İçeriğe geç

Abese

(Surat asmak) (Resmi Mushaf: 80 / İniş Sırası: 24)—-


Kırmızı renkli yazılar Latin alfabesi ile Kuran’ı Kerim; 

Mavi renkli yazılar değişik hocaların Mealler; 

Siyah renkli yazılar benim bu meallerden anladıklarım;

——————————————-

Bu sure, öğrenmede ve ilim çalışmasında kadın erkek herkese farz olduğu gibi bilhassa engelli insanlarımıza da farzdır. Onlara her türlü kolaylık gösterilmesinin gerekli olduğundan bahsediyor.

(surat asmak) (Resmi Mushaf: 80 / İniş Sırası: 24)—-


Bismillahirrahmanirrahim


1-Abese ve tevellâ
-Yüzünü ekşitti ve döndürdü
-Surat astı ve döndü
-Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;

Gördüğünden hoşlanmadı ve canı sıkılarak başını çevirdi,

2-En câehu-l-a’mâ

-Kendisine o kör geldi diye
-Yanına kör adam geldi diye.
-Demek kendisine âmâ geldi diye böyle yaptı

O kör adam zamansız olarak yanına geldi diye.

3-Vemâ yudrîke le’allehu yezzekkâ
-Ne bilirsin belki de O senden öğrenecekleriyle günahlarından temizlenecekti
-Belki o, arınacaktır, ne bilirsin
-Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.

Belki de o acil olarak arınacaktı. Arınmaya ihtiyacı vardı.

4-Ev yeżżekkeru fetenfe’ahu-żżikrâ

-Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır
-Yahutta kendisine hakikat hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti
-Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.

Sizin konuşmalarınızı kulak misafiri olarak dinleyecek ve onlara söylediğinden kendisi öğüt alacaktı, anlayışı açılacaktı.

5-Emmâ meni-staġnâ

-Fakat ihtiyacı olmayana gelince
-Fakat kendini müstağni gören (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise
-O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,

Zaten o kendini yeterli gören her şeyi kendisi biliyor ve görüyor zannediyor.

6-Fe-ente lehu tesaddâ

-Artık sen onun üstüne düştükçe düşüyorsun
-Sen bütün ilgiyi onlara gösterip onların üstüne düştükçe düşüyorsun
-Ki sen ona yöneliyorsun;

Sen ona yöneliyorsun ama boşuna uğraşıyorsun, şimdilik onlar senin öğütlerini almazlar. 

7-Vemâ ‘aleyke ellâ yezzekkâ

-O arınmazsa sana ne
-Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin
-Sana ne onun arınmasından!

Ve zaten onun öğüt almasından sen sorumlu değilsin.

8-Ve-emmâ men câeke yes’â

-Ve fakat sana koşup gelen
-Ama koşarak sana gelen ise
-O, koşarak sana gelen var ya;

Ama o sana koşarak gelen, öğrenmek isteyen adam,

9-Ve huve ya
şâ
-Ve korkan kişi
-Ki o, ‘içi titreyerek korkar’ bir durumdadır
-Odur içine ürperti düşen.

Asıl cevap arayan, çözüm arayan oydu.

10-Fe-ente ‘anhu telehhâ

-Sen ondan gaflet ediyor, ona aldırış bile etmiyorsun
-İşte sen onunla ilgilenmiyorsun
-Sen ona aldırmazlık ediyorsun

Sen onunla ilgilenmedin,

11-Kellâ innehâ teżkira(tun)

-Öyle değil, şüphe yok ki Kur’an, ancak bir öğüttür
-Hayır. Bu ancak bir öğüttür
-Hayır, hiç de öyle değil. O bir düşündürücüdür.

Halbuki herkes için bir öğüttür bu (Kuran)

12-Femen şâe żekerah(u)
-Bunun için kim istekliyse O’nu hatırlayıp öğüt alabilir
-Artık dileyen, onu ‘düşünüp-öğüt alsın
-Dileyen onu düşünüp öğüt alır

Ama sadece isteyen öğüt alır.

13-Fî suhufin mukerrame(tin

-O (Kur’an), ‘şerefli-üstün’ sahifelerdedir
-O Kur’ân Allah katında kıymetli, şerefli şanlı sahifelerdedir
-Kutsanan bereketli sayfalardadır o.

O öğütler yanımızdaki çok değerli sayfalardan gelmedir.

14-Merfû’atin mutahhera(tin)

-Yüceltilmiştir, arıtılmıştır
-Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış
-Yüceltilen, tertemiz sayfalarda,

Onlar hatasız ve gerçek bilgilerdir

15-Bi-eydî sefera(tin)
-Kâtiplerin ellerinde
-Meleklerden ibaret) kâtiplerin elleri ile yazılmıştır,
-Yazıcıların ellerinde;

Yanımızdaki yazıcılar onu hatasız ve düzgün yazmışlardır.

