İçeriğe geç

Ahzab

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

————————————————————————————————————————————–

(topluluklar) (Resmi Mushaf: 33 / İniş Sırası: 90)——

Bismillahirrahmanirrahim

 

1-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu-tteki(A)llâhe velâ tuti’i-lkâfirîne velmunâfikîn(e)(k) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen hakîmâ(n)

-Ey Peygamber, çekin Allah’tan ve itaat etme kafirlerle münafıklara; şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ey Peygamber, Allah’tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Ey Peygamber! Allah’tan kork ve küfre batmışlarla münafıklara boyun eğme. Kuşkusuz, Allah Alim, ve Hakim’dir.

 

Ey Nebi, Allahtan sakın. Kafirlere sakın itaat etme. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

2-Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbik(e)(c) inna(A)llâhe kâne bimâ ta’melûne abîrâ(n)

-Ve Rabbinden ne vahyedildiyse ona uy; şüphe yok ki Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır.
-Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.
-Rabbinden sana vahyedilene uy. Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.

 

Rabbinden sana ne geldiyse ona uy. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.

 

3-Vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)

-Ve dayan Allah’a ve Allah yeter koruyucu olarak.
-Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.
-Allah’a dayanıp güven. Vekil olarak Allah yeter.

 

Allaha dayan, güven. Vekil olarak Allah yeter.

 

4-Mâ ce’ala(A)llâhu liraculin min kalbeyni fî cevfih(i)(c) vemâ ce’ale ezvâcekumu-llâ-î tuzâhirûne minhunne ummehâtikum(c) vemâ ce’ale ed’iyâekum ebnâekum(c) żâlikum kavlukum bi-efvâhikum(s) va(A)llâhu yekûlu-lhakka vehuve yehdî-ssebîl(e)

-Allah, bir kişiye iki yürek vermedi ve zıhar yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerine koymadı ve evlatlıklarınızı öz oğullarınız olarak halk etmedi; bunlar, sizin ağızlarınızdaki laflar ve Allah, doğruyu söyler ve o, doğru yolu gösterir.
-Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.
-Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar.

 

Allah bir adamın göğsüne iki kalp yaratmadı. Zihar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmadı (Dün zevk aldığınız, aşık olduğunuz eşinizden bugün zevk almıyorsanız, o sizin suçunuz). Evlatlıklarınızı da sizin öz evladıız yapmadı. Bunlar sizin konuşmada ağızlarınızdan çıkan birer uydurmadır. Allah doğruyu söyler, doğruya yönlendirir.

 

5-Ud’ûhum li-âbâ-ihim huve aksetu ‘inda(A)llâh(i)(c) fe-in lem ta’lemû âbâehum fe-ivânukum fî-ddîni vemevâlîkum(c) veleyse ‘aleykum cunâhun fîmâ ata/tum bihi velâkin mâ te’ammedet kulûbukum(c) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Onları, babalarının adlarını da anarak çağırın, bu, Allah katında daha doğrudur. Babalarını bilmiyorsanız zaten onlar din bakımından kardeşleriniz ve yardımcılarınızdır ve bir yanlışlıkta bulunursanız bir vebal yok size ve fakat yüreklerinizden bir kasıtla hareket ederseniz vebal altına girersiniz ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
-Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha uygundur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, o taktirde onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak işlediğiniz şeyde, üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş oldukları müstesna. Ve Allah Gafur ve Rahim’dir.

 

Evlatlıklarınızı babalarının adı ile çağırın. Bu daha adildir. Babalarını bilmiyorsanız, o zaman onlar sizin din kardeşlerinizdir. Yanılarak yaptıklarınızdan size günah yoktur. Bilerek ve isteyerek yaptıklarınız hariç. Allah sizleri bağışlar ve esirger.

 

6-Ennebiyyu evlâ bilmu/minîne min enfusihim(s) veezvâcuhu ummehâtuhum(k) veulû-l-erhâmi ba’duhum evlâ biba’din fî kitâbi(A)llâhi mine-lmu/minîne velmuhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâ-ikum ma’rûfâ(en)(c) kâneżâlike fî-lkitâbi mestûrâ(n)

-Peygamber, inananlar üzerinde, kendilerinden ziyade tasarruf ve vilayet sahibidir ve onun eşleri de inananların analarıdır ve akrabalar da, Allah’ın kitabında, diğer inananlardan ve yurtlarından göçenlerden fazla birbirlerine yakındır miras dolayısıyla, ancak dostlarınıza herhangi bir suretle iyilikte bulunabilirsiniz; bu hüküm, kitapta yazılmıştır.
-Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah’ın Kitabında birbirlerine öteki mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır.
-O peygamber, müminlere öz benliklerinden daha dost, daha yakındır. Onun eşleri de o müminlerin anneleridir. Anne tarafından akraba olanlar da Allah’ın Kitabı’nda, birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak yakın dostlarınız için örfe uygun bir vasiyette bulunmanız müstesnadır. Bu, Kitap’ta satırlara geçirilmiştir.

 

Nebi, size sevgide kendi nefsinizden daha yakındır. Daha söz sahibidir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir. Anne tarafından akraba olanlar, (mirasta) müminlerden ve muhacirlerden (arkadaşlarınızdan. dostlarınızdan) (mirasta) daha hak sahibidir. Ancak dostunuza bir iyilik için ayrıcalık yapabilirsiniz. Bunlar Allah’ın yazılı kanunlarıdır.

 

7-Ve-iż eażnâ mine-nnebiyyîne mîśâkahum veminke vemin nûhin ve-ibrâhîme vemûsâ ve’îsâ-bni meryem(e)(s) veeażnâ minhum mîśâkan ġalîzâ(n)

-An o zamanı ki biz, peygamberlerden kesin söz almıştık ve senden ve Nuh’tan ve İbrahim’den ve Musa’dan ve Meryemoğlu İsa’dan da ve biz, onlardan pek sağlam ve kesin söz almıştık.
-Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
-Biz, peygamberlerden misaklarını almıştık. Senden de misak aldık. Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan, Meryem oğlu İsa’dan, bunların hepsinden kuvvetli bir sözleşmeyle misak aldık;

 

Biz Nebilerden kesin söz almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan, Meryem oğlu İsa’dan da. Sağlam bir sözdü.

 

8-Liyes-ele-ssâdikîne ‘an sidkihim(c) vea’adde lilkâfirîne ‘ażâben elîmâ(n)

-Doğruların doğruluğunu sormak için ve kafirlere, elemli bir azap hazırladık
-Doğru olanlara doğruluk (ve bağlılık)larını (Allah’ın) sorması için. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıştır.
-Ki Allah, özüyle sözü bir olanlardan doğruluklarını sorsun. Küfre batmışlara ise korkunç bir azap hazırlanmıştır.

 

Doğru insanların doğruluğunun ne kadar gerçek olduğunu bilmemiz ve kafirlere de azap hazırlamamız için.

 

9-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-żkurû ni’meta(A)llâhi ‘aleykum iż câetkum cunûdun feerselnâ ‘aleyhim rîhan vecunûden lem teravhâ(c) vekâna(A)llâhu bimâ ta’melûne basîrâ(n)

-Ey inananlar, anın size Allah’ın nimetini, hani askerler saldırmıştı üstünüze de onlara bir yel ve görmediğiniz askerler göndermiştik ve Allah, sizin yaptıklarınızı görür.

-Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti; böylece biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir.
-Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani, üstünüze ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular salmıştık. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.

 

İmanlı olanlar, Allah’ın nimetini hatırlayın. Düşmanlarınız güçlü ve size hücumunda iken, onlara şiddetli bir rüzgâr gönderdik. Görünmeyen ordularla size yardım ettik. Bilin ki Allah sizi hep görmektedir. İzlemektedir.

