İçeriğe geç

Adiyat

Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; Mavi renkli yazılar Mealler; Siyah renkli yazılar Benim bu meallerden anladıklarım;

————————————————————————————————————————————–

(nefes nefese gitmek) (Resmi Mushaf: 100 / İniş Sırası: 14)

 

Bu surede, insanların büyük kısmının amacının büyük felaketten kurtulma olmadığını, maddi çıkarları için ilimde ve teknolojide ilerlediğini anlıyoruz.


Bismillahirrahmanirrahim


1-Vel-’âdiyâti dabhâ(n)

-Andolsun soluya soluya koşanlara

-Soluk soluğa koşan (at)laraandolsun,

-Andolsun soluyuşlarıyla ses çıkararak koşanlara / nefes nefese saldıranlara.

 

Ant olsun soluyarak hızlı gidenlere. Havadan güç alarak gidenlere. 

(Misiller, füzeler, uçaklar, jetlere)

 

2-Fel-mûriyâti kadhâ(n)

-Tırnaklarıyle bastıkça taştan kıvılcım saçanlara.

-(Tırnaklarıyla) Ateş saçanlara,

-Çakıp çakıp ateş çıkaranlara,

 

 ateşliyerek, çıkarak gidenlere.


3-Fel-muġîrâti sub
hâ(n)

-Sabah çağı, düşmanı basanlara.

-Sabah vakti baskın yapanlara.

-Sabahleyin akın edenlere / baskın yapıp toprak fethedenlere,

 

Sabah (herkesten önce) baskın yapanlara.

(Başka yerlerden, başka memleketlerden, madenler, enerji kaynakları kapmaya çalışanlara)

 

4-Fe-eśerne bihinak’â(n)

-Derken her yanı toza, dumana boğanlara.

-Derken, orada tozu dumana katanlara,

-Derken onunla toz duman çıkaranlara,

Bu yüzden bombardımanlarla ortalığı tozu dumana katan bombalara, (Kime ne kadar zarar verdiğini düşünmeyen aç gözlülere) (Havanın ve toprağın var olduğundan bu dünyada olduğunu anlıyoruz)


5-Fe-vesatne bihicem’â
(n)

-Derken düşman topluluğunun ta ortasına dalanlara.

-Bununla bir (düşman) topluluğun orta yerine kadar dalanlara.

-Derken, onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,

 

Topluluğun ortasına dalanlara, çoluk, çocuk, yaşlı, kadın, erkek, hayvan demeden topluluğun içinde patlayanlara.

 

6-İnne-l-insâne lirabbihilekenûd(un)

Şüphe yok ki insan, Rabbine karşı pek inatçıdır, pek nankördür.

Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.

İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.

 

Gerçekten insan, kendinde olana ile yetinmez, şükretmez. Daha fazlasını elde etmek için saldırır.


7-Ve-innehu ‘alâżâlikeleşehîd
(un)

-Ve şüphe yok ki o, buna tanıktır.

-Ve gerçekten, kendisi buna şahiddir.

-Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.

 

Birde, o nankör insan katliam yaptığını bilerek yapar.

(Kim ölmüş, kim kalmış, suçlu, suçsuz hiç mühim değil onlar için)


8-Ve-innehu li
hubbi-layrileşedîd(un)

Ve şüphe yok ki insan, hayrına yarayan mala mülke karşı da pek düşkündür, pek nekestir.

Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır.

O, mal ve servet arzusu yüzünden alabildiğine katıdır.

 

Gerçekten nankör insan mal, mülk elde etmek için her türlü caniliği yapar.


9-Efelâ ya’lemuiżâbu’śiramâ fî-lkubûr
(i)

Fakat bilmez mi ki kabirlerdekiler, dışarı çıkınca.

-Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların ‘deşilip dışa atıldığı,’

-Bilmez mi ki o kabirler içindekiler dışarı fırlatıldığında,

 

Bilmiyormu ki tekrar dirilip hesap vereceğini. Pekâlâ biliyor.


10-Ve
hussilemâ fî-ssudûr(i)

Ve gönüllerdekiler, meydana vurulup bilinince.

Göğüslerde olanların derlenip-devşirildiği zamanı?

Göğüslerin içindekiler derlenip toplandığında

 

Hangi maksatla bu katliamları yaptığı ayan beyan ortaya çıkacağını bilmiyor mu. Pekâlâ biliyor.


11-İnne rabbehumbihimyevme-iżinle
abîr(un)
-Şüphe yok ki Rabbin, o gün, onların her şeyini bilir elbette.
-Şüphesiz, o gün Rableri, kendilerinden gerçekten haberdardır.
-Hiç kuşkusuz, o gün Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır.

 

Şüphesiz Rabbin yaptıklarını ve düşüncelerini hepsini biliyor.