İçeriğe geç

Hadid

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

———————————————————————-

Bu surede: insanların bir şeyi fetih etmeleri için yapılan yardımlardan bahsediyor. Demirin uzaydan indirdiğini, insanın vucuduna olçülü halde yerleştirdiğini ve ayrıca demir ile yapılan şeylerin de daha sağlam olduğundan bahsediyor. 

(Demir) (Resmi Mushaf: 57 / İniş Sırası: 94)

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Sebbeha li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ve huve-l’azîzu-lhakîm(u)

-Tenzih eder Allah’ı ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve odur üstün, hüküm ve hikmet sahibi.

-Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Göklerde ve yerdeki herşey Allah’ı tespih etmektedir. Aziz’dir O, Hakim’dir.

 

Gökler ve yerler Allah’ın emrine, yönetimine teslim olmuştur. (Ne için yaratılmışsa onu devamlı yaparlar) .O Azizdir, Hakimdir.

 

2-Lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) yuhyî ve yumît(u)(s) ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

-Onundur saltanatı ve tedbiri göklerin ve yeryüzünün, yaşatır ve öldürür ve onun, her şeye gücü yeter.
-Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.
-Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O’nundur; diriltir, öldürür. Herşey üzerinde kudret sahibidir O.

 

Göklerin ve yerin tek sahibi Allah’tır. Diriltir, öldürür. O her şeye Kadirdir.

 

3-Huve-l-evvelu vel-âiru ve-zzâhiru velbâtin(u)(s) ve huve bikulli şey-in ‘alîm(un)

-Ve odur her şeyden önce var olan ve her şeyden sonra kalan ve her şeye üstün olup delilleriyle bilinen ve her şeyi bilen de duygularla bilinmeyen ve o, her şeyi bilir.
-O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.
-Evvel’dir O, başlangıcı yoktur; Ahir’dir O, sonu yoktur; Zahir’dir O, herşeyde belirir; Batın’dır O, gözlerden gizlenmiştir. Herşeyi en güzel biçimde bilendir O.

 

O ilktir, sondur. Onun evveli yoktur, sonu yoktur. Her yerde vardır. Onu gözler göremez. Her şeyi ilmi ile yaratmış, her şeyi bilir.

 

4-Huve-lleżî aleka-ssemâvâti vel-arda fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arş(i)(c) ya’lemu mâ yelicu fî-l-ardi vemâ yarucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâ-i vemâ ya’rucu fîhâ(s) ve huve me’akum eyne mâ kuntum(c) va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)

-Öyle bir mabuttur ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra arşa hakim olmuştur, bilir, ne girerse yere ve ne çıkarsa oradan ve ne yağarsa gökten ve ne ağarsa oraya ve o, sizinledir nerede olursanız; ve Allah, ne yapıyorsanız görür.
-Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.
-O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, işleyip üretmekte oldukarınızı en iyi şekilde görmektedir.

 

Gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. Sonra onların (tüm evrenin) her saniyesini, her olayını kontrolunü, idaresin eline aldı. Yere gireni ve çıkanı bilir. Gökten (semadan) geleni ve ondan çıkanı bilir. Nerede olursanız olun sizinledir.

 

5-Lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(c) ve-ila(A)llâhi turce’u-l-umûr(u)

-Onundur saltanatı ve tedbiri göklerin ve yeryüzünün; ve bütün işler, dönüp Allah tapısına varır.
-Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. (Sonunda bütün) işler Allah’a döndürülür.
-Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O’nundur. İşler ve oluşlar O’na döndürülür.

 

Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi onundur. Sonunda yine her şey (onların işleri ve bitişleri Onun elindedir) ona döndürülür.

 

6-Yûlicu-lleyle fî-nnehâri ve yûlicu-nnehâra fî-lleyl(i)(c) ve huve ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)

-Geceyi kısaltır, bir kısmı gündüz olur ve gündüzü kısaltır, bir kısmı gece olur ve o, gönüllerdekini bilir.
-Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. O, göğüslerin özünde (saklı) olanı bilendir.
-Geceyi gündüzün içine sokar O; gündüzü de gecenin içine sokar. Göğüslerin sakladıklarını çok iyi bilendir O.