 

10-İż câûkum min fevkikum vemin esfele minkum ve-iż zâġati-l-ebsâru vebeleġati-lkulûbu-lhanâcira vetezunnûne bi(A)llâhi-zzunûnâ

-Hani size hem üst tarafınızdan hücum etmişlerdi, hem alt tarafınızdaki yerlerden ve hani gözler yılmıştı ve korkudan yürekler, ağızlara gelmişti ve Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
-Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz.
-Hani onlar, üst yanınızdan, alt tarafınızdan size saldırmışlardı da gözler kaymış, yürekler gırtlaklara ulaşmıştı. Allah hakkında türlü zanlarda bulunuyordunuz.

 

Hani düşman size hem üst taraftan hem de alt taraftan hücuma kalkmıştı. Korkmuş, ödünüz kopmuştu. Allah hakkında şüpheye düşmüştünüz.

 

11-Hunâlike-btuliye-lmu-minûne vezulzilû zilzâlen şedîdâ(n)

-İşte orada, inananlar, bir sınanmaya uğratılmıştı ve adamakıllı da sarsılmışlardı.
-İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.
-İşte orada müminler belaya uğratılarak imtihan edilmişler ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.

 

İşte siz müminler orada sınandınız. Şiddetli bir çelişki geçti kalbinizden.

 

12-Ve-iż yekûlu-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun mâ ve’adena(A)llâhu verasûluhu illâ ġurûrâ(n)

-Hani münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar, Allah ve Peygamberi demişlerdi, bizi ancak aldattılar, vaatlerinde aldatıştan başka bir şey yok.
-Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: ‘Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi’ diyorlardı.
-Münafıklarla, kalplerinde maraz olanlar şöyle diyorlardı: “Allah ve resulü bize, bir aldanıştan başka birşey vaat etmemiş.”

 

Kalbi, imanı bozuklar ve münafıklar, Allah ve Resulün, onları kandırdıklarını düşündüler.

 

13-Ve-iż kâlet tâ-ifetun minhum yâ ehle yeśribe lâ mukâme lekum ferci’û(c) veyeste/żinu ferîkun minhumu-nnebiyye yekûlûne inne buyûtenâ ‘avratun vemâ hiye bi’avra(tin)(s) in yurîdûne illâ firârâ(n)

-Ve hani onların bir bölüğü, ey Yesribliler demişti, burada durmanıza imkan yok, dönün artık ve bir bölüğü de Peygamberden, evlerimiz açık, sağlam değil diye izin istemişti, halbuki evleri açık değildi ve sağlamdı, onlar, ancak kaçmayı diliyorlardı.
-Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: ‘Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün.’ Onlardan bir topluluk da: ‘Gerçekten evlerimiz açıktır’ diye peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.
-Hani onlardan bir grup şöyle demişti: “Ey Yesrib halkı, duracak yeriniz yok, hemen geri dönün.” İçlerinden bir grup da şöyle diyerek Peygamber’den izin istiyordu: “İnan olsun, evlerimiz açık.” Oysa ki evleri açık değildi; sadece kaçmak istiyorlardı.

 

Onlardan bir grup, ey Medineliler evlerinize dönün, Burada yapacağınız bir şey yok diyordu. Diğer bir grup ise Resulden, evlerinin açık olduğunu bahane edip izin istiyordu. Evleri açık falan değildi, niyetleri savaştan kaçmaktı.

 

14-Velev duilet ‘aleyhim min aktârihâ śümme su-ilû-lfitnete leâtevhâ vemâ telebbeśû bihâ illâ yesîrâ(n)

-Eğer şehrin etrafından girilip onların üstlerine varılsaydı da şirk koşmaları istenseydi hemen işe girişirler ve şehirde pek az bir müddet kalırlardı.
-Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.
-Eğer Medine’nin her yanından üzerlerine gelinseydi de onlardan kent içinde fitne çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.

 

Düşman şehri almış olsaydı, Müminlere karşı fitne çıkarmak için onlardan (Kalbi, imanı bozuklar ve münafıklardan) yardım isteseydi, onlar hemen peki derlerdi.

 

15-Velekad kânû ‘âhedû(A)llâhe min kablu lâ yuvellûne-l-edbâr(a)(c) vekâne ‘ahdu(A)llâhi mes-ûlâ(n)

-Halbuki onlar, andolsun ki bundan önce söz de vermişlerdi Allah’a geri dönmemeleri için ve Allah’a verilen söz, sorulacaktır.
-Oysa andolsun, daha önce ‘arkalarını dönüp kaçmayacaklarına’ dair Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur.
-Andolsun ki, onlar daha önce, geri dönüp kaçmayacaklarına ilişkin Allah’a söz vermişlerdi. Ve Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirirdi.

 

Halbuki onlar, savaştan kaçmayacaklarına dair, daha önce söz vermişlerdi. Bu sorumluluk onlara sorulacaktır.

 

16-Kul len yenfe’akumu-lfirâru in ferartum mine-lmevti evi-lkatli ve-iżen lâ tumette’ûne illâ kalîlâ(n)

-De ki: Ölümden, yahut öldürülmeden kaçmak, size hiçbir fayda vermez ve o zaman pek az bir müddet geçinir, yaşarsınız.
-De ki: ‘Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında yararlandırılmazsınız.’
-De ki: “Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size hiçbir yarar sağlamaz. Böyle bir durumda sadece azıcık / az bir süre nimetlendirilirsiniz.”

 

Deki, Ölümden veya savaşta öldürülmekten kaçmak size bir fayda sağlamaz. Zaten öleceksiniz. Kendinizce biraz daha yaşamış olacaksınız.

 

17-Kul men żâ-lleżî ya’simukum mina(A)llâhi in erâde bikum sû-en ev erâde bikum rahme(ten)(c) velâ yecidûne lehum min dûni(A)llâhi veliyyen velâ nasîrâ(n)

-De ki: Allah size bir kötülük gelmesini dilerse, yahut bir rahmete nail olmanızı isterse kimdir sizi Allah’tan kurtaracak ve Allah’tan başka onlar, ne bir dost bulabilirler, ne bir yardımcı.
-De ki: ‘Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah’tan koruyacak veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?’ Onlar, kendileri için Allah’ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar.
-De ki: “Allah size bir kötülük murat eder yahut bir rahmet dilerse, Allah’la aranıza kim girebilir?” Onlar kendileri için, Allah’tan başka ne bir dost bulabilirler ne de bir yardımcı.

 

Deki, eceliniz gelmeden önce sizi kim öldürebilir. Eceliniz gelmiş olsa bunu kim durdurabilir. Allahtan başka ne dost bulabilirler ne de bir yardımcı.

 

18-Kad ya’lemu(A)llâhu-lmu’avvikîne minkum velkâ-ilîne li-ivânihim helumme ileynâ(s) velâ ye/tûne-lbe/se illâ kalîlâ(n)

-Gerçekten de sizden geri kalanları ve kardeşlerine de bize gelin diyenleri bilir ve bunların pek azı savaşa gelir ancak.
-Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: ‘Bize gelin’ diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.
-Allah, içinizden hem tembellik edip hem de başkalarını geri bırakanları ve kardeşlerine, “hadi bize gelin” diyenleri biliyor. Zaten onlar savaşa / zora çok az gelirler.

 

Allah içinizden kimin münafıklık yaptığını, kimin kardeşlerine savaşı bırakın, gelin bizimle dediklerini bilir. Onlar zaten savaşa gelirken isteksizlerdi.

 

19-Eşihhaten ‘aleykum(s) fe-iżâ câe-lavfu raeytehum yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kelleżî yuġşâ ‘aleyhi mine-lmevt(i)(s) fe-iżâ żehebe-lavfu selekûkum bi-elsinetin hidâdin eşihhaten ‘alâ-layr(i)(c) ulâ-ike lem yu/minû feahbeta(A)llâhu a’mâlehum(c) vekâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

-Gelseler de can bakımından pek hasis bir halde gelir onlar, hele bir korkulu çağ, gelip çattı mı görürsün ki gözleri dönmüş, sana bakıyorlar, sanki ölüm yüzünden bayılmışlar, kendilerinden geçmişler; derken korku geçti mi keskin dilleriyle sizi incitmeye başlarlar ve hayra pek düşkün gibi bir tavır alırlar. Onlardır inanmayanlar, derken Allah da onların yaptıklarını hiçe saymıştır ve bu, Allah’a pek kolaydır.
-(Geldiklerinde de) Size karşı ‘cimri ve bencildirler.’ Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah’a göre pek kolaydır.
-Size karşı cimrilik / kıskançlık ederler. Korku geldiğinde onların, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Ölümden üzerine baygınlık çökmüş biri gibidirler. Bunlar iman etmemişlerdir. Bu yüzden de Allah, amellerini boşa çıkarmıştır. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır.

