İçeriğe geç

Casiye

(Diz çöküş) (Resmi Mushaf: 45 / İniş Sırası: 65)—–

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Hâ-Mîm

 

Ha, Mim.

 

2-Tenzîlu-lkitâbi mina(A)llâhi-l’azîzi-lhakîm(i)

-Bu kitap, üstün ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmiştir.
-Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah’tandır.
-Aziz ve Hakim olan Allah’tan Kitap’ın indirilişidir bu.

 

Bu kitap, üstün ve her şeye Hâkim olan Allah’tandır.

 

3-İnne fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin lilmu/minîn(e)

-Şüphe yok ki göklerde ve yeryüzünde deliller var elbet inananlara.
-Şüphesiz, mü’minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
-Kuşkusuz, göklerde ve yerde iman sahipleri için sayısız ayetler vardır.

 

Üstün ve Hâkim olan Allaha inanlar için, göklerde ve yerde sayısız deliller vardır. (ilim çalışması yapanlar için)

 

4-Vefî alkikum vemâ yebuśśu min dâbbetin âyâtun likavmin yûkinûn(e)

-Ve sizin yaratılışınızda ve yürüyen mahlukatı yayışında iyice inanıp anlamış topluluğa deliller var.
-Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
-Ve sizin yaradılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır.

 

Ve yine, sizin yaratılışınızda, etrafta yaşayan bütün canlılarda, inanan kavimler için deliller vardır. (Ortak çalışanlar için)

 

5-Vatilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ enzela(A)llâhu mine-ssemâ-i min rizkin fe-ahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ ve tasrîfi-rriyâhi âyâtun likavmin ya’kilûn(e)

-Ve geceyle gündüzün, birbiri ardınca gelip gitmesi ve Allah’ın, gökten, rızka ait yağmur yağdırıp da o sayede ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesi ve rüzgarı dilediği yerden dilediği yere estirmesi, delillerdir akıl eden topluluğa.
-Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında), Allah’ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.
-Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten bir rızık indirip de onunla yerküreyi ölümünden sonra hayata kavuşturmasında, rüzgarların herbir yana sevkedilişinde de aklını çalıştıran bir topluluk için izler, işaretler vardır.

 

Geceyle gündüzün peş peşe gelişinde, gökten yağmur yağdırıp, solmuş, kurumuş yerleri tekrar canlandırmasında, rüzgârların yönler değiştirerek esmesinde, yine akıllı kavimler (Ilim çalışması yapanlar grubblar) için deliller vardır.

 

6-Tilke âyâtu(A)llâhi netlûhâ ‘aleyke bilhakk(i)(s) febi-eyyi hadîśin ba’da(A)llâhi ve âyâtihi yu/minûn(e)

-İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki gerçek olarak okuyoruz sana; Allah’ın sözünden ve delillerinden sonra hangi söze inanırlar ki?
-İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?
-İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?!

 

İşte bunlar, Allah’ın tek ilah olduğuna ait delillerdir. İşte bunları okuyup derin derin çalışırsanız, göreceksiniz ki başka bir ilah olması imkânsız.

 

7-Veylun likulli effâkin eśîm(in)

-Yazık boyuna yalan söyleyip durmadan suç işleyene.
-Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.
-Yazıklar ve azaplar olsun günaha batmış her yalancı iftiracıya,

 

Öyle olduğu halde yalan söyleyene (alimlere) yazıklar oldun.

 

8-Yesme’u âyâti(A)llâhi tutlâ ‘aleyhi śümme yusirru mustekbiran ke-en lem yesma’hâ(s) fe-beşşirhu bi’ażâbin elîm(in)

-Ona okununca Allah’ın ayetlerini dinler de sonra gene hiç duymamış gibi ululanıp ısrar eder; artık müjdele onu elemli bir azapla.
-Kendisine Allah’ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla kibirlenerek) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla müjdele.
-Ki Allah’ın ayetlerinin kendisine okunuşunu dinler, sonra böbürlenmiş olarak inadına devam eder. Sanki hiç duymamıştır onları. Artık acıklı bir azapla muştula böylesini.