 

Geceyi kısaltır, bir kısmı gündüz olur ve gündüzü kısaltır, bir kısmı gece olur ve o, gönüllerde ne saklı hepsini bilir. (Gönlünüzde ve Maddenin içinde ne var ne yok hepsini bilir)

 

7-Âminû bi(A)llâhi ve rasûlihi ve enfikû mimmâ ce’alekum mustalefîne fîh(i)(s) felleżîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(un)

-İnanın Allah’a ve Peygamberine ve sizi sahib ettiği, sizin tasarrufunuza verdiği malların bir kısmını, onun yolunda harcayın; artık sizden inanan ve mallarını harcayanlara büyük bir mükafat var.
-Allah’a ve Resûlü’ne iman edin. ‘Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği’ şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır.
-Allah’a ve resulüne iman edin; sizi üzerine buyruk sahibi yaptığı şeylerden başkalarına bol bol verin. İçinizden iman eden ve infakta bulunanlar için çok büyük bir ödül vardır.

 

Artık, Allaha ve resulüne inanın. Size iradenize, tasarrufunuza ne vermişse insanlarla bol bol paylaşın. Bunu yapanlara çok büyük ödüller vardır.

 

8-Vemâ lekum lâ tu/minûne bi(A)llâhi() ve-rrasûlu yed’ûkum litu/minû birabbikum ve kad eaże mîśâkakum in kuntum mu/minîn(e)

-Ve ne oluyor size de Allah’a inanmıyorsunuz? Ve Peygamber, Rabbinize inanın diye sizi çağırmada ve andolsun ki sizden söz de almıştı inanmışsanız.
-Size ne oluyor ki, elçi sizi Rabbinize iman etmeye çağırıp-dururken Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü’min iseniz (inanıp sözünüzü gerçekleştirin).
-İman sahipleri iseniz size ne oluyor da Allah’a güvenmiyorsunuz? Oysa ki Resul sizi Rabbinize inanmaya çağırıyor, sizden kuvvetli bir söz de almıştır.

 

Daha ne istiyorsunuz. Resul sizi imana çağırıyor. İnanmıyor musunuz? Hatırlarsanız, önceden, sizden bir söz almıştık.

 

9-Huve-lleżî yunezzilu ‘alâ ‘abdihi âyâtin beyyinâtin liyuricekum mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(c) ve-inna(A)llâhe bikum leraûfun rahîm(un)

-Ve öyle bir mabuttur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık deliller indirmededir ve şüphe yok ki Allah, sizi esirger ve size rahimdir elbet.
-Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
-O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.

 

Öyle bir İlahtır ki O, sizi cahillikten çıkıp bilgi sahibi olmanız için kuluna gerçeği açıklayan bilgiler indirmiştir. Allah sizi bu bilgileri anlamanız, öğrenmeniz ve tatbik etmeniz  için esirger ve korur.

 

10-Vemâ lekum ellâ tunfikû fî sebîli(A)llâhi veli(A)llâhi mîrâśu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) lâ yestevî minkum men enfeka min kabli-lfethi ve kâtel(e)(c) ulâ-ike a’zamu deraceten mine-lleżîne enfekû min ba’du ve kâtelû(c) ve kullen ve’ada(A)llâhu-lhusnâ(c) va(A)llâhu bimâ ta’melûne abîr(un)

-Ve ne oluyor size de Allah yolunda mallarınızı harcamıyorsunuz? Ve Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün mirası; sizden, fetihten önce mallarını harcayan ve savaşan, başkalarıyla bir değildir; onların, fetihten sonra mallarını harcayan ve savaşanlara karşı derece bakımından pek büyük bir üstünlükleri var; ve hepsine de Allah, güzel mükafatlar vaadetmiştir ve Allah, ne yapıyorsanız, hepsinden de haberdar.
-Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan hâberdardır.
-Allah yolunda harcama engel ne var ki?.. Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır. Sizin, Fetih’ten önce infakta bulunan ve çarpışmaya gireniniz, bunu yapmayanlarla aynı değildir. Onlar, derece yönünden Fetih’ten sonra infakta bulunup çarpışmaya girenlerden çok daha üstündür. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir. Allah, işleyip ürettiklerinizi en iyi biçimde haber almaktadır.

