Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim;
Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler;
Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;
——————————————-
(Odalar) (Resmi Mushaf: 49 / İniş Sırası: 106)—–
Bu sure aileler arasında, gruplar arasında, aşiretler arasında, sosyal yaşamdaki kurallar ve çıkan problemlerin çözümünden bahsediyor.
Bismillahirrahmanirrahim
1-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyi(A)llâhi ve rasûlih(i)(s) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)
-Ey inananlar, her hususta Allah’ın ve Peygamberinin huzurunda, onların önüne geçmeyin ve çekinin Allah’tan; şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, bilir.
-Ey iman edenler, Allah’ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
-Ey iman edenler! Allah’ın ve resulünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Allah gerçekten çok iyi duyan ve gereğince bilendir.
Ey İman edenler (bir toplantıda, bir dernekte) Allah’ın ve Resulün kurallarından başka kurallar koymayın (kendinize göre kuralları katılaştırmayın veya yumuşatmayın). Allahtan korkun. Allah dediklerinizi çok iyi duyar. Niye katılaştırdığınızı veya yumuşattığınızı da çok iyi bilir.
2-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ terfe’û asvâtekum fevka savti-nnebiyyi velâ techerû lehu bilkavli kecehri ba’dikum liba’din en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(e)
-Ey inananlar, seslerinizi, Peygamberin sesinden daha üstün bir tarzda yükseltmeyin ve onunla, yüksek sesle konuşmayın, birbirinizle konuştuğunuz gibi, sonra yaptıklarınız mahvolup gider de anlamazsınız bile.
-Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona bağırıp-söylemeyin; yoksa şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider.
-Ey iman edenler! Seslerinizi o Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Kiminizin kiminize bağırarak konuştuğu gibi, onun huzurunda sözü yükseltmeyin. Yoksa siz hiç farkında olmadan amelleriniz eriyip gider.
Ey iman edenler, Nebi ile konuşurken, sesiniz onun sesinden daha sesli olmasın. Onun huzurunda kendi aranızda konuştuğunuz gibi bağırarak çağırarak konuşmayın. Yoksa amelleriniz boşa gider.
(Ondan bahsederken saygı ile bahsedin)
3-İnne-lleżîne yeġuddûne asvâtehum ‘inde rasûli(A)llâhi ulâ-ike-lleżîne-mtehana(A)llâhu kulûbehum littakvâ(c) lehum maġfiratun ve ecrun ‘azîm(un)
-Allah’ın Peygamberinin yanında seslerini alçaltanlar, o kişilerdir ki Allah, onların gönüllerini, çekinmeyle sınamıştır; onlaradır yarlıganma ve pek büyük bir mükafat.
-Şüphesiz, Allah’ın Resûlü’nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.
-Allah resulünün huzurunda seslerini alçaltanlar var ya, onlar Allah’ın, gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir. Bir bağışlanma vardır onlar için, bir büyük ödül vardır.
Resulün huzurunda (heyecanlansalar bile) onunla alçak sesle konuşanlar, takva için imtihan edilen kişilerdir. Onlar bağışlanacak ve ödüllenecektir.
4-İnne-lleżîne yunâdûneke min verâ-i-lhucurâti ekśeruhum lâ ya’kilûn(e)
-Odaların ardından bağırarak sana seslenenlerin çoğu, akıl etmeyen kişilerdir.
-Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor.
-Hücrelerin arkasından sana seslenenlere gelince, onların çoğu aklını çalıştırmamaktadır.
Dışardan, sokaktan sana seslenenler (bağırarak seni çağıranlar veya bağırarak konuşanlar) var ya, onlar aklını kullanmayan kafasız kimselerdir.
5-Velev ennehum saberû hattâ taḣruce ileyhim lekâne ḣayran lehum(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
-Ve gerçekten de onlar, sabretselerdi de sen, çıkıp yanlarına gelseydin daha da hayırlıydı onlara ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu,) kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya dek sabretmiş olsalardı, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Onlar senin çıkıp yanlarına gelmeni bekleselerdi, onlar için daha hayırlı olurdu. Allah Gafurdur, Rahimdir.
