İçeriğe geç

Hakka

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

———————————————————————-

(Gerçekleşen) (Resmi Mushaf: 69 / İniş Sırası: 78)—

Bu surede, kıyametin aniden geleceğiniden, kurtulmak için çalışmalar yapmayı. Kurtulanların öbür alemde rahat edeceğinden, kurtulamayanlar büyük pişmanlık ve strese kapılacagından bahsediyor,

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Elhâkka(tu)

-Gerçek olan kıyamet.
-Elbette gerçekleşecek olan’ (kıyamet).
-el-Hakka / geleceği kuşkusuz olan şey!

 

Hak olan (Gerçek olan nedir)

 

2-Mâ-lhâkka(tu)

-Nedir gerçek olan kıyamet?
-Nedir o ‘muhakkak gerçekleşecek olan?’
-Nedir o hakka?

 

Nedir o hak olan (Nedir o gerçekleşecek olan)

 

3-Vemâ edrâke mâ-lhâkka(tu)

-Ve nedir bildiren sana ki nedir gerçek kıyamet?
-O gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir?
-O hakkanın niteliğini sana bildiren nedir?

 

Hak olanın ne olduğunu sana bildiren nedir. (O gerçek olanı sen nasıl anlarsın)

 

4-Keżżebet śemûdu ve ’âdun bilkâri’a(ti)

-Yalanladı Semud ve Âd, insanların başına kopan, akıllarını dağıtan kıyameti.
-Semud ve Ad (toplulukları), kâria’yı yalan saydılar.
-Semud ve Ad, kaariayı / başa çarpan olayı yalanlamıştı.

 

Semud ve Ad kavmi kapıyı çalanı (Karia yı) yalanlamıştı. (Semud ve Ad kavmi gibi kapın çalındığı vakit anlarsın).

 

5-Fe-emmâ śemûdu feuhlikû bi-ttâġiye(ti)

-Derken Semud, helak edildi taşkınlığıyla.
-Bu yüzden Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi.
-Bunun üzerine Semud, bir doğal felaket ile helak edildi.

 

Ama sonunda korkunç bir feaketle Semud helak oldu. (O kapıyı çalan yaptıklarının neticesi olarak gelen Semud diyarını ve halkını helak eden korkunç bir felaketti) 

 

6-Ve emmâ ‘âdun feuhlikû birîhin sarsarin ‘âtiye(tin)

-Ve ama Âd, helak edildi müthiş bir ses çıkaran, yıkıp götüren, silip süpüren soğuk bir kasırgayla.
-Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
-Ad ise gürleyen sesle gelen soğuk rüzgarlı bir fırtınayla mahvedildi.

 

Ad ise korkunç sesli bir kasırga, şiddetli rüzgarla helak oldu. (Suç işleyen halk yüzünden şehirlerde helak oluyor)

 

7-Seḣḣarahâ ‘aleyhim seb’a leyâlin ve śemâniyete eyyâmin husûmen feterâ-lkavme fîhâ sar’â ke-ennehum a’câzu nalin âviye(tun)

-Onu, yedi gece ve sekiz gün, birbiri ardınca musallat etti onlara, o topluluğa baksaydın görürdün ki bu kadar zaman içinde yıkılıvermişler yerlere, sanki içleri kof hurma kütükleriymiş onlar.
-(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralıksız üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
-Onu, onların üzerine yedi gece-sekiz gün hiç ara vermeden saldı. Topluluğu orada yerlere sürülmüş görürsün. İçleri boşaltılmış hurma kütükleri gibidirler.

 

Şiddetli kasırga yedi gün sekiz gece dinmedi. Herkes yerle bir oldu. (Suç işleyen halk yüzünden şehirlerde helak oluyor) Hurma kütüğü gibi her şey parçalandı

 

8-Fehel terâ lehum min bâkiye(tin)

-Artık görebilir misin, var mı onlardan kalanlar?
-Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?
-Onlardan geri kalan birşey görüyor musun?