 

Ne oluyor da Allah yolunda (Fetih için) sizin iradenize ve tasarrufunuza ne vermişse onları harcamıyorsunuz. Zaten, göklerde, yerde ve elinizde ne varsa hepsi Allah’ındır. Sizin değil. Fetihten önce infak edenler, etmeyenlerle bir değildir. Fetihten sonra infak edenlerden bile üstündür. Allah hepinize güzel mükafatlar vaat etmiştir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.

 

11-Men żâ-lleżî yukridu(A)llâhe kardan hasenen feyudâ’ifehu lehu ve lehu ecrun kerîm(un)

-Kimdir o ki Allah’a adeta güzel bir borç verir de o, katkat fazlasını verir ona ve ona pek güzel de bir mükafat var.
-Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir? Artık Allah, bunu onun için kat kat arttırır. Onun için ‘kerim (üstün ve onurlu) bir ecir vardır.
-Allah’a kim güzel bir borç verecek ki, O onun verdiğini kat kat artırsın. Böyle birisi için onur verici bir ödül de vardır.

 

(Sizlerin infak etmesi Allaha borç vermek demektir) Şimdi kim Allaha borç verecek. Allah onu bol bol arttırarak geri ödesin. Şerefli bir ödül daha var onlara. 

 

12-Yevme terâ-lmu/minîne velmu/minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim vebi-eymânihim buşrâkumu-lyevme cennâtun tecrî min tahtihâ-l-enhâru âlidîne fîhâ żâlike huve-lfevzu-l’azîm(u)

-O gün görürsün ki erkek ve kadın, inananların nurları, önlerinde ve sağlarında parlayıp koşmada; müjde bugün size; kıyılarından ırmaklar akan cennetlerde ebedi olarak kalacaksınız ve bu, en büyük kutluğun, murada erişin ve başarının ta kendisidir.
-O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. ‘Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir.’ İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.
-Gün olur, mümin erkeklerle mümin kadınları, ışıkları önlerinde ve sağ yanlarında koşar görürsün. Şöyle denilir: “Bugün size, altlarından ırmaklar akan cennetler müjdeleniyor. Sürekli kalıcısınız içlerinde.” İşte büyük başarının ta kendisidir bu.

 

O gün mümin erkeler, mümin kadınlar, önlerinde ve sağlarında (Şerefli ödülleri ile) nurları ile mutlu koşarlarken görürsün. Altından ırmaklar akan cennetler var sizlere denir. Sürekli kalacaksınız orada. Ne büyük bir başarı.

 

13-Yevme yekûlu-lmunâfikûne velmunâfikâtu lilleżîne âmenû-nzurûnâ naktebis min nûrikum kîle-rci’û verâekum feltemisû nûran feduribe beynehum bisûrin lehu bâbun bâtinuhu fîhi-rrahmetu ve zâhiruhu min kibelihi-l’ażâb(u)

-O gün, erkek ve kadın münafıklar, inananlara, bizi de bekleyin de derler, gelelim, nurunuzdan alalım; onlara dönün ardınıza da bir nur isteyin artık denir. Derken aralarına bir duvardır çekilir ki bir kapısı vardır, içinde rahmet vardır da dış tarafında azap.
-O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: ‘(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.’ Onlara: ‘Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın’ denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır.
-O gün ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlar, iman edenlere şöyle derler: “Bize bakın da ışığınızdan bir parça alalım.” Şöyle denir onlara: “Arkanıza dönün de bir ışık arayın.” Nihayet aralarına kapısı olan bir sur çekilir. İçinde rahmet vardır onun. Dış tarafı ise bir azap.

 

O gün imansız erkeler, imansız kadınlar, imanlılara, bize dönün, biraz bakın, sizin nurunuzdan biraz alalım derler. Onlara, geçmişinizi bakın, orada bir nur arayın bakalım bulabiliyor musunuz denir. Sonra aralarına kapısı olan bir sur çekilir. İçinde rahmet dışında azap vardır. 