 

(O ilm adanları) Allah’ın ayetlerini görür, anlar ama sonra kibirlenerek inadına devam eder. Eh artık sen onu acıklı bir azap ile müjdele.

 

9-Ve-iżâ ‘alime min âyâtinâ şey-en(i)tteażehâ huzuvâ(en)(c) ulâ-ike lehum ‘ażâbun muhîn(un)

-Ve ayetlerimizden bir şey öğrendi mi onu alaya alır; onlar, öyle kişilerdir ki onlaradır aşağılatıcı azap.

-Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.
-Ayetlerimizden birşeyin bilgisine ulaşınca, alaya aldı onu. İşte onlar içindir horlayıp yere batıran azap.

 

(ilimde derinleşen) Bir ayet  duyunca onunla alay eder, işte bunlar ahirette çok horlanacaklardır.

 

10-Min verâ-ihim cehennem(u)(s) velâ yuġnî ‘anhum mâ kesebû şey-en velâ mâ-tteażû min dûni(A)llâhi evliyâ/(e)(s) velehum ‘ażâbun ‘azîm(un)

-Bulundukları halin ardında da cehennem var ve ne kazandıkları, azaplarından birşeyceğizi defedebilir, ne Allah’ı bırakıp da kabul ettikleri mabutlar ve onlaradır pek büyük bir azap.
-Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları şeyler, onlara hiç bir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azab vardır.
-Arkalarından cehennem. Ne kazanmış oldukları ne de Allah dışında edindikleri veliler onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Çok büyük bir azap vardır onlar için.

 

Horlanmanın ardından da onlara cehennem vardır. Allahtan başka edindikleri (kendi gibi düşünen ilim adamları) velilerin onlara bir faydası olmayacaktır. Büyük bir azap vardır onlar için.

 

11-Hâżâ hudâ(en)(s) velleżîne keferû bi-âyâti rabbihim lehum ‘ażâbun min riczin elîm(in)

-Bu Kur’an, doğru yolu gösterir ve Rablerinin ayetlerini inkar edenlere gelince: Onlaradır elemli ve en çetin azabın cezası.
-İşte bu (Kur’an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.
-İyiye ve güzele bir kılavuzdur bu. Rablerinin ayetlerini inkar edenler için, korkunç bir pislik azabı olacaktır.

 

Bu Kuran sizlere yol gösteren bir kılavuzdur. (tabiat,sosyolojik, psikolojik ve fizik kanunları gösteren) Bu kılavuzu dikkate almayanlar için iğrenç bir sonuç vardır.

 

12-(A)llâhu-lleżî seḣḣara lekumu-lbahra litecriye-lfulku fîhi bi-emrihi ve litebteġû min fadlihi ve le’allekum teşkurûn(e)

-Öyle bir Allah’tır ki üstünde gemi, emriyle kayıp gitsin ve siz de lutfundan, ihsanından nasibinizi arayıp elde edin de şükreyleyin diye ram etmiştir denizi size.
-Allah; kendi emriyle gemiler akıp gitsin ve O’nun fazlından ararsınız diye, sizin için denize boyun eğdirdi. Umulur ki şükredersiniz.
-Allah size denizi boyun eğdirdi ki, içinde gemiler O’nun emriyle akıp gitsin, lütfundan istekte bulunasınız ve şükredebilesiniz.

 

Denizi size boyun eğdirdi. (Suya kaldırma kanununu koyarak) içinde gemilerinizle rızık aramanız ve yüzüp gitmesi için fizik kanununuı sizin için uyarladı.

 

13-Ve seḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi cemî’an minh(u)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûn(e)

-Ve ram etmiştir size, ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde, hepsi de onun rahmetindendir; şüphe yok ki bunda da deliller var düşünen topluluğa
-Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
-Göklerde ne var, yerde ne varsa tümünü, O’ndan bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda, derin derin düşünen bir topluluk için elbette ibretler vardır.