 

Şimdi oralardan bir iz bile kalmadı

 

9-Ve câe fir’avnu vemen kablehu velmu/tefikâtu bilâti-e(ti)

-Ve Firavun ve ondan önce şehirleri altüst olanlar da suçlar işlemişlerdi.
-Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.
-Firavun da ondan öncekiler de altı üstüne gelmiş kentlerde aynı hataya vücut verdiler.

 

Firavunun ve ondan öncekiler de birçok şehirlerle beraber aynı hatadan yerle br oldu. 

 

10-Fe’asav rasûle rabbihim fe-eażehum ażeten râbiye(ten)

-Derken Rablerinin peygamberine isyan etmişlerdi de onları gittikçe artan bir azapla helak etmişti.
-Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
-Rablerinin resulüne isyan ettiler de O da onları, şiddeti arttıkça artan bir yakalayışla yakaladı.

 

Evet Rabbin Resullerinin hiçbir (seçilmiş bilim adamlarının) uyarılarını dinlemediler. peş peşe gelen felaketten kurtulamadılar.

 

11-İnnâ lemmâ taġâ-lmâu hamelnâkum fî-lcâriye(ti)

-Şüphe yok ki akıp giden gemide taşıdık sizi sular köpürüp coşunca.
-Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide biz sizi taşıdık;
-Su azıp köpürdüğünde, biz sizi o akıp gidende taşıdık.

 

(Hatırlayn NUH  tufanını) Sular coşup taştığında (Nuhun gemisi ile) su üstünde biz sizi taşıdık.

 

12-Linec’alehâ lekum teżkiraten vete’iyehâ użunun vâ’iye(tun)

-Bu, size bir öğüt ve ibret olsun ve belleyip unutmayan kulaklarda kalsın diye.
-Öyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. ‘Gerçeği belleyip kavrayabilen’ kullar onu belleyip-kavrasın.’
-Ki onu size bir hatırlatıcı / düşündürücü yapalım ve kavrayabilen kulak kavrasın.

 

İşte bu geçen doğal afeti (tufanı) unutmayın. Bir kısım insan (bilim insanı) onu düşünüp araştırsın, dinlesin. (Çünki daha kötüsü kıyamette olacak)

 

13-Fe-iżâ nufia fî-ssûri nefatun vâhide(tun)

-Sura bir kerecik üfürülünce.
-Artık sur’a tek bir üfürülüşle üfürüleceği,
-Sura bir üfleyişle üflendiğinde,

 

Ve son afet olan Sura üfürüldüğünde (Evrensel afet-Kıyamet)

 

14-Ve humileti-l-ardu velcibâlu fedukketâ dekketen vâhide(ten)

-Ve yeryüzü ve dağlar, bir kerecik birbirlerine çarpıp dağılınca.
-Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
-Yer ve dağlar yükletilip birbirine bir çarpılışla parça parça edildiğinde,

 

Kıtalar ve dağlar aniden birbirine çarpılıp parçalandığında

 

15-Feyevme-iżin veka’ati-lvâki’a(tu)

-İşte o gün ansızın kopacak kıyamet kopar.
-İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuştur.
-İşte o gün, olması gereken olmuştur.

 

İşte o gün (Hak olan) büyük felaket günüdür.

 

16-Venşakkati-ssemâu fehiye yevme-iżin vâhiye(tun)

-Ve gök yarılır, o gün bitkin bir hale gelir.
-Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır.’
-Gök yarılmıştır. O gün o, lime lime sarkmıştır.

 

Gök yarılır, parça parça olup dağılmıştır.

 

17-Velmeleku ‘alâ ercâ-ihâ(c) ve yahmilu ‘arşe rabbike fevkahum yevme-iżin śemâniye(tun)

-Melekler, etrafında toplanırlar ve Rabbinin arşını o gün, onların üstünde, sekiz melek taşır.
-Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.
-Melek de onun kenarlarındadır. Rabbinin arşını, o gün onların üstündeki sekiz taşır.

