Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;
(Duman) (Resmi Mushaf: 44 / İniş Sırası: 64)——
Bismillahirrahmanirrahim
1-Hâ-Mîm
Ha Mim
2-Velkitâbi-lmubîn(i)
-Andolsun her şeyi açıklayan Kur’an’a.
-Apaçık Kitaba andolsun;
-O ayan-beyan gösteren Kitap’a yemin olsun ki,
((aklını kullananlar için) Açıkça anlaşılan bu kitaba ant olsun ki.
3-İnnâ enzelnâhu fî leyletinmubârake(tin)(c) innâkunnâmunżirîn(e)
-Şüphe yok ki biz onu, kutlu bir gecede indirdik, şüphe yok ki biz, insanları korkuturuz.
-Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.
-Biz onu kutlu / bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.
Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz (insanların kurtuluşu için) uyarıcıyız.
4-Fîhâ yufrakukullu emrin hakîm(in)
-O gecede ayrılır, takdir edilir her hükmolunan iş.
-Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
-Hikmetlerle dolu her iş ve oluş o gecede ayırt edilir,
Her olacak iş, sonu sizler tarafından bilinmeyen (hikmetli) her iş, o gecede tekrar yürürlüğe girer. Programa alınır.
5-Emran min ‘indinâ(c) innâkunnâmursilîn(e)
-Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
-Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
-Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz,
Sizin tarafından bilinmeyen her iş ve oluşun hikmetlerini açıklayacak resulleri zaman zaman göndeririz.
6-Rahmeten minrabbik(e)(c) innehuhuve-ssemî’u-l’alîm(u)
-Rahmet olarak Rabbinden; şüphe yok ki o, duyar, bilir.
-Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
-Senin Rabbinden bir rahmet olarak. Hiç kuşkusuz O, gereğince duyan, gereğince bilendir.
Sizlere o bilgiler bir rahmet olur. Şüphe yok ki, Resul’ün tüm açıkladıklarını Rabbi duyar ve bilir.
7-Rabbi-ssemâvâti vel-ardivemâbeynehumâ(s) in kuntum mûkinîn(e)
-Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin. Adamakıllı inanır, iyice bilirseniz.
-Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
-Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir O, eğer görürcesine biliyor iseniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Bunu kesin olarak ilmen anlayacaksını, bileceksiniz.
8-Lâ ilâhe illâ huveyuhyî ve yumît(u)(s) rabbukum ve rabbuâbâ-ikumu-l-evvelîn(e)
-Yoktur ondan başka tapacak, diriltir ve öldürür; Rabbinizdir ve Rabbidir gelip geçen atalarınızın.
-O’ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
-Tanrı yoktur O’ndan başka. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir O, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ondan başka tanrı yoktur. O diriltir, o öldürür. Atalarınızın da, sizinde Rabbinizdir.
9-Bel hum fî şekkin yel’abûn(e)
-Hayır, onlar şüphe içindedir, alay edip dururlar.
-Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.
-İş onların sandığı gibi değil. Bir kuşku içinde oynayıp oyalanmaktadırlar.
Hayır, onlar (siz insanlar) şüphe içindesiniz. Kendi düşüncelerinizi, tahminlerinizi konuşuyorsunuz. (ayetlerdeki bilgiler üzerinde çalışmıyorsuuz)
10-Fertakib yevme te/tî-ssemâubiduḣâninmubîn(in)
-Artık gözetle gökyüzünden apaçık, gözle görünür bir dumanın geleceği günü.
-Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
-Artık sen göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle.
Sen göreceksin bekle, gökyüzünü görülür bir duman gelip kapladığı zamanı.
11-Yaġşâ-nnâs(e)(s) hâżâ ‘ażâbunelîm(un)
-Bütün insanlara yayılır, budur elemli azap
-(Bu duman) insanları sarıp-kuşatır. İşte bu, acı bir azabtır.
-İnsanları kuşatıp sarar. İnletici bir azaptır bu.