 

Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsini size boyun eğdirdi. (Belli fizik kanunları ile)

 

14-Kul lilleżîne âmenû yaġfirû lilleżîne lâ yercûne eyyâma(A)llâhi liyecziye kavmen bimâ kânû yeksibûn(e)

-Îman edenlere de ki: İşlediklerine karşılık ceza vermesi için, Allah’ın günlerinin gelip çatacağını ummayanların suçlarını, şimdilik örtsünler.
-İman edenlere de ki: ‘(Allah’ın) Onları kazandıklarıyla cezalandırması için, Allah’ın günlerini ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar.’
-İman edenlere söyle: “Allah’ın günlerini ummayanları affetsinler ki, O, bir toplumu kazandıklarıyla cezalandırsın.”

 

İman edenlere söyle. Allah’ın o felaket günlerine inanmayanları inandırmaya çalışmasınlar. O günlere inanmamak bir suç değil. (fizik kanunları ile ters düşerek) Yaptıkları ile ceza görecekler sadece.

 

15-Men ‘amile sâlihan felinefsih(i)(s) vemen esâe fe’aleyhâ(s) śümme ilâ rabbikum turce’ûn(e)

-Kim iyilik ederse kendisinedir ve kim kötülükte bulunursa gene kendisine, sonra da dönüp Rabbinizin tapısına varırsınız.

-Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
-Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da aleyhine yapmış olur. Sonunda Rabbinize döndürülürsünüz.

 

Kim iyilik yaparsa kendisinedir. Kim kötülük yaparsa kendisinedir. Hepiniz Rabbinize döndürüleceksiniz.

 

16-Ve lekad âteynâ benî isrâ-île-lkitâbe velhukme ve-nnubuvvete ve razeknâhum mine-ttayyibâti ve faddalnâhum ‘alâ-l’âlemîn(e)

-Ve andolsun ki biz, İsrailoğullarına kitap ve hüküm ve peygamberlik verdik ve onları, temiz şeylerle rızıklandırdık ve alemlere üstün ettik.

-Andolsun, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık.
-Yemin olsun biz, İsrailoğullarına Kitap’ı, hükmetme gücünü, peygamberliği verdik, onları temiz yiyeceklerden rızıklandırdık ve kendilerini alemler üzerine imtiyazlı kıldık.

 

Ant olsun ki biz İsrail oğullarına Kitabı verdik. Hükmetme gücünü verdik. Peygamberlik verdik. Temiz yiyecekler verdik. Onları Âlemlere üstün kıldık.

 

17-Ve âteynâhum beyyinâtin mine-l-emr(i)(s) femâ-telefû illâ min ba’di mâ câehumu-l’ilmu baġyen beynehum(c) inne rabbeke yakdî beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yatelifûn(e)

-Ve sonradan olacak işe ait de apaçık deliller gösterdik onlara; derken, o hususta kendilerine bir bilgi geldikten sonradır ki ancak aralarındaki hırs ve haset yüzünden ayrılığa düştüler; şüphe yok ki Rabbin, kıyamet gününde, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, aralarında hüküm verecek.
-Ve onlara bu emirden açık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ‘hakka tecavüz ve azgınlıktan’ dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
-Onlara, iş ve yönetime ilişkin açık-seçik belgeler sunduk. Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık ve kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Hiç kuşkusuz, Rabbin, onlar arasında, tartışıp durdukları şeyle ilgili olarak kıyamet günü hüküm verecektir.

 

Onlara (siyasette, politikada) yapmaları ve yapmamaları şeyler için emirler (şeriat) verdik. İlim yolu ile varlıklı olduktan sonra aralarında kıskançlık ve haset yüzünden ayrılığa düştüler. Rabbin bu ayrılıkları hakkında kıyamet günü hüküm verecektir.

 

18-Śumme ce’alnâke ‘alâ şerî’atin mine-l-emri fettebi’hâ velâ tettebi’ ehvâe-lleżîne lâ ya’lemûn(e)

-Sonra seni, dine ait bir şeriata sahip ettik, artık uy ona ve bilmeyenlerin dileklerine uyma.
-Sonra seni bu emirden bir şeriat üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma.
-Daha sonra seni, iş ve yönetimde bir yol ve metod üzerine koyduk. Artık ona uy. Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme.

