İçeriğe geç

Cuma

 

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

 

(Resmi Mushaf: 62 / İniş Sırası: 110)———

 

Bu surede okulun, üniversitelerin, bilimsel kongrelerin ve hocaların önemi anlatılıyor.

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Yusebbihu li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi-lmeliki-lkuddûsi-l’azîzi-lhakîm(i)

-Tenzih eder ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde; her şeye sahip ve mutasarrıf olan, ayıplardan ve noksanlardan arı bulunan üstün, hüküm ve hikmet sahibi Allah’ı.

-Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah’ı tesbih eder.
-Göklerdekiler ve yerdekiler; o Melik, o Kuddus, o Aziz, o Hakim Allah’ı tespih ediyorlar.

 

Göklerdekiler ve yerdekiler, Melik, Kuddüs, Aziz, Hâkim olan Allaha boyun eğerler

(Bu sure de bu isimler ile alakalı olan şeyler anlatılacak) 

 

2-Huve-lleżî be’aśe fî-l-ummiyyîne rasûlen minhum yetlû ‘aleyhim âyâtihi ve yuzekkîhim ve yu’allimuhumu-lkitâbe velhikmete ve-in kânû min kablu lefî dalâlin mubîn(in)

-O, bir mabuttur ki Mekkeliler içinden, kendi cinslerinden bir peygamber göndermiştir; onlara ayetlerini okumaktadır ve onları tertemiz bir hale getirmektedir ve onlara kitabı ve şeriatlerin hikmetlerini öğretmektedir ve bundan önce onlar, elbette apaçık bir sapıklık içindeydiler.
-O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.
-O Allah’tır ki, ümmilere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah’ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.

 

Bilgisiz olan (bilgi sahibi olmayan insanlara) ümmilere içlerinden bir resul göndermiştir. O Resul onlara, hurafelerden ayıran Allah’ın dediklerini söyler, onları bilgili insan olmaya yönlendirir, onlara alemlerin bilgilerini anlatır. Gömüldükleri cahillikten çıkarmaya çalışır.

 

3–Ve âarîne minhum lemmâ yelhakû bihim(t) ve huve-l’azîzu-lhakîm(u)

-Ve onlardan başkalarına ki henüz onlara katılmamışlardır ve odur üstün olan hüküm ve hikmet sahibi.
-Ve henüz kendilerine ulaşıp-katılmamış olan diğerlerine de (peygamber gönderilmiştir); O (Allah), üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-O resulü, ümmilerden olup da henüz onlara katılmamış bulunan başka kimselere de gönderdi. O’dur Aziz, O’dur Hakim.

 

O Resul, henüz dünyaya gelmemiş, gelecekteki insanları da bilgilendirmek için gönderilmiştir. Üstün olan Allah hüküm ve hikmet sahibidir.

 

4-Żâlike fadlu(A)llâhi yu/tîhi men yeşâ(u)(t) va(A)llâhu żû-lfadli-l’azîm(i)

-Bu, Allah’ın lütufudur, ihsanıdır, dilediğine verir onu ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir.

-Bu, Allah’ın dilediğine verdiği fazl (lütuf ve ihsan)ıdır. Allah, büyük fazl sahibidir.
-İşte bu, Allah’ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.

 

İşte bu, Allah’ın insanlara bir lütfudur. Dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

 

5-Meśelu-lleżîne hummilû-ttevrâte śümme lem yahmilûhâ kemeśeli-lhimâri yahmilu esfârâ(an)(c) bi/se meśelu-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâti(A)llâh(i)(t) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

-Kendilerine Tevrat yüklenenler, sonra da onunla amel etmeyenler, eşşeğe benzerler ki kocakoca kitaplar taşımada; Allah’ın delillerini yalanlayan topluluğa getirilen örnek, ne de kötü bir örnek ve Allah, zalim topluluğu doğru yola sevketmez.
-Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.
-Sırtlarına Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kutsal kitap parçaları taşıyan eşeğin durumuna benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Allah, zulme sapmış bir topluluğu doğruya ve güzele ulaştırmaz.

 

(İnsanları Kurandaki derin bilgilere hazırlayan) Tevrati bilgiler ellerinde olup, onunla amel etmeyenlerin (gelecek nesillere taşımayanların) durumu, kütüphaneler dolusu kitap taşıyan eşeğin durumuna benzer. Allah’ın ilmini öğrenmeyen, öğretmeyen ve öğrenmeye karşı gelen insanların durumu ne kötüdür. Zulme saptıkları için Allah onları doğru yola iletmez.

 

6-Kul yâ eyyuhâ-lleżîne hâdû in ze’amtum ennekum evliyâu li(A)llâhi min dûni-nnâsi fetemennevû-lmevte in kuntum sâdikîn(e)

-De ki: Ey Yahudi olanlar, eğer gerçekten de öbür insanlar hariç, kendinizi, Allah’ın dostları sanıyorsanız, sözünüz doğruysa isteyin ölümü.
-De ki: ‘Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah’ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru söylüyor iseniz (bunu çekinmeden yapın).’
-De ki: “Ey Yahudiler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu sanıyorsanız, buna gerçekten inanıyorsanız, hadi ölümü isteyin!”