 

Evrenin etrafında sekiz kuvvet (melek) parçalanmayı düzenler, yapar (Evrenin dört temel çekim kuvvetleri; 1-kütle çekim kuvveti, 2-elektromanyetik çekim kuvveti 3-zayıf nükleer kuvvetleri 4-şiddetli nükleer kuvvetleri) kıyamet anında bunlar sekiz temel kuvvet olur). Bu kuvvetler (Melekler) göklerin ve evrenin etrafındadır. (Yedi göğü tutan kuvvet (yedi melek) ve bir evreni tutan kuvvet (bir melek) (Bu biraz zorlama oldu. En doğrusunu Allah ve onun sevgili peygamberi bilir)

 

18-Yevme-iżin tu’radûne lâ tafâ minkum âfiye(tun)

-O gün ahvaliniz öylesine meydana çıkarılır ki hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
-Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiç bir gizli (şey), gizli kalmaz.
-O gün arz olunursunuz; hiçbir saklınız gizli kalmaz.

 

İşte o gün size ne olacağı ortaya çıkar. Yanlışınız da ortaya çıkar. (Kurtulma önlemini (Nuhun Gemisi gibi) kitaba uygun olarak yapmışsa kurtulur)

 

19-Fe-emmâ men ûtiye kitâbehu biyemînihi feyekûlu hâumu-kraû kitâbiyeh

-Derken kimin kitabı, sağ yanından verilirse artık der ki: Gelin, işte okuyun kitabımı.
-Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: ‘Alın, kitabımı okuyun.’
-Öz kitabı sağından verilen: “İşte kitabım, okuyun!” der.

 

Kitabı sağından verilenler sevinçle buyurun okuyun der. (Hadi bakalım (bu gemi le) bu kara delikten kurtulabilecekmiyiz derler)

 

20-İnnî zanentu ennî mulâkin hisâbiyeh

-Zaten ben biliyordum ki kıyamet günü kavuşacağım hesabıma.
-Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım.’
-Kendi hesabıma kavuşacağımı sezmiştim zaten.” 

 

Bugüne iman etmiş ona göre yaşamıştım der. (Bu gemiyi bu gün için yapmıştık zaten der)

 

21-Fehuve fî ‘îşetin râdiye(tin)

-Artık o, razı olduğu bir yaşayış, bir zevk içindedir.
-Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
-Artık o, hoşnutluk veren bir yaşayış içindedir.

 

Artık o umduğu güzelliği bulmuştur. (Kara delikten geçmş yeni alemde yerini bulmuştur)

 

22-Fî cennetin ‘âliye(tin)

-Yüce cennettedir.
-Yüksek bir cennette.
-Yüksek bir bahçe içindedir.

 

O yüce cennettedir. (Cennetin Aliye)

 

23-Kutûfuhâ dâniye(tun)
-Meyveleri pek yakındır.

-Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır.
-Devşirilmesi kolaydır onun.

 

Oraya yerleşmesi kolaydır artık. 

 

24-Kulû veşrabû henî-en bimâ esleftum fî-l-eyyâmi-lâliye(ti)

-Yiyin için, afiyetler olsun, geçmiş günlerdeki yaptıklarınızın karşılığı olarak.
-Geride kalan günlerde, ‘peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,’ afiyetle yiyin ve için.’
-Geçmiş günlerde sunduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin, için.

 

Dünyadaki ilmi çalışmalarınızın karşılığı olarak buraya kadar geldiniz. Burada da aynı ilim çalışmalarınız ile istediğinizi yetiştirin, yapın, kullanın denir.

 

25-Ve emmâ men ûtiye kitâbehu bişimâlihi feyekûlu yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh

-Ve ama kimin kitabı, sol yanından verilirse artık der ki: Keşke verilmeseydi kitabım.
-Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: ‘Bana keşke kitabım verilmeseydi.’
-Öz kitabı sol tarafından verilene gelince o şöyle der: “Ah ne olurdu bana kitabım verilmeseydi!”

 

Kitabı sol tarafından verilenler keşke verilmeseydi derler. (Kitabı tersten anlayanlar, inanmayanlar, Allahın ilmini sadece kendi ve kendi çıkarı için çalışanlar pişmanlık içindedirler.