 

Daha sonra, takip edeceğin yol (kararlar) konusunda sana şeriat verdik. (Yeni bir şeriat verdik) Artık sen verdiğimiz şeriata uy. Bilmeyenlerin keyiflerine uyma.

 

19-İnnehum len yuġnû ‘anke mina(A)llâhi şey-â(en)(c) ve-inne-zzâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(in)(s) va(A)llâhu veliyyu-lmuttekîn(e)

-Şüphe yok ki onlar, senden Allah’ın azabına ait hiçbir şeyi defedemezler ve şüphe yok ki zulmedenlerin bir kısmı, bir kısmına yardım eder ve Allah’sa, çekinenlerin yardımcısıdır.
-Çünkü onlar, Allah’tan (gelecek) hiç bir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.
-Kuşkun olmasın ki onlar, Allah karşısında sana hiçbir yarar sağlayamazlar / Allah’tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah ise takvaya sarılanların Veli’sidir.

 

O bilmeyenler sana hiçbir şey yapamazlar. Allahtan gelecek hiçbir şeyi de senden uzaklaştıramazlar. Onlar birbirlerinin velisidir. Allah ise takva sahiplerinin velisidir.

 

20-Hâżâ besâ-iru linnâsi ve huden ve rahmetun likavmin yûkinûn(e)

-Bu, can gözleridir insanlara ve doğru yolu gösterir ve rahmettir iyideniyiye inanıp anlamış topluluğa.
-Bu (Kur’an), insanlar için basiret (nuruyla Allah’a yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için bir hidayet ve bir rahmettir.
-Bu Kur’an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o.

 

Bu şeriat (kararlar ve kurallar) insanların basiretlerini açar ve inanan kavimlere de kılavuzluk yapan bir rahmettir. (Ayrı olarak Şeriat, sadece herkesin ortak inandığı kavimlerde uygulanır)

 

21-Em hasibe-lleżîne-cterahû-sseyyi-âti en nec’alehum kelleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum(c) sâe mâ yahkumûn(e)

-Yoksa kötülük kazananlar, kendilerini de iman edenler ve iyi işlerde bulunanlarla eşit mi tutacağız, dirimleri de, ölümleri de onlarla bir olacak mı sanıyorlar? Ne de kötü hükmediyorlar.
-Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.
-Kötülüklere cesaretle dalanlar sanıyorlar mı ki, biz kendilerini, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla aynı tutacağız. Hayatları ve ölümleri onlarla aynı mı olacak?! Ne kötü hüküm veriyor bunlar!

 

Kötülük işleyenlerle, iman edip iyilik işleyenleri bir mi tutacağız. Hayatları ve ölümleri aynımı olacak. (Suçlularla suçsuzlar aynı olur mu), ne kötü hüküm veriyorlar.

 

22-Vealeka(A)llâhu-ssemâvâti vel-arda bilhakki velituczâ kullu nefsin bimâ kesebet vehum lâ yuzlemûn(e)

-Ve halketmiştir Allah gökleri ve yeryüzünü gerçek olarak ve herkes, kazancına göre karşılık bulsun diye ve onlara zulmedilmez.
-Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez.
-Ve Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Ta ki her benlik, kazancının karşılığıyla, hiç kimse zulme uğratılmaksızın, yüzyüze getirilsin.

 

Allah göklerle yeri hak olarak (herkese eşit fayda olarak) yarattı. Herkes kendi yaptığının karşılığını görsün. Kimse zulme uğratılmasın diye.