Bütün insanlara etki eder. Azap içinde kıvranırlar.
12-Rabbenâ-kşif ‘annâ-l’ażâbeinnâ mu/minûn(e)
-Rabbimiz, bizden azabı, gider, şüphe yok ki inandık biz.
-‘Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz.’
-“Ey Rabbimiz, kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz.”
O dalga geçenler bile Allah‘a yalvarır, azabı bizden kaldır, artık bizde inandık derler.
13-Ennâ lehumu-żżikrâ ve kadcâehumrasûlunmubîn(un)
-Siz neredesiniz, öğüt alma nerede ve andolsun ki onlara, her şeyi açıklayan bir Peygamber geldi de.
-Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
-Nerede onlarda öğüt almak? Andolsun, delillerle açıklayan bir resul gelmişti onlara.
Siz nerede inanmak nerede, size bu olacakları (dumanın geleceğini) söyleyen resul bile göndermiştik, inanmadınız.
14-Śumme tevellev ‘anhu ve kâlûmu’allemunmecnûn(un)
-Sonra yüz çevirdiler ondan ve kendisine bir şeyler öğretilmiş delinin biri dediler.
-Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: ‘(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir.’
-Ama ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: “Eğitilmiş bir mecnun!”
İnanmadınız ona, öğretilmiş, beyni yıkanmış bir deli demiştiniz.
15-İnnâ kâşifû-l’ażâbikalîlâ(en)(s) innekum ‘â-idûn(e)
-Şüphe yok ki birazcık gidereceğiz azabı, fakat gene şüphe yok ki kafirliğe döneceksiniz.
-Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
-Biz azabı biraz kaldırırız; siz eski halinize tekrar dönersiniz.
Şimdi sizden azabı biraz kaldıracağız ama siz tekrar eski halinize döneceksiniz.
16-Yevme nebtişu-lbatşete-lkubrâinnâmuntekimûn(e)
-O gün pek şiddetli bir surette tutar, cezalandırırız, şüphe yok ki öc alırız biz.
-Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
-O gün en büyük vuruşla vururuz biz. Şu bir gerçek ki, intikam da alırız biz.
Ama o gün tekrar geldiğinde, o felaketten kaçamayacaksınız. (Önlem almamışsanız) Cezanızı çekeceksiniz.
Musa———–
17-Ve lekadfetennâkablehum kavme fir’avne ve câehumrasûlunkerîm(un)
-Ve andolsun ki onlardan önce Firavun’un kavmini de sınamıştık ve onlara güzel huylu bir peygamber gelmişti de.
-Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun’un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
-Kudretimize yemin olsun ki, onlardan önce Firavun’un kavmini de ince bir imtihana çektik de, asil ve onurlu bir resul geldi onlara.
(Benzer bir olayla) firavun kavmini de sınadık. Oraya çok güzel huylu bir resul göndermiştik. (Hz.Musa nın bir delili de gökyüzünden bir azap getirmesi)
18-En eddûileyye ‘ibâda(A)llâh(i)(s) innîlekumrasûlunemîn(un)
-Allah’ın kullarını demişti, bana teslim edin, şüphe yok ki ben, emin bir peygamberim size.
-Allah’ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim’ (demişti).
-Şöyle sesleniyordu: “Ey Allah’ın kulları, bana gelin! Çünkü ben sizin için güvenilir bir resulüm.”
Demişti ki, ey Allah’ın kulları benim diyeceklerime inanın. Ben güveneceğiniz bir Resulüm.
19-Ve-en lâ ta’lû ‘ala(A)llâh(i)(s) innîâtîkumbisultâninmubîn(in)
-Ve Allah’a karşı yücelik satmaya kalkışmayın; şüphe yok ki ben size, apaçık bir delil getirdim.
-Allah’a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum.’
-Allah’a karşı ululuk taslamayın. Ben size apaçık bir kanıt getirmekteyim.”
