka yönelen her kula öğüt olarak.

Bunların hepsi, bilim adamlarının (hakka yönelen insanların) üzerlerinde durup çalışması, ilimde yükselmesi ve Allah’ın büyüklüğünü anlaması içindir.

9-Ve nezzelnâ mine-ssemâ-i mâenmubâraken fe-enbetnâbihicennâtin ve habbe-lhasîd(i)

-Ve gökten de kutlu bir yağmur yağdırmadayız da o sayede bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler, yeşertip bitirmedeyiz
-Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik
-Gökten, kutlu ve bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler yeşerttik, hasatla nacak daneler yetiştirdik.

Yağan yağmurun nasıl oluştuğunu, yağmur suyunun neler ihtiva ettiğini, yere düşünce toprakta ne gibi hareketler olduğuna hep bakın. Bitkilerin, hasatların, tanelerin oluşumlarına bakın. Ne gibi olaylar oluyor da o taneler oluşuyor, o atom ve atom altı parçacıkların hepsinin ibadetlerini, vazifelerini yüksek ilim sahibi Allah’ın kontrolünde nasıl yapıldığını görün.
10-Ve-nna
le bâsikâtinlehâtalunnadîd(un)
-Ve hurma ağaçları ki boy atıp uzar ve meyveleri, birbirine bitişmiş, adeta istiflenmiştir.
-Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da
-Yüksek yüksek hurma ağaçları büyüttük. Birbirine girmiş kümeler halinde tomurcukları vardır onların.

Yetmedi, bakın daha, o yüksek hurma ağaçlarına, bağ bahçe ve ormanlara ve içinde ki çeşitlere hep bakın. Dalda, yaprakta hiçbir şey yok iken nasıl oluyor da orada küme halinde meyveler oluşuyor.

11-Rizkan lil’ibâd(i)(s) ve ahyeynâbihibeldetenmeytâ(en)(c) keżâlike-lurûc(u)
-Kullara rızık olarak ve o yağmurla ölü şehri diriltiriz, işte kabirden çıkış da böyledir.
-Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir
-Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış.

Bazı bölgelere sizin yaşamanız için, güzel çiftlikler olsun diye oralara su verdik. O su sayesinde bir araya gelirsiniz. Kimsenin olmadığı bir yerde bakmışınız su var diye orası zamanla güzel bir şehir olmuş, şehir doğmuş. İşte tekrar oluşum da böyledir. (Yaşam bitmiş bir yerde yaşam tekrar böyle başlar)

12-Keżżebet kablehumkavmunûhin ve ashâbu-rrassi ve śemûd(u)

-Onlardan önce Nuh kavmi ve Ashabı Ress ve Semud kavmi de yalanlamışlardı
-Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı
-Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semud kavmi yalanlamıştı.

İlimden, öğrenmeden, bilgiden kaçan sadece siz değilsiniz. Gelecek felaketleri, ilim sahibi olsaydınız görürdünüz. Nuh kavmi, Ashabı Ress ve Semud kavmi de gelen uyarılara inanmadılar. Felaketler başlarına geldi ve oralarda yaşam bitti. Zamanla gelen su ile oralarda yaşam tekrar başladı.

13-Ve ’âdun ve fir’avnu ve-ivânulût(in)
-Ve Âd ve Firavun kavimleri ve Lut’un kardeşleri
-Ad, Firavun ve Lut’un kardeşleri
-Ad, Firavun ve Lut’un halkı da…

Ad, Firavun, Lut kavimleri de sosyal hayat kurallarına, insan eşitliğine ve doğal nizamın dışına çıktılar. İnanmadılar, sonunda kavimleri dağıldı

14-Ve ashâbu-l-eyketi ve kavmutubba’(in)(c) kullunkeżżebe-rrusulefehakkava’îd(i)

-Ve Ashabı Eyke ve Tubba’ kavmi; hepsi de peygamberleri yalanlamışlardı da helak olmayı hak ettiler
-Eyke halkı ve Tubba’ kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece benim tehdidim (onların üzerine) hak oldu
-Eykeliler, Tübba’ kavmi de. Hepsi resulleri yalanladı da duyurulan azap hak oldu.