 

De ki, Ey Yahudiler, insanlardan bir tek sizlerin, Allah’ın bildirdiği bilgilerin yalnız sizin olduğunu iddia ediyorsanız hadi ölümü isteyip (karadelikten geçip) kurtulun bakalım.

 

7-Velâ yetemennevnehu ebeden bimâ kaddemet eydîhim(t) va(A)llâhu ‘alîmun bi-zzâlimîn(e)

-Ve ebediyen istiyemezler onu, elleriyle hazırladıkları şeyler yüzünden ve Allah, zalimleri bilir.
-Oysa onlar, ellerinin öne takdim ettikleri dolayısıyla bunu hiç bir zaman temenni edemezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
-Ama onlar, ellerinin üretip önden gönderdikleri yüzünden ölümü asla temenni edemezler. Allah, zalimleri bilmektedir.

 

Onlar sadece (Kurandaki ilim ve uyarıları dikkate almadan) ürettikleri teknoloji ile asla geçemezler (ölüp dirilemezler). Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.

 

8-Kul inne-lmevte-lleżî tefirrûne minhu fe-innehu mulâkîkum śümme turaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e)

-De ki: Gerçekten de ondan kaçıp durduğunuz ölüm yok mu; hiç şüphe yok ki size ulaşacaktır o da sonra gizliyi de, görüneni de bilen mabudun tapısına götürüleceksiniz, derken size, bütün yaptıklarınızı haber verecek.

-De ki: ‘Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.’
-Şunu da söyle: “O kaçmakta olduğunuz ölüm, işte o, size mutlaka ulaşacaktır. Sonra, görülmeyeni de görüleni de bilene döndürüleceksiniz. O, size, yapıp etmiş olduklarınızı haber verecektir.”

 

O kaçmakta olduğunuz, Kuranın uyardığı o ölüm ile (karadelik kıyameti ile) mutlaka karşılaşacaksınız. Sonunda sizin göremediğiniz, bilemediğiniz şeylerle karşı karşıya kalacaksınız. İşte o zaman O boyutta sizin nerede, ne hatalar yaptığınız görünecektir.

 

9-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nûdiye lissalâti min yevmi-lcumu’ati fes’ev ilâ żikri(A)llâhi ve żerû-lbey’(a)(t) żâlikum ayrun lekum in kuntum talemûn(e)

-Ey inananlar cuma günü namaz için nida edilince size, hemen Allah’ı anmaya koşun ve bırakın alışverişi; bu, daha da hayırlıdır size bilirseniz
-Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
-Ey inananlar! Cuma günü, namaz için çağrı yapıldığında, Allah’ı anmaya / Allah’ın Zikri’ne koşun. Alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

 

Ey iman edenler, cuma günü (namaz ve bilimsel toplantı için) çağırıldığınız vakit, Allah’ı anmaya ve onun Kurandaki bilgilerini didik didik öğrenmeye koşun. Alışverişi bırakın. Biliniz ki bu (bilimsel toplantılar) sizin için daha hayırlıdır.

 

10-Fe-iżâ kudiyeti-ssalâtu fenteşirû fî-l-ardi vebteġû min fadli(A)llâhi veżkurû(A)llâhe keśîran le’allekum tuflihûn(e)

-Namazı kıldınız mı da artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfunu, ihsanını arayın ve çok anın Allah’ı da kurtulup murada erin.

-Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah’ın fazlını isteyip-arayın ve Allah’ı çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz.
-Namaz kılınınca hemen yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok anın ki, kurtuluşa erebilesiniz.

 

Namazı kıldıktan (toplantıdan) sonra yeryüzüne yayılın. (Alışverişe dönmeyin) Etrafı dolaşın, izleyin. Aldığınız yeni bilgiler ışığında etrafa bakarak düşünün. Allahtan lütuf (ilham) dileyin ki doğruyu bulasınız.

 

11-Ve-iżâ raev ticâraten ev lehven(i)nfaddû ileyhâ ve terakûke kâ-imâ(en)(t) kul mâ ‘inda(A)llâhi ayrun mine-llehvi ve mine-tticâra(ti)(t) va(A)llâhu ayru-rrâzikîn(e)

-Ve onlar, bir alışveriş, yahut eğlence görünce ona gidip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar; de ki: Allah’ın katındaki daha da hayırlıdır alışverişten ve eğlenceden ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
-Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah’a ve İslam’a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.’
-Bir ticaret yahut oyun-eğlence görür görmez, dağılıp ona yöneldiler de seni ayaküstü bıraktılar. Onlara de ki: “Allah katında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

 

Namazdan sonra Vaazı (bilgileri) dinlemeyip birçokları dağıldılar. Bazıları eğlence, bazıları alışveriş peşine gittiler. Halbuki dinleyip öğrenecekleri bilgi, alışveriş ve eğlenceden çok daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır

(Esas rızık vaazdadır-derstedir)