 

Gelseler de malzeme yardımında çok cimrilik yaparak gelirler. Savaşta sıkıştıkları vakit ödleri patlar. Beti benzi sapsarı kesilmiştir, gözleri de baygın bakar. Ama kurtulunca keskin dilleri ile eleştirmeye kalkarlar. İşte bunlar gerçekten iman etmemişledir. Yaptıkları yardım boşa çıkmıştır. Allaha göre bu çok kolaydır.

 

20-Yahsebûne-l-ahzâbe lem yeżhebû(s) ve-in ye/ti-l-ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fî-l-a’râbi yes-elûne ‘an enbâ-ikum(s) velev kânû fîkum mâkâtelû illâ kalîlâ(n)

-Sanırlar ki düşman bölükleri gitmedi ve ö bölükler, bir daha gelseler isterler ki çöllerde, bedevilerin aralarında bulunsunlar da size ait haberleri soruştursunlar ve zaten sizin içinizde de olsalar pek az savaşacaktır onlar.
-Onlar (münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı.
-Düşman hiziplerin gitmediğini sanıyorlar. Düşman hizipler gelecek olsalar, bunlar isterler ki, Bedevi Araplar için de bulunsunlar da sizinle ilgili haberleri sorsunlar. Şayet içinizde bulunsalardı, pek azı müstesna, savaşmayacaklardı.

 

Düşmanın tamamen gitmediklerini düşünüyorlardı. Tekrar gelirlerse, çölde bedevi Araplar gibi yaşıyor olmayı temenni ederlerdi, Her şeyden uzak ve sizden de fazla haber duymamayı tercih ederlerdi. İçinizde yaşıyor olsalardı zaten çok azı savaşa gelirdi.  

 

21-Lekad kâne lekum fî rasûli(A)llâhi usvetun hasenetun limen kâne yercû(A)llâhe velyevme-l-âira veżekera(A)llâhe keśîrâ(n)

-Andolsun ki Allah’ın Resulünde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek var, o, size en güzel bir numune ve Allah’tan mükafat umana ve ahiret gününde mükafat umana ve Allah’ı çok çok anana da en güzel bir örnektir o.
-Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.
-Andolsun, Allah resulünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenlere Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.

 

Allaha kavuşmayı, cennete girmeyi isteyenler için, ant olsun, Resulde sizin için uyulacak çok güzel örnekler var.

 

22-Velemmâ raâ-lmu/minûne-l-ahzâbe kâlû hâżâ mâ ve’adena(A)llâhu verasûluhu vesadeka(A)llâhu verasûluh(u)(c) vemâ zâdehum illâ îmânen veteslîmâ(n)

-İnananlar, düşman bölüklerini gördüler mi işte dediler, bu, bize Allah’ın ve Peygamberinin vaadettiği şey ve doğru söylemiştir Allah ve Peygamberi ve bu, onların ancak inançlarını ve teslim oluşlarını arttırmıştır.
-Mü’minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: ‘Bu, Allah’ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.’ Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.
-Müminler, düşman hizipleri gördüklerinde şöyle demişlerdir: “Allah’ın ve resulünün bize vaat ettiği işte budur. Ve Allah da resulü de doğru sözlüdür.” Bu onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı.

 

Müminler düşman birliklerini görünce, korkmadan işte bu Allah’ın ve Resulünün bize vaat ettiği şey derler. Bu onların teslimiyetini ve imanlarını arttırır.

 

23-Mine-lmu/minîne ricâlun sadekû mâ ‘âhedû(A)llâhe ‘aleyh(i)(s) feminhum men kadâ nahbehu veminhum men yentazir(u)(s) vemâ beddelû tebdîlâ(n)

-İnananlardan öyle erler var ki Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar, sözlerini, özlerini hiçbir suretle değiştirmediler.
-Mü’minlerden öyle erkek-adamlar vardır kiAllah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.
-İnananlardan öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadakatle dururlar. Onlardan bazısı aldığını yerine getirdi, bazısı da bekliyor. Sözlerini asla değiştirmediler.

 

İnananlardan öyle askerler var ki, Allah’a verdiği sözü severek beklerler. Bazılarında söz yerine gelmiştir (şehit olup nimet cennetlerindedirler). Bazıları sadakatle beklerler, Tutumlarını hiç değiştirmezler.

 

24-Liyecziya(A)llâhu-ssâdikîne bisidkihim veyu’ażżibe-lmunâfikîne in şâe ev yetûbe ‘aleyhim(c) inna(A)llâhe kâne ġafûran rahîmâ(n)

-Çünkü Allah, doğruları, doğrulukları yüzünden mükafatlandıracak, münafıklaraysa dilerse azap edecek, dilerse tövbe nasib edecek; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.

-Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Çünkü Allah, doğru sözlülere doğruluklarının karşılığını verecek. İkiyüzlülere de dilerse azap edecek. Belki de onlara tövbe nasip edecek. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

İmanlı olan erlere, sadakatlerinden dolayı, cennette karşılığını verilecektir. Kafirler tövbe etmezlerse azap görecekler. Tövbe edenler yargılanacak. Allah suçları örter rahimdir.

 

25-Veradda(A)llâhu-lleżîne keferû biġayzihim lem yenâlû ayrâ(an)(c) vekefa(A)llâhu-lmu/minîne-lkitâl(e)(c) vekâna(A)llâhu kaviyyen ‘azîzâ(n)

-Ve Allah, kafirleri, hiddetleriyle, şiddetleriyle defetti, onlar hiçbir hayra nail olamadan; ve Allah, savaş için yetti inananlara ve Allah, pek kuvvetlidir, üstündür.
-Allah, inkâr edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiç bir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü’minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.
-Allah, küfre sapanları öfkeleriyle yüz geri etti; hiçbir hayra ulaşamadılar. Allah, çarpışma sırasında müminler için yeterli oldu. Allah Kavi’dir, Aziz’dir.

 

O kâfir düşmanlar sinirlenerek (savaşı kaybederek) gerisin geriye gittiler. Savaştan hiçbir karları olmadı. Allah müminlere yeterli oldu. Allah kuvvetlidir, her şeyden üstündür.

 

26-Veenzele-lleżîne zâherûhum min ehli-lkitâbi min sayâsîhim vekażefe fî kulûbihimu-rru’be ferîkan taktulûne vete/sirûne ferîkâ(n)

-Kitap ehli oldukları halde onlara yardım edenleri de, yüreklerine korku düşürüp kalelerinden sürdü çıkardı, bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını da tutsak ediyordunuz.
-Kitap ehlinden onlara arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını ise esir alıyordunuz.
-Allah, Ehlikitap’tan onlara arka çıkanları, kulelerinden / kalelerinden indirdi, kalplerine korku saldı: Bir grubunu öldürüyordunuz, bir grubunu da esir ediyordunuz.

 

Sonra, o Ehli kitaptan, düşmanlarınıza arka çıkanları da kalelerinden indirdiniz. Kalplerine korku saldınız. Onların bir kısmını öldürdünüz, bir kısmını esir aldınız.

 

27-Ve evraśekum ardahum ve diyârahum ve emvâlehum ve erdan lem tetaûhâ(c) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîrâ(n)

-Onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız bir yere sizi mirasçı yaptı ve Allah’ın, her şeye gücü yeter.
-Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah her şeye güç yetirendir.
-Sizi onların yerlerine yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız bir toprağa mirasçı kıldı. Allah’ın herşeye gücü yeter.