 

14-Yunâdûnehum elem nekun me’akum(s) kâlû belâ velâkinnekum fetentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ġarratkumu-l-emâniyyu hattâ câe emru(A)llâhi ve ġarrakum bi(A)llâhi-lġarûr(u)

-Onlar bağırırlar da derler ki: Biz, sizinle beraber değil miydik? Evet derler ve fakat siz, kendinizi fitnelere saldınız ve iman edenlerin bir felakete uğramasını beklediniz ve şüphe ettiniz ve olmayacak istekler, sizi aldatıp durdu, sonunda Allah’ın emri, gelip çattı ve sizi Şeytan, aldatmıştı.
-(Münafıklar) Onlara seslenirler: ‘Biz sizlerle birlikte değil miydik?’ Derler ki: ‘Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah’a ve İslam’a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah’ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu.’
-Onlara seslenirler: “Biz sizinle değil miydik?” Derler ki: “Evet, bizimleydiniz. Ancak siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz, hayal ve kuruntular sizi aldattı; nihayet Allah’ın emri geldi. O sinsi aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”

 

Münafıklar onlara seslenirler. Biz sizinle beraber değil miydik diye. Siz kendinizi fitneye düşürdünüz, imanlılar için kötü şeyler planladınız. (Fetihe gitmemek için bekledniz) Nefsiniz sizi aldatıp durdu, Şeytan sizi aldattı ve sonunda Allah’ın emri geldi, 

 

15-Felyevme lâ yu/ażu minkum fidyetun velâ mine-lleżîne keferû(c) me/vâkumu-nnâr(u)(s) hiye mevlâkum(s) vebi/se-lmasîr(u)

-Artık bugün ne sizden, azaptan kurtulmanız için bir şey alınır, ne kafir olanlardan ve yurdunuz ateştir sizin, odur size layık olan ve orası, dönüp gidilecek ne de kötü yerdir.
-Artık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir.
-Bugün artık ne sizden fidye alınır ne de küfre sapanlardan. Varacağınız yer ateştir. Odur sizin Mevla’nız. Ne kötü dönüş yeridir o!

 

Bugün ne sizden ne de küfre sapanlardan fidye alınır. Yeriniz ve veliniz ateştir Mutsuzluktur. Ne kötü gidilecek yerdir.

 

16-Elem ye/ni lilleżîne âmenû en taşe’a kulûbuhum liżikri(A)llâhi vemâ nezele mine-lhakki velâ yekûnû kelleżîne ûtû-lkitâbe min kablu fetâle ‘aleyhimu-l-emedu fekaset kulûbuhum(s) ve keśîrun minhum fâsikûn(e)

-İnananlara, o çağ gelmedi mi henüz, Allah’ı anış ve Kur’an’dan inen şeyler, onların gönüllerini yumuşatsın da tamamıyla korkup itaat etsinler ve önceden kendilerine kitap verilenlere benzemesinler; onların, peygamberleriyle araları, uzayıp açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu, buyruktan çıktı.
-İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı.
-İnananlar için hala vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın Zikri ve Hak’tan inen için ürpersin de daha önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş de kalpleri kaskatı kesilmiş kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.

 

İnananlar için Allahtan inene saygı duyma, kalplerin yumuşama vakti gelmedi mi. Önceden kendilerine kitap verilenlere benzemeyin. Zaman geçtikçe kalpleri katılaşıp, yoldan çıkmışlar gibi olmayın.

 

17-İ’lemû enna(A)llâhe yuhyî-l-arda ba’de mevtihâ(c) kad beyyennâ lekumu-l-âyâti le’allekum ta’kilûn(e)

-Bilin ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edesiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.
-Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
-Bilin ki Allah, toprağa ölümünden sonra hayat verir. Ayetleri size açık-seçik bildiriyoruz ki, aklınızı işletebilesiniz.

 

Bilin ki Allah, toprağa ölümünden sonra hayat verir. Aklınızı kullanasınız diye ayetleri size bu şekilde açıklıyor.

 

18-İnne-lmussaddikîne velmussaddikâti ve akradû(A)llâhe kardan hasenen yudâ’afu lehum ve lehum ecrun kerîm(un)

-Şüphe yok ki sadaka veren erkek ve kadın inananlarla Allah’a güzel bir borç verenlerin verdikleri şey, gene kendileri için katkat arttırılır ve onlara, güzel bir mükafat vardır.
-Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve ‘kerim (üstün ve onurlu)’ olan ecir de onlarındır.
-Şu bir gerçek: Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, bir de Allah’a güzelce borç verenler için karşılıklar kat kat yapılır. Onlar için, onur verici bir ödül de vardır.

 

Sadaka veren erkeklerin ve sadaka veren kadınların sadakaları Allah katında kat kat arttırılır ve onlara şerefli ödüller vardır. Çok mutludurlar.