Hiç kendinizi büyük bir şey zannetmeyin. Allahtan size açık deliller getirdim.
20-Ve-innî ‘użtubirabbî ve rabbikum en tercumûn(i)
-Ve şüphe yok ki ben Rabbime ve Rabbinize sığınırım beni taşlayıp öldürmenizden.
-‘Doğrusu beni taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım.’
-“Ben, beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığındım.”
Siz bana zarar veremezsiniz. Ben Allah’ın koruması altındayım.
21-Ve-in lem tu/minûlîfa’tezilûn(i)
-Bana inanmıyorsanız bırakın tek başıma beni.
-Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın.’
-Bana inanmadınızsa bari benden uzak durun.”
Bana inanmıyorsanız, sadece benden uzak durun başınıza bela gelmesin.
22-Fede’â rabbehuennehâulâ-ikavmunmucrimûn(e)
-Derken Rabbine dua edip şüphe yok ki bunlar demişti, mücrim bir topluluk.
-Sonunda Rabbine: ‘Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler’ diye dua etti.
-Sonra Rabbine, “bunlar günah işleyen bir topluluktur” diye yakardı.
Sonunda Musa, bütün delilleri gösterdim, her türlü uyarıyı yaptım ama hala bunlar günahtan dönmüyorlar diye rabbine yalvardı.
23-Fe-esri bi’ibâdîleyleninnekummuttebe’ûn(e)
–Artık kullarımla geceleyin yola düş, şüphe yok ki ardınızdan geleceklerdir.
-(Allah da:) ‘Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz.’ (diye duasını kabul edip cevap verdi).
-Bunun üzerine, Allah buyurdu: “O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”
Madem öyle, sen İsrail oğullarından sana inanan kullarımı al, gizli olarak sessizce onlarla gece yola çık, dikkat edin sizi takip edecekler dedik.
24-Vetruki-lbahra rahvâ(en)(s) innehumcundunmuġrakûn(e)
-Deniz açılmışken öylece bırak, şüphe yok, onlar bir ordudur ki boğulacak.
-Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur.’
-Denizi açık bırak, çünkü onlar, boğulmaya mahkum edilmiş bir ordudur.”
Asanla açtığın denizi açık bırak, onlar ardınızdan gelirken kapat. Boğulmayı hak ettiler.
25-Kem terakûmincennâtin ve ’uyûn(in)
-Nice bahçeler terkettiler ve nice akarsular.
-Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi
-Geriye nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
Arkalarındaki (sahip oldukları zenginlikler) bütün güzel bahçeler, pınarlar öylece sahipsiz kaldı.
26-Ve zurû’in ve mekâminkerîm(in)
-Ve tarlalar ve güzelim meclisler
-(Nice) Ekinler, güzel konaklar,
-Nice ekinler, nice seçkin makamlar.
Hele o saray gibi köşkleri, bütün ekinleri,
27-Ve na’metinkânûfîhâfâkihîn(e)
-Ve bolbolyeyip geçindikleri nice nimetler.
-Ve içlerinde ‘sevinç ve mutluluk içinde’ yaşadıkları nimetler,
-İçinde zevk sürdükleri nice nimetler.
O kıskanılacak yaşam zevkleri. Hepsinden ayrıldılar.
28-Keżâlik(e)(s) ve evraśnâhâkavmenâḣarîn(e)
-Böyle işte ve onları miras verdik bir başka topluluğa.
-İşte böyle; Biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik
-İşte böyle! Onlara başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Bizde bütün bu güzellikleri başka bir kavme miras olarak bıraktık.
29-Femâ beket ‘aleyhimu-ssemâuvel-arduvemâkânûmunzarîn(e)
–Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.
-Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
-Ne gök ağladı onlar için ne yer. Yüzlerine bakılmadı bile!
Ne inandıkları gökteki tanrıları, nede yerdeki tanrıları bir işe yaradı. Hemen hak ettikleri ceza verildi onlara.