 

Onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız arazilere hâkim oldunuz. Allah’ın her şeye gücü yeter. (Kızlarına, kadınlarına hâkim oldunuz, nikahladınız)

 

28-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike in kuntunne turidne-lhayâte-ddunyâ ve zînetehâ fete’âleyne umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(n)

-Ey Peygamber, eşlerine söyle: Dünya yaşayışını ve ziynetini diliyorsanız hadi gelin, size nikah paralarınızı vereyim de güzellikle bırakayım sizi.
-Ey peygamber, eşlerine söyle: ‘Eğer dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir tarzda sizi salıvereyim.’
-Ey Peygamber, eşlerine şöyle söyle: “Eğer şu iğreti dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, haydi gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle serbest bırakayım.”

 

Ey Nebi, eşlerine, şikâyet ederlerse deki, şu iğreti dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin sizin mihrlerinizi ve fazlasını vereyim ve boşanalım.

 

29-Ve-in kuntunne turidna(A)llâhe ve rasûlehu ve-ddâra-l-âirate fe-inna(A)llâhe e’adde lilmuhsinâti minkunne ecran ‘azîmâ(n)

-Yok, eğer Allah’ı ve Peygamberini ve ahiret gününü istiyorsanız bilin ki hiç şüphe yok, Allah, iyilik edenlerinize büyük bir mükafat hazırlamıştır.
-‘Eğer siz Allah’ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.’
-“Yok eğer Allah’ı resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah sizin güzel düşünüp güzel hareket edenlerinize büyük bir ödül hazırlamıştır.”

 

Eğer siz Allah’ın Resulünü ve ahret yurdunu istiyorsanız, (Yeni eşleri kıskanıp problem yapmayın) onlara iyi davranırsanız, iyilik yapanlara büyük mükafat hazırlanmıştır.

 

30-Yâ nisâe-nnebiyyi men ye/ti minkunne bifâhişetin mubeyyinetin yudâ’af lehâ-l’ażâbu di’feyn(i)(c) ve kâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

-Ey Peygamberin eşleri, içinizden kim, apaçık çirkin bir harekette bulunursa iki kat azap edilir ona ve bu, Allah’a pek kolaydır.
-Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah’a göre pek kolaydır.
-Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık / kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi için azap iki katına çıkarılır. Ve bu, Allah için çok kolaydır.

 

Ey Nebi hanımları, içinizden kim çirkin hareket yaparsa, ona normal insandan iki kat daha ağır ceza verilir. Bu Allah için çok kolaydır.

 

31-Vemen yaknut minkunne li(A)llâhi ve rasûlihi veta’mel sâlihan nu/tihâ ecrahâ merrateyni ve a’tednâ lehâ rizkan kerîmâ(n)

-Ve sizden kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve iyi işlerde bulunursa mükafatını iki kat veririz ve ona güzelim bir rızık da hazırlamışızdır.
-Ama sizden kim Allah’a ve Resûlü’ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.
-Sizden kim, Allah’a ve resulüne itaat eder, iyilik yaparsa, ona da ücretini iki kat olarak veririz. Kendisi için bol ve bereketli bir rızık da hazırlamışızdır.

 

Ve kimde Allaha ve Resulüne itaat eder, salih amel işlerse, ona da normal insandan iki kat fazla ücret verilir. Onlar için boş rızık hazırlanmıştır.

 

32-Yâ nisâe-nnebiyyi lestunne keehadin mine-nnisâ-/(i)(c) ini-ttekaytunne felâ tada’ne bilkavli feyatme’a-lleżî fî kalbihi meradun vekulne kavlen ma’rûfâ(n)

-Ey Peygamberin eşleri, siz, öbür kadınlardan birine benzemezsiniz; çekiniyorsanız sözü yumuşak bir tarzda söylemeyin ki gönlünde bir hastalık olan ümide düşer sonra ve doğru ve güzel söz söyleyin.
-Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
-Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer korunup takvaya sarılıyorsanız sözü kırıtarak söylemeyin ki, kalbinde maraz bulunan biri ümide kapılmasın. Örfe uygun söz söyleyin.

 

Ey Nebi eşleri, Sizler normal kadınlar gibi değilsiniz. İnsanlarla konuşurken ciddi konuşun, Kalpleri bozuk olanlar sizi yanlış anlamasınlar. Örfe uygun güzel konuşun. (İslam’da, kadınların erkeklerle konuşmaması diye bir şey yok)

 

33-Vekarne fî buyûtikunne velâ teberracne teberruce-lcâhiliyyeti-l-ûlâ(s) ve akimne-ssalâte ve âtîne-zzekâte ve ati’na(A)llâhe ve rasûleh(u)(c) innemâ yurîdu(A)llâhu liyużhibe ‘ankumu-rricse ehle-lbeyti veyutahhirakum tathîrâ(n)

-Ve evlerinizde oturun ve ilk cahiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara çıkmayın ve namaz kılın ve zekat verin ve itaat edin Allah’a ve Peygamberine. Ancak ve ancak Allah, ey Ehli Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.
-Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
-Evlerinizde oturun. İlk cahiliye yürüyüşü gibi kendinizi teşhir ederek yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Allah sizden kiri / lekeyi gidermek istiyor ey Ehlibeyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor.

 

Evlerinizde oturun (Sık sık dışarı çıkmayın), Dışarı çıkarsanız, cahiliye devrindeki gibi teşhir ederek, açılıp saçılarak dışarı çıkmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allaha ve Resulüne itaat edin. Ey Ehlibeyt, Allah sizi tertemiz olarak dünya kadınlarına örnek olmanızı istiyor.

 

34-Veżkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâti(A)llâhi velhikme(ti)(c) inna(A)llâhe kâne latîfen abîrâ(n)

-Ve ey Peygamberin eşleri, evlerinizde okunan ayetleri ve hikmeti anın; şüphe yok ki Allah’ın lütfü boldur ve o, her şeyden haberdardır.
-Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haberdar olandır.
-Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları, hatırlayın. Kuşkusuz Allah Latif’tir, Habir’dir.

 

Evlerinizde okunan ayetleri ve hikmetlerini düşünün, üzerind çalışın. (Ayetlerdeki Allah’ın ilmini, derin manalarını, iç yüzünü çalışın. Tahsil görün) Allah en ince işlerin içini bilen (Latif), haberdar olandır (Habir).

 

35-İnne-lmuslimîne velmuslimâti velmu/minîne velmu/minâti velkânitîne velkânitâti ve-ssâdikîne ve-ssâdikâti ve-ssâbirîne ve-ssâbirâti velâşi’îne velâşi’âti velmutesaddikîne velmutesaddikâti ve-ssâ-imîne ve-ssâ-imâti velhâfizîne furûcehum velhâfizâti ve-żżâkirîna(A)llâhe keśîran ve-żżâkirâti e’adda(A)llâhu lehum maġfiraten veecran ‘azîmâ(n)

-Şüphe yok ki Müslüman erkeklere ve Müslüman kadınlara, inanan erkeklere ve kadınlara, itaat eden erkeklere ve kadınlara, doğru söyleyen erkeklere ve kadınlara, sabreden erkeklere ve kadınlara, korkan erkeklere ve kadınlara, sadaka veren erkeklere ve kadınlara, oruç tutan erkeklere ve kadınlara, ırzlarını koruyan erkeklere ve kadınlara, Allah’ı çokçok anan erkeklere ve kadınlara; Allah, onlara yarlıganma ve büyük bir mükafat vaadetmiştir.
-Şüphesiz, müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
-Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler, Allah’ı çok anan kadınlar.

 

Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar. Mümin erkekler, mümin kadınlar. İtaat eden erkekler, itaat eden kadınlar. Sadık erkekler, sadık kadınlar. Sabreden erkekler, sabreden kadınlar. Allahtan korkan erkekler, Allahtan korkan kadınlar. Sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar. Oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar. Namuslarını koruyan erkekler, namuslarını koruyan kadınlar. Allah’ı çok anan erkekler, Allah’ı çok anan kadınlar. İşte bunlar için Allah bağışlanma ve mükâfatlar hazırlamıştır.