 

23-Eferaeyte meni-tteaże ilâhehu hevâhu ve-edallehu(A)llâhu ‘alâ ‘ilmin ve ateme ‘alâ sem’ihi ve kalbihi ve ce’ale ‘alâ basarihi ġişâveten femen yehdîhi min ba’di(A)llâh(i)(c) efelâ teżekkerûn(e)

-Gördün mü dileğini mabud edineni ve halini bildiği halde Allah tarafından sapıklığa terkedileni ve onun kulağını ve kalbini mühürlemiştir ve gözüne de perde çekmiştir; artık Allah’tan sonra kim doğru yolu gösterebilir ona? Hala mı öğüt ve ibret almazsınız?
-Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah’ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra ona kim hidayet verecektir? Yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
-İğreti arzusunu ilah edineni gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah’tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?

 

Kendi (şaçma ilim yolunu) arzusunu ilah edineni gördün mü? Allah’ın ilmi kurallarına göre, onun kulağı, arzusundan başka şey duymaz olur. Kalbi sanki mühürlenmiş olur. Gözüne de bir perde çekilmiştir kendi arzusundan başka şey görmez olur. Böyle kimseye Allahtan başka kim ona kılavuzluk edebilir. Düşünüp ibret alın.

 

24-Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu ve nahyâ vemâ yuhlikunâ illâ-ddehr(u)(c) vemâ lehum biżâlike min ‘ilm(in)(s) in hum illâ yazunnûn(e)

-Ve dediler ki: Yaşayış, ancak bu dünyadaki yaşayışımızdan ibaret, ölürüz ve diriliriz ve bizi zamandan başka bir şey öldürmez ve bu hususta bir bilgileri yoktur onların, yalnız zanna kapılmışlardır onlar.
-Dediler ki: ‘(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi ‘kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.’ Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
-Dediler ki: “Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Ölüyoruz, diriliyoruz. Bizi zamandan başkası helak etmiyor.”  Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece sanıda bulunuyorlar.

 

Dediler ki, hayat sadece bu dünyadaki hayattan ibarettir. Ölüyoruz, diriliyoruz. Böyle sadece zaman bizi öldürüyor. (kanunların maddeye etkisini dikkate almıyorlar, zamanı suçluyorlar) Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanlarına uyuyorlar.

 

25-Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû-/tû bi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîn(e)

-Ve onlara apaçık ayetlerimiz okununca kesin delilleri, ancak doğru söylüyorsanız getirin atalarımızı bize demelerinden ibarettir.
-Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, onların (sözde) delilleri: ‘Eğer doğru söylüyor iseniz, atalarımızı (diriltip) getirin’ demekten başkası değildir.
-Ayetlerimiz, karşılarında açık-seçik mesajlar halinde okunduğunda, delilleri sadece şöyle demek olmuştur: “Doğru sözlüler iseniz atalarımızı getirin.”

 

Açık açık ayetlerimiz onlara söylendiğinde, onlar ancak (mademki zaman öldürmüyor) bizim inanmamız için diriltin atalarımızı (kanunların maddeye etkisini tersine çevirin) görelim demek olmuştur.

 

26-Kuli(A)llâhu yuhyîkum śümme yumîtukum śümme yecme’ukum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)

-De ki: Allah diriltir sizi, sonra öldürür, sonra da şüphe bile olmayan kıyamet günü, toplar sizi ve fakat insanların çoğu bilmez.
-De ki: ‘Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiç bir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi bir araya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler.’
-De ki: “Sizi Allah yaşatıyor; sonra sizi öldürecek, sonra da o hakkında hiç kuşku bulunmayan kıyamet gününde biraraya getirecek. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”

 

De ki, sizi Allah yarattı (kural ve kanunlarıı ile) sonra öldürecek. Kıyamet günü tekrar (yine kural ve kanunları ile) dirilterek bir arada toplayacak. İnsanların çoğu bunu anlayamıyorlar.

 

27-Veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(c) ve yevme tekûmu-ssâ’atu yevme-iżin yaseru-lmubtilûn(e)

-Ve Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbiri ve kıyametin koptuğu gün, gerçeği kabul etmeyip boş şeylere kapılanlar, ziyan ederler.
-Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
-Göklerin ve yerin mülkü / saltanatı Allah’ındır. Kıyamet kopunca, işte o gün, gerçekleri hükümsüz kılanlar hüsrana uğrayacaklardır.