Eykeliler, Tubba kavmi de resullerin uyarılarına inanmadılar. Sonunda uyarıldıkları felaketler başlarına geldi.

(Arkeologlar oralarda çalışma yaparlarsa, o kavimlerin başlarına ne türlü felaket geldiğini ve nasıl o felaketleri hep kendilerinin hazırladıklarını görürler. Cenabı Allah onlara gelecek felaketi haber veren resul (seçilmiş ilim adamları) gönderdi ama onlar inanmadılar. Allah onları, Allaha ve yeniden dirilişe inanmadılar diye öldürmüş değildir. O bilim, ilim adamları (Resuller) geliyor, gelecek olan felaketleri bildiriyorlar. Deprem olacağını, gök taşı düşeceğini, aralarındaki nefretle yaşamalarının neticelerinde gelecek olan karmaşıklığı, yanar dağın patlayacağını, tsunami veya benzer şeyleri Allah’ın izni ile ilmen görüp söylüyorlar. Kulak asmayanlar, önlem almayanlar helak oluyorlar. Cenabı Allah’ın kendisi söyler, dinde zorlama yoktur diye)

15-Efe’ayînâ bil
alki-l-evvel(i)(c) bel hum fî lebsin minalkincedîd(in)
-İlk yaratışta aciz mi kaldık ki? Hayır; ama onlar, yeni bir yaratışta şüphe içindeler.
-Ya, biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar ‘karmaşık bir kuşku’ içindedirler
-İlk yaratıştan aciz kalıp yorulmuş muyduk? Hayır, yeni bir yaratıştan kuşku içinde olan onlardır.

Bütün bu nizam, intizam ve kuralları yaparken, yorulduk mu zannediyorsunuz. Bir düğmeye basmak kadar kolaydır bu benim için. Ol derim olur. Bir şeyi yapan onu tekrar yapamaz mı.

16-Ve lekad
aleknâ-l-insâne ve nalemumâtuvesvisubihinefsuh(u)(s) ve nahnuakrabuileyhiminhabli-lverîd(i)
-Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz ve biz, ona, şah damarından daha yakınız
-Gerçek şu ki, insanı yaratan biziz. Benliğinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliriz ve biz ona şahdamarından daha yakınız
-Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.

Sadece tabiatı, gökyüzünü, suları falan değil, sizi yaratanda biziz. Nasıl ki onların her maddesi bizim kontrolümüzde ise, aynen sizin de bütün atom altı parçacıklarınız da hücreleriniz de bizim kontrolümüzdedir. O parçacıkların aralarındaki ilişkilerini de biliriz. Düşüncelerinde ne doğduğunu, aralarındaki iyi, kötü kavgasını ve son kararlarını da biliriz. Biz ona senin şah damarından daha yakınız.

17-İż yetelakkâ-lmutelakkiyâni ‘ani-lyemîni ve ’ani-şşimâlika’îd(un

-Ne söyler, ne yaparsa yazan iki melek var, biri sağda oturmuş, biri solda.
-Çünkü insanın sağında ve solunda oturan, denetleyip tesbit eden ve yazan bir melek vardır
-Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır.

İyiyi kötüyü seçmekte iken nefislerinizdeki o ikili çarpışmayı dahi izleriz. Sistem de hep bunlar kayıt edilir. Nizam böyle kurulmuştur.

18-Mâ yelfizumin kavlin illâ ledeyhirakîbun ‘atîd(un)

-Hiçbir söz söylemez ki yanında, onu zapteden, gözetip kollayan biri bulunmasın
-O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır
-Bir söz sarf etmeye dursun, yanındaki gözcü hemen zapt ediverir.