 

36-Vemâ kâne limu/minin velâ mu/minetin iżâ kada(A)llâhu verasûluhu emran en yekûne lehumu-liyeratu min emrihim(k) vemen ya’si(A)llâhe verasûlehu fekad dalle dalâlen mubînâ(n)

-Allah ve Resulü, bir işe hükmetti mi erkek olsun, kadın olsun, hiçbir inananın, o işi istediği gibi yapmakta muhayyer olmasına imkan yoktur ve kim, Allah’a ve Peygamberine isyan ederse gerçekten de apaçık bir sapıklığa düşmüş, sapıtıp gitmiştir.

-Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
-Allah ve resulü bir işe hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah’a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.

 

Allah ve Resulü bir iş istediği vakit ister mümin erkek olsun ister mümin kadın, onların kendi kafalarına göre değiştirme veya tercih etme hakkı yoktur. Allah ve Resulüne isyan eden apaçık bir sapıklık etmiş olur.

 

37-Ve-iż tekûlu lilleżî en’ama(A)llâhu ‘aleyhi veen’amte ‘aleyhi emsik ‘aleyke zevceke vetteki(A)llâhe vetufî fî nefsike ma(A)llâhu mubdîhi vetaşâ-nnâse va(A)llâhu ehakku en taşâh(u)(s) felemmâ kadâ zeydun minhâ vataran zevvecnâkehâ likey lâ yekûne ‘alâ-lmu/minîne haracun fî ezvâci ed’iyâ-ihim iżâ kadav minhunne vatarâ(an)(c) vekâne emru(A)llâhi mef’ûlâ(n)

-An o zamanı ki Allah’ın, kendisine nimet verdiği ve senin de nimetler verdiğin kişiye eşini bırakma ve çekin Allah’tan diyordun ve Allah’ın açığa vuracağı şeyi, içinde gizliyordun ve insanlardan korkuyordun ve Allah’tan korkman daha doğruydu ve o, daha layıktı buna. Derken Zeyd, eşinden ilişiğini kesince biz o kadını sana eş ettik, bu da, oğul edinilen kişiler, eşlerinden ayrıldıkları zaman onların bıraktıkları kadınları inananların almalarında bir beis olmadığını bildirmek içindi ve Allah’ın emri yerine gelmiş oldu.
-Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: ‘Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın’ diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
-Hani sen Allah’ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye “eşini yanında tut, Allah’tan kork!” diyordun ama, Allah’ın açıklayacağı birşeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysa ki kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikahladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

 

Hani sen Allah’ın nimet verdiği, senin de ona iyilikte bulunduğun (hala kızı ile evlendirdiğin), yardım ettiğin kişiye eşini (Hz. Muhammed’e çocukluğundan beri âşık olan kendi öz halasının kızı Zeyneb binti Cahş) yanında tut (senin arzunla evlendiği için) boşama ve Allahtan sakın diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi (Onun sana âşık olduğunu) insanlardan korkarak gizliyordun, asıl korkmaya layık olan Allah’tır, Zeyd eşinden boşanınca onu sana nikahladık (Kendini suçlama diye, Zeynep’in mutsuz evliliğini seninle mutlu bir evliliğe çevirdik). Evlatlıklar eşlerini boşayınca, müminler için o kadınla evlenmede bir günah yoktur. İşte bu şekilde Allah’ın bir kuralı daha belli oldu.

 

38-Mâ kâne ‘alâ-nnebiyyi min haracin fîmâ ferada(A)llâhu leh(u)(s) sunneta(A)llâhi fî-lleżîne alev min kablu vekâne emru(A)llâhi kaderan makdûrâ(n)

-Allah’ın, ona farzettiğini yapmasında hiçbir vebal yok Peygambere; daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın koyduğu yol yoradam buydu ve Allah’ın emri, takdir edilmiş ve yerine gelmiştir.
-Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiç bir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir.
-Allah’ın kendisine farz kıldığı şeyde peygambere hiçbir vebal yoktur. Daha önce gelip geçmişlerde de Allah’ın yolu-yasası buydu. Allah’ın emri, belirlenmiş bir ölçüdür.

 

Allah’ın isteğini, Nebinin yerine getirmesinde bir vebal yoktur. Bu daha önce gelip geçen ümmetlerde her zaman olan bir şeydir. Allah’ın koyduğu bir ölçüdür.

 

39-Elleżîne yubelliġûne risâlâti(A)llâhi veyaşevnehu velâ yaşevne ehaden illa(A)llâh(e)(k) vekefâ bi(A)llâhi hasîbâ(n)

-O gelip geçen peygamberler, öyle kişilerdi ki Allah’ın elçiliğini yapıp hükümlerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar ve Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmazlardı ve hesap görmeye de Allah yeter.
-Ki onlar (o peygamberler) Allah’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter.
-Onlar ki Allah’ın mesajlarını tebliğ edip O’ndan korkarlar, Allah’tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

 

Resuller mesajları (Allahın kurallarını) tebliğ ederler, uygularlar ve (insanlar ne der diye onlardan korkmazlar) sadece Allahtan korkarlar. Allahtan başka kimseden korkmazlar. Onlar sadece Allaha hesap verirler.

 

40-Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum velâkin rasûla(A)llâhi veâteme-nnebiyyîn(e)(k) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîmâ(n)

-Muhammed, sizden birisinin babası değildir ve fakat Allah’ın resulüdür ve peygamberlerin sonuncusu ve Allah, her şeyi bilir.
-Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
-Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah herşeyi gereğince biliyor.

 

Muhammed hiç birinizin öz babası değildir. O Allah’ın Resulüdür ve Nebilerin de sonuncusudur. (Nebilerin sonuncusudur. Resullerin değil) Allah her şeyi çok iyi bilir.

 

41-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-żkurû(A)llâhe żikran keśîrâ(n)

-Ey inananlar, Allah’ı çok çok anın.
-Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin.
-Ey iman edenler! Allah’ı çok anın.

 

Ey iman edenler, Allah’ı sık sık anın. (Allah’ı aklınızdan çıkarmayın)

 

42-Vesebbihûhu bukraten veasîlâ(n)

-Ve onu sabah, akşam, tenzih edin.
-Ve O’nu sabah ve akşam tesbih edin.
-O’nu sabah-akşam tespih edin.

 

Sabah akşam Onu tesbih edin. (Günün olaylarını ona bağlıyarak düşünün)

 

43-Huve-lleżî yusallî ‘aleykum vemelâ-iketuhu liyuricekum mine-zzulumâti ilâ-nnûr(i)(c) vekâne bilmu/minîne rahîmâ(n)

-Öyle bir mabuttur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için o ve melekleri, rahmetler ihsan eder size ve o, inananlara rahimdir.
-O’dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü’minleri çok esirgeyicidir.
-O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye üzerinize rahmet gönderiyor; melekleri de sizin için af diliyor. Zaten O, insanlara karşı çok merhametlidir.

 

(Olayları anlamanız için) Sizin karanlıklardan aydınlığa çıkmanız için Allah size yardım ediyor. Melekleri de hatalarınız için ondan af diliyor. Allah insanlara çok merhametlidir.

 

44-Tahiyyetuhum yevme yelkavnehu selâm(un)(c) vea’adde lehum ecran kerîmâ(n)

-Ve ona kavuşacakları gün, birbirlerine iltifatları, esenlik size sözüdür ve onlara pek güzel bir mükafat hazırlamıştır.
-O’na kavuşacakları gün, onların dirlik temennileri: ‘Selam’dır. Ve O, onlara üstün bir ecir hazırlamıştır.
-Kendisine kavuştukları gün onların esenlik dilekleri şöyledir: “Selam!” O, onlar için seçkin ve bereketli bir ödül hazırlamıştır.

 

Merhamet ettikleri, Allaha kavuştukları gün, melekler sizlere esenlik (tebrik ederler) dilerler. Onlar için büyük ödüller hazırlanmıştır.