16-Kirâmin berara(tin)

-Büyüklerdir, hayırlı ve itaatlilerdir
-(Ki onlar,) Üstün değerli, ‘iyilik ve dürüstlük sembolü.’
-Ak-pak, mübarek yazıcıların.

Emrime itaatkâr, tertemiz yazıcılar.

17-Kutile-l-insânu mâ ekferah(u)

-Geberesice insan, ne de kâfirdir
-Canı çıkası insan ne kadar da nankördür
-Kahrolası insan ne kadar da nankördür!

İnsanlar nasıl bu kadar nankör olabiliyor. 

(Burada Cenabı Allah’ın konuşma şekli o kadar tatlı ki, Sanki annemiz, babamız gibi bize kızıyor. Geberesice, canı çıkasıca, kahrolasıca, Sanki Annemiz veya babamız bize çok kızmış, hiçte istemediği kelimeler ile bize hitap ediyor. Cenabı Allah’ın bize olan o büyük sevgisini görüyor ve hissediyoruz bu hitaplarında)

18-Min eyyi şey-in
alekah(u)
-Onu, neden yaratmıştır?
-Allah o nankörü hangi şeyden yarattı ki, kalkıp Rabbine büyüklenerek başkaldırıyor.
-Hangi şeyden yarattı onu?

Yaratıldığın şeye bir baksana. Çok basit bir şeyden yaratıldın.

(Sen kimsin ki der gibi. Yaratılış maddemizi küçültüyor)

19-Min nutfetin
alekahu fekadderah(u)
-Bir katre sudan; yaratmıştır onu da halden hale döndürmüştür
-Bir damla sudan yarattı da, bir ölçüye biçime soktu.
-Bir spermden. Yarattı onu, ölçülendirip-biçimlendirdi.

İçine kodları işlenmiş bir sudan yaratıldın.

(Bu bizim için bir ilim dalıdır incelenmesi lazım)

20-Śumme-ssebîle yesserah(u)

-Sonra ona yolu kolaylamıştır da dünyaya getirmiştir
-Sonra ona tüm yönleriyle hayatı kolaylaştırdı
-Sonra yolu kolaylaştırdı kendisine,

Sonra vücudun, benim ilmim dahilinde kendi kendine kolay bir şekilde büyüyor.

21-Śumme emâtehu feakberah(u)

-Sonra öldürmüştür onu da kabre sokmuştur
-Sonra eceli gelince onun ölümünü gerçekleştirdi ve yerin altını ona kabir yaptı
-Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu.

Sonra ecel gelince de öldürüyor ve kabre sokuyor.

22-Śumme iżâ şâe enşerah(u)

-Sonra da dilerse diriltir onu
-Daha sonrada dilediği zamanda onu tekrar diriltecek
-Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu.

Sonra dilerse tekrar diriltecek.

23-Kellâ lemmâ yakdi mâ emerah(u)

-Gerçekten de insan, onun emrini tam yerine getirmedi gitti
-Hayır; ona (Allah’ın) emrettiğini yerine getirmedi.
-Hayır, hayır! O, O’nun kendisine emrettiğini hiç yerine getirmedi.

Ne nankörsün, hala emirlerimi yerine getirmiyorsun. Sen kendini ne zannediyorsun.

(Düşük bir sudan seni yaratan benim. Sana vücut veren benim. Öldüren benim. Dilersem tekrar dirilten de benim)

24-Felyenzuri-l-insânu ilâ ta’âmih(i)
-Artık insan, yediğine de bir baksın
-O halde insan bir kerede yediği şeylere baksın
-Hadi, bakıversin insan kendi yiyeceğine!

Bak yiyeceklerine, onları da biz yaptık senin için.

25-Ennâ sabebnâ-lmâe sabbâ(n)

-Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık
-Şüphesiz biz gücümüzle bulutlardan yeryüzüne bol bol yağmur yağdırmaktayız
-Biz suyu döktük de döktük.

Bol bol yağmur yağdırdık.

26-Śumme şekaknâ-l-arda şakkâ(n

-Sonra yeryüzünü bir iyice yardık
-Sonra o yeryüzünü bitki ve nebatları çıkarmak için güzelce kabartıp yarmaktayız
-Sonra toprağı yardık da yardık.

Yeryüzü o sular ile canlandı, yarıldı.

(Müthiş bir ilim dalı bakın)

27-Fe-enbetnâ fîhâ habbâ(n)
-Derken orada tohumlar bitirdik
-Böylece onda taneler bitirdik
-Ardından yeryüzünde daneler bitirdik.