 

26-Velem edri mâ hisâbiyeh

-Ve keşke bilmeseydim, nedir hesabım.
-‘Hesabımı hiç bilmeseydim.’
-“Hesabımın ne olduğunu hiç bilmemiş olsaydım.”

 

Hesabımı bilmek istemiyorum derler. (Ateşin, reeksiyonların ortasında kalacağımı, kurtulamıyaağımı biliyorum, keşke bilmeseydim der).

 

27-Yâ leytehâ kâneti-lkâdiye(tu)

-Keşke ölümle olup bitseydi her işim.
-Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi.
-Ah ne olurdu, iş bitmiş olsaydı!”

 

Bu pişmanlığa dayanamıyorum keşke ölebilsem derler.

 

28-Mâ aġnâ ‘annî mâliyeh

-Bir fayda vermedi bana mallarım.
-Malım bana hiç bir yarar sağlayamadı.’
-Hiçbir işime yaramadı malım.”

 

Malım mülküm hiçbir faya sağlamadı burada

 

29-Heleke ‘annî sultâniyeh

-Helak olup gitti gücümkuvvetim.
-Güç ve kudretim yok olup gitti.’
-Sökülüp gitti benden saltanatım.”

 

Burada çaresiz kaldım. Hiçbir kuvvetim yok, kamadı.

 

30-użûhu feġullûh(u)

-Tutun onu da zincirle bağlayın
-Allah buyruk verir:) ‘Onu tutuklayın, hemen bağlayın.’
-Tutun onu, derhal bağlayın onu.”

 

Tutun onu bağlayın (Elim kolum bağlandı burada der)

 

31-Śumme-lcahîme sallûh(u)

-Sonra koca cehenneme atın.
-‘Sonra çılgın alevlerin içine atın.’
-“Sonra cehenneme sallayın onu.”

 

Cehenneme atın onu (çok stresli bir çaresizliğe düşer)

 

32-Śumme fî silsiletin żer’uhâ seb’ûne żirâ’an feslukûh(u)

-Sonra da onu, boyu yetmiş zira, bir zincire vurun.
-Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin.’
-Sonra boyu yetmiş arşın olan bir zincirde yollayın onu.”

 

Sonra yetmiş arşın zincire bağlayın onu. (Kara delik kuyusunun yetmiş zira çekimine kapılmıştır. Stres üstüne stres. Üzüntü üstüne üzüntüya kapılır)

 

33-İnnehu kâne lâ yu/minu bi(A)llâhi-l’azîm(i)

-Şüphe yok ki o, pek ulu Allah’a inanmazdı
-‘Çünkü, o, büyük olan Allah’a iman etmiyordu.’
-“Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”

 

Çünkü o Allah’ın varlığına ve kıyamete inanmıyordu

 

34-Velâ yehuddu ‘alâ ta’âmi-lmiskîn(i)

-Ve yoksulun yiyeceğine bakmazdı.
-‘Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı.’
-“Yoksulu doyurmaya özendirmiyordu.”

 

Yoksula (Okuyamıyan yoksullara) yardım etmez ve ettirmezdi  (İnsanlığın kurtuluşu için Alimlerin yoksullardan da çıkabileceğinin işareti)

 

35-Feleyse lehu-lyevme hâhunâ hamîm(un)

-Artık bugün, ona, burada bir dost yok.
-Bundan dolayı bugün, kendisine hiç bir sıcak dost yoktur.’
-Bugün onun için burada bir sıcak dost yoktur.”

 

Şimdi burada da ona yardım eden bulunmaz.

 

36-Velâ ta’âmun illâ min ġislîn(in)

-Ve irinden başka bir yemek de yok.
-İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur.’
-Yıkananların atık sularından başka yemek de yoktur.”

 

Şimdi ona pis yiyeceklerden başkası yok. (Yiyecekleri yetmeyeceğinden -recycle- atıklarını dönüştürüp yerler, içerler)

 

37-Lâ ye/kuluhu illâ-lâti-ûn(e)

-Onu da ancak suçlular yer.

-‘Bunu da, hata edenlerden başkası yemez.’
-“Ki o atık suyu sadece günahkarlar yer.”

 

Bu duruma hatalarınız yüzünden düştünüz.