 

45-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran veneżîrâ(n)

-Ey Peygamber, gerçekten de seni, bir tanık, bir müjdeci ve bir korkutucu olarak gönderdik.
-Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
-Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

 

Ey Nebi, biz seni bir tanık, bir müjdeci, bir uyarıcı olarak gönderdik. (Miraç ta cennetin güzelliklerini görmesi ile bir tanık, iyilerin o güzelliklere kvuşacagına müjdeci, Cehennemi gördüğü içinde bir uyarıcı)

 

46-Ve dâ’iyen ila(A)llâhi bi-iżnihi ve sirâcen munîrâ(n)

-Ve izniyle, halkı Allah’a davetçi ve aydınlatıcı bir ışık olarak yolladık.
-Ve kendi izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).
-Ve Allah’ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak…

 

Allah’ın izni ile, seni cennet hayatı için insanları davet eden, gerçek bilgiler ile aydınlatman için seni örnek olarak gönderdik.

 

47-Vebeşşiri-lmu/minîne bi-enne lehum mina(A)llâhi fadlen kebîrâ(n)

-Ve müjdele inananları ki şüphe yok, onlara, Allah’tan büyük bir lütuf ve ihsan var.
-Mü’minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah’tan büyük bir fazl vardır.
-Ve muştula insanlara: Kendilerine Allah’tan büyük bir lütuf vardır.

 

Onlara, işlerinde devamlı Allah’ın lütfuna (ilmi bulgulara) ereceklerini müjdele.

 

48-Velâ tuti’i-lkâfirîne velmunâfikîne veda’ eżâhum vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) vekefâ bi(A)llâhi vekîlâ(n)

-Ve itaat etme kafirlerle münafıklara ve eziyetlerine aldırış etme ve dayan Allah’a ve koruyucu olarak Allah, yeter.
-Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
-İnkarcılara, ikiyüzlülere itaat etme, onların ezalarına aldırma; Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

 

Kafirlere, münafıklara (yobazlara) itaat etme. Seni durdurmaya çalışmalarına aldırma. Allaha güven ve dayan. Sana Allah yeter.

==============

49-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nekahtumu-lmu/minâti śümme tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne femâ lekum ‘aleyhinne min ‘iddetin ta’teddûnehâ(s) femetti’ûhunne veserrihûhunne serâhan cemîlâ(n)

-Ey inananlar, inanan kadınları nikahladıktan sonra onlara dokunmadan boşarsanız onlar için sayacağınız bir bekleme müddeti yoktur; onlara geçinecek bir şey verin ve güzellikle bırakın.

-Ey iman edenler, mü’min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir tarzda onları salıverin.
-Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da kendilerini, onlara dokunmadan boşarsanız, sizin belirleyeceğiniz bir iddet boyunca onları bekletme hakkınız yoktur. O halde, böyle durumlarda onları nimetlendirin ve kendilerini güzelce serbest bırakın.

 

Ey iman edenler, nikahladıktan sonra onlara dokunmadan boşarsanız, onları iddet boyunca diyerek bekletmeye hakkınız yoktur. Hoşnut olacağı hediyeler vererek güzellikle ayrılın.

 

50-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu innâ ahlelnâ leke ezvâceke-llâtî âteyte ucûrahunne vemâ meleket yemînuke mimmâ efâa(A)llâhu ‘aleyke vebenâti ‘ammike vebenâti ‘ammâtike vebenâti âlike vebenâti âlâtike-llâtî hâcerne me’ake vemraeten mu/mineten in vehebet nefsehâ linnebiyyi in erâde-nnebiyyu en yestenkihahâ âlisaten leke min dûni-lmu/minîn(e)(k) kad ‘alimnâ mâ feradnâ ‘aleyhim fî ezvâcihim vemâ meleket eymânuhum likeylâ yekûne ‘aleyke harac(un)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Ey Peygamber, mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın ganimet olarak sana ihsan ettiği ve senin de temellük ettiğin cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin, seninle beraber yurdundan göçen kızlarını helal ettik sana. Bir de inanan bir kadın, kendisini Peygambere bağışlar da Peygamber de dilediği takdirde onu nikahla almak isterse bu, yalnız sana helaldir, başka inananlara değil. Sana bir güçlük olmasın diye onlara, eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında ne farz ettiğimizi de gerçekten bildirdik ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Ey Peygamber, gerçekten biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü’min bir kadını da, -mü’minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere(senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü’minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiç bir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Müminlere de eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı (sorumluluklarını) biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu… Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

Ey Nebi, mehirlerini verdiğin eşler, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, seninle beraber hicret eden amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Mümin kadınlardan, seninle evlenmek isteyen olurda sende onu istersen, başka müminlere değil sadece sana helal kıldık. Müminlerin, eşleri ve cariyelerinden sorumluluklarını elbette biliriz. Sana zorluk olmaması içindir. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.  

 

51-Turcî men teşâu minhunne vetu/vî ileyke men teşâ(u)(s) vemeni-bteġayte mimmen ‘azelte felâ cunâha ‘aleyk(e)(c) żâlike ednâ en tekarra a’yunuhunne velâ yahzenne veyerdayne bimâ âteytehunne kulluhun(ne)(c) va(A)llâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum(c) vekâna(A)llâhu ‘alîmen halîmâ(n)

-Bunlardan dilediğini bırakabilirsin, dilediğini de alabilirsin ve bıraktığını tekrar almada da bir vebal yok sana; bu, gözlerinin ışıklanması, mahzun olmamaları ve verdiğin şeye, hepsinin de razı olması bakımından daha iyidir ve Allah, gönüllerinizdene varsa bilir ve Allah, her şeyi bilir, azap etmede de acele etmez.
-Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir.
-Onlardan dilediğini geriye bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Bir süre için uzaklaştığın hanımlarından dilediğini yanına almanda da bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanmasında, tasalanmalarında ve kendilerine verdiğinde hepsinin hoşnut olmasında bu daha uygun bir yoldur. Allah sizin kalplerinizde olanı bilir. Allah Alim’dir, Halim’dir.

 

Bunlardan dilediğini bırakabilirsin, dilediğini yanına alırsın. Bıraktıklarından istediğini tekrar geri almanda bir sakınca yoktur. Bu onların sevinmeleri, üzülmemeleri içindir. Kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Alimdir. Halimdir.

 

52-Lâ yahillu leke-nnisâu min ba’du velâ en tebeddele bihinne min ezvâcin velev a’cebeke husnuhunne illâ mâ meleket yemînuk(e)(k) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in rakîbâ(n)

-Bundan sonra kadın almak ve onlardan birini, değiştirmek, hatta güzellikleri seni hayretlere salsa bile, helal değildir sana, ancak malınla temellük ettiğin cariyeler müstesna ve Allah, her şeyi görür, gözetir.
-Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bilesana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir.
-Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de –onların güzellikleri hoşuna gitse bile- helal olmaz. Elinin sahip olabilecekleri / cariyeler müstesna. Allah herşey üzerinde bir Rakib’dir, herşeyi gözetlemektedir.

 

Bunlardan başka kadınlar sana helal değil. Birini bırakıp başka eş almak (güzelliği hoşuna gitse bile) helal değil. Cariyeler hariç Allah her şeyi görür. gözetir.