6-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in câekum fâsikun binebe-in fetebeyyenû en tusîbû kavmen bicehâletin fetusbihû ‘alâ mâ fe’altum nâdimîn(e)
-Ey inananlar, buyruktan çıkmış biri, size bir haber getirdi mi doğru, yahut yanlış veya yalan olup olmadığını araştırıp iyice bir anlayın, yoksa bir topluluğa, bilgisizlikle bir kötülükte bulunur da yaptığınıza nadim oluverirsiniz.
-Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.
-Ey iman sahipleri! Özü-sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, hemen araştırıp inceleyin / delil arayın. Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.
Ey iman edenler, pek güvenmediğiniz birisi, size bir haber getirdiğinde, iyicene araştırın. Yoksa o topluluğu suçlar, hata eder, pişmanlık duyarsınız.
7-Va’lemû enne fîkum rasûla(A)llâh(i)(c) lev yutî’ukum fî keśîrin mine-l-emri le’anittum velâkinna(A)llâhe habbebe ileykumu-l-îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrahe ileykumu-lkufra velfusûka vel’isyân(e)(c) ulâ-ike humu-rrâşidûn(e)
-Ve bilin ki içinizde Allah’ın Peygamberi var; işlerin çoğunda size itaat etseydi günaha girer, helak olurdunuz ve fakat Allah, size inancı sevdirdi ve gönüllerinizde bezedi onu ve çirkin gösterdi size kafirliği ve buyruktan çıkmayı ve isyanı; işte onlardır en güzel işlerde başarı kazananlar.
-Ve bilin ki Allah’ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işte uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır.
-Bilin ki, Allah’ın resulü içinizdedir. Eğer o çoğu işte size uysaydı, gerçekten zorlukla karşılaşır, sıkıntıya düşerdiniz. Ama Allah, imanı size sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir. Ve size küfrü, öz-söz bozukluğunu, isyanı çirkin göstermiştir. Rüşte ermiş olanlar işte bunlardır;
Şükredin ki Allah’ın resulü aranızdadır. Birçok işte size uysaydı sıkıntıya düşerdiniz. Onun sayesinde Allah imanı size sevdirmiştir. Küfrün, kötü sözün, isyanın çirkin olduğunu size öğretti. İşte modern hayat yaşayanlar, medeni olanlar bunlardır.
8-Fadlen mina(A)llâhi veni’me(ten)(c) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
-Allah’tan bir lütuf ve bir nimet olarak ve Allah, her şeyi bilir, hüküm sahibidir.
-Allah’tan bir fazl (bir ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah’tan bir lütuf ve nimet olarak. Alim’dir Allah, Hakim’dir.
(Modernlik ve medenilik) Allahtan bir lütuf, bir nimettir sizin için. Allah Alimdir, Hakimdir.
9-Ve-in tâ-ifetâni mine-lmu/minîne-ktetelû feaslihû beynehumâ(s) fe-in beġat ihdâhumâ ‘alâ-l-uḣrâ fekâtilû-lletî tebġî hattâ tefî-e ilâ emri(A)llâh(i)(c) fe-in fâet feaslihû beynehumâ bil’adli ve aksitû(s) inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn(e)
-İnananlardan iki kısım, birbiriyle savaşa girişirse hemen aralarını bulun, bir bölüğü, öbürüne saldırırsa o saldırganlarla, Allah’ın emrine itaat edinceye dek savaşın; Allah’ın emrine itaat ederlerse adaletle aralarını bulup barıştırın ve adaletle muamele edin; şüphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever.
-Mü’minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah’ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.
-Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun. Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever.
Müminlerden kavga eden iki grup olursa, hemen aralarını bulun. Biri hakkı dinlemeyip hala saldırıyorsa, sizde onunla hakkı dinleyene kadar kavga edin. Vazgeçerlerse, tekrar adaletle aralarını bulun. Kuşkusuz Allah adil olanları sever.