30-Ve lekadnecceynâ benî isrâ-île mine-l’ażâbi-lmuhîn(i)
–Ve andolsun ki İsrailoğullarını aşağılatıcı bir azaptan kurtardık.
-Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.
-Andolsun, İsrailoğullarını, rezil edici bir azaptan kurtardık.
Gerçekten biz, bu şekilde İsrail oğullarını esaretten kurtardık.
31-Min fir’avn(e)(c) innehukâne ‘âliyen mine-lmusrifîn(e)
-Firavun’dan; şüphe yok ki o haddi aşanlardan yücelik satan, ululanan biriydi.
-Firavun’dan. Çünkü, o, ölçüyü aşan bir mütekebbirdi.
-Firavun’dan kurtardık. Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi.
Firavundan kurtardık. Firavun kendini tanrı sanan, tanrı soyundan sanan haddi aşan biriydi.
32-Ve lekadi-ḣternâhum‘alâ‘ilmin ‘alâ-l’âlemîn(e)
-Ve andolsun ki İsrailoğullarını, bilerek bütün alemlerden üstün olmak üzere seçtik.
-Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
-Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde alemlere üstün kılmıştık.
Ant olsun onlardan (İsrail oğullarından) çıkacak olan Âlimler için onlara önem verip kurtardık.
33-Ve âteynâhum mine-l-âyâtimâfîhibelâunmubîn(un)
-Ve onlara, apaçık nimetleri muhtevi deliller verdik.
-Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
-Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler vermiştik.
Onlara, içindeki ilimleri çalışmaları için Tevrat’ı (ayetleri) verdik.
34-İnne hâulâ-i leyekûlûn(e)
-Gerçekten de şunlar elbette derler ki.
-Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
-Şimdi, şunlar tutmuş diyorlar ki:
Şimdi kalkmış o insanlardan (isral oğullarından) bazıları diyorlar ki,
35-İn hiye illâ mevtetunâ-l-ûlâvemânahnubimunşerîn(e)
-İlk ölümümüzden başka ölüm yok bize ve biz, tekrar dirilmeyiz de.
-(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz.’
-İlk ölümümüzden başkası yok. Biz diriltilecek falan değiliz.”
Ölümden sonra tekrar dirilmeyeceğiz diyorlar. (İlim sahibi azgınlar)
36-Fe/tûbi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîn(e)
-Doğru söylüyorsanız getirin babalarımızı bize.
-Eğer doğru söylüyorsanız, şu halde atalarımızı getirin bakalım.’
-Eğer doğru sözlülerseniz, atalarımızı geri getirin.”
Tekrar dirileceksek atalarımızı geri getirin bakalım diyorlar. (Ruhları insan robotlara yükleme ilminden bir önceki zaman)
37-Ehum ḣayrun em kavmutubbe’invelleżîneminkablihim(c) ehleknâhum(s) innehumkânûmucrimîn(e)
-Bunlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tubba’ kavmiyle onlardan öncekiler mi? Helak ettik onları, şüphe yok ki mücrimlerdi onlar.
-Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba’ kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.
-Onlar mı hayırlı yoksa Tübba’ halkıyla onlardan önce gelenler mi? Onları helak ettik; çünkü onlar, günaha batmış insanlardı.
Tubba kavmi de sizin gibi aynı şeyi söylüyorlardı. Onları ve onlardan önce aynı inançtaki kavimleri günaha battıkları için yok ettik. (Yemen hükümdarları)
38-Vemâ ḣaleknâ-ssemâvâtivel-arda vemâbeynehumâlâ’ibîn(e)
-Ve biz gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri eğlence için, boşuboşuna yaratmadık.
-Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.
-Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.
Şunu bilin ki, gökleri, yeri ve arasındakileri oyun olsun diye boşu boşuna yaratmadık.