 

53-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tedulû buyûte-nnebiyyi illâ en yu/żene lekum ilâ ta’âmin ġayra nâzirîne inâhu velâkin iżâ du’îtum fedulû fe-iżâ ta’imtum fenteşirû velâ muste/nisîne lihadîś(in)(c) inne żâlikum kâne yu/żî-nnebiyye feyestahyî minkum(s) va(A)llâhu lâ yestahyî mine-lhakk(i)(c) ve-iżâ seeltumûhunne metâ’an fes-elûhunne min verâ-i hicâb(in)(c) żâlikum atheru likulûbikum ve kulûbihin(ne)(c) vemâ kâne lekum en tu/żû rasûla(A)llâhi velâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihi ebedâ(en)(c) inne żâlikum kâne ‘inda(A)llâhi ‘azîmâ(n)

-Ey inananlar, yemeğe davet edilmeden Peygamberin evlerine gitmeyin, davet edilirseniz yemek vaktini beklemek üzere daha önce gitmeyin; fakat çağrılınca gidin ve yemek yiyince dağılın, konuşmak için uzun uzadıya oturmayın; şüphe yok ki bunlar, Peygamberi incitir de utanır sizden ve Allah’sa doğruyu söylemekten çekinmez ve kadınlarından bir şey istediğiniz zaman perde ardından isteyin; bu, sizin yürekleriniz bakımından da daha temizdir, onların yürekleri bakımından da ve Allah’ın Peygamberini incitmeniz caiz olmadığı gibi onun eşlerini de bundan böyle ebediyen almayın; şüphe yok ki bu, Allah katında pek büyük bir günahtır.
-Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah’ın Resûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır.
-Ey iman edenler! Size bir yemek için izin verilmedikçe Peygamber’in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber’i rahatsız eder. Fakat o size birşey söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekten çekinmez. Peygamber’in eşlerinden birşey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz için hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur. Allah’ın resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle nikahlanmanız size helal kılınmamıştır. Böyle birşey Allah katında büyük bir vebaldir.

 

Ey iman edenler, davet edilmeden Nebinin evine girmeyin. Başka iş için girip sonra bahane ile yemek vaktini beklemeyin. Yemek için çağırılmışsanız, yemekten sonra hemen gidin. Bahanelerle muhabbeti uzatmaya çalışmayın. Böyle yapmanız onu rahatsız eder. Utancınsan size gitmenizi söyleyemez. Allah doğruyu söylemekten çekinmez. Kadınlarından bir şey istediğinizde, perde arkasından isteyin (hemen dalmayın odasına) bu hem sizin hem onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resulüne eziyet vermeniz, ondan sonra eşleri ile nikahlanmanız helal değildir. Allah katında çok büyük günahtır.

 

54-İn tubdû şey-en ev tufûhu fe-inna(A)llâhe kâne bikulli şey-in ‘alîmâ(n)

Birşeyi açığa vursanız da, gizleseniz de hiç şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir.
-Bir şeyi açığa vursanız da, saklı tutsanız da; şüphesiz Allah, her şeyi bilici olandır.
-Siz birşeyi açıklasanız da gizleseniz de Allah bunların tümünü bilmektedir.

 

(Bu yasak şeyleri yaparak) açıklasanız da gizleseniz de Allah her şeyi bilir.

 

55-Lâ cunâha ‘aleyhinne fî âbâ-ihinne velâ ebnâ-ihinne velâ ivânihinne velâ ebnâ-i ivânihinne velâ ebnâ-i eavâtihinne velâ nisâ-ihinne velâ mâ meleket eymânuhun(ne)(k) vettekîna(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe kâne ‘alâ kulli şey-in şehîdâ(n)

-Peygamberin kadınlarının, babalarına, oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, inanan kadınlara ve sahip oldukları kölelere ve cariylere görünmelerinde bir vebal yok ve çekinin Allah’tan; şüphe yokki Allah her şeye tanıktır.
-Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey müslüman kadınlar) Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, her şeye şahid olandır.
-Peygamber’in hanımlarına, babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, hizmetlerindeki kadınlar ve cariyelerinden ötürü hiçbir günah yoktur. Allah’tan korkun, ey Peygamber hanımları! Kuşkusuz, Allah herşeye tanıklık etmektedir.

 

Onlar için (Peygamber eşleri) babaları, çocukları, kardeşleri, kardeşlerinin çocukları, evdeki hizmetçi kadınlar ve (kölelerinden) cariyelerinden sakınma (kaçınma) yoktur. Sorumluluğunuzun her zaman bilincinde olun. Allah her şeye şahittir.

 

56-İnna(A)llâhe vemelâ-iketehu yusallûne ‘alâ-nnebiy(yi)(c) yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû sallû ‘aleyhi vesellimû teslîmâ(n)

-Şüphe yok ki Allah ve melekleri, salavat getirir Peygambere; ey inanlar, siz de ona salavat getirin, tam teslim olarak da selam verin.
-Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.
-Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber’e salat ederler / onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona salat edip içtenlikle selam verin.

 

Allah ve melekleri, peygambere salat ederler (sevgi ile desteklerler) Ey inananlar sizde salat (destekleyin) edin.

 

57-İnne-lleżîne yu/żûna(A)llâhe verasûlehu le’anehumu(A)llâhu fî-ddunyâ vel-âirati vea’adde lehum ‘ażâben muhînâ(n)

-Gerçekten de Allah’ı ve Peygamberini incitenlere Allah, dünyada da lanet etmiştir, ahirette de ve onlara, horlayıcı, aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
-Gerçek şu ki, Allah’a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır.
-Allah’ı ve resulünü incitenleri Allah dünyada da ahirette de lanetlemiştir. Onlar için, alçaltıcı bir azap da hazırlamıştır.

 

Allah’ı ve resulünü incitenler (dediklerinin tersini yapanlar) için dünyada da ahrette de rezillik vardır. Azapta hazırdır.

 

58-Velleżîne yu/żûne-lmu/minîne velmu/minâti biġayri mâ-ktesebû fekadi-htemelû buhtânen ve-iśmen mubînâ(n)

-Kadın ve erkek, inananlara, yapmadıkları suçlar yüzünden eziyet edenler, pek büyük bir yalan ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
-Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
-Mümin erkeklerle mümin kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı rahatsız edenler, bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.

 

Namuslu erkeklere ve namuslu kadınlara, yalan yere bir suç isnat edenler, açık bir günah (suç) işlemişlerdir.

 

59-Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike vebenâtike venisâ-i-lmu/minîne yudnîne ‘aleyhinne min celâbîbihin(ne)(c) żâlike ednâ en yu’rafne felâ yu/żeyn(e)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına söyle; dışarı çıkacakları vakit dışarıya mahsus elbiselerini giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi sağlar ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Tanınıp inciltilmemeleri için bu çok daha uygun bir yoldur. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

Ey Nebi, eşlerine, kızlarına ve müminlerin eşlerine söyle, sokağa çıkarken dış giysilerini giysinler (evde giyindikleri gibi çıkmasınlar). Bu onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur (Düzgün, namuslu kadın oldukları belli olması için) Allah bağışlayan ve koruyandır.

 

60-Le-in lem yentehi-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun velmurcifûne fî-lmedîneti lenuġriyenneke bihim śümme lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ(n)

-Münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar ve Medine’de kötü haberler yayanlar, bu işten vazgeçmezlerse andolsun ki sana, onlara karşı bir kuvvet veririz de sonra artık orada pek az bir müddet komşu olabilirler sana.
-Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.
-İki yüzlüler, kalplerinde maraz bulunanlar, şehirde çirkin haberler yayanlar, bu yaptıklarına son vermezlerse, seni onların üzerine gitmeye elbette teşvik edeceğiz. Bundan sonra onlar, orada senin yakınında, çok az kalabilirler.

 

İki yüzlüler, (dürüst görünen ahlaksızlar) gönüllerinde hastalık bulunanlar (kadın tavlama, zamparalık hastası olanlar) Çirkin haberler yayanlar (paparazziler) Mümin kadınlarına (namuslu kadınlara) yaptıklarına son vermezlerse, seni (kanunu) onlara saldırtırız (ağır ceza). Senin şehrinde yaşayamazlar (hapse atılırlar veya sürülürler).

 

61-Mel’ûnîn(e)(s) eyne mâ śukifû uiżû vekuttilû taktîlâ(n)
-Lanet edilmişler; nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve boyuna öldürülüp dururlar.

-Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.
-Lanetlenmiş hale gelirler. Rastlandıkları yerde enselenir, öldürülür de öldürülürler.

 

Lanet edilmişler (çocukların, kızların, kadınların ırzına geçmiş olanlar) yakalanır ve hadım edilip o hisleri öldürülür.