Kullandığınız kelimeler, cümleler dahi, size ait olan zerreler tarafından kayıt edilir. (Zerrelerde izleri kalır)

19-Ve câetsekratu-lmevtibilhakk(i)(s) żâlikemâkunteminhutehîd(u)
-Ölüm baygınlığı, gerçek olarak gelip çattı mı buydu işte denir, senin kaçıp durduğun.
-O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) ‘İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir’ (denildiği zaman da).
-Ölüm sarhoşluğu hak olarak geldi. İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir.

İşte o hiç istemediğin şey, ölüm sarhoşluğu, sana gelmeye başladığı zaman aklın başına gelecek. Ama ne fayda biraz sonra öleceksin.

20-Ve nufi
a fî-ssûr(i)(c) żâlikeyevmu-lva’îd(i)
-Ve üfürülür su’ra, işte bu gündür azap günü.
-Sûra üfürüldü mü, işte o bir uyarının gerçek olacağı gündür
-Ve sura üflendi. İşte bu, geleceği vaat edilen gündür.

İşte sur üfürüldü ve vaat edilen gün geldi.

21-Ve câetkullu nefsin me’ahâsâ-ikun ve şehîd(un)
-Ve herkes, yanında bir sürüp götüren ve bir tanık olarak gelir
-O kıyamet günü her can; mahşer yerine, biri alıp gideceği yere götüren, biri de şahit olan iki melek ile beraber gelir
-Her benlik, yanında bir güdücü, bir de tanık olduğu halde gelir.

Her insan kendi vicdanı ile ve yaşadığı nefsi ile beraber gelir.

(Vicdan burada şahit, Nefis sürükleyen oluyor)

22-Lekad kunte fî ġafletinminhâżâfekeşefnâ ‘ankeġitâekefebesaruke-lyevmehadîd(un)
-Andolsun ki gafletteydin bundan, derken perdeyi kaldırdık gözünden, artık gözün keskin bugün.
-Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.’
-Ant olsun, sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni üstünden kaldırıverdik. Bugün gözün keskin mi keskin.

Hiç bunları bilmiyordun, düşünmüyordun ve buraları hayal bile etmiyordun. Ama şimdi gerçeği anlıyorsun. Nefsine (kendine) zülüm edip etmediğini de görüyorsun.

23-Ve kâlekarînuhuhâżâmâledeyye ‘atîd(un)
-Arkadaşı olan melek, der ki: İşte, ne yaptıysa hepsi bende, hepsi hazır
-Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: ‘İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey.
-Yoldaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.”

Doğal olarak, (fıtratına aykırı, zerrede kayıt edilmiş) nefsinde ne kadar kötülük varsa ortaya çıkar. 

24-Elkiyâ fî cehenneme kullekeffârin ‘anîd(in)

-Artık atın cehenneme adamakıllı kâfir olan ve gerçeğe karşı inat eden herkesi
-Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine
-Siz ikiniz! Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın.

Siz ikiniz (nefis ve vicdan) ortaya çıkan o kötülük sıfatlarınızın hepsini cehenneme atın.

25-Mennâ’in lilayrimutedinmurîb(in)
-Hayrı tamamıyla meneden zalim şüpheciyi
-Hayra engel olanı, şüpheci zalimi
-Durmadan hayrı engelleyeni, azgını, işkilciyi…

Cennet âlemi (mutluluk alemi) hakkı örtenlerin, inatçıların, hayra engel olanların, zalimlerin, doğru olandan tam emin olmayanların yeri değildir. Bunlar nefislerinden o kirli parçalar (sıfatlar) çıkarılmadıkça cehennem (sekar) azabını yaşarlar.

26-Elleżî ce’aleme’a(A)llâhi ilâhen â
arafeelkiyâhu fî-lażâbi-şşedîd(i)
-Ki Allah’la beraber bir başka mabut da kabul etmiştir, atın artık onu çetin azaba
-O ki, Allah ile beraber başka ilahlar edindi, bundan dolayı ikiniz birden onu çetin bir azaba atın
-O ki, Allah’ın yanına başka bir ilah koydu. Artık atın onu, o şiddetli azabın içine.