 

19-Velleżîne âmenû bi(A)llâhi ve rusulihi ulâ-ike humu-ssiddîkûn(e)(s) ve-şşuhedâu ‘inde rabbihim lehum ecruhum ve nûruhum(s) velleżîne keferû ve keżżebû bi-âyâtinâ ulâ-ike ashâbu-lcahîm(i)

-Ve Allah’a ve Peygamberlerine inananlar yok mu, onlardır Rableri katında gerçeklerin ve tanıkların ta kendileri; onların mükafatları da vardır, nurları da; kafir olanlara ve delillerimizi yalanlayanlara gelince: Onlardır cehennem ehli.
-Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman edenler; işte onlar Rableri katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da cehennem halkıdır.
-Allah’a ve resulüne inananlar var ya, özü-sözü doğru kişiler onlardır. Rableri katında tanık olanlar / şehitlik mertebesine erenler de onlardır. Onların ödülleri ve ışıkları vardır. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemin dostu olacaklardır.

 

Allaha ve Resulüne inananların özü sözü doğrudur. Dünyada örnek insanlardır. Allah katında da örnektirler. İnkâr edenler cehennem halkıdır.  

 

20-İ’lemû ennemâ-lhayâtu-ddunyâ le’ibun ve lehvun ve zînetun ve tefâurun beynekum ve tekâśurun fî-l-emvâli vel-evlâd(i)(s) kemeśeli ġayśin a’cebe-lkuffâra nebâtuhu śümme yehîcu feterâhu musferran śümme yekûnu hutâmâ(en)(s) vefî-l-âirati ‘ażâbun şedîdun ve maġfiratun mina(A)llâhi ve ridvân(un)(c) vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ’u-lġurûr(i)

-Bilin ki dünya yaşayışı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezentidir ve aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlat çokluğu gayretidir ancak ve bunlardan ibarettir de; halbuki dünya yaşayışı, bir yağmura benzer, bitirdiği nebatlar, ekincileri şaşırtır, sevindirir, sonra kuruyuverir de bir de bakarsın, sapsarı olmuş, sararıp solmuş, sonra da unufak olmuş, dağılıp gitmiş; ve ahiretteyse çetin bir azap var ve Allah’tan yarlıganma ve razılık; ve dünya yaşayışı, ancak bir aldanış metaından ibarettir.
-Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.
-Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Ahirette şiddetli bir azap var, Allah’tan bir af ve hoşnutluk da var. Dünya hayatı bir aldanış / gurur aracından başka şey değildir.

 

Dünya hayatı sadece bir oyundur, eğlencedir, süstür, bir övünmedir. Mal ve çocuk edinme yarışıdır. Örnek gösterirsek, çiftçi yağmurdan sonra ürününe bakarak gurur duyar. Sonra o ürün kurur, sapsarı olur ve çer çöp olur. Halbuki ahirette Allah’ın affı ile hoşnutluk süresizdir. Azapta süresizdir. Dünya hayatı tamamen aldatmadır.

 

21-Sâbikû ilâ maġfiratin min rabbikum ve cennetin ‘arduhâ ke’ardi-ssemâ-i vel-ardi u’iddet lilleżîne âmenû bi(A)llâhi ve rusulih(i)(c) żâlike fadlu(A)llâhi yu/tîhi men yeşâ/(u)(c) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)

-Ve yarışarak koşun Rabbinizin yarlıgamasına ve cennete ki genişliği, göğün ve yeryüzünün genişliği gibidir, hazırlanmıştır Allah’a ve peygamberlerine inananlara; bu, Allah’ın lutfudur, ihsanıdır, dilediğine verir onu ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.
-Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) ‘çaba gösterip-yarışın,’ ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve Resûlü’ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.
-Rabbinizden bir affa ve Allah ile resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan, genişliği de yerle göğün genişliği kadar olan bir cennete doğru yarışarak koşun. Bu, Allah’ın dilediğine vereceği bir lütuftur. Allah o büyük lütfun sahibidir.

 

Allaha ve Resulüne inananlar, Rabbinizin affına koşun. Gök ve yerin genişliği kadar büyük olan o cennete koşun. Allah dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

 

22-Mâ esâbe min musîbetin fî-l-ardi velâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebraehâ(c) inne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)

-Yeryüzüne, yahut canlarınıza gelip çatan hiçbir felaket yoktur ki biz, onları yaratmadan önce onu, bir kitapta tespit etmemiş olalım; şüphe yok ki bu, Allah’a pek kolaydır.
-Yeryüzünde olan ve nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.
-Yeryüzünde ve kendi benliklerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir Kitap’ta belirlenmiş olmasın. Bu, Allah için çok kolaydır.