 

Göklerin ve yerin sahibi Allah’tır. Diriltme, öldürme ona aittir. Kıyamet kopunca gerçeği kabul etmeyenler (zamanın durduğu yerde olayların hala devam ettiğini görecekler) hüsrana uğrayacaklar.

 

28-Ve terâ kulle ummetin câśiye(ten)(c) kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ-lyevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(e)

-Ve görürsün ki her ümmet, diz çökmüş, kendi kitabına çağrılmada. O gün, ne yaptıysanız onun karşılığını bulur, ona göre mücazata ve mükafata erişirsiniz.
-O gün sen, her ümmeti diz üstü çökmüş (veya toplanmış) olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır. ‘Bugün yaptıklarınızla karşılık göreceksiniz.’
-O gün tüm ümmetleri, toplanıp diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına davet edilir. Bugün, yapıp-ettiklerinizin karşılığıyla yüzyüze getirileceksiniz.

 

O gün görürsün herkes diz çökmüş (şaşkın şekilde toplanmış) ve herkes inançlarına göre gruplanmış, her grub yaptıkları ile yüz yüze gelecektir. (Yeni aleme, cennete giriş sistemlerine göre geçiş yapacaktır) 

 

29-Hâżâ kitâbunâ yentiku ‘aleykum bilhakk(i)(c) innâ kunnâ nestensiu mâ kuntum ta’melûn(e)

-Bu kitabımız, size gerçeği söyler; şüphe yok ki biz, ne yaptıysanız hepsini yazdırmışızdır.
-‘Bu bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor. Gerçekten biz yaptıklarınızı yazıyorduk.’
-Bu bizim kitabımız, karşınızda gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yapıp-ettiklerinizin kopyasını çıkarıyorduk / yaptıklarınızı kaydediyorduk.

 

Yüz yüze geldiğiniz kitabı bilgiler sizin gerçeğinizi gösteriyor. Biz ne yaptıysanız hepsinin kaydını tutuyorduk.

 

30-Fe-emmâ-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti feyudiluhum rabbuhum fî rahmetih(i)(c) żâlike huve-lfevzu-lmubîn(u)

-İnanan ve iyi işlerde bulunanları, artık Rableri, rahmetine alır, budur apaçık kurtuluşun, murada erişin ta kendisi.
-Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur
-İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların durumu şu: Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte açık zafer budur.

 

Allaha iman edip salih amellerde (Allahın ilmi ile insanları kurtaranlar) bulunanlar, büyük mutluluk içinde Allah’ın rahmeti altındadırlar. İşte gerçek zafer budur.

 

31-Ve-emmâ-lleżîne keferû efelem tekun âyâtî tutlâ ‘aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîn(e)

-Ve ama kafir olanlara gelince: Âyetlerim okunmuyor muydu size? Derken ululandınız ve mücrim bir topluluk oldunuz.
-İnkar edenlere gelince; ‘Size ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (müstekbir olan)lar ve suçlu-günahkar bir kavim olanlar sizler değil miydiniz?’
-İnkar ve nankörlüğe sapmış olanlara gelince, onlara şöyle denecek: “Ayetlerimiz karşınızda okunurdu ama siz büyüklük taslardınız, günahkar bir toplum oldunuz, öyle değil mi?”

 

İnkâr edenlere gelince onlara denir ki, Ayetlerimiz okunduğunda siz büyüklük taslayıp alay ediyordunuz. Şimdi bakın, hatalarla dolu bir toplumsunuz. (Halbuki ayetlerimizi okuyup, üzerinde çalışsaydınız, derin derin düşünseydiniz sizde kendinizi kurtarabilirdiniz) 

 

32-Ve-iżâ kîle inne va’da(A)llâhi hakkun ve-ssâ’atu lâ raybe fîhâ kultum mâ nedrî mâ-ssâ’atu in nezunnu illâ zannen vemâ nahnu bimusteykinîn(e)