39-Mâ ḣalaknâhumâ illâbilhakkivelâkinneekśerahum lâ ya’lemûn(e)
-Biz onları, ancak gerçek olarak yarattık ve fakat çoğu bilmez.
-Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
-İkisini de, sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.
Biz bütün hepsini, gerçeği görsünler, Rabbinin ilmini çalışarak halifelik makamına erişsinler diye yarattık. Onların çoğu bunun bilincinde değiller.
40-İnne yevme-lfaslimîkâtuhumecme’în(e)
–Ayrılma günü, gerçekten de hepsinin muayyen bir günüdür.
-Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir
-Hiç kuşkusuz, ayrım günü hepsinin buluşma zamanıdır / buluşma yeridir.
O gün toplanıp (aynı karadeliğe girip), ilim ve teknoloji kabiliyetinize göre öbür âleme geçişte ayrılacaksınız,
41-Yevme lâ yuġnîmevlen ‘an mevlen şey-en velâ hum yunsarûn(e)
-O gün dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.
-O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
-Bir gündür o ki, dostun dosta yararı olmaz. Onlara yardım da edilmez.
O gün ne sizin dostunuz size yardım edebilir, ne de siz dostlarınıza yardım edebilirsiniz.
42-İllâ men rahima(A)llâh(u)(c) innehuhuve-l’azîzu-rrahîm(u)
-Ancak Allah kime acırsa o başka; şüphe yok ki odur üstün ve rahim.
-Ancak Allah’ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
-Allah’ın rahmet ettiği kimse müstesna. Allah Aziz’dir, Rahim’dir.
Ancak Allah, dünyada iken (ilim adamlarına ve ilim talebelerine yardım etmekten başka) imkânı olmamış olanlara yardım eder. O Azizdir ve Rahimdir.
43-İnne şecerate-zzakkûm(i)
-Şüphe yok ki zakkum ağacı.
-Doğrusu, o zakkum ağacı;
-Şu bir gerçek ki zakkum ağacı,
İşte şimdi o zakkum (acı bilgi) ağacı (zor şartlardaki bilgi)
44-Ta’âmu-l-eśîm(i)
-Suçluların yemeğidir.
-Günahkar olanın yemeğidir.
-Günahkarların yemeğidir.
(Zakkum ağacı) Günahkârların yemeğidir. (suçluların tutunabildikleri çarelerdir)
45-Kelmuhli yaġlî fî-lbutûn(i)
-Erimiş bakıra, kurşuna benzer, karınlarda kaynar.
-Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
-Erimiş maden misali, karınlarda kaynar.
Öğrenme (düzeltme) çabalarından, erimiş maden gibi, midelerine kramplar girer.
46-Keġalyi-lhamîm(i)
-Kaynar su gibi.
-Kaynar-suyun kaynaması gibi.
-Sıcak suyun kaynaması gibi…
(Eskimiş teknolojileri) Fokur fokur kaynar
47-Ḣużûhu fa’tilûhu ilâsevâ-i-lcahîm(i)
Tutun onu da sürüyün koca cehennemin ta ortasına.
Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin.’
Tutun onu, cehennemin tam ortasına götürün.”
(Çekim enerjisi) onu (içinde bulundukları gemiyi) cehennemin (nükler reaksiyonların) ortasına götürün.
48-Śumme subbû fevka ra/sihimin ‘ażâbi-lhamîm(i)
-Sonra da dökün kaynar suyu azab olarak tepesine.
-Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;’
-Sonra başının üstüne, kaynar su azabından dökün.”
Güvendiğiniz bilgileri, yanlış bilgileri temizleyin.
49-Żuk innekeente-l’azîzu-lkerîm(u)
-Tat, şüphe yok ki sen üstündün, kerem sahibiydin.
-(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun.’
-Tat bakalım! Hani sen onurluydun, seçkindin.”
Hani sen çok biliyordun, onurluydun, şerefliydin, öğren şimdi kim onurluymuş, şerefliymiş.