 

Yeryüzünde meydana gelen, kendinizde meydana gelen bütün musibetler, mutsuzluklar, Alem yaratılmadan önce, onların bütün kuralları (neden ve niçini) yanımızdaki kitapta yazılmıştır. Bu Allah için çok kolaydır.

 

23-Likeylâ te/sev ‘alâ mâ fâtekum velâ tefrahû bimâ âtâkum(k) va(A)llâhu lâ yuhibbu kulle mutâlin feûr(in)

-Bunu da, elinizden çıkarıp kaybettiğiniz şeye kederlenmeyin ve size verdiğimize sevinmeyin diye yapmışızdır ve Allah, övünüp kibirlenen hiçbir kimseyi sevmez.
-Öyle ki, elinizden çıkana üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
-Böyle yapılmıştır ki, elinizden çıkana üzülüp ümitsiliğe düşmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez.

 

Elde ettiklerinizle sevinip şımarmayın, (İnfak edip) elden çıkanlara çok üzülmeyin diye baştan yazdığımızı söylüyoruz. Allah övünenleri sevmez.

 

24-Elleżîne yebalûne veye/murûne-nnâse bilbul(i)(k) vemen yetevelle fe-inna(A)llâhe huve-lġaniyyu-lhamîd(u)

-Onlar, öyle kişilerdir ki nekeslik ederler ve insanlara da nekes olmalarını emrederler; gerçekten de Allah, müstağnidir ve hamde layık, odur.
-Ki onlar, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emr (tavsiye) ederler. Her kim yüz çevirirse, artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiç bir şeye muhtaç olmayan), Hamid (övülmeye layık olan) O’dur.
-Onlar; cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden kişilerdir. Yüz çeviren bilsin ki, Allah Gani’dir, Hamid’dir.

 

Cimriler, insanlara cimri olmalarını tavsiye ederler (cimrilik mutsuzluk yaratır). Cimri olanlar bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Övülmeye layıktır.

25-Lekad erselnâ rusulenâ bilbeyyinâti ve enzelnâ me’ahumu-lkitâbe velmîzâne liyekûme-nnâsu bilkist(i)(s) ve enzelnâ-lhadîde fîhi be/sun şedîdun ve menâfi’u linnâsi ve liya’lema(A)llâhu men yensuruhu ve rusulehu bilġayb(i)(c) inna(A)llâhe kaviyyun ‘azîz(un)

-Andolsun ki biz, peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik ve onlarla beraber de kitap ve terazi indirdik, insanlar adaletle doğru muamele etsinler diye ve demiri de indirdik ki onda çetin bir azap var ve insanlara faydalar; ve bu da, Allah’ın kendisine ve peygamberlerine, henüz tapısına varmadan yardım edenleri bildirmesi için; şüphe yok ki Allah, üstündür ve pek kuvvetlidir.
-Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır.
-Andolsun, biz resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap’ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar / adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavi’dir, Aziz’dir.

 

Ant olsun ki biz Resullerimizi delillerle gönderdik. Onlarla beraber (bilgiyi) Kitabı ve ölçüyü indirdik ki yaptıklarınızı belli olçülerde yapsınlar. Demiri de yeryüzüne indirdik. Demir ile yaptığınız aletler sağlam olur ve Vücut ve hücre sağlığı için de lazımdır (vücutta demir, ölçülü olması lazım). Bu sayede düşünceleri doğru olsun, Allaha ve resullerinin gerçekliğine inansınlar diye. Allah kuvvet sahibidir. Uludur.

 

26-Ve lekad erselnâ nûhan ve-ibrâhîme ve ce’alnâ fî żurriyyetihimâ-nnubuvvete velkitâb(e)(s) feminhum muhted(in)(s) ve keśîrun minhum fâsikûn(e)

-Ve andolsun ki biz, Nuh’u ve İbrahim’i gönderdik ve soylarına da peygamberlik ve kitap verdik; derken onlardan doğru yolu bulanlar var ve çoğuysa buyruktan çıkmış olanlar.
-Andolsun, Biz Nuh’u ve İbrahim’i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
-Andolsun, Nuh’u ve İbrahim’i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap’ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onların çoğu, yoldan çıkmış bulunuyor.

 

Ant olsun biz Nuh’u ve İbrahim’i gönderdik. Soylarına Nebi ‘ligi ve kitabı verdik. Bir kısmı hidayete ermiş ama çoğu yoldan çıkmıştır.

 

27-Śumme kaffeynâ ‘alâ âśârihim birusulinâ ve kaffeynâ bi-’îsâ-bni meryeme ve âteynâhu-l-incîle ve ce’alnâ fî kulûbi-lleżîne-ttebe’ûhu ra/feten ve rahmeten ve rahbâniyyeten(i)btede’ûhâ mâ ketebnâhâ ‘aleyhim illâ-btiġâe ridvâni(A)llâhi femâ ra’avhâ hakka ri’âyetihâ(s) feâteynâ-lleżîne âmenû minhum ecrahum(s) ve keśîrun minhum fâsikûn(e)

-Sonra izlerinden peygamberler gönderdik ve onların izince de Meryem oğlu İsa’yı yolladık ve ona İncil’i verdik ve ona uyanların gönüllerinde fazla bir yumuşaklık ve merhamet yarattık; ve rahipliği, onlara biz farzetmediysek de onlar ancak Allah rızasını kazanmak için icat ettiler, derken onun hakkına da gereği gibi riayet edemediler, derken onlardan inananlara, mükafatlarını verdik ve onların çoğuysa buyruktan çıkmış olanlardır.
-Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah’ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu fasık olanlardır.
-Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi ardarda gönderdik. Meryem’in oğlu İsa’yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil’i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid’at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onların çoğu yoldan çıkmış bulunuyor.

 

Sonra tekrar resullerimizi gönderdik. Sonrada Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona İncili verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhameti koyduk. Çıkardıkları ruhbanlığı biz onlara yazmadık. Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama gerektiği gibi yürütmediler. Aralarında iman edenlerin mükâfatlarını verdik. Ama çoğu yoldan çıktı.

 

28-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe ve âminû birasûlihi yu/tikum kifleyni min rahmetihi ve yec’al lekum nûran temşûne bihi ve yaġfir lekum(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

-Ey inananlar, çekinin Allah’tan ve inanın Peygamberine de size rahmetinden iki pay versin ve size bir nur halketsin ki onunla doğru yolu bulun ve sizi yarlıgasın, suçlarınızı örtsün ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Ey iman edenler, Allah’tan sakınıp-korkun ve O’nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve onun resulüne inanın ki size rahmetinden iki nasip versin; size, kendisiyle yol alacağınız bir ışık lütfetsin ve sizi affetsin. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

Allahtan çekinin ve resullerine uyun ki, size rahmetinden iki kat versin. Akıl ve nur versin. Allah Gafurdur ve Rahimdir.

 

29-Li-ellâ ya’leme ehlu-lkitâbi ellâ yakdirûne ‘alâ şey-in min fadli(A)llâhi() ve enne-lfadle biyedi(A)llâhi yu/tîhi men yeşâ(u)(c) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)

-Ve bunlar da, kitap ehlinin, şunu bilmeleri için bildirilmiştir: Onlar, Allah’ın lütuf ve ihsanından hiçbir şeyi menedemezler ve lütuf ve ihsan, Allah’ın elindedir, dilediğine verir ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.
-Öyle ki, Kitap Ehli (yahudi ve hristiyanlar) Allah’ın fazlından hiç bir şeye ‘güç yetirip-sahip olmadıklarını’ ve fazlın muhakkak Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediğine verdiğini bilip-öğrensin. Allah, büyük fazl (üstün lütuf ve ihsan) sahibidir.
-Böylece Ehlikitap, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kotarma gücünde olmadıklarını bilsinler. Lütuf, Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.

 

Kitap sahipleri bilsinlerki başkalarına (cenneti ve cehennemi) lutuf edemezler. bunu bilsinler. Akıl ve nur ile elde ettiklerinin Allah’ın lütfu olduğunu anlasınlar. O lütufları da istediğine verdiği görsünler. Güç Allah’ın elindedir. Büyük lütuf sahibidir.