Âlemlerin sahibi Rabbinin yanına başka ilahların da var olduğunu düşünenler, şiddetli bir azaba düşecekler.

27-Kâle karînuhurabbenâmâatġaytuhu velâkin kâne fî dalâlinba’îd(in)

-Arkadaşı, Rabbimiz der, onu, taşkınlığa ben sevk etmedim ve fakat o, pek uzak bir sapıklık içindeydi
-Arkadaşı olan şeytan dedi ki: “Rabbimiz, ben onu azdırmadım. Fakat onun kendisi sapıklığın kuyusuna dalmıştı
-Yoldaşı dedi ki: “Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Onun kendisi, dönüşü olmayan bir sapıklık içindeydi.”

Kendisinde olan o kirlenmiş sıfatlar onu ben azdırmadım der. O nefsinin peşinden gitti, ona uydu der.

28-Kâle lâ ta
tasimûledeyye ve kadkaddemtuileykumbilva’îd(i)
-Der ki: Huzurumda çekişmeyin ve ben, önceden azap edeceğimi bildirmiştim size.
-(Allah buyurur:) ‘Benim huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce ‘kesin bir uyarı’ göndermiştim
-Allah buyurdu: “Huzurumda çekişmeyin. Ben size uyarıyı çok önceden göndermiştim.

Orada birbirlerini (kendi kendilerini) suçlamanın hiçbir anlamı olmadığını anlarlar. Resullerin uyarılarına inanmadıklarının şuuruna varırlar.

29-Mâ yubeddelu-lkavluledeyyevemâenâbizallâminlil’abîd(i)
-Katımda söz değiştirilemez ve ben, kullara zulmetmem
-Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim
-Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem.

Cenabı Allah’ın sözü, kanunları hiçbir zaman değişmez. Kullarına asla zulüm etmez.

30-Yevme nekûlulicehennemeheli-mtele/ti ve tekûluhelminmezîd(in)
-O gün cehenneme: “Doldun mu?” diyeceğiz. O da: “Daha fazlası var mı?” diyecek
-O gün cehenneme diyeceğiz: ‘Doldun mu?’ O da: ‘Daha fazlası var mı?’ diyecek
-O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O ise: “Daha yok mu?” der.

O gün, kıyamette, karadelik her şeyi yutmaya devem edecek. Bütün evren yutulacak. Onun çekimi artık çekecek bir şey bulamayacak.

31-Ve uzlifeti-lcennetulilmuttekîneġayrabe’îd(in)
-Ve yaklaştırılır cennet, çekinenlere ve onlardan uzak değildir
-Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır
-Ve cennet, takva sahiplerine yaklaştırılmıştır; hiç uzak değildir.

Hesabını düzgün yapan takva sahipleri ak delik çıkışına yaklaşmış oradan sonsuz evreni (cenneti) görüyorlardır.

32-Hâżâ mâtû’adûnelikullievvâbinhafîz(in)

-İşte denecek, size, mabuduna tövbe eden, emri, iyideniyiye koruyan herkese vaadedilen bu.
-Bu, size vadolunandır; (gönülden Allah’a) yönelip-dönen (İslam’ın hükümlerini) koruyan
-İşte size vaat edilen budur. Allah’a sürekli yönelen, korunması gerekeni koruyan herkese…

İşte denir bu, Allaha güvenerek, nefsin kötü arzularına uymadan, işlerini tam yapanlara vaat edilen sonsuz alem.

33-Men aşiye-rrahmânebilġaybi ve câebikalbinmunîb(in)
-Görmediği halde rahmandan korkan ve ona yönelmiş bir yürekle gelen kişiye vaat edilen bu
-Görmediği halde Rahman’a karşı ‘içi titreyerek korku duyan’ ve ‘içten Allah’a yönelmiş’ bir kalp ile gelen içindir
-Görmediği halde Rahman’dan ürperen ve Allah’a yönelik bir kalp getiren herkese…

İlave olarak, görmediği halde Rahmandan ürperen, bir bakıcının, koruyucunun, kollayıcının olduğuna inanan güzel kalplilerin gireceği alem.