50-İnne hâżâmâ kuntum bihitemterûn(e)
-Gerçekten de buydu şüphe ettiğiniz.
-Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir.’
-İşte budur o kuşkulanıp durduğunuz şey.”
İşte bu sizin yok olamaz dediğiniz, Resulun uyarılarından şüphe duyduğunuzdur .
51-İnne-lmuttekîne fî makâminemîn(in)
-Şüphe yok ki çekinenler, emin bir makamdadır.
-Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
-Korunup sakınanlar, güvenli bir makamdadır;
Uyarıları dikkate alıp ona göre önlem alanlar şimdi oradan kurtulmuş emin yerdedirler.
52-Fî cennâtin ve ’uyûn(in)
-Cennetlerde ve akarsuların kıyılarında.
-Cennetlerde ve pınarlarda,
-Bahçelerde, pınar başlarında.
Cennetlerde (çoğul) pınar başlarında.
53-Yelbesûne minsundusin ve-istebrakinmutekâbilîn(e)
-İnce ve kalın ipekliler giyerler, karşıkarşıya otururlar.
-Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
-İnce ipekten, parlak atlastan giymiş olarak, karşılıklı oturmaktadırlar.
Mutluluklarını, seviyelerini gösteren ipek ve atlas gibi görünüşleri ile karşılıklı otururlar.
54-Keżâlike ve zevvecnâhumbihûrin ‘în(in)
-Böyle işte ve onları evlendiririz iri gözlü hurilerle.
-İşte böyle; biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
-İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir.
Mest olacağı teknoloji aletleri (zuhrufları) emirlerine vermişizdir.
55-Yed’ûne fîhâbikullifâkihetinâminîn(e)
-Orada emin bir halde her çeşit meyvelar isterler.
-Orada, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
-Orada, güvenli bir biçimde her türlü meyvayı isterler.
Dünyada daha yapamadıkları her yeni cihazları, haklı olarak meyveleri (icatları denemek kullanmak) isterler.
56-Lâ yeżûkûnefîhâ-lmevte illâ-lmevtete-l-ûlâ(s) ve vekâhum ‘ażâbe-lcahîm(i)
-İlk ölümden başka ölüm tatmazlar orada ve onları korur koca cehennemin azabından.
-Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
-Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Dünyadaki beden ölümünden başka beden ölümü tatmayacaklar. Beden hastalığı veya beden azabı da tatmayacaklar. (Cenabı Allah bizi ölümsüz olarak yarattı, sadece beden giyip beden çıkardık. Bundan sonra başka bedene geçmiyeceğiz. Tatmayacağız)
57-Fadlen minrabbik(e)(c) żâlikehuve-lfevzu-l’azîm(u)
-Rabbinden bir lütuf ve ihsan olarak; budur o büyük kurtuluşun, murada erişin ta kendisi.
-Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş’ budur.
-Rablerinden bir lütuf olarak böyledir. İşte budur o büyük başarı.
Rablerinden gelen bu lütuf, sizlere (Ademe) vaat edilene bu kavuşma sizin başarınızdan dolayıdır.
58-Fe-innemâ yessernâhubilisânikele’allehumyeteżekkerûn(e)
-Gerçekten de öğüt alsınlar diye Kur’an’ı senin dilinle indirdik, okuyuşunu da kolaylaştırdık.
-Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur’an’ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
-Biz o Kur’an’ı senin dilinle / senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Gerçekten biz Kuranı senin lisanınla indirdik. Düşünüp (bu günlere gelmeniz için) öğüt alsınlar diye kolaylaştırdık.
59-Fertakib innehummurtakibûn(e)
-Artık gözetle, bekle; şüphe yok ki onlar da gözetlemedeler, beklemedeler.
-Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.
-Artık, beklemeye geç. Çünkü onlar da beklemekteler.
Şimdi artık sen çekil kenara bekle. Onlarda beklesinler. Sonunda olacakları hep beraber göreceksiniz.