 

62-Sunneta(A)llâhi fî-lleżîne alev min kabl(u)(s) velen tecide lisunneti(A)llâhi tebdîlâ(n)

-Bundan önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın yoluyoradamı buydu ve Allah’ın yolundayoradamında bir değişme bulamazsın.
-(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.
-Bu Allah’ın daha önce gelip geçmişlerde işleyen tavrı-tarzıdır. Allah’ın tavrında herhangi bir değişiklik asla bulamazsın.

 

Bu Allah’ın sünnetidir ve Her zaman böyleydi. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. (Bu gibi ahlaksızlıkların çoğalması kıyamet alametlerindendir)

 

63-Yes-eluke-nnâsu ‘ani-ssâ’a(ti)(s) kul innemâ ‘ilmuhâ ‘inda(A)llâh(i)(c) vemâ yudrîke le’alle-ssâ’ate tekûnu karîbâ(n)

-İnsanlar, kıyameti sorarlar sana; de ki: Onun bilgisi, ancak Tanrı katında ve ne bilirsin, belki de kıyamet, pek yakında kopacak.
-İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: ‘Onun bilgisi yalnızca Allah’ın katındadır.’ Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.
-İnsanlar sana kıyametin saatinden soruyorlar. De ki: “Ona ilişkin bilgi Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de o saat yakındır!

 

İnsanlar sana kıyametin ne zaman olacağını soruyorlar. Deki, onun bilgisi Allah’tadır. Hiç bilemezsin belki de çok yakındır.

 

64-İnna(A)llâhe le’ane-lkâfirîne ve e’adde lehum se’îrâ(n)

-Şüphe yok ki Allah, kafirlere lanet etmiştir ve onlara, yakıp kavurucu bir azap hazırlamıştır.
-Gerçekten Allah, kafirleri lanetlemiş ve onlar için ‘çılgın bir ateş’ hazırlamıştır.
-Hiç kuşkusuz, Allah inkarcıları lanetlemiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.

 

Allah kafirlere (ahlaksızlara, ırz dümanlarına) lanet etmiştir. Onlar için çılgın bir pişmanlık ateşi hazırlanmıştır.

 

65-âlidîne fîhâ ebedâ(en)(s) lâ yecidûne veliyyen velâ nasîrâ(n)

-Orada ebedi ve daimi kalırlar; ne bir dost bulurlar, ne bir yardımcı.
-Orda ebedi olarak kalıcıdırlar. Onlar ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır.
-Sonsuza dek kalacaklardır onun içinde. Ne bir dost bulacaklar ne bir yardımcı.

 

Irz düşmanları o durumda sonsuz kalırlar ne bir dostları vardır ne de yardımcıları.

 

66-Yevme tukallebu vucûhuhum fî-nnâri yekûlûne yâ leytenâ eta’na(A)llâhe veeta’nâ-rrasûlâ

-O gün yüzleri, ateş içinde renkten renge girerken ne olurdu derler, Allah’a itaat etseydik ve Peygambere itaat etseydik.
-Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: ‘Eyvahlar bize, keşke Allah’a itaat etseydik ve Resûl’e itaat etseydik.’
-Gün olur, yüzleri ateşin içinde evrilip çevrilir de şöyle derler: “Vay başımıza! Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke resule itaat etseydik.”

 

Her gün yüzleri utançlar içinde, keşke Allaha ve Resulü dinleseydik derler.

 

67-Ve kâlû rabbenâ innâ eta’nâ sâdetenâ vekuberâenâ feedallûnâ-ssebîlâ

-Ve Rabbimiz derler, gerçekten de ulularımıza ve büyüklerimize itaat ettik de onlar, sapıttı yolumuzu.
-Ve dediler ki: ‘Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.’
-Ve derler ki: “Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”

 

Rabbimiz derler, biz büyüklerimize, beylerimize uyduk (Benim çocuğum büyücek, yakışıklı olacak, bütün kızlar ona bakacak, gibi büyüklerin konuşmaları) bizi yoldan saptırdılar. (Bize işi icabı gizli resimler çektirdiler. Video çektiler)

 

68-Rabbenâ âtihim di’feyni mine-l’ażâbi vel’anhum la’nen kebîrâ(n)

-Rabbimiz, onları iki kat azaplandır ve onlara, pek büyük bir lanetle lanet et.
-‘Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et.’
-“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanetle lanetle.”

 

Rabbimiz onları bizden iki misli fazla cezalandır derler.

 

69-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tekûnû kelleżîne âżev mûsâ feberraehu(A)llâhu mimmâ kâlû(c) vekâne ‘inda(A)llâhi vecîhâ(n)

-Ey inananlar, Musa’yı incitenlere benzemeyin; Allah, onu, onların söyledikleri şeylerden temize çıkardı, uzaklaştırdı tamamıyla ve o, Allah katında pek değerliydi.
-Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti.
-Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediğinden uzak tutmuştur. O, Allah katında olumlu, itibarlı bir kul idi.

 

Ey iman edenler, Musa’yı incitenler gibi olmayın. O, Onların attıkları iftiradan temize çıktı. O Allah katında şerefli ve namusludur. (Hz. Musa müşrikler gibi çıplak toplu halde yıkanmazdı, Tek başına tenhada yıkanırdı ve yine de ona bazı iftiralar atıldı)

 

70-Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(n)

-Ey inananlar, çekinin Allah’tan ve sözün düzünü, doğrusunu söyleyin.
-Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin.
-Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sağlam söz söyleyin.

 

Ey iman edenler. Allahtan çekinin. Her zaman doğruyu konuşun.

 

71-Yuslih lekum a’mâlekum veyaġfir lekum żunûbekum(k) vemen yuti’i(A)llâhe verasûlehu fekad fâze fevzen ‘azîmâ(n)

-Söyleyin de yaptığınız işleri iyi ve düzgün bir hale getirsin ve suçlarınızı yarlıgasın ve kim, Allah’a ve Peygamberine itaat ederse gerçekten de pek büyük bir kurtuluşa nail olur, muradına erer.
-Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur
-Ki Allah, amellerinizi iyiik barışa yarayışlı kılsın, günahlarınızı affetsin. Allah’a ve O’nun resulüne itaat eden, büyük bir başarıyı elde etmiştir.

 

Doğru konuşursanız, Allah işlerinizi ve yaşamınızı düzgün yapar. Allaha ve resulüne itaat edin. Allah sizi affeder.

 

72-İnnâ ‘aradnâ-l-emânete ‘alâ-ssemâvâti vel-ardi velcibâli feebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehâ-l-insân(u)(s) innehu kâne zalûmen cehûlâ(n)

-Şüphe yok ki biz arzettik emaneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara, derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zalim oldu, çok bilgisiz bir hale geldi.
-Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.
-Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

 

Biz göklere, yere ve dağlara emaneti (Cenabı Allah’ı temsil etmeyi) sunduk. Onlar o vazifeyi almaktan çekindiler. İnsanlar çok zalim ve çok cahil olduğundan o vazifeyi kabul etti. (Zalimlik ve cahillikten kurtulmak için insanoğlu bu vazifesini başarıp Adil ve Âlim olmak mecburiyetinde)

 

73-Liyu’ażżiba(A)llâhu-lmunâfikîne velmunâfikâti velmuşrikîne velmuşrikâti veyetûba(A)llâhu ‘alâ-lmu/minîne velmu/minât(i)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)

-Emanete hıyanet etmeleri yüzünden Allah, münafık erkeklerle münafık kadınları ve şirk koşan erkeklerle şirk koşan kadınları azaplandıracak, hıyanette bulunmayan inanmış erkeklerle inanmış kadınlara da tövbe nasip edecektir ve Allah, suçları örter, rahimdir.
-Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
-Bunun böyle olması, Allah’ın; ikiyüzlü erkeklerle, ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

 

(Emaneti yüklenip taşıyamadıkları için) münafık erkeklerle münafık kadınları, Allaha ortak koşan erkeklerle ortak koşan kadınları, cezalandıracak. Mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul edecek. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.