Bakın yarılan topraktan neler fışkırdı sizin için.

28-Ve ’ineben ve kadbâ(n)

-Ayrıca üzümler ve yoncalar
-Üzüm bağları, sebze bahçeleri, çeşitli ağaçlar, yoncalar yetiştirdik
-Üzümler, yoncalar vücuda getirdik.

Çeşit çeşit meyveler, çeşit çeşit sebzeler fışkırdı oradan. Üzümler, yoncalar.

29-Ve zeytûnen ve na
lâ(n)
-Ve zeytin ve hurma
-zeytinler ve hurmalar
-Zeytinlikler, hurmalıklar oluşturduk.

Zeytin ve hurma çeşitleri de.

30-Ve hadâ-ika ġulbâ(n)

-Ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler.
-Boyları birbiriyle yarışan ve iç içe girmiş ağaçlı bahçeler
-Gür çimenli, bol ağaçlı bahçeler.

Bostanlar, bahçeler ve ağaçlıklar.

31-Ve fâkiheten ve ebbâ(n)

-Ve meyveler ve otlaklar.
-Meyveler yetiştirdik, çayırlar bitirdik
-Meyve, otlak, sebze yetiştirdik.

Çeşit çeşit meyveler, bağlar, bahçeler çıktı da çıktı o çatlayan topraktan,


32-Metâ’an lekum veli-en’âmikum

-Sizin ve hayvanlarınızın faydası için
-Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere
-Sizin ve hayvanlarınızın yararına.

Bütün bunlar sizler ve hayvanlarınız için.

33-Fe-iżâ câeti-ssâ
ḣḣa(tu)
-Derken adeta kulakları sağır eden o bağırış gelip çattı mı
-Fakat ‘kulakları patlatırcasına olan o gürleme’ geldiği zaman
-Şiddetli çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde,

İşte, sizlere verdiğim tüm bu güzellikler, nimetler devam eder, ta ki o korkutucu felaket habercisi olan ses, gürültü gelene kadar.

34-Yevme yefirru-lmer-u min e
îh(i)
-O gün, bir gündür ki kişi kaçar kardeşinden
-Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar
-Bir günkü o, kişi öz kardeşinden kaçar,

O ses, gürültü öyle korkutucudur ki kişi canının derdine düşer, öz kardeşlerinden bile kaçar.

35-Ve ummihi ve ebîh(i)

-Ve anasından ve babasından
-Annesinden ve babasından
-Öz annesinden, öz babasından,

Annesinden de babasından da

36-Ve sâhibetihi ve benîh(i)

-Ve eşinden ve çocuğundan.
-Eşinden ve çocuklarından
-Eşinden, oğullarından kaçar.

Eşinden ve evlatlarından da kaçar.

37-Likulli-mri-in minhum yevme-iżin şe/nun yuġnîh(i)

-Ve onların her birinin bir derdi var ki başkalarına bakmaya vakti bile yok.
-Her kişinin o gün kendine yetecek derdi ve meşguliyeti vardır
-O gün onlardan her kişinin, kendisine yetecek bir uğraşı vardır.

İşte o gün, herkes kendi can derdine düşmüştür, Panik içindedir.

38-Vucûhun yevme-iżin musfira(tun)

-Nice yüzler o gün parılparıl parlar
-Bazı yüzler o gün mutlulukla parıldayacak
-Yüzler vardır o gün, pırıl pırıl.

Ama amellerini Kuran’daki bilgilerle göre yapanların yüzleri ışıldar.

39-Dâhiketun mustebşira(tun)

-Güler, sevinir
-Güleç ve müjdelere sevinmiş durumda olacak
-Gülen, müjdelerle parıldayan yüzler.

İşte bu güzel insanlar panik yapmaz, neşelidirler.

40-Ve vucûhun yevme-iżin ‘aleyhâ ġabera(tun)

-Ve nice yüzler o gün tozlarla bulanır
-Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür
-Ve yüzler vardır o gün toza toprağa bulanmış.

Ama amellerini kuran bilgilerine göre yapmayanların yüzleri kapkara ve hüzünlüdür.

41-Terhekuhâ katera(tun)

-Üstlerine bir karalıktır çöker
-Onu da bir karanlık kaplayacaktır
-Tozu-toprağı da bir is bürümüştür.

Panik halindedir, umutları kalmamıştır.

42-Ulâ-ike humu-lkeferatu-lfecera(tu)

-İşte onlardır kâfirler, suçlular
-İşte bunlar hakkı örtbas edip, doğru yoldan sapan kimselerdir
-İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüğe batanlar.

İşte bunlardır, Kuran öğretilerine uymayanlar, hak yolundan sapanlar.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın