İçeriğe geç

Enfal

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

(ganimetler) (Resmi Mushaf: 8 / İniş Sırası: 88)—

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Yes-elûneke ‘ani-l-enfâl(i)(s) kuli-l-enfâlu li(A)llâhi ve-rrasûl(i)(s) fettekû(A)llâhe veaslihû żâte beynikum(s) veatî’û(A)llâhe verasûlehu in kuntum mu/minîn(e)

-Sana harp ganimetlerinin hükmünü sorarlar. De ki: Ganimetler, Allah’ın ve Peygamberindir. Artık Allah’tan sakının ve aranızı ıslah edin ve inanmışsanız Allah’a ve Peygamberine itaat edin.

-Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: ‘Ganimetler Allah’ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.’
-Sana harp ganimetlerini sorarlar. De ki: “Onlar Allah ve Resul içindir. O halde Allah’tan korkun ve aranızda barış ve esenliği kurun. Ve eğer müminler iseniz Allah’a ve onun Resulü’ne itaat edin.”

 

Sana ganimetlerden sorarlar. Onlar Allah ve Resul içindir (savaşçıların değil, kamunun malıdır). Allahtan sakının. Aranızı düzeltin. Allaha ve resulün kararına itaat edin. (Resulün, devlet başkanının kararını bekleyin)

 

2-İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne iżâ żukira(A)llâhu vecilet kulûbuhum ve-iżâ tuliyet ‘aleyhim âyâtuhu zâdet-hum îmânen ve’alâ rabbihim yetevekkelûn(e)

-İnananlar, ancak onlardır ki Allah anılınca yürekleri titrer, onlara ayetleri okununca da inançlarını arttırır ve Rablerine dayanırlar.
-Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
-İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda, bu onların imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.

 

İnananlar, Allah anıldığında içi ürperir, ayetler okunduğunda imanları artar. Sadece rablerine dayanır ve ona güvenirler. (Ganimetleri doğru yolda harcamak için gayret sarfederler)

 

3-Elleżîne yukîmûne-ssalâte vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)

-Onlardır ki namaz kılarlar ve rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını harcarlar.
-Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
-Namazı dosdoğru kılarlar onlar. Ve kendilerine rızık olarak sunduklarımızdan bol bol dağıtırlar.

 

Namazlarını kılarlar ve verdiklerimizden infak ederler.

 

4-Ulâ-ike humu-lmu/minûne hakkâ(an)(c) lehum deracâtun ‘inde rabbihim vemaġfiratun verizkun kerîm(un)

-Onlardır gerçek inananlar, onlarındır Rableri katında dereceler, yarlıganma ve daimi, bitmeztükenmez rızık.
-İşte gerçek mü’minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
-Gerçek anlamda müminler, işte bunlardır. Rableri katında dereceler, bağışlanma ve bol bir rızık var onlar için.

 

İşte bunlardır gerçek müminlerdir. Onların rableri katında yüksek dereceleri ve bol rızıkları vardır.

 

5-Kemâ araceke rabbuke min beytike bilhakki ve-inne ferîkan mine-lmu/minîne lekârihûn(e)

-Nasıl ki Rabbin, seni hak uğruna evinden çıkarmıştı ve şüphe yok ki inananların bir kısmı bundan hoşlanmamıştı
-Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü’minlerden bir grup isteksizdi.
-Bildiğin gibi, Rabbin seni hak uğruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi.

 

Rabbin seni savaş için sefere çıkardığı zaman, bazı müminlerin hoşuna gitmemişti.

 

6-Yucâdilûneke fî-lhakki ba’de mâ tebeyyene keennemâ yusâkûne ilâ-lmevti vehum yenzurûn(e)

-Gerçek, apaçık meydana çıktıktan sonra bile bu hususta, gözleri bakabaka ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle çekişmeye kalkışıyorlardı.
-(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
-İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.

 

Birde gerçek ortaya çıktıktan sonra bile, seninle tartışıyorlardı. Sanki ölüme gidiyorlar gibi.

 

7-Ve-iż ya’idukumu(A)llâhu ihdâ-ttâ-ifeteyni ennehâ lekum veteveddûne enne ġayra żâti-şşevketi tekûnu lekum veyurîdu(A)llâhu en yuhikka-lhakka bikelimâtihi veyakta’a dâbira-lkâfirîn(e)

-Hani Allah, o iki bölükten birinin muhakkak sizin olacağını vaad ediyordu da siz, silahı bulunmayanların, elinize düşmesini istiyordunuz. Halbuki Allah, sözleriyle, gerçeği yerine getirmek ve kafirlerin kökünü kesmek istiyordu.
-Hani Allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkın ve inkâr edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
-O sırada Allah, iki gruptan birinin kesinlikle sizin olacağını vaat ediyordu. Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz. Allah ise hakkı kendi kelimeleriyle tam bir biçimde ortaya koymayı ve küfre batmışların ardını-arkasını kesmeyi istiyordu.

 

Allah, o iki düşman gurubundan birini yeneceksiniz diyordu. Siz zayıf olanı istiyordunuz. Allah ise gerçeğin, hakkın ortaya çıkmasını ve kafirlerin kökünün tamamen kurumasını istiyordu.

 

8-Liyuhikka-lhakka veyubtile-lbâtile velev kerihe-lmucrimûn(e)

-Böylece de suçlular istemese de gerçeği gerçek olarak izhar etmeyi ve batılın boşluğunu bildirmeyi murad etmekteydi.
-O, suçlu-günahkârlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)
-Diliyordu ki, kötülüğü temsil edenler istemese de hakkı ayan-beyan gözler önüne koysun, saçma ve tutarsız olanı hükümsüz kılsın.

 

Muhalifler istemese de gerçeğin ortaya çıkmasını ve itirazlarının geçersiz kalmasını diliyordu.

 

9-İż testeġîśûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi-elfin mine-lmelâ-iketi murdifîn(e)

-Hani, siz, Rabbinizden imdat istemiştiniz de Rabbiniz, şüphe yok ki ben, birbiri ardınca binlerce melekle size yardım edeceğim diye duanızı kabul etmişti.
-Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: ‘Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim’ diye cevap vermişti.
-Hani siz Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: “Hiç kuşkunuz olmasın, ben size meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım.”

 

Siz rabbinizden yardım istiyordunuz. O size merak etmeyin, ben size peş peşe gelen bin melekle yardım edeceğim demişti.

 

10-Vemâ ce’alehu(A)llâhu illâ buşrâ velitatme-inne bihi kulûbukum(c) vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)

-Ve Allah, bunu ancak bir müjde olarak ve kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yardım, ancak Allah’tandır. Şüphe yok ki Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah’ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve o sayede kalpleriniz huzur ve rahatlık bulsun diye yaptı. Yardım yalnız ve yalnız Allah katındandır. Hiç şüphesiz Allah Aziz’dir, Hakim’dir.

 

Allah bunu size müjde olsun diye yaptı. İçiniz rahatlasın. Yardım ancak Allah’tandır. Allah üstündür ve Hakimdir.

 

11-İż yuġaşşîkumu-nnu’âse emeneten minhu veyunezzilu ‘aleykum mine-ssemâ-i mâen liyutahhirakum bihi veyużhibe ‘ankum ricze-şşeytâni veliyerbita ‘alâ kulûbikum veyuśebbite bihi-l-akdâm(e)

-Hani bir emniyet vermek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı ve sizi arıtmak, sizden Şeytan’ın pisliğini gidermek, yüreklerinizi sağlamlaştırmak ve ayaklarınızı pekiştirip metanetinizi arttırmak için de gökten bir yağmur yağdırmıştı.
-Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
-O zaman sizi, Allah’tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu; sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak, ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu.

 

İçiniz rahatlayınca, uyku bastırdı. Bu sayede kendi aranızda dedikodu ve vesveseden uzak kalmanızı ve kalpleriniz bozulmamasını sağladı. Yağmuru da yağdırdı. Yere sağlam basmanızı sağladı.

 

12-İż yûhî rabbuke ilâ-lmelâ-iketi ennî me’akum feśebbitû-lleżîne âmenû(c) seulkî fî kulûbi-lleżîne keferû-rru’be fadribû fevka-l-a’nâki vadribû minhum kulle benân(in)

-Hani Rabbin, şüphe yok ki ben, sizinleyim, inananları sebat ettirin, kafirlerin yüreklerine korku salacağım, hadi vurun boyunlarını, vurun onların ellerine, ayaklarına diye meleklere vahyetmedeydi.
-Rabbin meleklere vahyetmişti ki: ‘Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına.’
-Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: “Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırın. İnkar edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına.”

 

Rabbin meleklere, ben sizinleyim, inananları cesaretlendirin. İnkarcıların kalplerine korku salacağım. Hadi vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına. (Görünmeyen ruhani melekler korku duyan düşmanın boyundan parmaklara kadar uzanan sinir sistemini etkiliyorlar ve onları güçsüz kılıyordu)

 

13-Żâlike bi-ennehum şâkkû(A)llâhe verasûleh(u)(c) vemen yuşâkiki(A)llâhe verasûlehu fe-inna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)

-Bu da onların, Allah’a ve Peygamberine karşı gelmelerindendi ve kim, Allah’a ve Peygamberine karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezası, şüphe yok ki pek çetindir.
-Bu, elbette, onların Allah’a ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah’a ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-Bu böyledir. Çünkü onlar Allah’a ve resulüne kafa tuttular. Kim Allah’a ve resulüne kafa tutarsa kuşkusuz ki, Allah’ın azabı şiddetli olur.

 

Çünkü onlar Allaha ve Resulüne karşı geliyorlardı. Kim karşı gelirse Allah’ın azabı şiddetli olur.

 

14-Żâlikum feżûkûhu veenne lilkâfirîne ‘ażâbe-nnâr(i)

-İşte tadın şimdi bunu ve şüphe yok ki kafirler için bir de ateşle azap var.
-İşte bu sizin; tadın bunu. İnkâra sapanlara bir de ateş azabı vardır.
-İşte gördünüz! Hadi tadın onu. Küfre sapanlar için ateş azabı da var.

 

İşte şimdi tadın azabı. Ayrıca kafirlere ateş azabı da var.

 

15-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ lakîtumu-lleżîne keferû zahfen felâ tuvellûhumu-l-edbâr(a)

-Ey inananlar, savaşmak üzere kafirlerle karşılaştınız mı onlara arkanızı dönmeyin.
-Ey iman edenler, toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).
-Ey iman edenler! İnkar edenlerle savaşmak üzere karşılaştığınızda, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin.

 

Ey iman edenler, savaşmak üzere kafirlerle karşılaştınız mı, onlara arkanızı dönmeyin. (Savaşmaktan korkmayın)

 

16-Vemen yuvellihim yevme-iżin duburahu illâ muteharrifen likitâlin ev mutehayyizen ilâ fi-etin fekad bâe biġadabin mina(A)llâhi veme/vâhu cehennem(u)(s) vebi/se-lmasîr(u)

-Ve kim, tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek, yahut bir bölüğe ulaşmak niyetinde olmadan öyle bir günde onlara arka çevirir, dönerse muhakkak Allah’ın gazabına uğrayacaktır, yurdu cehennemdir ve orası, dönüp varılacak ne kötü bir yerdir.

-Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışındaarkasını çevirirse, gerçekten o, Allah’tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o.

-Her kim böyle bir günde, savaşmak için başka bir yer tutmak yahut başka bir birliğe katılmaya gitmek dışında onlara arkasını dönerse, Allah’tan bir gazaba çarpılmış olur. Varacağı yer cehennemdir onun. Ne kötü varış yeridir o!

 

Başka cephede savaşmaya gidenler veya başka bir cephe açmaya gidenler dışında, kim savaştan kaçmak için ayrılırsa, Allahtan büyük bir gazaba çarpılır. Sonu cehennemdir. Ne kötü yerdir.

 

Felem taktulûhum velâkinna(A)llâhe katelehum(c) vemâ rameyte iż rameyte velâkinna(A)llâhe ramâ(c) veliyubliye-lmu/minîne minhu belâen hasenâ(en)(c) inna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)

-Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü ve attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı ve böylece de kendi katından, inananlara güzel bir nimet vermek, onları denemek istedi. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyar, bilir.
-Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
-Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; işitendir, bilendir.

 

Onları siz öldürmüyorsunuz. Allah öldürüyor. Attığın zaman, Ya Muhammed, sen atmadın. Allah attı. İnananlara bir mükafat ve sınav için yaptı bunu. Allah işitendir. Bilendir.

 

18-Żâlikum veenna(A)llâhe mûhinu keydi-lkâfirîn(e)

-İşte size böyle… Gerçekten Allah, kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
-İşte bu denemeydi Allah’ın istediği, Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenlerin düzenlerini, hep yıpratarak boşa çıkarandır.
-Gördünüz ya, Allah küfre sapanların tuzağını fersiz bırakır.

 

Gördünüz işte. Allah küfre sapanların tuzağını böyle boşa çıkarır.

 

19-İn testeftihû fekad câekumu-lfeth(u)(s) ve-in tentehû fehuve ayrun lekum(s) ve-in te’ûdû ne’ud velen tuġniye ‘ankum fi-etukum şey-en velev keśurat veenna(A)llâhe me’a-lmu/minîn(e)

-Fetih istiyordunuz ya, işte size fetih. Vazgeçerseniz daha hayırlı olur size, fakat savaşa dönerseniz biz de döneriz ve topluluğunuz çok bile olsa hiçbir işinize yaramaz sizin ve şüphe yok ki Allah, inananlarla beraberdir.

-Eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kâfirler,) işte size fetih; ama eğer (inkârdan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.
-Fetih istiyorsanız, fetih size geldi. Eğer vazgeçerseniz hakkınızda daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa size zerre kadar yarar sağlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir.

 

Bir yeri almak istiyordunuz, aldınız. Ama başka türlü (kalplerini kazanarak) hallederseniz sizin için daha hayırlı olur. Fetihten sonra şımarıp imandan dönerseniz, bizde sizden döneriz. Sayınız çokta olsa, size zerre kadar yardım edilmez. Allah sadece gerçek inananlarla yardım eder.

 

20-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû atî’û(A)llâhe verasûlehu velâ tevellev ‘anhu veentum tesme’ûn(e)

-Ey inananlar, Allah’a ve Peygamberine itaat edin, Kur’an’ı dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.
-Ey iman edenler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.
-Ey iman edenler! Allah’a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.

 

Ey iman edenler, Allaha ve resulüne yardım edin. Dediklerini duyduğunuz halde, ona yüz çevirmeyin.

 

21-Velâ tekûnû kelleżîne kâlû semi’nâ vehum lâ yesme’ûn(e)

-Ve işittik dedikleri halde duyup kabul etmeyenlere benzemeyin.
-Ve: ‘Biz işittik’ dedikleri halde, gerçekte işitmeyenler gibi olmayın;
-Hiç işitmedikleri halde, “işittik” diyenler gibi olmayın.

 

Duymadığınız halde de duyduk diyenler gibi olmayın.

 

22-İnne şerra-ddevâbbi ‘inda(A)llâhi-ssummu-lbukmu-lleżîne lâ ya’kilûn(e)

-Şüphesiz ki yerde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, aklı, idraki olmayan sağır ve dilsiz mahluklardır.
-Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.
-Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.

 

Allah katında canlıların en kötüsü, akıllarını kullanmayan, sağır ve dilsizlerdir.

 

23-Velev ‘alima(A)llâhu fîhim ayran leesme’ahum(s) velev esme’ahum letevellev vehum mu’ridûn(e)

-Allah, onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara duyururdu. Fakat duyursaydı da gene onlar arkalarını dönerek yüz çevirirlerdi.
-Eğer Allah, onlarda bir hayır görseydi muhakkak onlara işittirirdi. İşittirseydi bile, arka çevirenler olarak (yine) yüz çevirirlerdi.
-Allah kendilerinde bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi bile mutlaka yüz çevirir, döner giderlerdi.

 

 

Onların, duymaları faydalı olsaydı Allah zaten onlara duyururdu. Duysalardı bile yine yüz çevirirlerdi.

 

24-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-stecîbû li(A)llâhi velirrasûli iżâ de’âkum limâ yuhyîkum(s) va’lemû enna(A)llâhe yahûlu beyne-lmer-i vekalbihi veennehu ileyhi tuhşerûn(e)

-Ey inananlar, sizi diriltecek, size can verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah’a ve Peygambere icabet edin ve bilin ki Allah, hiç şüphe yok, insanın kendisiyle kalbinin arasına girer ve hiç şüphe yok ki onun tapısında toplanacaksınız.

-Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.

-Ey iman sahipleri! Sizi, size hayat verecek şeye çağırdığında, Allah’a da resule de “buyur” deyin. Şunu da bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına sokulur ve bilin ki en son O’nun huzurunda haşredileceksiniz.

 

Ey iman edenler. Sizin iyiliğiniz için sizi çağırdığında, Allaha ve resulüne itaat edin. Allah, insanın kendisi ile kalbinin arasına girer. Sonunda hepiniz ona geleceksiniz.

 

25-Vettekû fitneten lâ tusîbenne-lleżîne zalemû minkum âssa(ten)(s) va’lemû enna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)

-Ve sakının o fitneden ki yalnız zulmedenlerinize gelip çatmaz ve bilin ki şüphesiz Allah’ın cezası pek çetindir.
-Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-İçinizden sadece zulmedenlere çatmakla kalmayacak bir fitneden korkun. Bilin ki Allah’ın gazabı çok şiddetlidir.

 

Sadece düşmanlarınızdan gelmeyen, kendi aranızda çıkacak olan fitneden korkun. O zaman Allah’ın azabı size şiddetli olur.

 

26-Veżkurû iż entum kalîlun mustad’afûne fî-l-ardi teâfûne en yeteattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihi verazekakum mine-ttayyibâti le’allekum teşkurûn(e)

-Hatırlayın o zamanı ki azlıktınız, yeryüzünde hor, aciz tanınanlardandınız, insanların size saldırıp yok etmesinden korkuyordunuz. Derken sizi, şükredesiniz diye yeryurt sahibi etti, yardımıyla kuvvetlendirdi ve tertemiz şeylerle rızıklandırdı.
-Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz.
-Düşünün ki, siz bir zamanlar yeryüzünde ezilip horlanan bir azınlıktınız. İnsanların sizi çarpıvereceğinden korkuyordunuz. Bu haldeyken Allah sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredersiniz ümidiyle sizi tertemiz nimetlerle rızıklandırdı.

 

Unutmayın, siz bir zamanlar horlanan bir azınlıktınız. İnsanlardan korkuyordunuz. Allah sizi korudu, şükredesiniz diye sizi nimetlerle rızıklandırdı.

 

27-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ teûnû(A)llâhe ve-rrasûle veteûnû emânâtikum veentum ta’lemûn(e)

-Ey inananlar, Allah’a ve Peygambere hıyanet etmeyin ve bilebile emanetlerinize de hıyanette bulunmayın.
-Ey iman edenler, Allah’a ve Resûlü’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.
-Ey inananlar! Allah’a ve resule hıyanet etmeyin. Bilip durduğunuz halde, öz emanetlerinize hıyanet mi ediyorsunuz?

 

Ey inananlar, Allaha ve Resulüne ihanet etmeyin. Bile bile çok iyi kendinizden bildiğiniz insanlara da hıyanet etmeyin.

 

28-Va’lemû ennemâ emvâlukum veevlâdukum fitnetun veenna(A)llâhe ‘indehu ecrun ‘azîm(un)

-Ve bilin ki mallarınız ve evladınız, sizin için bir sınamadır ancak ve şüphe yok ki Allah katındadır büyük mükafat.
-Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır.
-Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, büyük ödül O’nun katındadır.

 

Mallarınız ve çocuklarınız sizin için sevap kaynağıdır. Ve Allah katında da daha fazlası vardır.

 

29-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tettekû(A)llâhe yec’al lekum furkânen veyukeffir ‘ankum seyyi-âtikum veyaġfir lekum(k) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)

-Ey inananlar, Allah’tan çekinirseniz hayırla şerri ayırt etme kabiliyetini verir size ve suçlarınızı örter, yarlıgar sizi ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.
-Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
-Ey iman sahipleri! Eğer Allah’tan korkarsanız, Allah size hakla batılı / iyiyle kötüyü ayırma gücü verir, kötülüklerinizi örter. Allah, o büyük lütfun sahibidir.

 

Allahtan korkarsanız, iyi ile kötü olanı daha iyi ayırt edersiniz. O size o yeteneği lütfeder.

 

30-Ve-iż yemkuru bike-lleżîne keferû liyuśbitûke ev yaktulûke ev yuricûk(e)(c) veyemkurûne veyemkuru(A)llâh(u)(s) va(A)llâhu ayru-lmâkirîn(e)

-Hani bir zaman, kafir olanlar, seni bağlayıp hapsetmek, yahut öldürmek, yahut da yurdundan çıkarmak için düzenlere baş vurmuşlardı. Onlar, bu düzeni kurarken Allah da cezalarını hazırlamadaydı ve Allah hilekarları cezalandıranların en hayırlısıdır.
-Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
-Küfre sapanlar, seni tutup bağlamaları yahut öldürmeleri ya da yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

 

Hatırla, düşmanların seni yakalayıp, bağlamak, öldürmek, yurdundan sürgüne göndermeyi planlıyorlardı. Onlar plan yaparlar ama Allah’ta plan yapar. Allah’ın planı daha güzeldir.

 

31-Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi’nâ lev neşâu lekulnâ miśle hâżâ() in hâżâ illâ esâtîru al-evvelîn(e)

-Onlara ayetlerimiz okunurken dediler ki: Duyduk, dilersek biz de buna benzer sözler söyleriz ve bu, eskilerin masallarından başka bir şey de değil.
-Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; ‘İşittik’ dediler. ‘İstesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir.’
-Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: “Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başla şey değil ki bu!”

 

Ayetlerimiz okunduğu vakit, duyduk ne var bunda, bizde benzerini yaparız, eskiden beri anlatılan masal bunlar dediler.

 

32-Ve-iż kâlû-(A)llâhumme in kâne hâżâ huve-lhakka min ‘indike feemtir ‘aleynâ hicâraten mine-ssemâ-i evi-/tinâ bi’ażâbin elîm(in)

-Hani Allah’ım demişlerdi, bu, senin katındansa ve gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut da bize elemli bir azap ver.
-Bir de: ‘Ey Allah’ımız, eğer bu (Kur’an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir (bakalım).’ demişlerdi.
-Şunu da söylemişlerdi: “Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et.”

 

Hey Allah’ım dediler, bu senden geliyorsa, başımıza gökten taş yağdır veya bize acı bir azap ver bakalım dediler.

 

33-Vemâ kâna(A)llâhu liyu’ażżibehum veente fîhim(c) vemâ kâna(A)llâhu mu’ażżibehum vehum yestaġfirûn(e)

-Fakat sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken Allah onlara azap vermez.

-Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azablandıracak değildir. Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, Allah onları azablandıracak değildir.
-Oysa ki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.

 

Sen onların aralarında, tebliğe yeni başladığın için, şimdi azap etmem. Aralarında af dilemeye başlamış insanlarda var. Allah böyle iken azap etmez.

 

34-Vemâ lehum ellâ yu’ażżibehumu(A)llâhu vehum yasuddûne ‘ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâeh(u)(c) in evliyâuhu illâ-lmuttekûne velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûn(e)

-Ne diye Allah onları azaplandırmasın ki onlar, hizmetine layık olmadıkları halde halkı Mescidi Haram’dan menediyorlar, onun hizmetine layık olanlar, ancak çekinenlerdir, fakat çoğu bilmez bunu.

-Onlar, Mescid-i Haram’dan (insanları) alıkoyarlarken ve onun (gerçek ve layık) koruyucuları değilken Allah, ne diye onları azablandırmasın? Onun (asıl) koruyucuları yalnızca korkup-sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.
-Onlar Mescid-i Haram’dan geri çevirip dururken, Allah onlara neden azap etmeyecekmiş? O mescidin koruyucuları da değillerdir. Onun hizmetinde olanlar, takva sahiplerinden başkası değildir. Ama onların çokları bunu bilmezler.

 

Onlar inananları Mescid-i Haramdan men ediyorlar. Bu azaba layık bir tutum. Sonra onlar oranın koruyucusu da değiller. Onun gerçek koruyucuları takva sahipleridir. Onlar bunu anlamazlar.

 

35-Vemâ kâne salâtuhum ‘inde-lbeyti illâ mukâen vetasdiye(ten)(c) feżûkû-l’ażâbe bimâ kuntum tekfurûn(e)

-Tanrı evine karşı namazları, ancak ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibaret. Artık kafir olmanıza karşılık tadın azabı.
-Onların Beyt(-i Şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir. Artık inkâr ettikleriniz dolayısıyla tadın azabı.
-Onların Beytullah’taki namazı; ıslık çalmak, el çırpmak / engel olmaktan başka birşey değildir. O halde inkar etmekte olduğunuz için tadın azabı.

 

Birde onların duaları, ıslık çalmaktan, alkışlamaktan başka bir şey değildir. İnkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın. (İmansız ahirete giderlerse)

 

36-İnne-lleżîne keferû yunfikûne emvâlehum liyasuddû ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) feseyunfikûnehâ śümme tekûnu ‘aleyhim hasraten śümme yuġlebûn(e)(k) velleżîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn(e)

-Şüphe yok ki kafir olanlar, mallarını ancak halkı Allah yolundan alıkoymak için harcarlar. Harcayacaklar da, sonra o harcadıkları mallar, kendilerine bir iç acısı olacak, sonra da alt edilecekler ve kafir olanlar cehenneme götürülecekler, orada toplanacaklar.
-Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
-O küfre sapanlar mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, harcayacaklardır da. Sonunda bu kendileri için bir hasret olacak, sonra da mağlup edilecekler. Küfre sapanlar doğruca cehenneme sürülecekler.

 

Kafirler mallarını, inananları Allah yolundan alıkoymak için harcarlar. Sonrada o harcamaları içlerine oturur. Muhakkak mağlup edilecekler. Ahirette ise, doğruca cehenneme sürüklenecekler.

 

37-Liyemîza(A)llâhu-labîśe mine-ttayyibi veyec’ale-labîśe ba’dahu ‘alâ ba’din feyerkumehu cemî’an feyec’alehu fî cehennem(e)(c) ulâ-ike humu-lâsirûn(e)

-Allah pisi temizden ayıracak ve pis olanları yığınyığın birbiri üstüne koyup yığacak ve topunu birden cehenneme atacak; onlardır ziyankarlar.
-Bu, Allah’ın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
-Böylece Allah, pisi temizden ayıracak, pis kısmı birbiri üstüne yığıp hepsini bir yerde toparlayarak tümünü cehenneme sokacak. Hüsrana uğrayanların ta kendileridir bunlar.

 

Allah, pisi, temizden ayıracak. Bütün pislikleri bir araya toplayınca, hepsini toptan cehenneme atacak. Bunlar hüsrana uğrayanlardır.

 

38-Kul lilleżîne keferû in yentehû yuġfer lehum mâ kad selefe ve-in ya’ûdû fekad medat sunnetu-l-evvelîn(e)

-Kafir olanlara de: Kafirliklerinden vazgeçerlerse geçmiş günahları örtülür, yarlıganır, fakat vazgeçmezler de savaşa kalkışırlarsa şüphe yok ki onlardan önceki hüküm ve kanun yürüyüp gidecektir.
-O inkâr edenlere de ki: ‘Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.
-Küfre sapanlara söyle: “Eğer son verirlerse eskide kalmış olan, kendileri için affedilir. Eğer yeniden başlarlarsa, daha öncekilere uygulanan yol ve yasa eskisi gibi devam etmiş olacaktır.”

 

Kafirlere deki, eyer imana gelirlerse, eski günahları da affedilecek. Gelmezlerse eski ve şimdiki suçları ile beraber sünnete uygun cezalandırılacaklar.

 

39-Vekâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun veyekûne-ddînu kulluhu li(A)llâh(i)(c) fe-ini-ntehev fe-inna(A)llâhe bimâ ya’melûne basîr(un)

-Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din, tamamıyla Allah’a münhasır oluncaya dek savaşın onlarla. Savaştan vazgeçerlerse şüphe yok ki Allah, onların yaptıklarını görür.
-Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.
-Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaş. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir.

 

Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar, Allah’ın dedikleri oluncaya kadar savaşın onlarla. Vazgeçerlerse Allah onları izleyecek.

 

40-Ve-in tevellev fa’lemû enna(A)llâhe mevlâkum(c) ni’me-lmevlâ veni’me-nnasîr(u)

-Ve yüz çevirirlerse artık bilin ki Allah sizin yariniz, yardımcınızdır ve o, ne güzel dosttur, ne güzel yardımcı.
-Geri dönerlerse, bilin ki gerçekten Allah, sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevladır ve ne güzel yardımcıdır.
-Eğer yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır O, ne güzel destekleyicidir; ne güzel Nasir’dir O, ne güzel yardım eder.

 

Vazgeçerlerse artık Allah sizin yardımcınızdır. Sizin Mevla’nızdır. Ne güzel yardımcı ne güzel dost.

 

41-Va’lemû ennemâ ġanimtum min şey-in feenne li(A)llâhi umusehu velirrasûli veliżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in kuntum âmentum bi(A)llâhi vemâ enzelnâ ‘alâ ‘abdinâ yevme-lfurkâni yevme-ltekâ-lcem’ân(i)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

-Ve iyice bilin ki ganimet olarak elde ettiğiniz şeyin mutlaka beşte biri Allah’ın ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Allah’a inanmışsanız ve hak ile batılın ayrıldığı, yani iki ordunun birbiriyle buluştuğu gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz ve Allah’ın her şeye gücü yeter.
-Bilin ki, ‘ganimet olarak ele geçirdiğiniz’ şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın, Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eğer Allah’a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir’de) kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, her şeye güç yetirendir.
-Doğru ile yanlışın ayrılış günü, iki topluluğun karşılaştığı gün, kulumuza indirmiş olduğumuza inanıyorsanız şunu bilin: Ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah’a, resule, resulün yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. Allah herşeye kadirdir.

 

Ganimetlerin beşte biri Allah’ın, Resulün, yakınların, yetimlerin, yoksulun, yolda kalmışlarındır (Kamuya harcanacaktır) Hakkın batılı yendiği o gün, yani galip geldiğiniz gün, kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız, bu kural böyledir. Allah’ın her şeye gücü yeter.

 

42-İż entum bil’udveti-ddunyâ vehum bil’udveti-lkusvâ ve-rrakbu esfele minkum(c) velev tevâ’adtum lateleftum fî-lmî’âdi() velâkin liyakdiya(A)llâhu emran kâne mef’ûlen liyehlike men heleke ‘an beyyinetin veyahyâ men hayye ‘an beyyine(tin)(k) ve-inna(A)llâhe lesemî’un ‘alîm(un)

-Hani siz vadinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir kıyısında, kervansa sizden daha aşağı tarafta ve eğer muayyen yerlerde buluşmak üzere sözleşseydiniz gene ihtilafa düşerdiniz. Fakat helak olanın, apaçık bir delil görerek helak olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir.
-Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.
-O vakit siz, vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında idiler. Kervan sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız, buluşma yer ve saatinde ayrılığa düşerdiniz. Ama Allah, olması kararlaştırılan işi yerine getirmek istiyordu. Ta ki, ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın. Allah elbette ki çok iyi işitir, çok iyi bilir.

 

Hani siz, vadinin bir yanında, onlar uzak tarafındaydı. Kervan sizden daha aşağıdaydı. Önceden buraya gelmeseydiniz, şimdi aşıdan onları, karşıdan diğerlerini görüp buraya çıkmaz, buluşma saatini ve yerini değiştirmek için ihtilafa düşerdiniz. Allah işin olacağını kararlaştırdığı için buradasınız. Ölenin, ne için öldüğü, kalanın, ne için kaldığı belli olsun. Elbette Allah çok iyi işitir, çok iyi bilir.

 

43-İż yurîkehumu(A)llâhu fî menâmike kalîlâ(en)(s) velev erâkehum keśîran lefeşiltum veletenâza’tum fî-l-emri velâkinna(A)llâhe sellem(e)(k) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)

-Hani Allah, rüyanda sana onların az olduğunu göstermişti; çok gösterseydi ürker, gevşerdiniz ve iş hususunda da çekişe kalkışırdınız. Fakat Allah sizi bundan kurtardı ve şüphe yok ki o, gönüllerdekini bilir.
-Hani Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, elbette sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
-Allah onları sana uykunda az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, yılgınlığa düşer, işi kotarmada çekişmeye başlardınız. Ama Allah, sizi selamete çıkardı. O, göğüslerin içindekini çok iyi bilir.

 

Allah sana, onların ordularını rüyanda az gösterdi. Çok gösterseydi korkardınız. Çelişkide kalırdınız. Allah size yardım etti. O sizin göğüslerinizin içindekileri çok iyi bilir.

 

44-Ve-iż yurîkumûhum iżi-ltekaytum fî a’yunikum kalîlen veyukallilukum fî a’yunihim liyekdiya(A)llâhu emran kâne mef’ûlâ(en)(k) ve-ila(A)llâhi turce’u-l-umûr(u)

-Hani karşılaştığınız zamanda Allah, onları sizin gözünüze az gösterdiği gibi sizi de onlara az göstermişti; çünkü Allah, olacak işi yapacak, yerine getirecekti ve bütün işlerin mercii Allah’tır.
-Karşı karşıya geldiğinizde, Allah, ‘olacağı olan işi gerçekleştirmek’ için, onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve (bütün) işler Allah’a döndürülür.
-Karşılaştığınızda onları sizin gözlerinize az gösteriyordu. Sizi de onların gözünde azaltıyordu ki, yapılmasına karar verilen işi yürürlüğe koysun. Zaten bütün işler Allah’a döndürülür.

 

Karşılaştığınızda onlar, sizin gözünüzde az sayıda göründü. Onlarda sizi az sayıda gördü (ki bir taraf korkup savaştan kaçmasın)  Allah böyle yaptı ki, yapılması gereken yapılsın. Zaten bütün işler Allah’ın istediği şekilde yürür.

 

45-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ lakîtum fi-eten feśbutû veżkurû(A)llâhe keśîran le’allekum tuflihûn(e)

-Ey inananlar, bir toplulukla karşılaştınız mı mutlaka sebat edin ve Allah’ı çok anın da kurtulun muradınıza erişin.
-Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah’ı çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız.
-Ey inananlar! Bir düşman topluluğu ile karşılaştığınızda sebat edin. Allah’ı çok anın ki zafere ulaşabilesiniz.

 

Ey iman edenler, bir düşmanla karşılaştınız mı, sebat edin ve Allaha yardım için çokça yalvarın. Kurtulursunuz. (Azimli olmazsanız, yalvarmanız fayda vermez.)

 

46-Veatî’û(A)llâhe verasûlehu velâ tenâze’û fetefşelû veteżhebe rîhukum(s) vasbirû(k) inna(A)llâhe me’a-ssâbirîn(e)46-

-Allah’a ve Peygamberine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

-Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.

-Allah’a ve resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız, rüzgarınız kesilir. Sabredin; Allah sabredenlerle beraberdir.

 

Allah ve resulüne itaat edin. Çekişmeyin. Çözülürsünüz. Korkaklık başlar. Sabredin (korku hissi herkese bulaşır) . Allah sabredenlerle beraberdir.

 

47-Velâ tekûnû kelleżîne aracû min diyârihim betaran veri-âe-nnâsi veyasuddûne ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) va(A)llâhu bimâ ya’melûne muhît(un)

-Ülkelerinden böbürlenmek ve halka gösteriş yapmak için çıkanlara ve insanları Allah yolundan menedenlere benzemeyin ve Allah onların bütün yaptıklarını bilgisiyle kavramıştır.

-Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.
-İnsanlara çalım satarak, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.

 

İnananları Allah yolundan çevirmek için, çalımlı çalımlı yola çıkanlar gibi olmayın. Allah onların yapacaklarını kuşatmıştır.

 

48-Ve-iż zeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum vekâle lâ ġâlibe lekumu-lyevme mine-nnâsi ve-innî cârun lekum(s) felemmâ terâeti-lfi-etâni nekesa ‘alâ ‘akibeyhi vekâle innî berî-un minkum innî erâ mâ lâ teravne innî eâfu(A)llâh(e)(c) va(A)llâhu şedîdu-l’ikâb(i)

-Hani o zaman Şeytan, onların yaptıklarını, kendilerine süslü ve hoş göstermişti de bugün insanlardan size üstün olacak yoktur, ben de şüphe yok ki size yardımcıyım demişti. Fakat iki ordu da görününce geri dönüp ben demişti, şüphe yok, sizden uzağım, çünkü ben, sizin görmediklerinizi görmedeyim ve Allah’tan korkmadayım ve Allah’ın cezası pek çetindir.

-O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: ‘Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım’ demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: ‘Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah’tan da korkuyorum’ dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-Şeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demişti: “Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım.” Fakat iki topluluk yanyana gelince iki topuğu üstüne çark edip şöyle dedi: “Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah’tan korkarım. Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”

 

Şeytan onlara yaptıklarını hoş göstermişti. Bugün en büyük sizsiniz demişti. Bende size yardım edeceğim demişti. İki ordu karşı karşıya gelince, şeytan gördüklerinden ürktü. Geri kaçtı (yardıma gelmiş melekleri gördü) Ben sizin görmediklerinizi görüyorum dedi. Ben Allahtan korkarım, onun cezası çok büyüktür dedi.

 

49-İż yekûlu-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun ġarra hâulâ-i dînuhum(k) vemen yetevekkel ‘ala(A)llâhi fe-inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)

-Hani münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar, bunları dinleri aldatmıştır demişlerdi; halbuki kim Allah’a dayanırsa bilsin ki Allah, şüphe yok ki üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: ‘Bunları (müslümanları) dinleri aldattı.’ Oysa kim Allah’a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-İkiyüzlülerle kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: “Bunları, dinleri aldatmış.” Oysa Allah’a güvenip dayanan bilir ki, Allah Aziz ve Hakim’dir.

 

Hasta olan o iki yüzlüler, Müslümanları, dinleri aldattı dediler. Allaha güvenip dayanan bilir ki Allah üstün ve güçlüdür.

 

50-Velev terâ iż yeteveffâ-lleżîne keferû()-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum veedbârahum veżûkû ‘ażâbe-lharîk(i)

-Melekler, kafirlerin suratlarına ve sırtlarına vura vura canlarını alır ve şiddetle yakıcı azabı tadın derlerken bir görmeliydin onları.
-Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: ‘Yakıcı azabı tadın’ diye o inkâr edenlerin canlarını alırken görmelisin.
-Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: “Yangın azabını tadın.”

 

O iki yüzlüleri, onların canlarını melekler alırken görseydin. Arkalarına ve yüzlerine vura vura, yakıcı azabı tadın diyerek alırlar.

 

51-Żâlike bimâ kaddemet eydîkum veenna(A)llâhe leyse bizallâmin lil’abîd(i)

-Bu, evvelce ellerinizle kendinize hazırladığınız şeydir ve şüphe yok ki Allah, kullarına zulmetmez.
-Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir.
-“İşte bu, ellerinizin önden gönderdiği şeyler yüzündendir. Allah kullara asla zulmetmez.”

 

Onlara vura vura gelen bu yakıcı azap, sizin, önden gönderdiğiniz salih amellerin karşılığıdır. Allah kullarına asla zulüm etmez.

 

52-Kede/bi âli fir’avne velleżîne min kablihim(c) keferû bi-âyâti(A)llâhi feeażehumu(A)llâhu biżunûbihim(c) inna(A)llâhe kaviyyun şedîdu-l’ikâb(i)

-Firavun’un soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri gibi hani Allah’ın delillerini inkar edip kafir olmuşlardı da Allah, suçlarına karşılık onları azabına uğratmıştı: Şüphe yok ki Allah, pek kuvvetlidir, azabı da pek çetindir onun.
-Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir.
-Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişi gibi. Allah’ın ayetlerini inkar ettiler de Allah onları günahları yüzünden enseleyiverdi. Allah Kavi’dir, çok güçlüdür; azabı çok şiddetli yapandır O.

 

Aynen, Firavun ve ondan öncekilere olanlara verdiği azap gibi. Allah’ı inkâr ettiler. Allah’ta onları cezalandırmıştı. Allah çok güçlüdür, şiddetli azap edendir.

 

53-Żâlike bi-enna(A)llâhe lem yeku muġayyiran ni’meten en’amehâ ‘alâ kavmin hattâ yuġayyirû mâ bi-enfusihim() veenna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)

-Bu da, şundan ileri gelir: Şüphe yok ki Allah, bir topluluğa ihsan ettiği nimeti, onlar kendi huylarını değiştirmedikçe değiştirmez ve şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, bilir.
-Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.
-Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum öz benliklerindekini değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir.

 

Allah’ın devamlı nimetler verdiği bir millet, gidişatlarını kötüye değiştirmedikçe, Allah onların nimetlerini eksiltmez. Allah ne oluyor ne bitiyor çok iyi işitir ve bilir.

 

54-Kede/bi âli fir’avne() velleżîne min kablihim(c) keżżebû bi-âyâti rabbihim feehleknâhum biżunûbihim veaġraknâ âle fir’avn(e)(c) vekullun kânû zâlimîn(e)

-Firavun’un soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri gibi hani. Rablerinin ayetlerini yalanladılar da suçlarına karşılık helak ettik onları ve Firavun’un soyunu sulara garkettik, hepsi de zalimdi onların.
-Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.
-Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tavırları gibi. Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Biz de onları günahları yüzünden mahvettik. Firavun hanedanını da boğmuştuk. Bunların tümü zulme sapanlardı.

 

Aynen, Firavun ve ondan öncekiler de Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Günahları yüzünden mahvoldular. Firavunun ordusu da suda boğuldular. Tümü zulme sapmıştı.

 

55-İnne şerra-ddevâbbi ‘inda(A)llâhi-lleżîne keferû fehum lâ yu/minûn(e)

-Allah katında yeryüzünde yürüyen mahlukların en kötüsü kafir olanlardır ve onlar inanmazlar zaten.
-Allah katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkâr edenlerdir. Onlar artık inanmazlar.
-Allah katında canlıların en kötüsü, gerçeği örtenlerdir. Bunlar iman etmezler.

 

Allah’ın gözünde, yeryüzünde ki yaratıkların en kötüsü inkâr edenlerdir. Onlar iman etmezler.

 

56-Elleżîne ‘âhedte minhum śümme yenkudûne ‘ahdehum fî kulli merratin vehum lâ yettekûn(e)

-Onlar, kendileriyle ahitleştiğin kimselerdir, sonra her defasında da ahitlerini bozarlar ve onlar, hiç çekinmezler.
-Bunlar, içlerinden antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar.
-Bunlar, kendileriyle antlaşma yaptığın kişilerdir. Ama her defasında antlaşmalarını bozarlar. Hiç çekinmez ki bunlar…

 

Öyleleri ile bir antlaşma yaparsın, her defasında anlaşmayı bozarlar. Hiçte yüzleri kızarmaz.

 

57-Fe-immâ teśkafennehum fî-lharbi feşerrid bihim men alfehum le’allehum yeżżekkerûn(e)

-Savaşta üst gelirsen onları, izlerini izliyenlere de tesir edecek ve onları da korkutacak bir tarzda cezalandır da bunu ansınlar, ibret alsınlar bundan.
-Bundan dolayı, savaşta onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar.
-Eğer onları harpte ele geçirirsen, onlarla birlikte arkalarındakileri de ürkütüp dağıt ki, ders alabilsinler.

 

Onlarla savaş yaparsan, ondan sonra gelecek kafirlere, ibret olacakları şekilde ders ver onlara.

 

58-Ve-immâ teâfenne min kavmin iyâneten fenbiż ileyhim ‘alâ seva-/(in)(c) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lâ-inîn(e)

– Bir topluluğun hainlikte bulunacağından korkarsan aradaki muahedeyi boz ve bunu, yani iki tarafın da bir sözle bağlı olmadığını onlara bildir. Şüphe yok ki Allah, hainleri sevmez.
-Eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri sevmez.
-Eğer bir topluluktan hıyanet kuşkusu duyarsan, antlaşmaya bağlı kalmayacağını aynı şekilde sen de onlara bildir. Allah, hainlik edenleri sevmez.

 

Yaptığın antlaşmalarda, onların ihanet edeceğini sezersen, sende antlaşmayı bozacağını bildir onlara. Allah hainleri sevmez.

 

59-Velâ yahsebenne-lleżîne keferû sebakû(c) innehum lâ yu’cizûn(e)

– Kafirler, işin geçip gittiğini, kendilerinin unutulduğunu ve bir daha da horlanmayacaklarını, aciz bir hale getirilmeyeceklerini sanmasınlar.
-İnkâr edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar.
-Küfre sapanlar sakın öne geçtiklerini düşünmesinler. Onlar bizi aciz bırakamazlar.

 

Yaptıkları ihanetten sizin haberiniz olmadığını sanmasınlar. Kandırdık diye düşünmesinler. Onlar bizi aciz bırakamazlar.

 

60-Vee’iddû lehum mâ-steta’tum min kuvvetin vemin ribâti-layli turhibûne bihi ‘aduvva(A)llâhi ve’aduvvekum veâarîne min dûnihim lâ ta’lemûnehumu(A)llâhu ya’lemuhum(c) vemâ tunfikû min şey-in fî sebîli(A)llâhi yuveffe ileykum veentum lâ tuzlemûn(e)

-Allah düşmanlarıyla size düşman olanları ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanları korkutmak için onlara karşı kullanmak üzere gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili at hazırlayın, Allah yolunda ne harcarsanız size karşılığı tamamıyla ödenecektir ve asla zulme uğramayacaksınız.

-Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
-Onlara karşı, gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın. Ordugahlarda atlar besleyin. Böylece hem Allah’ın düşmanını hem kendi düşmanınızı hem de bunlardan başkalarını korkutabilirsiniz. Siz onları bilmezsiniz ama Allah hepsini bilir. Allah yolunda hacadığınız herşey size tam olarak ödenir; hiçbir haksızlığa uğratılmazsınız.

 

Düşmanlarınıza karşı askeri gücünüzü daima yüksek tutun. Bilinen ve bilinmeyen düşmanlara karşı önleyici, caydırıcı olur. Siz bilinmeyen düşmanlarınızı bilmezsiniz ama Allah hepsini bilir. Savaş için Allah yolunda (devletiniz yolunda) ne infak ederseniz, o size tam olarak ödenir. Haksızlığa uğratılmazsınız.

 

61-Ve-in cenahû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) innehu huve-ssemî’u-l’alîm(u)

-Fakat barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a dayan. Şüphe yok ki o, her şeyi duyar, bilir.
-Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir.
-Eğer barışa eğilim gösterirlerse sen de buna yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisidir.

 

Barış isteyenlerle sende barış. Sonra Allaha tevekkül et. O işitendir. O bilendir.

 

62-Ve-in yurîdû en yade’ûke fe-inne hasbeka(A)llâh(u)(c) huve-lleżî eyyedeke binasrihi vebilmu/minîn(e)

-Sana karşı bir hile yapmayı dilerler, buna yeltenirlerse hiç şüphe yok ki Allah yeter sana; öyle bir mabuttur ki seni, kendi yardımıyla ve inananlarla kuvvetlendirir.
-Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü’minlerle destekledi.
-Eğer sana hile-oyun yapmak isterlerse Allah sana yeter. Yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O’dur.

 

Barış yaparak hile yapmak isterlerse Allah sana yeter. Allah ve müminlerin desteği sana yeter.

 

63-Veellefe beyne kulûbihim(c) lev enfakte mâ fî-l-ardi cemî’an mâ ellefte beyne kulûbihim velâkinna(A)llâhe ellefe beynehum(c) innehu ‘azîzun hakîm(un)

-Onların gönüllerini birleştirmiştir. Yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın gene de gönüllerini birleştiremezdin onların, fakat Allah, aralarını uzlaştırdı. Şüphe yok ki o, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ve onların kalblerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalblerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Onların kalplerini kaynaştıran da O’dur. Sen, yeryüzündeki herşeyi bağışlasaydın onların kalplerini yine de kaynaştıramazdın; ama Allah onları birbirlerine ısıtıp yaklaştırmıştır. O’dur Aziz ve Hakim.

 

Yeryüzünde ne varsa hepsini harcasan, onların kalplerini birleştiremezdin. Allah onların birbirlerine dostu olmasını sağladı. (Allah sevgisi ve Allah korkusu)

 

64-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu hasbuka(A)llâhu vemeni-ttebe’ake mine-lmu/minîn(e)

-Ey Peygamber, sana da, iman sahiplerinden sana uyanlara da Allah yeter.
-Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü’minlere Allah yeter.
-Ey Peygamber! Allah ve inananlardan seni izleyenler sana yeter / Allah, sana da seni izleyen müminlere de yeter.

 

Ey nebi, Allah sana ve sana uyan müminlere yeter.

 

65-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu harridi-lmu/minîne ‘alâ-lkitâl(i)(c) in yekun minkum ‘işrûne sâbirûne yaġlibû mi-eteyn(i)(c) ve-in yekun minkum mi-etun yaġlibû elfen mine-lleżîne keferû bi-ennehum kavmun lâ yefkahûn(e)

-Ey Peygamber, inananları savaşa teşvik et. Sizden yirmi tane sabırlı er bulunsa onların iki yüzüne üst gelir ve siz yüz kişi olsanız kafirlerin bin tanesine üst olursunuz, çünkü onlar, hiçbir şeyden anlamaz bir topluluktur.
-Ey Peygamber, mü’minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kâfirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
-Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olsa, küfre sapanların ikiyüzüne galip gelir; sizden yüz kişi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereğince anlamayan bir topluluktur.

 

Ey Nebi, Müminleri savaşa teşvik et. İçinizde sabreden müminlerden yirmi kişi olsun, düşmandan iki yüz kişiyi bozguna uğratır. Yüz kişi olsa, onlardan bin kişiye yeter. Kafirler olayı kavrayamayan topluluktur.

 

66-El-âne affefa(A)llâhu ‘ankum ve’alime enne fîkum da’fâ(en)(c) fe-in yekun minkum mi-etun sâbiratun yaġlibû mi-eteyn(i)(c) ve-in yekun minkum elfun yaġlibû elfeyni bi-iżni(A)llâh(i)(c) va(A)llâhu me’a-ssâbirîn(e)

-Fakat şimdi Allah size savaştaki hükmü hafifletti ve bildi ki sizde muhakkak bir zaaf var. Artık sizden yüz tane sabır ve sebat sahibi, ikiyüzü yener ve siz bin kişi olsanız Allah’ın izniyle iki binini altedersiniz ve Allah, sabır ve sebat edenlerle beraberdir.
-Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za’f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah’ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.
-Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Bilmiştir ki sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kişi olsa, ikiyüz kişiye galip gelir; sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle ikibin kişiye galebe çalar. Allah sabredenlerle beraberdir.

 

Aranızda zaafa düşmüşlerde olduğu zaman, sayınız yüz kişi olsa, onlarda iki yüz kişiyi bozguna uğratırsınız. Bin kişi olsa, onlardan iki binine yetersiniz. Allah sabredenlerle beraberdir.

 

67-Mâ kâne linebiyyin en yekûne lehu esrâ hattâ yuśine fî-l-ard(i)(c) turîdûne ‘arada-ddunyâ va(A)llâhu yurîdu-l-âira(te)(k) va(A)llâhu ‘azîzun hakîm(un)

-Hiç bir peygamber, yeryüzünde kafirlere üstolup onları iyice kahretmedikçe tutsak almamıştır. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah’sa ahireti istemekte ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Hiç bir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Hiçbir peygamber için yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise ahireti istiyor. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.

 

Hiçbir Nebiye (Savaşmayan insanları) esir almak yakışmaz. (Savaş esirleri ise barıştan sonra serbest bırakılır. Fidye karşılığı satılmaz- Güzellikle bırakılır) Esirleri satarak dünya nimetlerini istemeyin. Ahiret nimetlerini isteyin. Allah Azizdir, hakimdir.

 

68-Levlâ kitâbun mina(A)llâhi sebeka lemessekum fîmâ eażtum ‘ażâbun ‘azîm(un)

-Allah, bunu helal olarak takdir etmeseydi helal olduğu açıklanmadan tutsaklara karşılık aldığımız para yüzünden pek büyük bir azaba uğrardınız.
-Eğer Allah’ın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azab dokunurdu.
-Eğer Allah’tan bir yazı önden gelmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap dokunurdu.

 

Savaştan önce (Ey Nebi, Müminleri savaşa teşvik et) dememiş olsaydık, (savaştan önceki) esirlerden aldığınız fidyeden dolayı, size büyük azap gelirdi.

 

69-Fekulû mimmâ ġanimtum halâlen tayyibâ(en)(c) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)

-Artık elde ettiğiniz ganimeti helal ve temiz olarak yiyin ve çekinin Allah’tan. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.
-Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.’
-Artık elde ettiğiniz ganimetlerden helal ve temiz olarak yiyin; Allah’tan da korkun. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

 

Elde ettiğiniz ganimeti (mal, mülk, toprak, para) helal olarak yiyin. Allahtan korkun. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

 

70-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul limen fî eydîkum mine-l-esrâ in ya’lemi(A)llâhu fî kulûbikum ayran yu/tikum ayran mimmâ uiże minkum veyaġfir lekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

-Ey Peygamber, ellerinizde bulunan tutsaklara de ki: Allah, yüreklerinizde bir hayırlı niyet bulunduğunu bilirse size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve suçlarınızı örter ve Allah suçları örter, rahimdir.
-Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: ‘Eğer Allah, sizin kalblerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.’
-Ey Peygamber! Elinizde esir olarak bulunanlara de ki: “Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size, sizden alınandan daha değerlisini verir ve sizi affeder. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.”

 

Ey Nebi, elinizdeki esirlere söyleyin, Hayra ve barışa dönerseniz, Allah, sizden alınanlardan daha hayırlısını size verir. Suçlarınızı affeder. Allah affedicidir, esirgeyendir.

 

71-Ve-in yurîdû iyâneteke fekad ânû(A)llâhe min kablu feemkene minhum(k) ve(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)

-Fakat sana hainlik etmeyi kurarlarsa bilsinler ki daha önce Allah’a hainlik etmişlerdi de seni onlara üstetmişti o ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce Allah’a da ihanet etmişlerdi; böylece O da, ‘bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.’ Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Sana hıyanet etmek isterlerse bilsinler ki, daha önce Allah’a hıyanet ettiler de Allah, aleyhlerine bir imkan yarattı. Allah herşeyi bilen, her hikmete sahip olandır.

 

Hainlik etmek isterlerse bilsinler ki, Daha öncede Allaha hainlik ettiler, Allah seninle onların cezalarını verdi. Her şeyi bilen Allah’tır. Hikmet sahibidir.

 

72-İnne-lleżîne âmenû vehâcerû vecâhedû bi-emvâlihim veenfusihim fî sebîli(A)llâhi velleżîne âvev venasarû ulâ-ike ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) velleżîne âmenû velem yuhâcirû mâ lekum min velâyetihim min şey-in hattâ yuhâcirû(c) ve-ini-stensarûkum fî-ddîni fe’aleykumu-nnasru illâ ‘alâ kavmin beynekum vebeynehum mîśâk(un)(k) va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)

-İnanıp yurtlarından göçenler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanlar, bunları yeryurt sahibi edip barındıranlar ve yardımda bulunanlarsa işte bunlar, mirasta birbirlerinin velileridir. İnandıkları halde yurtlarından göçmeyenlere gelince, göçünceye dek onların miraslarında bir hakkınız yoktur. Dine ait bir hususta sizden yardım isterlerse, aranızda bir ahit bulunan topluluğa karşı olmamak şartıyla onlara yardım etmeniz gerektir ve Allah, ne yaparsanız hepsini de görür.
-Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiç bir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle aralarında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir.
-Onlar ki inanıp hicret ettiler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaştılar ve onlar ki hicret edenleri barındırdılar, onlara yardım ettiler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edecekleri vakte kadar sizin onları korumanız gerekmiyor. Ama sizden dinde yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.

 

İnançlarından dolayı yurtlarını terk edenler, Allah yolunda malları ile, canları ile savaş yapanlar ve bu insanlara yardım edip yer, yurt verenler, işte bunlar birbirlerinin velileridirler. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar onların velileri değilsiniz. Sizden yardım isterlerse, yardım edebilirsiniz. Ancak, aranızda antlaşma bulunan topluluğun aleyhine olmama şartıyla. Allah yaptıklarınızı gören ve bilendir.

 

73-Velleżîne keferû ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) illâ tef’alûhu tekun fitnetun fî-l-ardi vefesâdun kebîr(un)
-Kafir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır. Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir, büyük bir bozgun meydana gelir.

-İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.
-Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.

 

Küfürbazlarda (kafirler) birbirlerinin dostudur. Bu öğütleri dinlemezseniz yeryüzünde bozgunculuk çıkar.

 

74-Velleżîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi velleżîne âvev venasarû ulâ-ike humu-lmu/minûne hakkâ(an)(c) lehum maġfiratun verizkun kerîm(un)

-İnananlar ve yurtlarından göçenler, Allah yolunda savaşanlar ve bir de bunları yeryurt sahibi edenler ve yardımda bulunanlarsa onlardır gerçekten inanmış olanlar. Onların hakkıdır yarlıganmak ve sayısız, tükenmez rızık.
-İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
-O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler işte onlardır. Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var.

 

O hicret eden müminler, O canla malla Allah yolunda savaş edenler ve onları barındıranlar, işte bunlar gerçek müminlerdir. Onlar için bağışlanma ve bol rızık var.

 

75-Velleżîne âmenû min ba’du vehâcerû vecâhedû me’akum feulâ-ike minkum(c) veulû-l-erhâmi ba’duhum evlâ biba’din fî kitâbi(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe bikulli şey-in ‘alîm(un)

-Sonradan inanıp göçen ve sizinle beraber savaşanlar da sizdendir. Allah’ın takdirinde sabit olduğu veçhiyle bir kısım akraba, bazı akrabanın mirasında daha ileri bir hakka sahiptir. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir.
-Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah’ın Kitabına göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
-O sonradan inanarak hicret edip de sizinle birlikte cihada katılanlar var ya, onlar da sizdendir. Kan akrabaları ise, Allah’ın Kitabı’na göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah herşeyi bilir.

 

Sonradan inanıp hicret eden, cihada sizinle beraber katılanlar da sizdendir. Aranızdaki, onların kan akrabaları, birbirlerine daha yakındır. Allah her şeyi bilir.