10-İnnemâ-lmu/minûne iḣvetun feaslihû beyne eḣaveykum(c) vettekû(A)llâhe le’allekum turhamûn(e)
-Hiç şüphe yok ki inananlar, ancak kardeştirler, artık kardeşlerinizin arasını bulun, barıştırın, uzlaştırın onları ve çekinin Allah’tan da acınmışlardan olun.
-Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.
-Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’tan korkun ki, size merhamet edilebilsin.
(İnananlar) Müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin aralarında barışı sağlayın. Allahtan korkun ki Allah size merhamet etsin.
11-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ yesḣar kavmun min kavmin ‘asâ en yekûnû ḣayran minhum velâ nisâun min nisâ-in ‘asâ en yekunne ḣayran minhun(ne)(s) velâ telmizû enfusekum velâ tenâbezû bil-elkâb(i)(s) bi/se-l-ismu-lfusûku ba’de-l-îmân(i)(c) vemen lem yetub feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
-Ey inananlar, içinizden bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin, olabilir ki alay edilenler, öbürlerinden daha hayırlıdır ve kadınların bir kısmı da başka kadınlarla alay etmesin, olabilir ki alay edilen kadınlar, öbürlerinden daha hayırlıdır ve birbirinizi kınamayın ve kötü lakaplarla çağırmayın; inançtan sonra buyruktan çıkmışlara ait adlar, ne de kötüdür ve kim tövbe etmezse artık onlar, zulmedenlerin ta kendileridir.
-Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakablarla’ çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.
-Ey inananlar! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Olabilir ki, alay ettikleri topluluk kendilerinden hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay ettikleri, kendilerinden hayırlı olabilir. Öz benliklerinizi ayıplamayın / kendi nefislerinizde ayıplar aramayın; birbirinize kötü lakaplar yakıştırmayın. İmandan sonra fasıklıkla aldanmak ne kötü şeydir. Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimlerdir.
Ey iman edenler, bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Bilemezsin belki O topluluk Allah katında sizden daha makbuldür. Kadınlarda başka kadınlarla alay etmesin. Alay ettikleri kendilerinden daha hayırlı olabilir. Kendinizi de küçük görmeyin, yeteneksiz görmeyin. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İman ettikten sonra fasıklık etmek kötü şeydir. Tövbe etmezseniz zalimlerden olursunuz.
12-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ctenibû keśîran mine-zzanni inne ba’da-zzanni iśm(un)(s) velâ tecessesû velâ yaġteb ba’dukum ba’dâ(an)(s) eyuhibbu ehadukum en ye/kule lahme eḣîhi meyten fekerihtumûh(u)(c) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe tevvâbun rahîm(un)
-Ey inananlar, sakının fazla şüphe etmekten, şüphe yok ki bazı zan ve şüpheler suçtur ve ayıplarınızı, gizli işleri arayıp gözetmeyin ve bir kısmınız, bir kısmınızın gıyabında kötülüğünü de söylemesin; biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? Tiksindiniz, değil mi? Ve çekinin Allah’tan, şüphe yok ki Allah, tövbeleri kabul eder, rahimdir.
-Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.
-Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın. Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah’tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.
Ey iman edenler (başkaları hakkında) fazla zan (şüphe) etmekten kaçının. Zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıplarını kurcalamayın. Dedikodu yapmayın. Sizden biriniz kardeşinin ölmüş etini yer mi. Bak tiksindiniz. Dedikodu aynen böyle bir şeydir. Allahtan korkun. Allah tövbeleri kabul edendir. Rahimdir.
13-Yâ eyyuhâ-nnâsu innâ ḣalaknâkum min żekerin ve unśâ ve ce’alnâkum şu’ûben ve kabâ-ile lite’ârafû(c) inne ekramekum ‘inda(A)llâhi etkâkum(c) inna(A)llâhe ‘alîmun ḣabîr(un)
-Ey insanlar, şüphe yok ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve sizi, aşiretler ve kabileler haline getirdik tanışın diye; şüphe yok ki Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüce olanınız, en fazla çekineninizdir; şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.
-Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.
-Ey İnsanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanızdır. Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.