-Ve size, şüphe yok ki Allah’ın vaadi gerçektir ve kıyamette şüphe yoktur dendi mi, kıyamet nedir derdiniz, bilmiyoruz ki, ancak bir zanda bulunmadayız ve biz, iyideniyiye bilmedik, anlamadık ki.
-‘Gerçekten Allah’ın va’di haktır, kıyamet-saatinde hiç bir kuşku yoktur’ denildiği zaman, siz: ‘Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz’ demiştiniz.
-Hani size, “hiç kuşkusuz, Allah’ın vaadi haktır, kıyamet saatinde de şüphe yoktur” dendiğinde, siz şöyle demiştiniz: “Saat nedir, bilmiyoruz. Sadece birşeyler var sanıyoruz; kesin bir bilgimiz olmadığı için inanmıyoruz.”

 

Allah’ın vaadi haktır, kıyamet olacağından şüphe yoktur denildiğinde, kıyamet olacagından emin değiliz deyip yalanlıyordunuz. Kesin bir bilgi olmadığı için inanmıyorduk diye mazeret öne sürüyordunuz.

 

33-Ve bedâ lehum seyyi-âtu mâ ‘amilû ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)

-Ve belirir, görünür onlara yaptıkları işlerin kötülükleri ve başlarına gelir alay ettikleri şey.

-Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri onları sarıp-kuşattı.
-Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş, alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir.

 

Şimdi Yaptıklarınızın iyi çalışmadığını görüyorsunuz, nasıl düzeltiriz diye kıvranıp duruyorsunuz.

 

34-Ve kîle-lyevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ veme/vâkumu-nnâru vemâ lekum min nâsirîn(e)

-Ve denir ki: Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız bugün de biz, sizi unuttuk ve yurdunuz ateştir ve size bir yardımcı da yoktur.
-Denildi ki: ‘Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiç bir yardımcı yoktur.’
-Şöyle denilir: “Unutuyoruz sizi bugün. Tıpkı sizin, bugününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi. İşte böyle! Sığınağınız ateştir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır.”

 

Bugünü sizler unuttunuz, bizde şimdi sizleri unutuyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Size yardım edende olmayacaktır.

 

35-Żâlikum bi-ennekumu-tteażtum âyâti(A)llâhi huzuven ve ġarratkumu-lhayâtu-ddunyâ(c) felyevme lâ yuracûne minhâ velâ hum yusta’tebûn(e)

-Bu da, Allah ayetlerini alaya almanızdan ve dünya yaşayışının sizi aldatmasından geldi başınıza; artık bugün oradan çıkarılmaz onlar ve özür de istenmez onlardan.
-‘Bunun sebebi şudur: Siz Allah’ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı sizi aldattı.’ Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.
-Bunun sebebi şudur: “Siz, Allah’ın ayetlerini eğlence aracı yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı / gurura itti. Bugün ateşten çıkarılmayacaklar, özür dilemeleri de kabul edilmeyecek.”

 

Siz Allah’ın uyarılarını dinlemediniz. Alaya alırdınız. Dünya zevklerine daldınız. Şimdi oradan çıkamayacaksınız. Özrünüz de kabul edilmeyecek. (yaptıklarınızı düzeltme şansınız da olmayacak)

 

36-Feli(A)llâhi-lhamdu rabbi-ssemâvâti ve rabbi-l-ardi rabbi-l’âlemîn(e)

-Artık hamd, göklerin Rabbine ve yeryüzünün Rabbine, alemlerin Rabbine.
-Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah’ındır.
-Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.

 

Bütün hamtlar göklerin, yerin ve âlemlerin rabbinedir.

 

37-Velehu-lkibriyâu fî-ssemâvâti vel-ard(i)(s) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)

-Ve onundur ululuk göklerde ve yeryüzünde ve odur üstün, hüküm ve hikmet sahibi.
-Göklerde ve yerde büyüklük O’nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Göklerde ve yerde ululuk / büyüklük O’nundur. Aziz’dir O, Hakim’dir.

 

Büyüklük, ululuk onundur. O Aziz ve Hâkimdir.