 

38-Felâ uksimu bimâ tubsirûn(e)

-Artık iş, sizin sandığınız gibi değil, andolsun gördüğünüze
-Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
-Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize,

 

Ant olsun gördüklerinize (görüp anlasaydınız)

 

39-Vemâ lâ tubsirûn(e)

-Ve görmediğinize.
-Görmediklerinize de.
-Ve görmediklerinize!

 

Ve görmediklerinize (görmediklerinizi bilseydiniz)

 

40-İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in)

-Şüphe yok ki bu, kerem sahibi bir elçinin sözü elbet.
-Hiç şüphesiz o (Kur’an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
-Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.

 

O, şerefli bir elçinin sözüdür. (O zaman bunun, şerefli elçinin sözü olduğunu anlardınız)

 

41-Vemâ huve bikavli şâ’ir(in)(c) kalîlen mâ tu/minûn(e)

-Ve bu, şair sözü değil, ne de az inanırsınız.
-O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
-Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz!

 

Bir şairin sözleri değildir. Niye tam inanmıyorsunuz

 

42-Velâ bikavli kâhin(in)(c) kalîlen mâ teżekkerûn(e)

-Ve kahin sözü de değil, ne de az düşünürsünüz.
-Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
-Bir kahinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz!

 

Bir kâhinin sözü hiç değildir. Bir düşünüp anlayabilseniz.

 

43-Tenzîlun min rabbi-l’âlemîn(e)

-Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
-Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
-Alemlerin Rabbi’nden bir indiriştir o.

 

Alemlerin rabbinden indirilmiştir.

 

44-Velev tekavvele ‘aleynâ ba’da-l-ekâvîl(i)

-Ve eğer bize isnad ederek bazı laflar etseydi.
-Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
-Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,

 

O elçi bizden indirilenden başka şey söyleseydi

 

45-Le-eażnâ minhu bilyemîn(i)

-Elbette onu kudretimizle alırdık.
-Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
-Andolsun ondan sağ elini koparırdık.

 

Onun sağ elini koparırdık

 

46-Śumme lekata’nâ minhu-lvetîn(e)

-Sonra da elbette şah damarını çeker koparırdık.
-Sonra onun can damarını elbette keserdik.
-Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

 

Sonrada onun can damarını keserdik

 

47-Femâ minkum min ehadin ‘anhu hâcizîn(e)

-Artık buna mani olamazdı sizden hiçbir kimsecik.
-O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
-Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

 

Kimsede bize mâni olamazdı

 

48-Ve-innehu leteżkiratun lilmuttekîn(e)

-Ve şüphe yok ki Kur’an, çekinenlere öğüttür.
-Çünkü o (Kur’an, Allah’tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
-Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.

 

Çünkü O indirilen siz insanların kurtuluşu için bir öğüttür.

 

49-Ve-innâ lena’lemu enne minkum mukeżżibîn(e)

-Ve şüphe yok ki biz, elbette biliriz, sizden, yalanlayanlar vardır.
-Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.
-Ve biz, içinizden onu yalanlayanların bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.

 

İçinizden bazılarınızın inanmayıp yalanladığınızı biliyoruz.

 

50-Ve-innehu lehasratun ‘alâ-lkâfirîn(e)

-Ve şüphe yok ki Kur’an, kafirlere adeta bir hasrettir.
-Gerçekten o (Kur’an), kafirler için bir hasrettir.
-Ve o, küfre sapanlar için tam bir hasrettir.

 

Ama bu Kuran kafirler için, kafirlikten kurtulma kılavuzudur.

 

51-Ve-innehu lehakku-lyakîn(i)

-Ve şüphe yok ki o, elbette gerçeğin ta kendisidir
-Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (Hakku’l-yakîn).
-Ve o, kesin bilginin tam gerçeğidir.

 

(Kurtuluş için) Gerçek ilmin-bilginin ta kendisidir.

 

52-Fesebbih bismi rabbike-l’azîm(i)

-Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu.

-Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
-Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!

 

Öyleyse hadi artık sende Yüce rabbinin (Alim) ismini durmadan, devamlı çalış.