34-Ud
ulûhâ biselâm(in)(s) żâlikeyevmu-lulûd
-Esenlikle girin oraya; bugün, ebedilik günü
-Bu cennete huzur içinde girin, bu ebedi hayatın başladığı gündür
-Esenlikle girin oraya. Sonsuzlaşma günüdür bu.

Şimdi bu sonsuz, ebedi aleme, mutlu hayata buyurun girin.

35-Lehum mâyeşâûnefîhâveledeynâmezîd(un)

-Onlaradır ne dilerlerse orada ve katımızda daha da fazlası var
-Orda diledikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var
-Orada onlar için istedikleri her şey var. Katımızda ise dahası da var.

Orada hayalinizden ne geçiyorsa var. Ne istiyorsanız hepsi var. Rabbinizin ilmini çalışmaya devam ederseniz (katında) çok daha fazlasını bulacaksınız.

36-Vekem ehleknâkablehummin karnin hum eşedduminhumbatşenfenakkabû fî-lbilâdihelminmehîs(in)
-Ve nice nesiller helak ettik onlardan önce; onlar, bunlardan daha çokluktu, daha güçlü kuvvetliydi, derken şehirleri delik deşik etmişlerdi, her tarafı ellerine geçirmişlerdi, fakat bir kaçacak yer mi var
-Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Öyle ki memleketleri delik deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?
-Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki, vuruş ve tutuşları bunlardan daha zorluydu. Ülkelerde delikler açmışlardı / beldelerde kaçacak delik aradılar / beldeleri boydan boya dolaştılar. Var mı kaçacak yer?

Büyük kıyametten önce, birçok yerel kıyametler koparak nesiller yok oldu. Onlar ilimde ve teknolojide çok ileri gitmişlerdi yerel kıyametlerden kaçmak için kendi karadeliklerini açıp oradan başka galaksilere sıçramalar yapmışlardı. Büyük felaket başlayınca evrenin her tarafına kaçmaya çalıştılar. Ama heyhat. Bu everenin büyük kıyametinde, evrenin kendi karadeliği, nerde ne varsa hepsini içine çekti yok etti.

(Bu evrenden bir önceki everende olan nesiller diye de anlaşılabilir)

37-İnne fî żâlikeleżikrâ limen kânelehukalbun ev elkâ-ssem’a ve huveşehîd(un)
-Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır
-Şüphe yok ki bunda, gönlü olana, yahut görerek kulak verene ibret ve öğüt var elbet.
-Hiç kuşkusuz bunda, kalbi olan yahut tam bir tanık olarak kulak veren için mutlak bir öğüt vardır.

Bu anlattıklarımız, kulak veren ve ilmi görüşü ile bu olayların olduğunu, olacağını anlayanlara, yaşantılarına istikamet vermeleri için bir öğüttür.

38-Ve lekad
alaknâ-ssemâvâtivel-arda vemâbeynehumâ fî sittetieyyâminvemâmessenâminluġûb(in)
-Ve andolsun ki biz, gökleri ve yeryüzünü altı günde yarattık ve bir yorgunluk gelmedi bize.
-Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiç bir yorgunluk dokunmadı
-Andolsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.

Evet, senin sonsuz, uçsuz bucaksız dediğin bu evreni, biz altı günde yarattık, yorgunluğun zerresi bile yoktu bizde.

(Bunu da yok eder tekrar tekrar yaratabiliriz)

39-Fasbir ‘alâmâyekûlûne ve sebbihbihamdirabbikekabletulû’i-şşemsi ve kable-lġurûb(i)
-Artık sabret ne derlerse ve Rabbine ham ederek onu tenzih et güneş doğmadan önce ve batmadan önce.
-Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et
-Artık onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbinin hamdiyle tespih et

Bütün bunlardan sonra, sana insanlar ne derse desinler, aldırma, sabret. Sen güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Allah’ın emirlerini yerine getir. Vazifeni yap.