Ey insanlar, biz sizi bir erkek bir dişiden yarattık. Tanışmanız için sizleri ayrı ayrı milletler, ırklar yaptık. Allah katında en üstününüz sadece takva sahipleridir. Allah her şeyi bilir, haberdardır.
14-Kâleti-l-a’râbu âmennâ(s) kul lem tu/minû ve lâkin kûlû eslemnâ velemmâ yedḣuli-l-îmânu fî kulûbikum(s) ve-in tutî’û(A)llâhe verasûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey-â(en)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
-Bedeviler, inandık dediler; de ki: İnanmadınız ve fakat Müslüman olduk deyin ve inanç, henüz gönüllerinize girmedi sizin ve Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz yaptığınız iyiliklerin sevabından hiçbir şey eksilmez, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.
-Bedeviler, ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz; ancak ‘İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.’
-Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”
Ey Bedeviler (cahiller) inandık diyorsunuz ama inanmadınız. İman sizin kalbinize tam yerleşmedi. Müslüman olduk deyin. Allah ve Resulüne (Kuran’ın öğütlerine) itaat ederseniz, şimdi sizde, aynı tam iman etmiş olanlar gibi sevap alırsınız. Allah affedicidir. Rahimdir.
15-İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne âmenû bi(A)llâhi ve rasûlihi śümme lem yertâbû ve câhedû bi-emvâlihim ve enfusihim fî sebîli(A)llâh(i)(c) ulâ-ike humu-ssâdikûn(e)
-İnananlar, ancak o kişilerdir ki Allah’a ve Peygamberine inanırlar da sonra şüpheye düşmezler ve mallarıyla ve canlarıyla savaşırlar Allah yolunda, işte onlardır doğru söyleyenlerin ta kendileri.
-Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Resûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
-Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, özü-sözü birbirine uyanlar.
Gerçek iman etmişler olanlar, Allah ve Resulüne (Kuran’ın öğütlerine) tam iman edenlerdir, tereddütsüz malları ile, canları ile Allah yolunda cihat (gayret) ederler. Bunlardır tam iman etmiş özü sözü bir olanlar.
16-Kul etu’allimûna(A)llâhe bidînikum va(A)llâhu ya’lemu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
-De ki: Dininizi, Allah’a mı bildireceksiniz? Ve Allah bilir ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve Allah, her şeyi bilir.
-De ki: ‘Siz Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir.’
-De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa ki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah herşeyi çok iyi bilmektedir.”
De ki, siz Allaha dininizi mi ispata çalışıyorsunuz. Allah göklerde de yerde de ne varsa hepsini bilir. Allah Alimdir.
17-Yemunnûne ‘aleyke en eslemû(s) kul lâ temunnû ‘aleyye islâmekum(s) beli(A)llâhu yemunnu ‘aleykum en hedâkum lil-îmâni in kuntum sâdikîn(e)
-Müslüman olduk diye seni minnet altında mı bırakırlar? De ki: Müslümanlığınızdan dolayı beni minnet altında bırakmaya kalkışmayın, hayır, Allah’a karşı siz minnet altındasınız, sizi doğru yola sevkedip imanda başarı verdiğinden, eğer doğru söylüyorsanız.
-Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: ‘Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru söylüyor iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)’
-İslam’a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: “İslamınızı benim başıma kakmayın. Aksine, eğer özü-sözü doğru insanlarsanız, sizi imana kılavuzladığı için Allah hepinizi minnet borcu altına sokar.”
Müslüman oldunuz diye, beni size karşı minnet altına mı sokmak istiyorsunuz. Allah, sizi imana yönlendirdiği için hepiniz Allaha şükredin, Ona karşı minnet altındasınız.
18-İnna(A)llâhe ya’lemu ġaybe-ssemâvâti vel-ard(i)(c) va(A)llâhu basîrun bimâ ta’melûn(e)
-Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yeryüzünün gizli şeylerini bilir ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.
-Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
-Şu bir gerçek ki, Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı iyice görmektedir.
Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin bütün gizliliklerini bilir. Sizin de yaptıklarınızın hepsini görmektedir.