(Buradan Sabah ve ikindi namazı anlaşılabilir)

40-Ve mine-lleylifesebbihhu ve edbâra-ssucûd(i)
-Ve geceleyin ve secdelerden sonra
-Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O’nu tesbih et
-Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarından O’nu tespih et.

Gecenin bir bölümünde (Yatsı namazı) ve sonra tam teslim olarak rabbinin dediklerini oku, tekrar gözden geçir ve üzerinde derin derin çalış.

41-Vestemi’ yevmeyunâdi-lmunâdiminmekâninkarîb(in)
-Ve dinle o nida edenin, yakın bir yerden bağıracağı gün, sesini
-Çağırıcının, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver
-Haykıranın çok yakın bir yerden sesleneceği günü dinle.

Kıyametin geleceğini, evrenin büyük bir gürültü ile içine kapanacağını, işte o (sesi bekle) günü hep aklında tut.

 42-Yevme yesme’ûne-ssayhatebilhakk(i)(c) żâlikeyevmu-l
urûc(i)
-O gün, o bağrışı, gerçek olarak işitecekler; işte o gündür kabirlerden çıkış günü.
-O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür
-O gün müthiş sesi hak olarak dinleyecekler. Ortaya çıkış / diriliş günüdür bu.

O sesin, gürültünün ne olduğunu herkes anlayacak. Artık bu, bu evrenden çıkış, öbür evrene giriş günüdür.

43-İnnâ nahnunuhyî ve numîtu ve-ileynâ-lmasîr(u)

-Şüphe yok ki biz diriltiriz ve biz öldürürüz ve dönülüp gelinecek tapı, bizim tapımızdır
-Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de bizedir.
-Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüş yalnız bizedir
.

Bu âlem böyledir, böyle kurdum, böyle planladım. Bu everende hayat buluyorsunuz bu evrende ölüyorsunuz. Sonra bu evrenden çıkıp bize dönüyorsunuz.

44-Yevme teşakkaku-l-ardu ‘anhumsirâ’â(an)(c) żâlikehaşrun ‘aleynâyesîr(un

-O gün yarılır yeryüzü de çıkarlar oradan ve hızlı hızlı koşarlar; bu toplayış, bize pek kolaydır.
-O gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşir (sizi bir arada toplama) dır
-O gün yer çatır çatır yarılıp onlardan çabucak uzaklaşır. Bu yalnız bizim için kolay olan bir haşretmedir.

O gün yer (evrenin hangi yerinde iseniz) patlayıp, çatlayıp çekime katılır. Dağılmış olan her zerreler ile beraber o karadeliğe hızla koşar girerler.

(Sonra o zerreler üfürülerek (ikinci sur) ak delikten çıkıp yeni âlemde birleşip dirilirler. Bütün bunlar bir saniyemi sürer. milyar sene mi sürer anlamazsın. Orada zaman durmuştur)

(Bazı ayetlerde kıyamet anında diriliyoruz ve resuller sayesinde gök kapısından geçip öbür aleme geçiyoruz hissi de alıyorum)

45-Nahnu a’lemubimâyekûlûn(e)(s) vemâente ‘aleyhim bicebbâr(in)(s) feżekkirbilkur-âni men ye
âfuva’îd(i)
-Biz daha iyi biliriz ne dediklerini ve senin, onlara, dilediğini yapacak bir kudretin yok, artık, azaptan korkana Kur’an’la öğüt ver
-Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver
-Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver.

Sen Kurandaki bütün bu bilgileri onlara öğretmeye devam et. Ama zorlama. Olacakları söyle. İster öğrenir ister öğrenmezler. Biz onların ne düşündüklerini biliyoruz.